SİSİN İÇİNDEKİ NAMLU:
GİZLİ SAVAŞLARIN ŞİFRESİ
Havayı yırtan bir bombanın çıkardığı o sağır edici uğultuyu, beton binaları saniyeler içinde toza bulayan barutun genzi yakan kokusunu, enkaz yığınlarının altından yükselen o son çaresiz çığlıkları çok iyi bilirim.
Savaşın vahşi ama görünen bir geometrisi vardır; yıkılan bir duvarı, duran bir kalbi fotoğraflayabilirsiniz.
Fakat bugün insanlığı, özgürlükleri ve demokrasileri kuşatan en büyük tehdit, siperlerde ya da namlunun ucunda karşımıza çıkmıyor.
Bu yeni nesil cephenin kurşunu yok, tankı yok, geride bıraktığı dumanı tüten bir harabesi yok…
Sadece karanlık bir odada klavye başına geçmiş bir gölge, sahte bir gülüşün ardına gizlenmiş bir kimlik, sessizce çalışan bir kamera ve milyonlarca dolarlık kirli el sıkışmaları var.
İnsanlık ve hedef ülkenin toplumları, hiç ses çıkarmayan bir silahla vuruluyor.
Karanlığın Kolu: Black Cube
Her şey, sahnede maskelerin büyük bir gürültüyle düşmesi ve gazetecilik dünyasının en korunaklı kalelerinde yankılanan o sarsıcı araştırmaların yayımlanmasıyla başladı. Dünyanın en muktedir isimlerinin, kendi kirli geçmişlerini örtbas etmek ya da karşılarındaki büyük engelleri tasfiye etmek için fısıldayarak telaffuz ettiği ortak bir adres vardı: 2010 yılında Tel Aviv’de kurulan özel istihbarat örgütü Black Cube.
Dış dünyaya kendisini “hukuki ihtilaflar için veri toplayan, kanunlara saygılı sıradan bir araştırma kuruluşu” maskesiyle pazarlayan bu yapının arkasında, aslında devletlerin bile erişmekte zorlandığı devasa bir kurumsal hafıza yatıyor.
Tel Aviv, Londra ve Madrid gibi finans merkezlerinde üslenmiş olan şirketin 340’tan fazla uzmanının çok büyük bir kısmı, İsrail gizli servisleri MOSSAD, Shin Bet ve askeri istihbarat birimlerinin koridorlarında demlenmiş, operasyon yönetmiş emekli ajanlardan oluşuyor.
İngiliz The Guardian gazetesinin “MOSSAD’ın özelleştirilmiş kolu” olarak nitelendirdiği bu şebeke, her ne kadar bu tanımı reddetmek için kurumsal açıklamalar yayınlasa da ortaya dökülen her yeni skandal, bu tanımın ne kadar yalın bir gerçek olduğunu yüzümüze vuruyor.
Eski New York Times muhabiri Barry Meier’ın “Spooked” adlı başyapıtında altını çizdiği o tüyler ürpertici tespit gibi: “Bu yapılar politika, iş dünyası ve hiçbir şeyden haberi olmayan sıradan insanların yaşamları üzerinde orantısız, sinsi karanlık bir tehdit uygulamaya başladı.”
Maskeler ve Hainler: İlmek İlmek Dokunan 6 Küresel Kumpas
1. New York’ta Bir Sahte Dost: Çemberin İçine Sızan Gölgeler
2016 yılının sonlarıydı. New York basını, modern zamanların en büyük skandallarından birini patlatmak üzereydi ama henüz kimse fırtınanın ne kadar büyük bir enkaz bırakacağının farkında değildi.
Hollywood’un en kudretli ismi, Gangs of New York (New York Çeteleri-2002) ve Inglourious Basterds (Soysuzlar Çetesi-2009) gibi sinema tarihine damga vuran dev yapımların arkasındaki isim olan Harvey Weinstein, onlarca yıl boyunca sistematik olarak sürdürdüğü tacizlerin ve cinsel saldırıların üstünü örtmek, arkasındaki kirli izleri temizlemek için Black Cube ile el sıkıştı.
İşte o an, siber dünyanın en sinsi sızma operasyonlarından biri başladı.
Şirketin kadın ajanları New York sokaklarında aniden belirdi. Kendilerini “feminist aktivist” ya da “kadın hakları savunucusu” olarak tanıtıyorlardı.
Bu ajanlardan biri, Weinstein’a karşı sesini en çok yükselten “Conan the Barbarian” (Barbar Conan) ve “Grindhouse: Planet Terror” (Dehşet Gezegeni) gibi unutulmaz filmlerin oyuncusu Rose McGowan’ın çevresine girdi.
Haftalar hatta aylar boyunca McGowan’ın en yakınında durdu; onun dert ortağı oldu, güvenini kazandı.
Bir diğer ajan ise haberi ilk kez dünya gündemine taşımaya hazırlanan New York Times muhabiri Jodi Kantor’u hedef aldı; onunla da aynı maskeyle temas kurdu.
“Seth Freedman” adını kullanan bir başka ajan ise muhabir kılığına bürünerek taciz mağduru kadınlarla röportajlar yaptı, bilgi topladı ve her şeyi doğrudan Weinstein’a servis etti.
Bu olaylar sıradan birer iddia değil, Black Cube’ün tüm faaliyetleri tamamen doğrulandı.
Skandal patlak verip Ronan Farrow’un o Pulitzer ödüllü araştırması The New Yorker’da yayımlandığında, şirketin koruyucu duvarları yıkıldı.
Tam bu noktada, skandalın arkasındaki küresel elit ağının en karanlık halkası da deşifre oldu.
Şirketin danışma kurulu üyesi olan Prof. Asher Tishler, İsrail televizyonuna çıkıp tüm dünyanın gözü önünde “Kadınlara zarar verdiysek üzgünüz, bugün olsa bu işi almazdık.” diyerek bu karanlık ortaklığı açıkça itiraf etmek zorunda kaldı.
Bu itirafı yapan Asher Tishler, sıradan bir profesör değil; yüzyılın en büyük küresel şantaj ve fuhuş ağının mimarı olan, hapishanede şüpheli bir şekilde ölen Jeffrey Epstein’ın en yakın dostlarından ve uzun yıllar birlikte çalışmış iş ortaklarından biriydi.
Trump için de çalıştığı ortaya çıkan Black Cube’ün tepe yönetimindeki bu isim ile Epstein arasındaki yakın ilişki ve ortaklık bağları, şirketin sadece ticari bir istihbarat firması olmadığını, küresel güç elitlerinin kirli sırlarını koruyan sinsi bir şantaj ve koruma kalkanı olduğunu da tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu.
Weinstein’dan alınan kanlı paralar daha sonra mağdur kuruluşlarına bağışlandı ama geride kalan güvensizlik tortusu asla silinmedi.
2. Başkent Koridorlarında İtibar Suikastı
2017 ve 2018 yıllarında operasyonun rotası bu kez Washington D.C.’ye, yani doğrudan siyasetin kalbine döndü.
Dönemin ABD Başkanı Donald Trump’a yakın siyasi çevreler, Obama döneminde imzalanan tarihi İran nükleer anlaşmasını tamamen baltalamak istiyordu.
Anlaşmayı yırtıp atmak kolaydı ama bunu kamuoyuna meşrulaştırmak gerekiyordu. Bunun için yine aynı adresle iş birliği yaptılar.
Hedefte, anlaşmanın mimarları olan üst düzey diplomatlar Ben Rhodes ve Colin Kahl vardı.
Şirket bu isimleri yıpratmak için “Shell Productions” adında uydurma bir film yapım şirketi kurdu.
Paravan şirket kimliğiyle diplomatların ailelerine hatta Colin Kahl’ın eşine kadar ulaştılar. Sinsi e-postalarla ve sahte tekliflerle aile mahremiyetinin sınırlarını zorladılar.
Amaç, anlaşmayı imzalayan bu bürokratların hayatlarında bir açık bulup itibar suikastı düzenlemekti.
Nitekim Trump anlaşmadan çekildi. ABD Kongresi resmi soruşturma açıp belge talep ettiğinde ise karşılarında yine İsrail’in cevaplamadığı aşılmaz bir gizlilik duvarı buldular.
3. Sandık Başındaki Gizli El ve Rehin Alınan İradeler
Bir savaş fotoğrafçısı olarak seçim meydanlarındaki dezenformasyon kampanyalarını çok gördüm ama Macaristan’da tüm dünyanın tanık olduğu süreç, siber dünyanın bir demokrasiyi nasıl rehin alabileceğinin en net kanıtıydı.
Başbakan Viktor Orbán’ın iktidarını korumak istediği 2018 ve 2022 seçimlerinde, sahne arkasındaki ipleri yine Black Cube örgütü göğüsledi.
2018’de sivil toplum liderleri, lüks restoranlarda sahte kimlikli ajanlar tarafından ağırlandı. Karşılarındakinin kim olduğunu bilmeyen bu muhalif isimlerin konuşmaları gizlice kaydedildi.
Orbán, seçim meydanlarında bu ses kayıtlarını sallayarak “Soros’un adamları ülkemizi ele geçiriyor” propagandası yaptı ve seçimi kazandı.
2022’de ise oyun daha da büyüdü; Reuters ve LinkedIn’in iç soruşturmalarıyla kanıtlandığı üzere, şirket LinkedIn üzerinden sahte iş ilanları açtı.
12 muhalif gazeteci ve aktivist gizli kameralarla mülakat tuzaklarına çekilip sinsice kaydedildi.
Bu montajlı ve cımbızlanmış kayıtlar, seçimden önceki iki hafta boyunca hükümet medyasında sürekli yayımlandı.
İnsanlar sandığa ne izlediklerini bilmeden gitti ve buna seçim dediler!
4. Başbakanın Cebindeki Casus: Pegasus Kuşatması
İspanya’da yaşananlar, bu tehdidin sadece aktivistlerle sınırlı kalmadığını, bir ülkenin ulusal güvenliğini nasıl felç edebileceğini gösterdi. 2020 ve 2021 yılları arasında İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ve Savunma Bakanı Margarita Robles’ın telefonları, hiçbir iz bırakmayan “Pegasus” casus yazılımıyla hedef alındı.
İspanya Ulusal Mahkemesi belgelerine göre, Başbakanın telefonu tam 5 kez hacklendi ve içerisinden 2,5 gigabayt veri çalındı.
Bu, devletin en gizli yazışmalarının, fotoğraflarının ve stratejilerinin yabancı bir gücün eline geçmesi demekti.
EU Alive dergisinin Nisan 2026 tarihli raporu, bu siber takibin Yunanistan ve Kıbrıs ayaklarıyla paralel bir stratejiyle yürütüldüğünü ortaya koydu.
Ancak İspanya’da açılan dava, İsrail devletinin uluslararası hukuki talepleri ve mahkeme mektuplarını ısrarla yanıtsız bırakması nedeniyle Ocak 2026’da ikinci kez askıya alındı. Hukuk, bir devletin koruma kalkanına çarparak durdu.
5. Avrupa’nın Göbeğinde Egemenlik Suikastı
Avrupa Birliği’nin tam kalbinde, Yunanistan, Kıbrıs ve Slovenya ayaklarında yürütülen siber operasyonlar, uluslararası sistemin bu yeni tehdit karşısında ne kadar aciz olduğunu gözler önüne serdi.
Yunanistan’da ana muhalefet lideri Nikos Androulakis dahil 87 siyasetçi ve gazeteci “Predator” yazılımıyla adım adım izlendi.
Slovenya’da ise durum çok daha sıcaktı.
Seçimlerden hemen önce Başbakan Robert Golob, bu yapıların ülkeye sızdığını bizzat kamuoyuna duyurdu.
Durumu Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e yazarak, “Egemenliğimize ve demokrasimize doğrudan bir saldırı var” dedi.
Avrupa Parlamentosu raporlar hazırladı, öneriler sundu ama günün sonunda ne oldu biliyor musunuz? Hiçbir şey.
Avrupa Birliği, kendi üye ülkelerindeki bu açık egemenlik ihlallerine karşı bugüne kadar tek bir resmi yaptırım kararı bile uygulayamadı.
6. Yargıyı Teslim Alma Girişimi ve Suçüstü Sahnesi
Tüm bu operasyonlar içinde sistemin suçüstü yakalandığı ve maskesinin tamamen düştüğü tek bir yer oldu: Romanya. 2016 yılında, ülkenin en güçlü ve tavizsiz yolsuzlukla mücadele savcısı hedef tahtasına oturtuldu.
Amaç, savcı üzerinde psikolojik baskı kurmak, onu tehdit etmek ve yürüttüğü büyük yolsuzluk dosyalarından el çektirmekti.
Ancak bu kez evdeki hesap çarşıya uymadı.
Romanya emniyeti ve yargısı operasyonu deşifre etti.
Savcıyı yıldırmaya çalışan bir Black Cube çalışanı Romanya’da yakalandı, mahkeme önüne çıkarıldı ve kesinleşmiş hapis cezasına çarptırıldı.
Bu dava, parayı veren herkesin adaleti bir oyuncak gibi yönlendiremeyeceğinin, bu karanlık yapının da hukuka toslayabileceğinin tek somut ve cezai belgesi olarak tarihe geçti.
Türkiye’deki Metodik Benzerlikler ve Aynı Kalıp
Analiz Kaynakları: Reuters, Bloomberg, Foreign Policy, Soufan Center
Burada büyük ve net bir şerh düşmek, gazetecilik ahlakının gereğidir: Bu istihbarat şirketinin Türkiye’de doğrudan bir operasyon yürüttüğüne dair elimde belgelenmiş bir kanıt veya dosya bulunmamaktadır. Ancak bir savaş fotoğrafçısının tecrübesi bana şunu söylüyor: Dünyanın farklı ülkelerinde sahnelenen o kirli tiyatronun yol haritası ile bugün Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmeler arasında sarsıcı bir metodolojik benzerlik var.
Siyasi Sahnenin Yeniden Tasarlanması (2023 – 2026)
Muhalefetin Sandık Başarısı: 2023 sonunda CHP genel başkanlığına seçilen Özgür Özel liderliğindeki muhalefet, 2024 yerel seçimlerinde tarihi bir başarı elde ederek onlarca yıl sonra sandıktan birinci parti olarak çıktı. Muhalefet, yeniden seçim kazanma formülünü bulmuş gibi görünüyordu.
En Güçlü Rakibin Elenmesi: 2028 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçiminin en güçlü potansiyel adayı olarak gösterilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 2025 yılında yargı kararıyla hapis cezası alarak oyun planının dışına itildi.
Mahkeme Eliyle Gelen Değişim (21 Mayıs 2026): Bir Ankara mahkemesi, Özgür Özel’in seçildiği tarihi kurultayı iptal etti. Anayasa hukukçularının “hukuki dayanaktan tamamen yoksun” olarak nitelendirdiği bir kararla, partinin başına 13 yılda 13 seçim kaybetmiş olan eski lider Kemal Kılıçdaroğlu iade edildi.
Genel Merkezde Biber Gazı (24-30 Mayıs 2026): Mahkeme kararının ardından çevik kuvvet polisleri biber gazı kullanarak CHP Genel Merkezi’ne girdi ve seçilmiş yönetimi binadan çıkardı.
Hemen ardından Kılıçdaroğlu, parti içi rakiplerinin araçlarını “Satılık Haram Araç” afişleriyle sergiledi; ancak o araçların kendi döneminde alındığı ortaya çıkınca büyük bir iç kaos ve itibar kaybı yaşandı. Muhalefet tamamen donduruldu ve kendi içine gömüldü.
Dünyadaki Kalıplar Türkiye’ye Ne Anlatıyor?
Amerikan Foreign Policy dergisi (28 Mayıs 2026) bu durumu şu çarpıcı cümleyle özetledi: “Erdoğan muhalefeti kapatmak yerine çok daha zekice bir şey yaptı; onu kendi amaçları için kullanılabilir hale getirdi. Muhalefet artık parlamentoda var olacak, demokrasinin işlediğini gösterecek ama asla gerçek bir tehdit oluşturamayacak.”
Bu analiz, yukarıda anlattığımız küresel operasyonlarla birebir örtüşüyor:
Macaristan’da seçim kazanma potansiyeli olan aktörler sahte kimlikler ve sızdırılan gizli kayıtlarla itibarsızlaştırılmıştı; Türkiye’de ise bu durum doğrudan yargı kararları kgerekçesiyle ve polis müdahalesiyle yapıldı.
Araçlar farklı ancak muhalefeti içten felç etme yöntemi aynı…
Romanya’da yolsuzlukla mücadele eden savcılar hedef alınarak hukuk bir silah olarak kullanılmıştı, Türkiye’de ise anayasa ilkelerini hiçe sayan mahkeme kararlarıyla siyaset sahnesi yeniden dizayn edildi.
Masadaki Büyük Hesap
Bu siyasi mühendisliğin arkasındaki asıl amaç, sadece parti içi bir koltuk değişimi değil. Uluslararası ekonomi ve siyaset basınının (Bloomberg ve Soufan Center, Haziran 2026) dikkat çektiği üzere: Önümüzdeki günlerde Meclis’e getirilmesi planlanan anayasa değişikliği için iktidar bloğuna gereken 35 ek oy, tam da bu mahkeme kararıyla koltuğuna dönen Kılıçdaroğlu’nun yanındaki 27 milletvekili ve çevresinden rahatlıkla sağlanabilir. Hedef muhalefeti tamamen yok etmek değil; onu iktidarın ömrünü uzatacak bir aparata dönüştürmektir…
Gözleri Açık Tutma Zamanı
Geçmişte maruz kaldığımız hain FETÖ kumpaslarının o karanlık hücrelerinde geçen yılların, verilen o 12 idamlık hukuk mücadelemin ve çatışma bölgelerinde geçirdiğim otuz yılı yan yana koyduğumda bana ömrümün öğrettiği tek bir şey var: En büyük tehlikeler, kitlelerin “bize kadar uzanmaz” dediği o koyu ve sessiz anlarda gelir…
Black Cube ve türevleri kurşun sıkmıyor, bomba patlatmıyor.
Fakat doğru bütçe ve doğru hedefle, kitlelerin iradesini çalabiliyor, başbakanları dinleyebiliyor, gazetecileri susturabiliyor ve yargıyı diz çöktürebiliyor. Küresel güç dengeleri ve devlet korumaları, bu yapıların hesap vermesini neredeyse imkânsız kılıyor.
Bir savaş fotoğrafçısının ve gazetecinin tek bir misyonu vardır: Perde arkasında dönen oyunu, henüz kimse fark etmemişken olduğu gibi kadraja almak ve tarihe not düşmek. Görünmez silahlar, ancak sizi vurana kadar görünmez kalır. Bu yazı, o kurşun bizi vurmadan önce, gözlerinizi açık tutmanız için yazıldı.
KAYNAKÇA:
Uluslararası Basın: Reuters · Bloomberg (2 Haziran 2026) · Foreign Policy (28 Mayıs 2026) · Soufan Center (3 Haziran 2026) · The New Yorker (Ronan Farrow) · The Guardian / The Observer · Politico · NPR · Times of Israel · Euronews.
Resmi Belgeler ve Raporlar: İspanya Ulusal Mahkemesi Gerekçeli Kararları · ABD Kongresi Resmi İstihbarat Soruşturması Tutanakları · AB Parlamentosu Pegasus ve Predator Araştırma Raporu · Institude Turkey Haftalık Bülteni (25 Mayıs 2026).
Literatür: Barry Meier, Spooked: The Secret Rise of Private Spies (2021) · LinkedIn / Cyberwarcon Siber Güvenlik Konferansı Verileri.
Önemli Yasal Not: Black Cube şirketi tüm bu operasyonel iddiaları reddetmiş veya yanıtsız bırakmıştır. İsrail devleti uluslararası mahkemelerin hukuki yardım taleplerine yanıt vermemiştir. Bu makaledeki tüm veriler açık kaynaklardan ve resmi mahkeme kayıtlarından derlenmiş olup Türkiye’ye yönelik doğrudan bir Black Cube operasyonuna dair belgelenmiş bir kanıt bulunmadığı metin içinde açıkça belirtilmiştir. Sadece metodolojik bir karşılaştırma yapılmıştır.
Ali Özoğlu
Savaş Fotoğrafçısı
14 Haziran 2026


