Neoliberal Örümceğin Sistemi: Eğitim Değil Eleme!

Milli bir eğitim sistemimiz var mıdır?

Eğitim sistemimiz var mıdır?

Sistemimiz var mıdır?

Soruyu kırpmıyoruz aslında ya da soruların sayısını artırmıyoruz. Her soru birbirinin cevabıdır, son sorunun cevabı ise “evet”tir.

Sistemimiz, neoliberal dünyanın Post-Orta Çağ hedefiyle uyumlu vahşi kapitalizm sistemidir. Bu sistemde ibadet, çılgınca tüketimdir. Bu sistemde vatandaşın yerinde sömürülmeye razı sendikasız işçi, sendikaların içinde siyaset eli, bürokrasinin yerinde şirketokrasi, devletin yerinde holdingler, holdinglerin derininde ise bankalar vardır.

Devletimizin parasının bankada rehin olduğunu söylemek ölümcül bir suçtur. İktidarsanız geçmiş olsun, iktidar potansiyeliniz varsa milletimizin başı sağ olsun.

Böyle bir sistem içinde eğitim sistemi olmaz; çünkü eğitim sisteminin amacı insan yetiştirmektir.

Eleme sistemi bambaşka bir sistemdir. Eleme sisteminde at yarışı gibi yarıştırılarak yetiştirilenler, çocukluklarını ve gençliklerini bu sistem içinde heba ediyorlar.

Eskimiş, pörsümüş argümanlarla dolu bir eğitim anlayışımız vardır.

Bir taraftan sanayinin ülke kalkınmasındaki etkisini konuşuruz, diğer taraftan sanayiyi mitolojik bir cehennem gibi anlatırız:

‒ Çalışmazsan sanayiye gidersin!

‒ Hocan haklı, çalışmazsan sanayiye gidersin!

Sanayiye dönüp bakarız:

‒ Ustamız bizi böyle yetiştirdi, para konuşmak yok! İstersem döverim! Çok çalış, az kazan, şükret!

Ezilmeyi daha baştan kabul eden ya da çok çalışmayı, emek vermeyi, ter dökmeyi ezilmek olarak gören bir anlayışa eğitim denilebilir mi?

Memleketi iyileştirmek istiyorsak her alanda insanı iyileştirmeliyiz. Sömürü düzeninde insan yetişmez. Haksızlığa uğradığında tepki gösteremeyen veya kapıyı çarpıp çıkamayan kişi kendini iyi ve güvende hissedemez.

Devletin varlığı, insanın kendini çaresiz hissettiği anda anlaşılır.

Devlet, savaştan savaşa hatırlanan ve barış zamanında sömürülmek üzere kullanılıp kaldırılacak bir put değildir.

Milli değerler, vatandaşı uyutmak için değil yetiştirmek için vardır.

Bir başka argümanımız ise “Çağ, teknoloji çağıdır. Çocukları telefondan, bilgisayardan uzaklaştırmayalım.” şeklindedir.

Bunu genelde ebeveyn söyler. Bu, üstünden sorumluluk atma yoludur.

Her çocuk teknolojiye yatkın olmak zorunda değildir. Teknolojiyi kullanmakla yazılım geliştirmek çok başka şeylerdir.

Daha bunun ayırdına varamıyoruz.

Tüketim çağında yok diye bir şey yoktur.

Borç içinde yaşamak olağan hale geldiğinden her şeye kolayca ulaşabilen çocukların “Okumazsan…” diye başlayan uyarılara kulak asacağını sanıyoruz.

Biraz daha borçlanıyoruz, bir telefon alıyoruz. Belki bir yıl sonra sadece “üst model” olarak geçtiği için yenisi istenecek ve onu da alacağız.

Varken bile “yok”u bilmek gerekir.

Öğrencilerin uyku düzeni yoktur. Az uyuyan da çok, çok uyuyan da çok.

Beslenme düzeni, az denetlenen ama çok tüketilen gıdanın kalitesizliği, düzensiz uyku derken öğrenme güçlüğü açısından Afrika’nın yoksul ülkelerine yaklaşacağız. Belki de çoktan Afrika’dayızdır.

Etrafı danışman ordusuyla çevrili, kendisi halktan uzakta duran hiçbir siyasetçinin bu gerçekleri görmesine imkân yoktur.

Onlar Türkiye’yi kendi çevrelerinden ibaret sanıyorlar.

Bir kısmı ise neoliberal dünyanın mimarlarına hak verip kendilerini soylu kişiler olarak görüyorlar. Dolayısıyla halka sürü muamelesi yapıyorlar.

Yetişmiş insanlar milleti, kafası boşaltılmış insanlar sürüleri oluşturur.

Elbette nicelikle muzaffer olunmaz ama nicelikle mağlup olunabilir.

Türkiye, sivil örümceklerin boş fakat süslü söylemlerle ördükleri ağı parçalayıp Kemalizm’e dönmek zorundadır.

Eğer bu ülkenin basını ve medyası bağımsız olsaydı, Asya’yı uyandırmakta olan Mustafa Kemal aklını daha iyi görebilirdik.

Ne yazık ki alt metinde tüketmeyi, tükenmeyi telkin eden yayınlarla kasvet dolu bir dünya izlemeye devam ediyoruz.

Söz konusu eğitim olunca kendini yetiştirmek bedavadır.