Yeni Despotlukta Cezaevi ve Saray
Yeni despotluklarda cezaevileri birer terbiye yuvası oluyor. Okullardan, sanat dünyasından, siyasetten, üniversiteden, belediyeden, sokaklardan ve her yaştan insan akın akın cezaevlerine koşuyor.
Sokaklardan gelenler mutludurlar. Geliyorlar, bağlantılarını geliştiriyorlar, racon ve birkaç numara öğreniyorlar, gururdan gözleri dolan boş beyinli ebeveynleriyle yaptıkları görüntülü konuşmalarda hasımlarına selam gönderiyorlar.
Ayrı ayrı gelen çete oluyor, çete olarak gelen mafyaya terfi ediyor, en kısa sürede mezun olup sevenlerine tamamen kavuşuyor.
Siyasetten ve belediyeden gelenler şanssızdırlar. Son derece kötü namlı bir dünyadan gelmenin dezavantajını yaşıyorlar. Suça koşturan çocuklar kadar şanslı değiller. Aileleri görüşmeleri zordur hatta ailelerini görebilmeleri için atılı suçları kabul etmeleri şarttır.
Yeni despotluk düzenini tehdit etmeyenler ve düzeni tehdit edenlerin aleyhine konuşmayı tercih edenler, terbiyeyi tamamlayıp mezun olmayı başarıyorlar.
Sanattan, üniversiteden gidenler çok daha şanssızdırlar. Bağlantıları zayıftır, medyada ve basında yer bulmakta zorlanıyorlar ama basını, medyayı kontrol eden gizli güçlerin adamı ilan ediliyorlar. Durumlarını anlatmaları çok zordur.
Gençlerin ailelerine haber veriliyor. Vahşi kapitalist düzende aile, çocuklar sokağa indiği zaman hatırlanır. Sanatçı ise muhalefet etmediği sürece özgürdür. Onun da terbiyesi tamamen susturulunca tamamlanıyor.
Kafasının içinde özgür olan insan, hücrede de özgürdür. Kafası, ruhu esir olan insan; köşkte yaşasa yine esirdir.
Yeni despotlukta cezaevleri terbiye yuvasıysa saraylar gerçek cezaevleridir.
Sarayda insan ruhları esirdir.
Bir sıradan vatandaşın gözünden sarayın ihtişamı, görenleri etkilemek içindir.
Saray sahibi için sarayların ihtişamı, karşısındakinin ruhu esir etmek içindir.
Güler yüzlü görevliler, açılan kapılar, cömertçe ikram edilen yiyecek ve içecekler, rahat koltuklar, yüksek tavanlar…
Ruhunu olgunlaştırmadan saraya giden bir kimse, saraya nasıl girdiyse öyle çıkamaz.
Bu yüzden milletin davasını üstlenen bir kişi, karakter bakımından kendini yetiştirip zihnini sağlama almadan hiçbir sarayda hiçbir davayı temsil edemez.
Siyasi partiler ise iktidara gelmek için vardır. Kesin ve nihai amaç iktidara gelmektir. İktidara gelmeyi değil seçimi etkilemeyi hedefleyen parti ise parti değildir, saray aparatıdır.
Kendi kişiliğine inanmayan, kendi azmine güvenmeyen adamların liderlik davası tamamen tiyatrodan ibarettir.
Davasına inanan, ona iktidarı layık görür.
Sürekli olarak imkânsızlıktan bahseden bir lider, sürekli olarak maddiyatsızlıktan şikâyet eden bir baba gibidir. Böyle bir baba nasıl evladını eziyorsa böyle bir lider de kendisine inananları kaybeden taraf olmaya alıştırıyor.
Görevi budur çünkü.
Uzun sözün kısası…
Despotlukta terbiyeyi cezaevi verir, saraylar ise esarethanedir.


