Caligula Yetiştiren Düzen
Bir milleti savunmasız bırakmak için mutlaka o milletin ordusuyla uğraşılması gerekmez. Bir milletin güvenlik kurumları güçlüyken de savunma zaafiyeti yaşanması mümkündür. Bu zaafiyeti yaratmak için meslek gruplarının itibardan düşürülmesi yeterlidir. Vatanın güvenliği, huzuru, ilerlemesi için birbiriyle bağlantılı her halkanın güçlü olması gerekir.
Söylem bazen en güçlü silahlardan daha etkili olabilir. İnsan, silahı gördüğü zaman kendini savunmayı ya da kaçmayı düşünebilir ama zihnine yerleştirilen söylemleri, bu söylemlerin kendi psikolojisi üstündeki etkisini fark etmesi zor olabilir.
Yıllarca televizyonlarda, gazetelerde yanlış söylemlerle haber verildiğine şahit olduk. Sabah bülteninde “sapık öğretmen” başlıklarıyla uyandık, akşam bülteninde “tacizci asker” başlıklarıyla günü kapattık. Gözümüz gazeteye ilişti, “dolandırıcı mühendis” haberi gördük; sayfayı çevirdik, “eşini döven doktor”u okuduk.
Okuduğumuz haberler, birçoğumuzun zihninde zaman içinde şüphe kurtçukları yarattı. Bu kurtçuklar büyüdü ve güvensizliğe döndü. Güvensizlik yayıldı, toplum “korku” tarafından bir kez daha ısırıldı. Hastalar, doktorlara karşı isyankâr oldu; veliler, öğretmenlerin patronu olduğunu düşünmeye başladı. Kapı komşularımızı tanımıyoruz, bazen park yeri için birbirimizi vuruyoruz. Akrabalarımızla araya siyasette kimin haklı olduğuna dair bir soğukluk giriyor.
Şanlurfa ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen olaylarda çeşitli meslek gruplarının itibarsızlaştırılması da etkilidir. Toplumu tehlikeye atan bir olayı ne gerçekleşmeden önce ne de gerçekleştikten sonra engellemek mümkün oluyor.
Olay gerçekleşir, bir vatandaşımız ya da güvenlik görevlimiz canı pahasına insanları korursa “kahraman” ilan edilir. Ortada kahraman ilan edecek kimse yoksa bu sefer cadı avına çıkılır, canımıza ve bekâmıza kastedenler her taşın altında aranır. Birkaç memur ceza alır, şahin bakışlı bakanlar “Gereken yapılacak.” mesajı verir, olay kapanır.
Yetkisizlik, etkisizlik doğuruyor. Kullanmaktan çekinilen yetkilerse facia doğuruyor. Kıytırık sivil toplum kuruluşları bağırıp çağıracak diye birçok insanın ölümüne göz yummak, mağduru şovmen ilan edip katili allayıp pullamak da faciayı kıyamete çeviriyor.
Fakir Baykurt’un “Onuncu Köy” romanını okuyanlar, oradaki “Öğretmen”i tekrar gözden geçirsinler. Zengin ve güçlü bir ağanın doğrudan üstüne gitmekten çekineceği öğretmenler, sadece Cumhuriyet’in ilk yıllarında mı gerekiyordu?
“Direnenlerin, dayananların romanı” olarak bilinen “Onuncu Köy”ü gerçek olarak hayal etseydik, öyle zannederiz ki İstanbul’dan daha kalabalık olurdu. Tüm direnenleri, dayananları, Türkiye’ye hizmet etmek isterken oradan oraya savrulanları bulacağımız köy Onuncu Köy olurdu çünkü.
Bütün canlılar yaşamayı, yaşayacak olanları çoğaltmayı ister. Dolayısıyla bütün canlılar, güvende olmak ister. Güvende olmak için tecrübe ve bilgi sahibi olması gerekir.
Demek ki eğitim, kutsaldır. Öğretme işi ve öğrenme işi de kutsaldır. Öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz bizim ışık kaynağımızdır. Çocuklarımızın okul bahçelerinde, sokaklarda yükselen sesleri neşe kaynağımızdır. Onların güvende olması da tüm vatandaşların görevidir.
Çocuklarımızı güvende tutmak, sadece fiziksel bir görev olarak düşünülmemelidir. Bilgisayar oyunlarını suçlu ilan etmek yerine “4chan” vb. sitelere odaklanılmalıdır. Bu sitelerde çocuk pornografisinden şiddet içeriklerine kadar birçok zararlı unsurlara rastlamak mümkündür. Hatta bu platformlardaki anime tarzı çizimler incelendiğinde çok cinsiyetli, çarpık ilişkileri bulunan karakterlere rastlanacaktır. Kahramanmaraş’taki caninin arkadaş grubundaki tuhaflığa dikkat edilmelidir.
Çeşitli kanallar aracılığıyla bu tip sitelere erişim sağlanacağı için yasaklamak yeterli çözüm olmayacaktır. Ayrıca bu tip sitelerin tamamı yasaklanmak yerine özel istihbarat birimlerince takip edilmelidir. Birtakım sivil toplum kuruluşlarının yeraltına çekilmesindense resmiyet kazanması neyse bu konuya da böyle yaklaşılmalıdır.
“Palantir” (Gören Göz) gibi şirketlerin tanrı olmaya kalktığı bir zamanda bizim de gözlerimizi dört açmamız gerekiyor.
Yasaklamak tek başına çözüm olmadığına göre bu noktada da en büyük görev ebeveyne düşüyor.
Öğrenciler gözlemlendiği zaman ilkokul çağındaki çocukların bile pek çoğunun uyku düzeninin olmadığını, geç saatlerde uyuduklarını göreceksiniz. Bu durum hepsinin zihinsel ve fiziksel etkinliğini olumsuz etkiliyor. Bugün zararını görmeseler bile yarın görecekler. Oysaki anne-babaların da bir kısmı Tiktok denen platforma kapılmış durumdadır.
Pek çok veli şunu söylüyor: “Çocuk telefon istiyor, vermeyince ağlıyor. Ne yapalım?”
Telefon vermemeye devam edin veya telefondaki uygulamaları kontrol altında tutun. Uyku saatlerini geçirmeyin, düzenli uyku uyumalarını sağlayın. Yasakçı olmayın ama gevşemeyin. Öğretmenlere karşı katı ve üstten bakan tutumunuza harcadığınız enerjiyi iyi birer anne-baba olmaya harcayın.
Gelelim olmayan eğitim sistemine…
Öğrenci merkezli eğitim, öğrencinin öğretmenle alay edip onu kayda aldığı eğitim değildir. Öğretmenlerin, rehberlik birimlerinin yetkileri artırılmalıdır. Zorba olduğu için okuldan atılan öğrencilerin sayısı artarsa bu durumu yaşamak istemeyen anne-babaların sayısı da artacaktır. Okumayan öğrenci, parlak öğrencinin önünü kapatmamalıdır.
Bir insanı iyi bir şey için bile olsa zorla bir yerde tutmak, o insanda yalnızca nefret duygusu yaratacaktır. Okullarda bu nefretin hedefi ise öğretmenlerdir.
Son olarak yöneticilerimize gelelim.
Çok dahice çözümler üretiyorlar. Ürettikleri çözümlerdeki deha, memlekete dair hiçbir şey bilmediklerini kesin olarak göstermelerinden başka bir şey değildir. Diyorlar ki: “Öğretmenler greve gidiyor, vurulan polisler gidiyor mu?”
Burada iki şeyi söylemek gerekir:
Birincisi, öğretmenin ve öğrencinin silahlı eylemlerle işi yoktur. Öğretmen de öğrenci de okula güvenle gitmelidir. Bir an bile Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki gibi canice olayların yaşanabileceğini düşünmemelidir.
İkincisi, kendini nüfuzlu sanan herkesin baskısını çeken polisler çoktan greve gitmeliydiler. Ayrıca açılımlar, saçılımlar sırasında vuruldukları zaman bunda dahli olanlara tepki göstermek ve greve gitmek de haklarıdır.
Ama ne diyordu bir hanımefendi 90’larda, hatırlayalım:
“Son Sosyalist devlet de yıkıldı.”
Türk ulusuna ulus olmayı, Türk vatandaşına vatandaş olmayı çok gören vahşi kapitalist düzende terör eylemlerinden çok grevler hedef alınıyor.
Cumhuriyet, Marcus Porcius Cato yetiştirir. Cumhuriyet esir alınınca Caligulalar ortaya çıkar. Erdemli olunca imparatorlar bile Marcus Aurelius gibi olur, cumhuriyet erdemlerine saygı duyar ama erdemsiz olunca ilk olarak cumhuriyet satılıyor.


