BEN O KURT KAPANINDAN SAĞ ÇIKTIM, KOZİNOĞLU ÇIKAMADI!

Ergenekon kumpasında 12 kez idamla yargılanıp 6 kez ağırlaştırılmış müebbet almış, Silivri tecrit hücresinde yıllarını bırakmış biriyim. Bizleri; FETÖ’nün sahte delilleri, sahte gizli tanıkları, kalleş dijital kumpasları ve satılık kalemlerin manşetleriyle diri diri mezara gömmek istediler.

Dışarıda haysiyet cellatlığı yapanlar, içeride ise zamana yayılmış sinsi bir kurt kapanı kurdular.

Aynı koridoru paylaştığımız dava arkadaşım MİT Başmüşaviri Kâşif Kozinoğlu’nun 12 Kasım 2011’deki şüpheli vefatından sadece 15 gün sonra, ben de aynı ölümcül tezgâhın içine çekildim. O tecritten mucize eseri sağ çıkabilmiş bir tanık olarak doktorsuz ambulanslarla, kilitli ring araçlarıyla ve “prosedür” maskesi arkasında Kozinoğlu’nun nasıl ölüme terk edildiğini dakika dakika kaydettim.

Bugün yeniden açılan soruşturma dosyasının ve milletimizin vicdanının önüne, 7 Ocak 2012’de hücremde kaleme aldığım bu tarihi feryadı koyuyorum.

İhmallerin, kasıtlı gecikmelerin ve o ölümcül kurt kapanının anatomisi aşağıdadır. Ben o tezgâhı bizzat yaşadım; susturamadılar, unutmadım, unutturmayacağım!

Ali ÖZOĞLU

15/09/2026

***

KUSURSUZ CİNAYET YOKTUR!

KOZİNOĞLU’nun Ölüm Yolculuğu…

5 Aralık 2011 tarihinde Aydınlık gazetesinin, 27 Kasım 2011 Pazar günü Silivri 1 No’lu Cezaevinde yaşadığım sağlık skandalını haber yapması üzerine, Silivri Savcılığınca cezaevi kamera kayıtlarının incelendiğini öğrendim.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in Silivri Cezaevine geldiği gün hücremdeki televizyonun alınması talimatını vermesine ve hatta kantin alışverişlerimizin bile bakanlıkça anbean izleniyor olmasına karşın, sağlık skandallarını gazetelerden öğreniyor olmalarını neyle açıklamalı, bilemiyorum!

Savcılığın kamera kayıtlarını izleyerek göremediği bu vahim ihmal ve skandalı (buna ölümcül hata da diyebiliriz), birazdan okuyacaklarınızda sizler de çok rahat göreceksiniz.

Kamuoyu şeytanın “gör” dediğini görsün istiyorum.

Rahmetli Kâşif Kozinoğlu, kaldığım hücreyle aynı koridordaki koğuşta kalıyordu, aynı davadan yargılanıyorduk ve ziyaretçi arkadaşımdı. Ölümü hepimizi fazlasıyla üzdü.

Üzülüyoruz ama kör ve korkak değiliz!

Kozinoğlu’nun 12 Kasım 2011 Cumartesi günü çıktığı ölüm yolculuğuna, 15 gün sonra -27 Kasım 2011 Pazar günü- bu kez ben çıktım. Kozinoğlu’nun ölüme varan yolculuğunda neler yaşadığını tek tek tespit ettim. İnsanların, yasa dışına çıkılmadan da kurt kapanına nasıl düşürüleceğini en somut hâliyle gördüm!

Kozinoğlu’nun ölüm yolculuğu saat 18.15’te kalbindeki rahatsızlık ile başlıyor. 18.17’de acil yardım butonuna basılıyor ve infaz koruma memurları 18.35’te Kozinoğlu’nu koğuştan çıkarıp mahkûm kabul bölümüne götürüyorlar.

Bahsi geçen yerdeki revir denilen odada yalnızca bir masa ve bir sedye bulunuyor. Hepsi bu kadar.

Tıbbi atıkların depolanacağı bir alanı dahi bulunmayan bir cezaevinden ne beklenebilir? Üstelik bunların bulunması yasal bir zorunluluktur.

“Kozinoğlu mahkûm kabuldeki revire alındı…” diyen Adalet Bakanı da yalnızca laf olsun diye konuştu.

Hafta sonu veya saat 17.00’den sonra bir yeriniz kesilse, pansuman için tentürdiyot ya da oksijenli su dahi bulamazsınız.

Kalp rahatsızlığı şikâyetiyle koğuştan çıkarılan Kozinoğlu işte buraya götürüldü ve bekletildi!

Gelelim 27 Kasım 2011 Pazar gününe:

Saat 17.00’de şiddeti anormal şekilde artan bir kalp çarpıntım başladı. Nefes alışlarım düzensizleşmeye ve takatim tükenmeye başlayınca saat 18.30’da acil yardım butonuna basarak görevlileri çağırdım.

Doktor ve sağlık görevlisi bulunmadığı için görevliler tansiyon aletini alıp geldiler; ancak tansiyon ölçmeyi bilmedikleri için tansiyonum ölçülemedi. Durumumun ciddi olduğunu belirterek kalp rahatsızlığımın iletilmesini ve 112 Acil Servise haber verilmesini istedim.

18.38’de yanımdan ayrılan görevliler, 18.55’te tekrar gelip beni hücremden aldılar ve mahkûm kabul bölümüne götürdüler.

Adalet Bakanının “revir” dediği yerde tek başıma beklemeye başladım.

19.30’da nihayet bir araç geldi.

112 Acil Servis ambulansı beklerken, tam 35 dakika bekletildikten sonra iç aydınlatması dahi çalışmayan cezaevi ring aracı geldi!

Kalp rahatsızlığı geçiren bir hasta için ambulans çağırma gereği dahi duyulmamıştı!

Kozinoğlu da aynı yerde, aynı süre boyunca ambulans bekledi.

Kozinoğlu 18.35’te koğuştan alındı; 19.30’da yani yaklaşık 55 dakika sonra Silivri Devlet Hastanesine ulaştığında hayatını kaybetmişti.

Ben ise 18.55’te hücremden alındım ve ancak 20.05’te, yani tam 1 saat 10 dakika sonra hastaneye ulaştırılabildim.

Peki Kozinoğlu’nu ölüme, beni ise ölümün kıyısına sürükleyen bu 55 dakika ile 1 saat 10 dakika arasında neler yaşandı?

Mahkûm kabul dedikleri yerde, ambulans gelecek diye 20 ile 35 dakika arasında bekletildik.

Kozinoğlu’na doktorsuz bir ambulans, bana ise ring aracı gönderildi.

Gelen araçtaki jandarma personelinin doldurması ve imzalaması gereken evraklar için 5 dakika…

Böylece 25 dakika çoktan dolmuştu!

1 No’lu Cezaevi ile Kampüs Sağlık Ocağı arasındaki mesafe 400 metredir ve buraya ulaşmak 5 dakika sürer.

Geçti 30 dakika!

Mesai gün ve saatleri dışında, 10 bini aşkın tutuklu ve hükümlünün bulunduğu kampüste yalnızca tek bir nöbetçi doktor kalıyor.

27 Kasım 2011 Pazar günü kalp rahatsızlığıyla götürüldüğüm sağlık ocağında o gün ortopedi uzmanı nöbetçiydi.

Bir gün önce gitseydim kadın doğum uzmanına denk gelecektim.

Kadın doğum uzmanına da ihtiyaç duyulabilir elbette ancak unutulmamalıdır ki Silivri Cezaevi Kampüsünde kadın cezaevi bulunmamaktadır!

Kozinoğlu’nun sevk edildiği 12 Kasım 2011 günü kampüsteki nöbetçi doktorun uzmanlık alanı neydi?

Söz konusu uzmanlık alanlarındaki nöbetçi hekimler, kalp krizi geçiren bir hastaya nasıl ve hangi imkânla müdahale edebilirler?

Dolayısıyla kampüs sağlık ocağına girişiniz ve Silivri Devlet Hastanesine sevk işlemleriniz en az 20 dakikanızı alır.

Buraya kadar zaten 45-50 dakikanızı tükettiniz!

Kalp krizi geçiriyorsanız, hayatta kalmanızı sağlayacak en kritik zamanı ve şansınızı kaybettiniz demektir.

Şayet hâlâ hayattaysanız, ambulansın sağlık ocağına gelmesi 8 ila 10 dakika sürer. En iyimser tahminle 5 dakikada geldiğini varsayalım.

55 dakika geride kaldı ve siz henüz hastaneye ulaşamadınız!

Kampüs ile hastane arasındaki mesafe 7 kilometredir. Ambulans bu mesafeyi 8 ila 10 dakikada katetmektedir.

Kozinoğlu hastaneye yaklaşık 55 dakikada ulaştırıldı.

Ben ise ancak 1 saat 10 dakikada varabildim.

Kalp krizinde ilk 15 ila 30 dakika içerisinde uzman müdahalesi yapılamazsa hayatta kalmak bir mucizedir.

Oysa 112 Acil Servis ambulansı doğrudan cezaevine gelmiş olsaydı, hastayı alır ve kampüs sağlık ocağına hiç uğramadan direkt Silivri Devlet Hastanesine sevk ederdi. Böylece hastaneye 8-10 dakika içerisinde ulaşılmış olurdu.

Kozinoğlu kalp krizi geçiriyorduysa, hayatını kaybetmesi için gereken tüm vakit ihmallerle tüketilmiştir.

Bu gecikmenin sorumlusu kimdir?

Kalp rahatsızlığımız bilinmesine rağmen neden doktorsuz bir ambulans ve ring aracı gönderilmiştir?

Tam teşekküllü bir ambulansın çağrılmasına kimler engel olmuştur?

Cezaevi Savcısı veya Kozinoğlu soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı, çağrılan ambulansa vakanın ne şekilde bildirildiğini tespit etmek amacıyla 112 Acil Çağrı Merkezi ve cezaevi telefon kayıtlarını incelemiş midir?

Nöbetçi müdürlerin, başgardiyanların ve cezaevi dâhilî telefonlarının kayıtları alınmış mıdır?

Cezaevi nöbetçi müdürü ve başmüdürü, böylesi acil bir durumda yaşanacak bir gecikmenin ölümle sonuçlanacağını bildiği hâlde bu ağır sorumluluğu neden ve niçin üstlenmiştir?

Cumhuriyet savcılarına, Adalet Bakanı’na ve en üst düzey görevlilerinden birini kaybeden Milli İstihbarat Teşkilatına soruyorum:

28 Şubat 2011 ile 27 Kasım 2011 tarihleri arasını kapsayan cezaevi sabit hat, dâhilî hat ve idari personelin cep telefonu kayıtlarını mahkemeye getirtip incelemediğiniz sürece Binbaşı Kâşif Kozinoğlu’nun ölümünün aydınlığa kavuşacağına gerçekten inanıyor musunuz?

Normal şartlarda 10 dakikada ulaşılabilecek bir hastaneye 55 dakikada sevk edildiği için yolda hayatını kaybeden bir insanın durumuna cinayet demeyenler, susanlar ve bu olayı unutanlar vicdanen rahat mıdır?

Üzgünüm ama ben cinayeti gördüm.

Ve benzer bir kaderi paylaşmak, bizler için de kaçınılmaz ve an meselesi görünüyor.

Kasıtlı gecikmelerle hastaneye sevk edilirken yolda ölürseniz, Adli Tıp raporlarına “Şüpheli hiçbir ize rastlanmadı, eceliyle öldü” denilerek kaydedilirsiniz!

Ali ÖZOĞLU

1 No’lu L Tipi Cezaevi

B-3 Üst Tecrit Hücresi

SİLİVRİ

07.01.2012