Yüzeysel tarih, basit tarihtir. Ayrıntılara girmeyi seven bir toplum değiliz, az düşünüp çok konuşmayı tercih ediyoruz. Bizim kulaklarımıza göre ağız olanlar, bizim gözlerimize göre kalem olanlar; bize çocuk masalları anlatıp duruyorlar.
Düşünce seviyesi de hep çocukluk seviyesinde kalıyor. Düşünmeye devam eden gençler, düşünmeyi ortaokulda bırakmış ihtiyarlara hayret ediyor.
Bazı konulara bakış açımızı değiştirmek için önce o konularla ilgili bazı gerçekleri doğru anlamamız gerekir. Bildiğimiz çoğu şeye tersten bakmak zorundayız; bu, bizim acı gerçeğimizdir.
Mesela Osmanlı ıslahatlarını ve Kemalist devrimin inkılaplarını ele alırken Batı’yı yerleştirdiğimiz konum, kendi düşmanlarımızı put seviyesine çıkarmaktan başka bir şey değildir.
Batı bizim reformlarımızın denetçisi, teşvikçisi, koruyucusu olmamıştır hiçbir zaman. Doğrusu Batı’nın ya da herhangi bir medeniyetin böyle bir zorunluluğu da yoktur.
Başkalarını kendimizden çok önemsemek, ezilenlere ses olmakla karıştırdığımız bir şeydir.
Batı, demokrasinin beşiği değildir. Düşünce, bilim ve teknoloji alanında birçok ilerlemeye katkıda bulunan insanlar vardı. Bu, Napolyon’u cumburbaşkanı yapmaz. Onu imparatorluk hayalinden, ıslahatlar yapmakta olan Osmanlı’nın elinden Mısır’ı alma hedefinden alıkoymaz.
Bir devletin imparatorluk oluşu, o devleti teknik gelişmelerden yoksun bırakmaz. İngiltere topraklarında güneş batmayan imparatorluk değil miydi? Belçika, Hollanda gibi ülkeler koloniler kurup bilhassa Afrika’da vahşi kıyımlara girişmekten kaçınıyor muydu?
III. Selim zamanında birçok ıslahat yapıldı. Onu tahttan indirenler, “Efreng gibi giyinmeyiz.” diye isyan ediyordu.
Bize anlatılan tarihe göre, Napolyon’un Selim’i bağrına basması ve Mısır’ın zaten medeni olacağını düşünerek bizimle savaşmaktan vazgeçmesi gerekirdi.
Hoş, Kavalalı’dan sonra Mısır’ın İstanbul’dan daha medeni olduğunu düşünmek de yanlış olmazdı.
Kafa karışıklığımız şuradan kaynaklanıyor: Bir kısmımız Batı’yı Afrika, Amerika, Polinezya’da yaptığı katliamlarla anarken diğer bir kısmımız Batı uygarlığının insanlığa katkısını dile getiriyor.
İki taraf da haklıdır.
Evet, Batı’da insanlığa katkı sunan düşünürler ve bilim insanları çokça çıkmıştır. Ancak bunların Batı kaynaklı bir deyişle karanlığın içinden yıldızlara doğru yol aldıklarını unutursak gerçeği de gözden kaçırırız.
Biz, kafası çalışan adamı idam ettik. İdam ettiğimiz adamın ürettiği fikri ya da getirmek istediği yeniliği de onunla beraber tarihe gönderdik.
Batı, itaat etmeyen düşünürleri tutukladı veya astı. Ancak onların kafasından çıkanları mevcut otoriteye, yani monarşilere ve sonra kapitalistlere mâl etmeyi bildi.
Batılı devletler Fransız İhtilali’ni bağrına mı bastı?
Yoksa oradan yayılacak olan zararlı fikirleri monarşiler için tehlike şeklinde algılayıp Fransa’ya savaş mı ilan etti?
Fransız İhtilali, insan yetiştirdi. Yetişen insanların fikirleri başka memleketlerde filizlendi. Batı emperyalizmi bir süre sonra bunu dahi kontrol altına almıştır.
Emperyalizm gerçekten de kapitalizmin son aşamasıdır.
19. yy.dan itibaren hanedanların ve iş adamlarının fotoğraflarını inceleyin, giderek sadeleşen tarafın ve giderek görkemi artan tarafın hangisi olduğunu göreceksiniz.
Ülkeleri bir gölge gibi yönetenler, örgün eğitimden bilimsel ve teknolojik gelişmelere kadar her şeyi kendilerine mâl etmeyi başardılar.
Gayrımeşru bir çocuk olarak neoliberalizmi dünyaya getirdiler.
Neoliberalizm önce Avrupalı veya Amerikalı istihbaratçılar Türkiye hakkında kitap yazınca, röportaj verince yapmacık bir hayranlıkla dinleyen ve Türk subayı konuşunca çığırtkanlık yapan liboşları sahneye koydu.
Şimdiyse küçük çaplı elitleri kukla olarak oynatıp şirketleri aile yapma tiyatrosu oynatıyor.
“Sadık olma”, diyor; “evliysen bağlanma”…
18 saat çalış, kendini şirkete ada, cebimi doldur, ailen de hayatın da ben olayım. Diline iki kelime İngilizce kavram dolayan, ilkel kast sistemini modernizm altında dayatıyor.
İnsana gezme, eğlenme, öğrenme imkânı tanımayan her iş gerçekte köleliktir.
Başa dönelim.
Tarih algımızla oynayıp her fikrin kaynağı bir Batı yarattılar. Hitler’i öne sürüp Batı’nın temelinde yer alan koyu ırkçılığı hümanizm maskesi arkasına gizlediler. Oysaki Batı’nın hümanizm sınırları, Avrupa’yla başlayıp Avrupa’yla biter.
O sınırların dışında kalanları insan olarak gördükleri pek söylenemez.
Zaten celladına aşık olana da insan denemez.
Eskiden “Vahşileri medenileştiriyoruz.” deniliyordu.
Şimdi neoliberalizm çıktı, insanlar vahşileştiriliyor.
İnsanları sürükledikleri bu değersizleşmeden ancak terör, kaos ve büyük çapta savaş çıkar.


