Kara Düzende Eğitim: Yetiştirmek Değil, Elemek!

Köy Enstitülerinin mimarlarından İsmail Hakkı Tonguç şöyle diyor: “Demokrasinin iki çeşidi vardır. Bir zor ve gerçek olanı; öbürü de kolayı, oyun olanı… Topraksızı topraklandırmadan, işçinin durumunu sağlama bağlamadan, halkı esaslı bir eğitimden geçirmeden olmaz birincisi, köklü değişiklikler ister. Bu, zor demokrasidir ama gerçek demokrasidir.

İkincisi kağıt ve sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin; toprağı, işi olsun olmasın; demagojiyle serseme çevrilen halk, bir sandığa kağıdı atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır. Bu, oyundur; kolaydır.

Amerika bu demokrasiyi yayıyor işte. Biz demokrasinin kolayını seçtik, çok şeyler göreceğiz daha…”

Halkın eğitilmediği ülkelerde vatandaşların sandığa attıkları oy, kendilerini yönetecek olan siyasetçiyi değil, oligarkı belirler.

Oligarkın masalı şöyle başladı: “Komünizm geliyor, vatan ve din gidiyor.”

Oligarşi korkuya dayalı bir sistemdir. Birbiriyle çelişmesine bakmadan birçok unsur üstünden halkı korkutur, bu korkuya kelepçe eklenir.

Devrimini tamamlamamış bir ülke çok partili sisteme geçmemeliydi. Ne var ki II. Dünya Savaşı sonunda Türkiye’ye böyle bir şans tanınmadı. İnönü iktidarının 1946’dan itibaren politikaları değişti. Menderes, karşı devrimcilik ithamlarına o dönemin CHP’sinin icraatlarını göstererek cevap verdiği zaman haklıydı.

Bu haklılığı meşru bir gerekçe hâline getirip Amerikan usulü demokrasiyi iyice yerleştirmekte en büyük rolü üstlenmek için sakınca görmedi. O da 1955’ten sonra giderek despotlaştı. Eğitimsiz toplumların demokrasisiyle ancak despotların doğacağının canlı bir örneğiydi.

Denilebilir ki siyasetçiler, kendiler tarafından değil, gölgeler tarafından yönetilecek bir ülkeyi kendi elleriyle yarattılar. Yüzüklerin Efendisi’ndeki “Sauron’un Ağzı” misali en güzel sözlerinde bile oligarşiden esintiler fısıldadılar.

Türkiye’deki eğitim sisteminin amacı yetiştirmek değil, elemektir. Bu, mevcut düzenin devamı için önemli bir noktadır.

Vahşi kapitalizm, tenzili rütbeyle vatandaşlıktan köleliğe çevirdiklerini bir yarış sistemi içinde insani anlamda yok ediyor.

Bir aileden evladını alıyor, çocuklara ve gençlere memur gibi mesai yaptırıyor, herkesi aynı tornadan çıkmış gibi biçimlendiriyor -biçimsizleştiriyor da diyebiliriz-, yıllarca süren ve idealizmden çoktan uzaklaşarak anlamsızlaşmış eğitimin sonunda elemeye tabi tutuluyor.

Elemede kıstas ezberdir. Aileden alınacak temel eğitimi sakat bırakan sistem, insani açıdan yeterince olgunlaşmamış ve okulda gördüğü dersleri birer formalite icabı almış insanların köleliğine seviye atlatıyor.

Üniversiteler çoktan çürümeye başlamış. Akademisyenler intihalin binbir türlü yolunu buluyor. Bir zamanlar itibarlı yerlerden biri olan rektörlük makamı, cahil ve dalkavuk kimselerle dolmuş.

Bugün trafikteki magandalığın, okullardaki sözde çeteleşmenin, kamusal alanlardaki öküzlüğün, hayatın her alanındaki görgüsüzlüğün, en hayati konulara bomboş gözlerle bakanlardaki algısızlığın, ideolojisi olmayanların sosyal medyada gördükleri çarpık veya yanlış bilgilerle kendi aile üyelerine besledikleri nefretin, en saygın ve önemli mesleklerdeki itibarsızlaşmanın ve çok daha fazlasının sebebi işte bu sistemdir.

Bu sistem bir eğitim sistemi değildir. Eğitim sistemi olsaydı, her şeyden önce insan yetiştirmeyi hedeflerdi.

Sistemdeki bütün mantıksızlıklar, dönüm noktası denilen sınavlardaki “eleme zorunluluğu”na dayandırıldığına göre bu sistem, insan eleme sistemidir.

Demek ki oligarşideki temel amaç, insanlıktan elemektir.

Eğitim sistemi sürekli değiştirilmiyor. Türkiye’de eğitim alanlarında yapılanlar reform denemez, her sene değiştiği için darbe denilebilir.

Şimdi farklı bir noktadan konuya yaklaşalım:

Sosyal medya, anlık akışın egemen olduğu bir yerdir. Günümüzde hayatımıza iyice yerleşmiştir.

Aynı konu hakkındaki her haber, anlık akışa göre değişiyor. Devam eden bir sürecin sonunda verilmesi gereken kararlar, anlık akıştan dolayı sürekli verildiği için kafa karışıklığı meydana getiriyor.  

“Eğitimde reform yaptık.” diyen bir bakanın sosyal medya danışmanları her gün sosyal medyayı takip ederek vatandaşın tepkilerini gözlemlediği zaman aynı kararsızlık bu sefer karar alıcılarda ortaya çıkıyor.

Böylelikle uzun vadede sonuç alınabilecek reformlar, yerini yeni reformlara bırakıyor.

Sosyal medya, bugünün insanlarını adeta şaşkınlık içinde bıraktı. Karar alınamıyor, tepki verilemiyor, tutarlı olunamıyor, sağlam kaynaklara dayanmakta zorluk çekiliyor.

Oligarşide hükümetin ve vatandaşın arasındaki ilişki, körlerin sağırların birbirini ağırlamasından ibaret kalıyor.

Böylece her geçen gün “gelecek” biraz daha “eleniyor”.

Türk vatanı, bütün Türklerin vatanıdır.

Bu gerçeği hatırlamak, cumhuriyetin ne olduğunu kavramak, Türk vatanında tekelcilik yapanlara geleceği dar edecektir.

Devrimi tamamlayacak, sürdürecek, koruyacak bir tek parti; onu yok etmek için sıraya giren çok partili sistemin yaptığı gibi yapmayarak bütün milleti kendi bünyesinde birleştirecekti.

Teşkilatlı millet, bilinçli millet, Türk cumhuriyetini koruyacaktı.

Gerçek bir devlet, vatandaşına hukuk öğretir ki halkın egemenliği korunsun. Gerçek bir devlet, şirket ya da banka gibi davranmaz. Memleketin her sorununu çözmeyi görev bilir ki refah sağlansın.

Oligarşide aklı ve ahlakı elemek istiyorlar ki özgürlük anlamsızlaşıp insanlar başıboşluk içinde savrulsun.

Kendini başkalarına bağlama. Herkesten ve her kurumdan önce sen kendini yetiştir.

Eğitim için mekan şart değildir. Eğitim anlamını yitirince mekan, ancak sınırlamak oluyor.