Yedi Kocalı Hürmüz!
Sahte Damatların Büyük Çöküşü!
Bilirsiniz, Sadık Şendil’in 1967 yılında yazdığı “Yedi Kocalı Hürmüz” diye klasikleşmiş bir müzikal vardır ve Türkiye’de binlerce kez sahnelenmiştir. Hürmüz adında bir kadın, etrafındaki her erkeğe kendini beğendirmeye çalışır; herkes ona sahip çıktığını zanneder ama sonunda gerçek ortaya çıkar.
Hürmüz’ün tek bir kocası vardır. Gerisinin elindeyse sadece boş bir nikah kağıdı…
2026 Mart’ında Hürmüz Boğazı’nda tam olarak bu oyun sahnelendi.
Ve sahte damat rolünü üstelenen, Trump’tı.
Sahne 1: Kutsanma Töreni ve İlahi Misyon
Her büyük fiyaskonun başında bir “seçilmişlik” hikayesi vardır.
Trump kürsüye çıktı. Etrafında Amerikan bayrağı. Yanında sadakat yemini etmiş bakanlar. Arka planda, güçlü bir tesadüf eseri, dini ritüelleri andıran bir açılış töreni. Sanki Hürmüz Boğazı’nı fethetmek için yukarıdan bir işaret gelmişti.
“Tanrı bu görevi bana verdi.” Edasında konuşmalar yapıldı.
Bakanlar “Tarihi bir an!” dedi.
Danışmanlar “Deha!” dedi.
Kalabalık “Amin!” dedi.
Mustafa Kemal ne dedi?
“Aklın ve bilimin dışında rehber aramak, gafletin ta kendisidir.”
Ama kimse sormadı çünkü sormak, Oval Ofis’te kariyerini ve konforunu imha etmekti.
Sahne 2: Yedi Damat Boğaza Koşuyor
Hürmüz Boğazı’na kim sahip değildi ki?
ABD geldi: “Bu Boğaz bizimdir, özgürlük gemilerimiz geçecek!”
İngiltere koştu: “Biz de varız, ittifak borcu!”
Körfez şeyhleri atladı: “Bizi de yazın, petrolümüz var!”
AB temkinli adım attı: “Biz de destekliyoruz ama efendim…”
BM bildiri yayımladı: “Kaygıyla takip ediyoruz.” (Her zamanki gibi sahte bir endişeyle.)
Kısacası herkes Hürmüz’e sahip çıkıyordu.
Tıpkı 7 Kocalı Hürmüz müzikalindeki gibi: Herkes damattı. Herkes yatak odasının kapısındaydı. Ve herkes akıl almaz sözler vermişti.
Ama Hürmüz’ün tek bir kocası vardı.
Ve o koca, Boğaz’ın kıyısında sessizce bekliyordu.
Sahne 3: Gerçek Koca Sahneye Çıkıyor
İran, büyük bir operasyona gerek duymadı.
Birkaç stratejik hamle. Birkaç mayın. Birkaç sinyal.
Ve Hürmüz’ün baş döndürücü hayaller kurduran kapısı kapandı.
Bütün o “tarihi operasyon”, bütün o “ilahi misyon”, bütün o “Tanrı bana bu görevi verdi.” nutuklarının sonunda şu tablo ortaya çıktı:
* Petrol 100 doların üzerinde.
* Yüzlerce Amerikan askeri bayrağa sarılı tabutlarda.
* Piyasalar panik içinde.
* Müttefikler sessiz.
* Ve Oval Ofis’te Trump… Telefon rehberini açmış, Putin’i arıyor.
Müzikaldeki o sahneyi hatırlayın: Sahte damatlar tek tek kıçlarına tekme yiyerek kapıdan çıkarılır. Geriye sadece gerçek olan kalır.
Yedi kocalı denilen Hürmüz’ün gerçek ve tek kocası, kimsenin aklına getirmek istemediği o isimdi: Tahran.
Sahne 4: Moskova Hattı ya da “Putin Abi Yardım Et”
İşte en dramatik perde bu.
Dünyanın en güçlü ordusu, kendi başlattığı kaosu durdurmak için rakibini arıyor.
Ve masaya ne koyuyor, biliyor musunuz? Ukrayna’yı. Yani Trump başka bir milletin kanını, kendi hatasının bedeli olarak ödüyor.
Buna dış politika mı deniyordu? Yoksa kahpelik mi?
Mustafa Kemal’in “tam bağımsızlık” ilkesi şunu söyler: Başkasının kapısında el pençe divan durmak, büyük devletin değil, stratejik iflasın işaretidir.
Trump’ın Moskova’yı araması, bir süper gücün arabuluculuk araması değil, elindeki kozu hatta iktidarının namusunu bile çoktan kaybettiğini kabul etmesidir.
Sahte damat, Hürmüz’ün kapısından kıçına tekme yiyerek kovulmuştur.
Sahne 5: Liyakatsizliğin Kadrosu
Bir de şu var: Bu operasyonu kim planladı?
Uzmanlar mı? Hayır.
Bölgeyi bilen stratejistler mi? Hayır.
Yıllarca Orta Doğu’da saha görmüş analistler mi? Hayır.
Trump’a sadakati belgelenmiş, itirazsız baş sallayan, “Efendim, harika fikir!” diyen kadro.
Bakanlar mı atandı? Uzmanlığına bakılmadı, bağlılığına bakıldı.
Danışmanlar mı seçildi? Doğruyu söyleyen değil, isteneni söyleyen oturdu o makam koltuğuna.
Ve bu kadro “Epic Fury” adını koydukları operasyonu tweetlerle duyurdu. Zafer fotoğrafları çekti. Dini toplantılar düzenledi. İlahi okudu.
Ertesi gün 7 ABD askerinin tabutu kargoyla geldi.
Final: Perde İniyor, Fatura Kalıyor
“Yedi Kocalı Hürmüz” müzikalinin sonunda sahne karanlığa bürünür. Bütün sahte damatlar ellerinde birer boş kağıtla dışarı çıkar. Hürmüz ise gerçeğiyle baş başa kalır.
2026’nın bu “Epic” operasyonu da aynı finalle bitti:
İran rejimi yıkılmadı.
Petrol inmedi.
Tabutlar geldi.
Moskova’ya telefon açıldı.
Ve dünya şunu not etti:
Stratejik deha, savaşı başlatmak değil, sonunu görebilmektir.
Bunu göremeyenler ne yapar?
Tweet atar.
Kutsanma töreni düzenler.
Putin’i arar.
Ukrayna’yı pazarlık konusu yapar.
Ve tarih; Hürmüz’ün kapısında iştahla bekleyen o sateh damatları, kaybettikleri boğazın adıyla anar.
[Hürmüz’ün tek kocası vardır. Her zaman da öyle olmuştur. Gerisine “Epic Fury” (Destansı Öfke) derler. Ama gerçek adı: Yağmacı iktidar hırsı körlüğüdür.]


