Küresel Mafyanın Rejimi: Korku ve Aşağılama
Hollandalı Psikiyatrist Joost Meerlo, ülkesi Naziler tarafından işgal edildikten sonra direnişe katıldı. Gestapo’nun sorgusundan geçti. Anlattığına göre kendisini sorgulayan Nazi subayı önce kendisine arkadaşça yaklaştı. İstediğini alamayınca gerçek kimliğine -düşman kimliğine- döndü.
“Zihne Saldırı” eserinde beyin yıkamayı, manipülasyonu ve propagandayı anlattı.
Meerlo’dan birkaç alıntı yapalım:
Kore Savaşı’nda Çinlilere esir düşen ABD’li Albay Frank Schwable, işkence gördükten sonra söylenene göre zoraki itiraflarda bulunur. ABD’nin Çin halkına karşı biyolojik silah kullandığını anlatır. ABD’ye döndükten sonra çıkarıldığı mahkemede kullandığı şu cümleye dikkat edelim:
“Sözler bana aitti ama düşünceler onlara aitti.”
1933 yılındaki meşhur Reichstag Yangını’ndan sorumlu tutulan kişi, Hollandalı Marinus Van der Lubbe’ydi. Hollandalı psikiyatristler onun akli dengesinin yerinde olmadığını biliyorlardı. Lubbe psikolojik işkenceden geçiyordu, ruh hâli normalden de dengesizdi ve mahkemeyi izleyenler onu aptal olarak adlandırıyor, kahraman olabileceğinden şüphe ediyordu.
Ve Lubbe, işkence sonrası suçunu güya kabul etti; büyük bir ısrarla cezalandırılmak istedi. Hapse girmek ya da asılmak istiyordu. Şaşılmayacaktır ki Naziler asmayı tercih ettiler.
Ergenekon kumpaslarındaki Alparslan Aslan geldi mi gözünüzün önüne?
1936-1938 yılları arasındaki meşhur Moskova duruşmalarını da anlatıyor Meerlo. Bir zamanların ünlü devrimcileri suçlarını itiraf etme yarışına giriyor, dolaylı yoldan alçak birer hain olduklarını söylüyorlardı. Meerlo, “Yargılanan kişiler bir zamanlar insandı. Şimdi ise sistematik olarak kuklaya dönüştürülüyorlardı. Kuklacıları onları yönlendiriyor, hareketlerini manipüle ediyordu.” diyor.
“Zihne Saldırı”da en dikkat çekici kısım şu olsa gerek: “…insanların direncini kıran şeyin doğrudan fiziksel acı değil, sürekli aşağılanma ve zihinsel işkence olduğunu biliyorduk.”
Ve son olarak Malinowski’den alıntı yapar Meerlo: “Büyücünün büyü yaptığı yerli, bundan duyduğu korkuyla o kadar hipnotize olabilir ki oturur, kaderini kabul eder ve ölür.”
Bütün bu alıntıları yapmamızın bir sebebi var.
Korku ve aşağılama gibi psikolojik işkenceler günümüzde kitlelere yönlendirilmiştir. Gerçi tarihin ilk devirlerinden beri böyledir ama bilimin ve teknolojinin nimetlerinden bolca faydalanan “küresel mafya”lar, kitleleri korkuya boğuyor ve aşağılıyor.
Bir yandan dinî ve milli korkuları dayatıyor: “Din elden gidiyor, vatanı bölecekler. Çocuklarımız köle olacak, Allah’a savaş açtılar.”
Aslında bunlar birer telkindir. Birtakım sorunları dile getirmek ve çare aramak ya da aranmasını istemek başkadır; bu sorunların, tehlikelerin zihne yerleşmesini sağlama alçaklığı başkadır.
Unutmayın ki o alçaklar daima koçbaşları arasından çıkar. Yıllar önce bir Osmanlı paşasının dediği gibi “Surette sadık, sirette hain olanlar…” arasından çıkar. Ulusalcı, Türkçü, Atatürkçü… her kılıkta karşınıza çıkabilirler. Yaptıkları tek şey psikolojik manipülasyondur. Gülünç komplo teorilerine gerçeklerden bir doz koyar, yönünüzü şaşırtırlar. Yaptıkları şey sizi uyarmak değil, olması planlananları kabul ettirmektir.
Bir yandan da aşağılama vardır. Bu, iki türlü yapılır:
Birincisinde bir hurma, bir hırkaya razı etmek vardır. Güçlünün veya zenginin her alanda önde gelebileceği, her alanda kanunu delebileceği, herkes kuyruğa girerken bunların kuyruğa girmeden hak elde edebileceği, “sıradan” olduğu telkin edilmiş vatandaşlara kabul ettirilir.
İkincisinde siyasetçiler ve bürokratların rolü daha fazladır: Devletin makamlarına sığınan, burnu arşa sürterek gezen, zeka ve ahlaktaysa hakir gördüklerinden geride olan, daima kendisine bol gelen ve komik görünen takım elbiseler giyen koca göbekliler en ön saftadır. Bir sorunu olan vatandaşın karşısına geçerler, bir kaşlarını yukarı kaldırırlar, azarlayıp nasihat ederken anlarsınız ki Türk cumhuriyetine ettikleri yemini çoktan unutup kapıkulu olmuşlardır.
Devletin haddinden fazla kutsanması mutlaka halkın aşağılanmasından geçer.
Yalçın Küçük, “Korkak, mutlaka hain oluyor.” diyor. Galiba bu kadar çok haine, bu kadar çok koçbaşına şaşmamalı.


