Endülüs’ten İran’a

Yahudilerin tarihlerinde “Altın Çağ” olarak adlandırdıkları bir dönem vardır. Endülüs Emevileri zamanında Araplarla iç içe yaşayan Yahudiler o zamanları böyle adlandırdılar.

800 yıllık bir sürecin ardından “Reconquista” (Yeniden Fetih) tamamlanınca Elhamra Sarayı’nda Isabel ve Ferdinand tarafından imzalanan fermanla Yahudilerin ülkeyi terk etmesine karar verildi.

Yıl 1492’ydi ve İspanya’dan çıkarılan Yahudilerin bir bölümü Osmanlı topraklarına geldi.

Esasında Müslümanların yönettiği bir coğrafyadan yine Müslümanların yönettiği bir coğrafyaya geliyorlardı.

Elhamra Fermanı sonrasında İspanya’da ve Avrupa’nın pek çok yerinde baskıların şiddeti arttı. Aslında uzun yıllar boyunca kripto Yahudiliğin tarihi Avrupa’da daha güçlüydü.

Belki İspanya’nın bugünkü tavrında bir nebze geçmişi de hatırlamak yararlı olabilir bu nedenle.

Öncelikle şu soruyu sormalıyız: Yahudilerin Osmanlı topraklarına gelişi sadece hoşgörü nedeniyle midir? Siyasi ve ticari nedenleri var mıdır?

Elbette siyasi ve ticari nedenleri vardır ve Osmanlı; birçok yerde akrabası bulunan, ticari bağlantıları, ticari zekası ve haber alma ağı güçlü Yahudileri uzun süre kabul etmiştir. 18. yy.dan itibaren Avrupa’nın da bunu yapmaya başladığını, revizyonist siyonizmle birlikte bu ideolojiye bağlı Yahudilerin Avrupa’yla -özellikle İngiltere’yle- eski defterleri zaman içinde kapattığını görürüz.

Yine aynı yüzyıl içinde Selanik’teki Yahudiler ve dönmeler, Osmanlı aydınlanmasında önemli bir yer tutmaktaydı.

Yahudilerin Müslümanlar arasında uzun yüzyıllar boyunca yaşamasını sadece bu nedenlere mi bağlamalıyız?

Bu, ezbercilik olabilir.

İlahiyatçıların “İsrailiyat” adını verdiği kavramı göz önünde bulundurmak zorundayız.

İran’ın ve diğer Müslüman ülkelerin bugünkü durumunu anlamak için de İsrailiyat’ı gözden kaçırmamalıyız.

Yahudiler, fenotip olarak da inanç olarak da Müslümanların arasında rahatlıkla kamufle olabiliyorlar ve bu durum birkaç uyduruk hikâye haricinde ısrarla gözden kaçırılıyor.

Daha önce yazdığımız İsrail’in “mista’arven” birlikleri hakkındaki yazıyı da okumanızı tavsiye ederiz. Bu birim; Araplara çok benzeyen, onların arasında uzun süre yaşadığı için Arap dilini ve kültürünü bilen Yahudilerden oluşur.

Türkiye’de MOSSAD’a çalıştığı için tutuklanan Arap ajanlara dair haberlere biraz da böyle bakmalıyız.

Her sakallı dedemiz olmadığı gibi her Allah diyen de Müslüman olmuyor.

Çok net bir gerçek vardır: İran, İran’ı yöneten veya yönettiğini zannedenlerin farkına varamadığı bir seviyede siyonist bir devlettir.

Irak çok kısa sürede düştüğünde Saddam hemen yakalanmadı. Libya karıştığında Kaddafi hemen bulunamadı. Büyük bir terör eyleminin faili ilan edilen Usame Bin Laden hemen öldürülmedi.

Ancak İsrail’le daima gerginlik içinde olduğunu gördüğümüz bir devletin tüm liderleri, savaş ilanını herkes duymadan öldürülüveriyor.

Birtakım generallerin MOSSAD ajanı olduğu ve asılacağı konuşuluyor.

Bu durumda şunu düşünebiliriz: Savaşın sonucu ne olursa olsun İran rejimi son günlerindedir.

Son olarak tekrar İspanya’ya gelirsek…

İspanya’nın başında Sosyalist bir lider var.

David Ben Gurion’un daha İsrail’in kuruluş yıllarında anti-Sovyet olduğunu, Filistin’de kurulan ilk kurtuluş örgütlerinin Sosyalist hatta laik olduklarını biliyoruz. George Habaş gibi isimler Müslüman bile değildi, Rum Ortodoks’tu.

İspanya’nın tarihinde “Reconquista”, Yahudilerin tarihindeki “Altın Çağı” bitiriyor.

Yine İspanya, ABD’nin isteklerine açıkça karşı çıkıyor; kan emici siyonist çeteyi, pedofil siyasetçilerin kanlı oyununu desteklemiyor.

İspanya’nın tavrının, ülkesinde vahşi kapitalizmi kuranlara ve neoliberallerin İslamcılarına ibret olması gerekir.

Savaş, siz ne kadar ayrıntılı planlar yaparsanız yapın hep kendi yolundan gider. Savaşın kestirilebilir sonuçları olduğu gibi kestirilemeyen sonuçları da vardır. Sosyal medyanın etkileşim çılgınları meseleyi tamamen mizaha vurarak meselenin ciddiyetinden uzaklaşsa da İspanya’ya duyulan sempatinin artması birçoklarına çok şey anlatmalıdır.

Türkiye’de “İsrailiyat” kavramının, “mista’arven”in ne olduğunun iyi anlatılması gerekir.

Aksi takdirde insan aklı gece gündüz İslami nutuklar atanların perde arkasında ne olduğu gerçeğini kabul edemeyebilir.