Aklın ve ahlakın ritmi bozulunca kişi kendini kaybetmeye başlar. Öz benliğini yitiren kişiler artık kendilerini olmadıkları bir kişi gibi hissetmeye başlar. Bu kişiliği destekleyip ayakta tutacak tek şey, zihnin uyduracağı yalanlar veya dönüştüreceği olaylardır.

Aklın ve ahlakın ritmini tutturmuş olanların kişiliği ise gösterişli bir kale gibi görünür. Kişiliksiz biri için bu manzara katlanılmazdır çünkü her türlü şizofrenik hikayeyi uydurmalarına rağmen diğer insanlar bu manzarayı hayranlıkla seyrederler. Bu hayranlığa tahammül edemeyen kişiliksiz, bu sefer uydurduğu yeni hikayeleri “Çamur at, izi kalsın.” mantığıyla ortaya koyar.

Bütün bu hikayeleri “paçoz” üslubuyla anlatmaya muhtaç olduğundan da kimse tarafından ciddiye alınmaz. Onu ciddiye alanlarsa bir parça çamurun temiz bir yere sıçramasından mutlu olacak kadar düşmüş kimselerdir.

“Dönmez” denilen bir döneğin Whatsapp üzerinden bana ulaşan bir yazısı da bu paçoz üslubu hatırlattı.

İlk olarak şunu yazayım: Ergenekon’da içeri alınan birçok kişi, olayları “Ben” mantığıyla irdelemeye çalışmış; asla ve asla gerçeği görememişlerdir. Onlara göre her biri çok başarılıydı. Harikulade insanlardı. İleride hepsi ya Genelkurmay’da ya da Köşk’te (Bugün artık Saray’da!) en tepeye çıkacaklardı. Bunlar olmasın diye içeri alınmış, haksız yere hapis yatmışlardı.

Bir yerde herkes en tepeye çıkacağını düşünüyor ve bunu gizlemeye çalışıyorsa orada zaten birlik ruhu olamaz. Böyle bir yerde sadece ihanet vardır. Kişinin içindeki egoya dokunabilen bütün istihbarat servisleri için böylelerini kullanmak çocuk oyuncağıdır. Bütün devşirilenler böyle devşirilir. Bütün yoldan çıkarılanlar böyle yoldan çıkarılır. Bütün kullanılanlar böyle kullanılır.

Üçüncü dünya ülkesi denilen Somali’deki subay öğrencilerime kompozisyon yazmalarını söylediğim zaman hepsi önce ordunun başına geçeceğini sonra da cumhurbaşkanı olacağını yazardı. Bu çocukların çoğu yetimdi, iyi bir eğitimden geçmemişti, TSK tedrisatından geçince hepsi de aslan gibi olmuştur.

Hiçbiri de hırsız değildir! Hiçbiri görevine ihanet etmemiş, ordunun yani milletinin malını çalmamıştır!

Ne var ki bazen mum, dibini aydınlatmaz. Daha doğru bir ifadeyle söylersek kimilerinin zihnindeki karanlık o kadar büyüktür ki ona ışık sökmez, diyebiliyoruz.

Bu döneği “cinler” öyle bir çarpmış ki galiba bildiği her şeyi unutmuş, üstelik kör olmuş!

Şimdi edebim müsaade etmediği için “esas duruş” konusunda kendisine bir şey yazmayacağım ama FETÖ’nün kamuoyu önüne atıp yemeye çalıştığı Paşa’yı gündeme almak tam anlamıyla bir körlüktür. FETÖ böyle şeyleri bugün de deniyor.

Ancak kafası boş olan ve yardakçıları tarafından sipariş usulü doldurulan bu dönek de kör değilse aynı amaca hizmet ediyor demektir.

Esas duruşun ne olduğunu bilmiyorsun da rütbeleri de mi bilmiyorsun? Albayla tuğgenerali ayırt edemeyen cahiller, “sivil vesayetiz” diye ahkam kesen FETÖ mensubu savcılardı.

Ergenekon’da yargılanan Mustafa Kemal’in askerleriyle ilgili FETÖ iddianameleriyle döneğin yazdıkları arasında bir fark olmayışı asla tesadüf değildir. Bugün istihbaratçılık oynayıp milleti dolandırmaya kalkanlar bilmezler ama ben söyleyeyim: İstihbarat dünyasında tesadüf diye bir şey yoktur.

Ahlaksızlığı nedeniyle suç işleyip adliyeye yolu düşen herkes kendini kurtarmak için birilerinin ipine sarılabilir. İşte o ip bir kişiliğin intiharı demektir.

Döneğin diğer yalanlarını hiç saymıyorum bile ama önce birkaç ajan provakatörden örnek vermeden hele Machiavelli’den alıntı yapmadan bu yazı bitirelemezdi. Onları da yazayım.

Percy Allen, İngiliz ordusunda kıdemli başçavuş olarak görev yapıyordu. Para uğruna her şeyi yapabileceğini anladığında Mısır ve Irak devletlerinin istihbarat servisleriyle iletişime geçmeye çalıştı. Oysa daha hiçbir şey yapamadan MI5 tarafından tespit edilip takibe alınmıştı bile. Irak’ın askeri ateşesine devletin mahrem belgelerini satarken yakalandı ve 10 yıl hapse mahkum edildi.

David Henry Barnett, CIA’nın istihbarat subaylarındandı. Aynı zamanda ticaret yapıyordu. İşleri yolunda gitmeyip de batmaya başlayınca CIA’nın sırlarını Sovyetlere satmaya karar verdi. Barnett ihanet karşılığında 30.000 dolardan fazla kazandı ama sonunda o da yakayı ele verdi.

Elke Falk’ın da işi gayet iyiydi. Batı Almanya’da hükümet sekreteri olarak görev yapıyordu ama Doğu Alman istihbaratı tarafından tuzağa düşürüldü. Doğu Almanya’nın casuslarından biriyle cinsel ilişkiye girerken yakalandı. Yakayı ele veremedi çünkü çıplaktı. Saçından tutup götürdüler.

Yuri İvanovich Nosenko, Sovyet istihbaratının askeri istihbaratçılarındandı. Batı ülkelerini gezdiğinde hayran kalmıştı. Kısa sürede CIA ile irtibata geçip casusluk yapmak istediğini söyledi. Uzun süre test edildi, samimi olduğu anlaşıldı. Birçok sırrı satmasına ve sattığı sırların doğrulanmasına rağmen yıllarca adam yerine koyulmadı. Çok kötü muameleler gördü. Ta ki CIA kendisine acıyana kadar.

Makam, mevki bazen insanlara yetmiyor. Akıl ve ahlakın yolları ayrılınca yollar ihanetle birleşiyor. Hainleşen kişi de insanlıktan çıkıyor.

Niccolo Machiavelli, “Prens”te şöyle yazıyor:

“Yurttaşları öldürerek, dostlara ihanet ederek, inançsız ve acımasız olarak da güç kazanılabilir ama şan kazanılmaz.”

Yalan söylerken, iftira atarken gerçek birer suçlu olduğunuz hiç aklınıza gelmiyor mu?

Adalet tanrıçasının gözlerini kapatıp boğazına bıçak dayayabilir misiniz?

Ve Ebedi Başkomutan, Nutuk’ta aynen şunları söylüyor:

“Güvendiğiniz şahısların ve kuvvetin sonunu öğrendiğiniz zaman kendi sonunuzla karşılaştırmayı unutmayın!”