Bilinmeyene veya yeni olana karşı nefret, korku, kaygı hissini taşımaya “misoneizm” denir. Dünyadaki misoneistler nasıldır, “ben bilirim” kafasıyla yaşayan kimseler midir, bilemem. Bildiğim bir şey var ki bizim misoneistlerimiz, her şeyin en iyisini, kendini ispatlamış kimselerden daha iyi bildiklerini düşünür. Bir diğer özellikleri ise karşıdaki güç kendilerinden yüksekte ise sinsice düşünmeleridir.

“Nasıl olsa bir gün zayıflayacaklar.” ya da “Nasıl olsa bir gün ölecekler.” diye düşünerek hareket ederler. Yukarıdakinin bir şekilde alaşağı olmasını isterler, yeri geldiğinde buna yardım ederler veya göz yumarlar. Böylece uğruna yeri geldiğinde adamlıklarını sattıkları mevkilere geldiklerinde işkence dolu günler başlar.

Sevgili misoneistlerimiz şu gerçeğin yaptığı işkenceyle acı çekeceklerdir: Her şeyi bilip hiçbir şey bilmediklerini bilmemek.

Size aslında özel hayatımızdan bir kesit anlatmadım. Zaten sorumsuz, umursamaz, kabullenici hayatlarımızın pek bir özel tarafı kalmadı. Ceplerimizde zihinlerimize fısıldayan ve her an bizi dinleyerek bize sanal bir dünya yaratan şeytanlarla yaşıyoruz.

Size anlattığım şey, Atatürk sonrası Türkiye’nin yaşadığı felaket derecesindeki sıkıntıların temelidir.

“Bin sene böyle yaşadık, bir yıl nasıl şöyle yaşarız!” gibi söylemler, bu söylemlere dayanan fikirimsiler, kumarbaz şairlerin geçim kaynağı dinci aforizmalar, millet için canını feda etmeye hazır samimi ama cahil kimseler, Türkiye’nin milli güvenlik meselelerini siyasi gelecekleri uğruna feda edenler, hep misoneistlerin ihmal veya destekleriyle kargaşa yaratabildiler.

Kargaşa yaratabildiler, diyorum çünkü en fazla bunu yapabilirler. İleri, biraz daha ileri gidemediklerini ya da ileri gittiklerinde kendilerini nelerin beklediğini gördük ve görmeye de devam edeceğiz.

Mustafa Kemal’siz sanıp at koşturmaya kalktıkları Türkiye’de Batılı emperyalistlerin binek atı hâline geldiklerini fark ettiklerinde vakit daima geç olmuştur.

Bir de binek atı olarak yetiştirilenler vardır. Yeni yazılarda onların gerçek yüzlerinden kesitler göreceksiniz.  

Ve Mustafa Kemal’in her zaman sahada olduğunu, girdiği her savaşı kazanmaya devam ettiğini hep birlikte anlayacağız.