Atatürksüz Cumhuriyet Kalkışması

Atatürksüz cumhuriyet kalkışması maç başlamadan bitti. Tescilli Bylockçu olduğu cümle aleme aşikâr olan atanmış bir TFF başkanının sinsi organizasyonu da başarıya ulaşmamış oldu.

T.C. İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi ise Süper Kupa gündemine dair yaptığı açıklamada hiçbir şey demedi. Hiçbir şey demedi, diyorum çünkü herkesin başından beri bildiği olayların özetini geçtiler.

Ancak kimimizin anladığı kimimizin hissedip adını koyamadığı asıl noktaya temas etmedi. Demek ki dezenformasyonu bizzat Dezenformasyonla Mücadele Merkezi yaptı.

Türkiye’de eskiden beri “İkinci Cumhuriyetçilik” sevdası vardır. Güç sahibi olmuş herkes yeni bir cumhuriyet inşa etmek ister. Bu da cumhuriyetin mantığına ters olduğuna göre aslında her dönemde bir saltanat inşa edilmektedir.

Türkiye’deki ilk “İkinci Cumhuriyetçi” esasen Cemal Gürsel’dir.

27 Mayıs 1960’taki ihtilali gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi’nin sekreterliğini de yapmış olan Kurmay Binbaşı Avni Elevli, “Hürriyet İçin: 27 Mayıs 1960” devrimi kitabında Orgeneral Cemal Gürsel’in fotoğrafının altına “Cumhuriyetimizin ikinci banisi Cemal Gürsel” notunu düşüyor.

Cemal Gürsel de bu kavramı kullanmış ve 24 Haziran 1960 tarihli bir konuşmasında “Hür basın, kurulacak ikinci cumhuriyetin başlıca mesnetlerinde biridir.” demiş.

Tabii Gürsel ve çevresindekilerin ideolojik dünyası, 1990’lardaki İkinci Cumhuriyetçilerden, Uğur Mumcu’nun “liboş” dediği kimselerden çok daha başkadır.

Bugünkü İkinci Cumhuriyetçiler, şahsi görüşüme göre, kendilerini ikinci veya üçüncü bani olarak görenlerden yüz almışlardır. Çünkü bir hareket ihtilalse bile kısa zamanda evrilip Atatürk düşmanı bir darbeye çevrilmesine uğraşılmıştır. Yani önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi darbelerin ana hedefi Atatürk’ün cumhuriyetidir.

İşte Süper Kupa için oynanacak finale yönelik düzenlenmiş organizasyonun hedefi de Atatürksüz cumhuriyettir!

90’larda Mehmet Altanların başını çektiği ve “Yetmez ama evet!” sloganları atarak hedef aldıkları Atatürk, devlet, millet, bağımsızlık, bayrak gibi değerleri yok etmek üzere harekete geçen piyonlar, 2000’lerin başında sahibinin sesini duyunca takke giyivermişlerdi.

Kulüpler dünkü organizasyona çoktan itiraz etmişlerdi. Organizasyon sahibi FETÖ olunca olaydan sıyrılma yöntemleri de FETÖ yöntemi oldu.

Fenerbahçe, Galatasaray ve bu takımları destekleyen desteklemeyen milyonlarca insan karşı çıktığı hâlde final maçının Riyad’ta oynanması yönünde “anlaşma” imzaladılar.

İşte her şey bu “anlaşma” noktasında açığa çıkıyor. TFF’nin, Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin, daha birçoklarının hızlıca geçtiği nokta burasıdır.

Açıklamaların özeti şu oldu:

İstiklal Marşı okunacak, 100. yıl kutlamaları yapılacak, yazılıp çizildiğine göre Norm Ender de “Parla” isimli marşla bu organizasyonda yer alacaktı.

Pekiyi, ya Atatürk?

İşte burayı hiçbir şekilde aydınlatmadılar. Haşmet Babaoğlu gibiler bildik FETÖ taktikleriyle yeni 28 Şubat masalları anlatmaya kalktılar. Trol denilen düşük zekâlı, fikirsiz sanal işçiler kulüplerin ülkeyi karıştırmak istediklerini iddia ettiler.

Hatta kimileri “Onlar bizim ülkemizde oynayıp Hüseyin Şerif’i ansalar ne düşünürdük?” diyebildiler.

Oysa Hüseyin Şerif, Suudi destekli İhvan tarafından yakalanıp Kıbrıs’a sürülmüştü. Rahmetli Rauf Denktaş da babasıyla birlikte hasta yatağındaki Hüseyin Şerif’i ziyaret etmiş, ondan pişmanlık cümleleri duymuştu.

Neyi, nasıl savunacağını bile bilmeyen aciz bir kitleyle karşı karşıyayız.

Bu aciz kitle, milli değerlerin bizden başka herkeste olduğunu sanıyor olmalı ki “Babalar gibi satarız”cıların peşinden giderlerken böyle herzelerle can sıkabiliyor.

Cumhuriyet, Siyonist kuklası Suud rejimine aykırıymış da saygı duyulmalıymış.

Saltanat da cumhuriyete terstir ve hangi şuursuzlukla milli değerlerimiz göz ardı edilerek Suud kralı için ulusal yas ilan edilmiştir?

Süper Kupa’yı Riyad’ta oynatmak Atatürksüz cumhuriyeti dünyaya duyurmak için hazırlanmış sinsi bir oyundur.

Ve bu oyunda siyasal İslam her zaman olduğu gibi kendi kalesine gol atmıştır.

Ve yine her zaman olduğu gibi karşı tarafı darbeyle, komployla, kaos istemekle suçlayarak işin içinden sıyrılmaya çalışmaktadır.

“Yeliz” kod adıyla sanal alemlerde gezen biri, “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünü 15 Temmuz’a bağlamaya çalışırken de Babaoğlu gibiler 28 Şubat üzerine sahtekârlık gazelleri okumaya devam etmektedir.

Atatürk düşmanlarıyla Atatürksüz mütabakat imzalayanların en az 15 Temmuz’da olduğu kadar ciddi bir şok yaşadıklarına eminim.

Diğer yandan da Suudilerin bir şirketi “vatan meselesi” diyerek ünlü bir Türk oyuncunun reklam sözleşmesini feshediyor.

Hani şu Filistin meselesinde on binlerce Müslüman sivilin ölmesine sessiz kalan, Filistin diye gözyaşı dökenlerin hakaret ettikleri Suudlar… Vatan meselesine bak!

O gözyaşlarını dökenlerle onları finanse eden İslam Cumhuriyetlerinin ne ideolojisi, ne dini, ne mezhebi önemlidir. Türklük ve Mustafa Kemal söz konusu olunca daima birleşirler. Herkesle de iş birliği yaparlar.

Yıllardan beri cumhuriyet düşmanlarını finanse eden Suudilerin hevesi kursağında kaldı da şu liboş İkinci Cumhuriyetçilerin bir gün utanma duygusuna sahip olduklarını görebilecek miyiz?

Ne yazık ki görmeyeceğiz.

Aslında yazacağım çok şey birikti ama bunları sonraki yazılara bırakalım.

Sadece bir şeye dikkat çekmek isterim.

Maçtan önce yan yana gelmeyen iki büyük kulüp, maçtan sonra en ince ayrıntısına kadar beraber hareket etmiştir.

Ardından milyonlar birlik olmuştur.

Acaba neden?