Masal ülkelerinden birinde bir padişah hüküm sürermiş. Padişah son günlerini yaşarken pek kederliymiş çünkü veliahtı olabilecek tek bir şehzade varmış. O şehzade pek akılsız biriymiş. Ne babası gibi kurnaz ne anası gibi sakin ne de ülkeden dönmemek üzere sürgün giden kardeşi kadar babasına benziyormuş.  

Günlerden bir gün kederli padişah ülkenin en akıllı adamlarından birini veziri yapmış. Asıl niyeti adamı akılsız oğluna atabey yapmakmış ama birçok insan gibi bu adam da başta teklifi kabul etmemiş. Nihayet vezirlik karşılığında “Tamam” demiş, “Ama ne kadar sabrederim ne kadar başarılı olurum bilemem.”

Vezir, tecrübe sahibi olması ve devlet işlerini öğrenmesi için şehzadeyi yanında gezdirirmiş. Bir gün devlet divanı toplanmış. Tek vuruşta düşmanı ikiye yaran Kasapzade Mahmut Paşa da divanda imiş kurnazlığıyla ün yapan Keleşoğlu Selim de…

Toplantı başlamış. Devlet meseleleri, padişahtan sonraki işler hararetli bir şekilde tartışılıyormuş. Her şikâyetlenen endişe ve kızgınlıkla dönüp şehzadeye baksa da şehzade ya ensesini kaşıyormuş ya da ağzı açık gülerek hazineyi düşünüyormuş. Tam devlet adamları isyana gelecekken şehzade birden haykırmış,

– Ya Hak, dedim, oku bir attım, kebap oldu!

Herkes şaşkınlıkla şehzadeye ve vezire bakıyormuş. Neyse ki vezir kısa bir süre düşündükten sonra,

– Şehzademiz öyle maharetlidir ki tavşana ok atmak yerine kayaya ok attı. Kayadan kıvılcım çıktı, kıvılcım bütün ormanı yaktı. Böylece avına ok bile atmadan onu kebap yapmış oldu.

Pire için yorgan yakan şehzadenin ülkeyi neler için yakabileceği sonucunu düşünemeyen devlet adamları daha bir şaşırsa da en azından anlamış olmanın verdiği rahatlıkla meseleleri görüşmeye devam ettiler. Yine ortam hararetlenmişti ki vezirin korktuğu başına geldi. Şehzade bir anda kendini ortaya atarak,

– Ya Hak dedim, bir ok attım, çorba oldu!

Bu sefer herkes biçare dönüp vezire bakmış. Vezir ilk başta kem küm etmiş, sonra çaresiz,

– Bana bakmayın paşalar, bu zırvanın sonu gelmez, durumu ben de size açıklayamam.

***

Mehmet Barlas uzun zaman önce bu hikâyeyi özetleyerek yazmış. Ben Dede Korkut gibi uzatarak yazdım. Vardığımız sonuç da -şükür ki- başka başkadır. O, “Kıssadan hisse: Şehzadeler akıllı olmalıdır. Arada bir zırvalama hakları bile pek yoktur” sonucuna varmış.

Oysa bu hikâyeden bin türlü sonuç çıkar ama cumhuriyette yaşayan ve kendine aydın diyen bir kimse, bir şehzade aramaz ve şehzadenin nitelikleri üstüne düşünmez. Milletin olan milletindir, deyip buna göre düşünür.

Veliaht cumhurbaşkanı olabilir mi?

Olamaz… Ama tarihte “olmaz diye bir şey de olmaz” diyebiliriz. Nitekim Esad ve Aliyev aileleri bize pek uzakta değil. Gelişen teknolojiye göre Kim Yong-un ve babası Kim Yong-il de uzakta sayılmaz hatta böyle giderse Kore’yle pek çok ülke bir telefondan ziyade bir füze kadar birbirine uzak olacak.

Şimdiden böyle diyebiliriz.

Bir yerde cumhuriyet varsa orada saray olmamalıdır. Bir yerde cumhuriyet varsa orada kamunun malı bir şahsa veya bir aileye ait görülmemelidir. Cumhuriyetle yönetilen bir ülkede hiçbir devlet adamı, “Ey vatandaş, asgarîyi beğenmiyorsun boğazına dursun” diyemez. Kimsenin böyle bir hakkı yoktur.

Belki bin sene önce besleyip doyuran kağanlarımız vardı ama bugün halk kendini yönetmesi gerektiğine göre olaya böyle de bakamayız.

Cumhuriyeti korumaktan acizsek ama yıkamıyorsak ve bahçeyi arkadan dolanıp çaktırmadan hanedan kuruyorsak o başka…

Öyle bir çağdayız ki demokrasi dediğimiz sistemi adamakıllı uygulatmıyorlar. Ülkelere etki etme gücüne sahip olan iç ve dış unsurlar zaten çoğunluğu cahil veya olaylardan habersiz olan halkın geleceğini halkın azim ve kararına bırakmıyorlar.

Bu yüzden ülkelerin çoğu cahil bırakılıyor. Yoksa demokrasiyle idare edilen bir ülkede eğitim, adalet ve liyakat ülkenin temelidir. Gerçi her rejimde böyledir ama en kritik oldukları yer demokrasidir. Bunlardan biri bile olmazsa orada her şey ağır aksak gider. Ülkenin idaresi ailelerin veya grupların kontrolüne girer. Bu da devletin varlığını içeriden tehdit eden en önemli tehlikedir.

Akılsız şehzade hikâyesi şimdilik bize sadece bir tek kıssadan hisse verir:

Sen cumhuriyetsin. Hem onu korumalı hem de akılla idare edilmelisin. Malın mülkün padişahtan şehzadeye geçmesi mümkündür ve çok kolaydır ama aklın babadan oğula geçeceğinin garantisi yoktur.

O yüzden birilerinin ütopya gibi göstermeye çalıştığı liyakatli insanların cumhuriyetine sımsıkı sarılmalı ve çalışmaya devam etmeliyiz.

Yoksa “Ya Hak!” diye orman yakanlar bitmez.