Seçim süreci sona erdi. Yeni bakanlar belirlendi. Erdoğan, Anıtkabir’e gitti. Türkiye yeni beş yıllık süreçte neler olacağını merakla bekliyor.

Ama ben merak etmiyorum.

Her seçimde olduğu gibi bu seçimde de muhafelet partileri terörle itham edildi. Seçim boyunca Hizbullah’ın terör örgütü olmadığını veya HÜDAPAR’ın Hizbullah’la ilgisi olmadığını iddia eden AKP propagandası sona erdi çünkü artık bu yalana ihtiyaç kalmadı. Bakanlık görevini devreden Nebati’den sonra geçmişinde FETÖ olan, Ergenekon kumpaslarına destek ve Fetullah sapığına gönül vermiş kimseler bakan yapıldı. FETÖ’ye ayrılan yer daha da açılmış oldu.

Kılıçdaroğlu’na İngilizleri de ilgilendiren politik vaadleri sebebiyle demediğini bırakmayan Erdoğan, Londra’ya göz kırptı.

Dolandırıcı ilan ederek gönderdikleri adamı kurtarıcı zannederek geri çağırdılar.

Londra da Erdoğan’a göz kırpmış oldu!

Göz kırpmalarıyla başlayan flörtleşme, Kızıl Elma’dan kızıl avyaya yönelmeyle biter mi? Biter.

Irak savaşında tezkere çıkartamayan iktidara ikinci ve son şans olası İran savaşına doğrudan destek karşılığı verilir mi? Verilir.

Çünkü mevcut iktidarın başka şansı yok.

Mesela AKP için mülteci politikası, Rusya’yla yakınlaşmanın getireceği Batı odaklı saldırıları yavaşlatıp durduruyor. Böylece seçim boyu yapılan Batılılar Erdoğan’ı istemiyor yalanı da aşikâr şekilde çürümüş oluyor. Zira gerçekte Batı medyası hem seçim öncesinde hem de seçim sonrasında Erdoğan’ın seçilmesini çok daha olumlu karşılayan haberler yaptı, köşe yazarları analizler yayımladı.

Seçim boyunca Yunan basınındaki genel kanı, Erdoğan’ın hiç değilse tanındığı ama Kılıçdaroğlu’nun yapacaklarının belirsiz olduğuydu.

Sonuç olarak bir “Anlat, sen seversin yalanı” sürecini daha geride bırakmış olduk. Şimdi gerçeğe yani sözde sığınmacılara ve ülkemizde sözüm ona ilan edilecek şeriat rejimi için çıkıp gelenlere bakalım.

Somali ve Cibuti’de Yeni Osmanlı propagandasını da 2023’te İslamî nükleer güç olacağımız propagandasını da Atatürk karşıtı propagandayı yerinde görmüş bir insanım. Aynı propaganda Türk cumhuriyetlerinde ve Afrika ülkelerinde aynen uygulanıyor.

Tahminimce birileri hem kendilerini hem de cemaatlerini “Erdoğan, mecburiyetten Anıtkabir’e gidiyor” diye kandırıyordur çünkü hem onlar hem de çıkıp gelen hayalperest hilafetçiler Türkiye’nin gerçeğini bilmiyorlar. Bilmeleri, anlamaları da mümkün değildir. Görünen ne olursa olsun devlet Mustafa Kemal’in devletidir. Bunun altını çizelim.

Ama maalesef birileri kendince tehlikeli oyun oynuyor…

Dün ne yaptılarsa Türk’ü Türk’e kırdıramadılar. Ergenekon ve Balyoz kumpaslarıyla tasfiye etmeye çalıştıkları asıl devlet, kumpasçıları kıçlarına vura vura hak ettikleri yere gönderdi. Yani aslında tezkerenin intikamını Türkiye içinde güçlü ve acımasız müttefik bulamadığı için tam olarak alamayan emperyalist güçler, eğer İran konusunda da iktidarın üstüne düşeni yapamayacağını, Rusya’yla ilişkisine zarar veremeyeceğini görünce sığınmacıları harekete geçirmeye çalışır mı? Çalışır.

Hoş, İran konusunda iktidar Batılıların istediğini yapsa bile milyon tane adam boşuna bu ülkeye sokulmuş değildir.

Her halükârda hedefte laik cumhuriyetimiz vardır. Ulus devlet vardır. Bunlar bize Mustafa Kemal’in emanetidir. Bunu unutmayalım.

Ve Avrupalı devletlerin Afrika’daki insan kaçakçılığı organizasyonlarından duyduğu rahatsızlığı hangi fetvalar ve hangi vaatlerle hafiflettiğini düşünelim.

NOT: Şunu da ekleyeyim ki Erdoğan’ın o kadar ithamından sonra herkesi kucaklayacağını söylemesi beni ilgilendirmiyor. Ben, hakarete uğrayıp giden ve çağrılıp bakan yapılanlara benzemem. Bir Türk genci olarak gurur sahibiyim. Benim gibi milyonlarca Türk genci vardır. Milletimizin hiçbir parçası düşmanımız olmadığı gibi bölmeye çalışanlara da müsaade etmeyeceğiz.