Bir Garip Göç Hikâyesi

Hem fert hem de toplum açısından göç bütün canlıların bir gerçeğidir. Savaş, kıtlık vb. nedenlerle toplu göçler meydana gelmesi çağımıza has bir özellik değildir. İnsan bazen bir şehirden başka bir şehire, bazen köyden şehire, bazen şehirden köye ve bazen de bir başka ülkeye göç edebilir. Yine ihtiyaç olması hâlinde geldiği yere geri dönebilir.

Buraya kadar anlattıklarım doğal göçlerle ilgilidir. Bir de yapay göçler vardır. Bir topluluğun göç ettirileceği ülkede mültecilerle ilgili güya savaş, kıtlık, kaos, yaşam şartlarının bozuk olması gibi gerekçeler hazırlanır. Göç edecek topluluğa ise bambaşka bir dünya sunulur. Bu gerçeği Afgan ve Pakistanlıların Google aramalarındaki istatistiklerde görebiliyoruz.

Dincilerin güya hicret olarak adlandırdıkları göçlerle gelen milyonlarca kaçak, her ne hikmetse ülkemize gelmeden önce cami, tekke vs. araştırmıyor. Türk çocuklarını, Türk kadınlarını, eğlence hayatını araştırıyor. Birileri, gerçekleri söyleyenleri yalan, abartı, ırkçılıkla yaftalasa da ülkemize göç eden üçüncü dünya toplumlarının yapısı çok farklıdır. Yapıcı değil yıkıcı diyarlardan gelenler her zaman huzur bozarlar. Tüm bunlara karşı evini korumak isteyen kişileri kin, nefret, düşmanlık gibi suçlamalarla yaftalamaksa ancak düşmana hizmet eder veya sinsi düşmanlıklardan kaynaklanır.

Çok kısa bir şekilde Afganistan’ı ele alalım.

Afganistan uzun süredir ABD işgali altındaydı. Amerikan devleti kendi içinde Orta Doğu siyaseti bakımından bölünmüş durumdaydı. Kimi stratejistler ABD’nin kontrollü bir şekilde kendi kurduğu dengelerin sürekliliğini gözeterek çekilmesinden ve Avrupa güçlerini yanına alarak Çin ve Rusya’yla mücadeleye girmesinden yanaydı. Bu görüştekilerin temel dayanaklarından biri, Orta Doğu’nun sorunlu bir coğrafya olması, burada çok fazla insan, zaman ve para kaybedildiği, büyük devletin büyük devletlerle mücadele etmesi düşüncesiydi. Diğer bir görüş ise ABD’nin Orta Doğu’daki politikalarını İsrail’in güvenliği ekseninde sürdürmesiydi.

Ukrayna-Rusya savaşıyla Amerika dikkatini Avrasya’ya çevirdi. Bu savaşın getireceği artılardan biri Avrupa’nın ABD’nin kanatları altında devam etmesiydi çünkü Almanya, İngiltere, Fransa gibi ülkeler bir süredir kendi yollarını çizmeye çalışıyorlardı. Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi bu ülkelerin güvenlik kaygılarını tetikledi, dünyada kurdukları dengeleri tehlikeye düşürdü. Böylece dengeleri kurmak adına ABD’yle birlikte yol yürümeye devam ettiler.

Olası veya ciddi olarak planlanan Çin savaşına karşı ABD, Rusya’yı zayıflatmak ve oyalamak için Ukrayna ve Avrupa’yla karşı karşıya getirirken muhtemeldir ki Çin’i çevrelemek adına ve yine kontrollü çekilmek için Afganistan’ı Taliban’a teslim etti. Bir süredir kendini toparlayan, Afganistan’da duruma tamamen hâkim olmaya çalışan Taliban, İran’la savaşın eşiğine geldi. İran’la savaşı tetikleyecek ilk fizikî saldırıyı da yine Taliban gerçekleştirdi. Şunu da eklemeliyiz ki Afganistanlı Sünnî Fars için İran düşman, Sünnî herhangi bir ülke dosttur; tabii o ülke laikliğin karşısında konumlanmış bir parti tarafından yönetiliyorsa… Bunu sahada tecrübe etmiş bir insanım.

Şimdi bu Afganistan’dan gelenler laik bir ülkede yaşamak istedikleri için mi geliyorlar? Bu kadar Afgan mazlumsa Taliban nasıl iyi oluyor? Taliban iyi değilse birtakım AKP’liler niye Taliban övüyor? Bir yandan medrese düzeninden kaçan (?) milyonlarca insan ülkemize sızarken bir yandan aynı insanlar medrese açılışı yapan Erdoğan’ı niye destekliyor?

Afrika’da, örneğin Somali’de, Cibuti’de yoğun bir hilafet propagandası var. Bunu da tecrübe etmiş bir insanım. O insanlar mazlum olsalar da olmasalar laik Türkiye’nin teminatı olmak için Türkiye’ye gelmiyorlar. AKP de bunu çok iyi biliyor ve sınırların delik teşik edilmesine müsaade ediyor. Boşuna ülkemizde ensar edebiyatı yapılmıyor ama maalesef insanımız din ve insanlık edebiyatına prim veriyor, göz göre göre gerçekleri söyleyen insanlarla inatlaşıyor. Üzerinde yaşadığımız dünya oyun parkı, film veya bilgisayar oyunu değildir. Kaos, iç savaş, kafa kesmek vs. sanal dünyada yaşattıkları gibi bir şey değildir.

Mezhep taassubuyla kendi soyundan olanlara bile saldıranlar, ülkemizde kendi görüş ve mezheplerinden olmayanlara karşı sinsi planlar içindelerse -ki olmalarına gerek yok, kullanılabilirler- tarih önünde bunun hesabı nasıl verilecektir?

Bunları iyi düşünün.  

Ekonomiyi milyonlarca göçmenin ayakta tuttuğunu söyleyenlere ise sorum şudur: Ekonomiyi milyonlarca yabancıya muhtaç edecek kadar kötü yönettiyseniz çekileceksiniz. Böyle bir durumda “Ben çekilirsem diğeri yapamaz” deme hakkınızı baştan kaybetmiş oluyorsunuz. Unutulmamalıdır ki ucuz iş gücü denilerek üç kuruşa çalıştırılan, toplumun hedefi durumuna gelen bütün yabancılar kısa zamanda kin ve nefretle beslenerek bir yandan suç örgütleri kuracak, bir yandan ülkenin kilit noktalarında siyasî faaliyetler yürütecekleri topluluklar oluşturacaktır. İşte bu demografik bir sorundur ve “Türkiye Türklerindir” diyenler bu gerçeği fark etmek, bunun gereğini yapmak zorundadırlar. Bunu da özellikle MHP camiasına yazıyorum. Kendinizi terörle mücadele söylemleri üzerinden kandırmayın. Bu ülkenin başına kim geçerse geçsin güvenlik güçlerimizin vatanımızı bölmek ve devletimizi yıkmak için ülkemize saldıranlara karşı mücadelesi daimidir ve TERÖRLE MÜCADELE ASLA ŞAHSÎ DEĞİLDİR.