Bir milleti bölmek, kapı komşularını birbirine düşürmek, ailede huzursuzluk ve akrabalar arasında kavga çıkarmak pahasına muhalefeti terörle itham eden AKP’nin terör sicili hayli kabarıktır. Kılıçdaroğlu’nun Kandil’den emir aldığını söylerken cumhurbaşkanı sıfatıyla sorumsuz davranan Erdoğan, emri Allah’tan aldığını iddia etmekle de laik bir devletin başında olduğunu unutmuş görünüyor.

Tıpkı kendisinin ve AKP camiasının bölücü terör örgütüyle ve FETÖ ile olan geçmişini unutması gibi…

Siyaset sahnesi hayli ilginçtir.

Vamık Volkan gibilerin memlekete gelip devleti idare edenlere ABD’nin emirlerini iletmesinin ardından Kürt açılımı resmen başladı. O günlerde sokaklara inip şehitlerini anmak ve teröre tepki koymak isteyen bizim gibi gençlerin karşısında FETÖ iltisaklı polisler belirirdi.

O polisler Türk bayrağı açmana tahammül edemezlerdi. Tıpkı sözde Ergenekon örgütünden tutuklu Türk aydınlarının hücrelerindeki bayrağa, Atatürk posterine tahammül edemedikleri gibi… Ne var ki FETÖ’nün özellikle yetiştirdiği bu polisler, DHKP-C’li ve PKK’lı mahkûmların sloganlarına, hakaretlerine, subaylara hakaret etmesine epeyce hoşgörüyle bakarlardı.

Dediğimiz gibi açılım günleriydi. Hain elebaşısı Apo’nun İmralı’daki konforu konuşulurken Taraf avanesi her gün bir tarafından darbe uydurur, bu komik darbe iddialarıyla Türk ordusuna saldırırdı.

Fatih Camisini bombalayacağı iddia edilenler Kemalist Türk subaylarıydı. Helikopter kaldırıp milleti tarayanlarsa bu haberleri yapanların efendileri yani FETÖ’cüler oldu.

Erdoğan ve kurmayları için şovmenlikle itham edilmeye “terör durdurulmalı” demek yetiyordu. Bunu en iyi bilen de kendisinin ortağı Bahçeli’dir. Bahçeli “terörle mücadele edilmeli” der, Erdoğan da onu kandan beslenmekle itham ederdi.

Şimdi AKP’nin sığındığı iki dal da o kadar ilginçtir ki…

“Onlar emri Kandil’den alıyor…”

“Biz millîyiz.”

Apo’nun mektubu bir dünya insana okutan da bu iktidardı, her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldığını iddia eden de bu iktidardı.

Hakikaten, “kadere bak kadere”!

Bir grup insan, iktidarın Kürt açılımı ile elini taşın altına koyduğunu iddia ediyor ama unuttukları çok önemli bir şey var.

İktidarın elini taşın altına sokan neoliberalizmin efendileriydi. İktidarın elini taşın altından çekmesine neden olan da bugün masaya oturamadıkları için masaya oturmayacaklarını iddia ettikleri HDP’nin barajı geçmesiydi.

HDP belli bir oy oranına ulaşıp AKP’nin iktidarını tehlikeye atınca birdenbire işler değişti. Erdoğan’ın ve AKP’nin millî olası geldi. Ergenekon ve Balyoz’da mağdur edilen ama devletine küsmeyen Kemalist Türk subayları terörle mücadeleye koştular.

Önce Hendek’te sonra da 15 Temmuz’da devleti kurtardılar. 15 Temmuz’un ilk günlerinde güya Atatürk’e sarılan, “Artık liyakata önem vereceğiz” beyanlarında bulunan iktidar mensupları kısa sürede özlerine döndüler. Üç gün önceye kadar Fetullah sapığı için gözyaşı döken kalemşörlerse darbenin Kemalistler tarafından yapıldığını yazıp sınırları aşmaya çalışıyorlardı.

İşin özü şuydu: Kürt açılımı sayesinde oylarını garantiye alan AKP için HDP’nin oylarının artması ve yetmezmiş gibi CHP’yle “birlikte iyi sallaması” her nedense terörün hortlamasına yetmişti!

Türkçülere “kandan besleniyorsunuz” diyen iktidar için yegâne söylem terörle mücadele oluverdi.

Gerçek şu ki Erdoğan dün ak demişse doğrudur. Bugün kara diyorsa doğrudur. Dün dost diyorsa doğrudur ve bugün düşman diyorsa doğrudur. Kimler için? Devleti ve milleti Erdoğan olanlar için…

Kraldan çok kralcı olanımıza “Tayyiban” demekte bir mahsur yoktur.

Bakın…

Sedat Peker, bir suç imparatorluğunu ifşa etmiştir. Şunu unutmayalım: Suçlu için kurtuluş her zaman bir suç daha işlemektir. Bunun sonu yoktur, ta ki adalet tecelli edinceye kadar.

Devletini ve milletini seven herkesin görevi de adaleti tecelli ettirmektir. Adaleti tecelli ettirerek vatanın geleceğini aydınlatmaktan daha güzel, daha keyifli, daha kolay ne olabilir?

Sözün özü…

Terör sicili kabarık olanların devletleşmesi, devletin terörize edilmesidir. Türk devleti buna müsaade etmez, ETMEZ.