Plebs Sancta

11. yy.’da bir adam, saplantılı şekilde iki şeyi çok seviyordu: Constantinople ve güç. Tanrının annesi tarafından korunduğuna inandığı Konstantin’in tüm sakinleri, onun gözünde “kutsanmış köleler”di (plebs sancta). Seçilmiş bir adam olarak tüm köleler ona biat etmeliydi. Henüz herkesi kutsayamamıştı ama ona inanan kabadayıların, zorbaların sayısı az değildi.

Kutsanmış kölelerin kutsal babası için fırsat, Tornikos ayaklanmasında ortaya çıktı. Leon Tornikos, İmparator 9. Konstantin’in yeğeniydi ve Ermeni-Gürcü asıllı aristokrat bir aileden geliyordu. Askeri vali olduğu dönemde imparatorun kız kardeşine deliler gibi aşıktı. Destekçileri tarafından çıkarılan isyandan sonra gözden düştü ve kısmen özgürlüğünü kaybetti. Etrafına topladığı destekçilerle çıkardığı ayaklanma, kutsanmış kölelerin babasının çabalarıyla bastırıldı. Yakalandıktan sonra Leon’un gözleri kör edildi.

Kutsanmış kölelerin babası, Michael Cerularius’tu. İsyan sonrası birdenbire köşesine çekilip keşiş olmaya karar verdiyse de imparatora yaptığı hizmet unutulmamıştı. İstanbul’daki Ortodoksların başına geçen Ceruilarius giderek güçlenmeye başladı. Plebs sancta sayesinde rakiplerine sürekli gözdağı veriyor, sürekli isyan çıkartıyor ve isyanları bastırıyordu. Dökülen kanlar, yapılan yağmalar sonunda Cerularius gücüne güç katıyordu.

Destekçilerinin en büyük söylemi, “Ortodoksluk elden gidiyor” cümlesiydi. Plebs sancta mensupları bu sayede pek çok İstanbulluyu bayrağı altına alıyor, Latinlerin mülkleri yağmalanıyordu. Bu anlayış muhtemeldir ki asırlar sonra Osmanlı’ya da miras kalacak ve “Din-i mübin elden gidiyor” şekline dönüşecekti. Gerçi dünyanın her yerinde en büyük korkulardan biri -ne hikmetse Tanrı koruduğu hâlde!- dinin elden gitmesiydi. Bunun önlenmesi de Cerularius gibi hırslı din adamlarına kalıyordu.

Cerularius ne kadar güçlenirse güçlensin güce doymuyordu. Nihayet “ekümenik” olduğunu iddia etti ve kendini Roma’daki papa ile eş değer görmeye başladı. Elbette bu durum papa tarafından kabul edilemezdi. Cerularius fazlasıyla hırslıydı. Her türlü tartışmayı sonuna kadar sürdürüyordu. Öyle ki “Ortodoksluk elden gidiyor” diye insanları bayrağı altına toplayan bu adam, Psellus isimli hermetik olduğu iddia edilen bir yazarın planlarıyla imparatorlar deviriyordu. Sonunda papa ve patrik birbirlerini “aforoz” ettiler.

Doğu Roma imparatoru papanın yanındaydı. Bunu sezen kurnaz Cerularius yine bir isyan çıkardı. İmparatorun ikna çabaları sonuç verdi ve kutsal köleler, yine kutsal kölelerin çıkardığı isyanı bastırdı! Cerularius giderek güçleniyordu.

Günün birinde “ekümeniklik” hırsı yüzünden Roma ikiye bölündü ve Doğu Roma, Batı Roma’nın hışmını üstüne çekti. Cerularius ve Psellus’un desteğiyle iktidara gelen İsaac Comnenos, Cerularius’u zindana attı.

21 Ocak 1059’da öldüğü zaman Cerularius’un ekümeniklik hırsı, Roma’yı bir daha birleşemeyecek şekilde ikiye bölmüş ve asırlar boyu Latin güçlerinin gazabını İstanbullu Ortodoksların üzerine çekmişti.

Köle olmaya razı insanlarsa her zaman efendi sahibi olmaya devam ettiler. Kutsanmış kölelik hiç bitmedi.