Bir millet için olmazsa olmazlardan biri millî hafızadır. Hafızası güçlü olmayan bir milleti aldatmak çok kolaydır. Hafızasız bir insanı her gün başka bir kimlikle aldatmak mümkündür. Bununla beraber kimileri hafızasız değildir, hafızasını yitirmiş gibi davranmaktadır çünkü işlerine böyle gelmektedir. Hataları, gafletleri olan kimseler mış gibi yapmayı severler. Kimi ortaya çıkan gerçekleri görmezden gelir, kimi bu gerçekleri savunmuş gibi yapar. Nihayetinde hafızası güçlü olanlara kimse yalan söyleyemez.

Mesela siyasî iktidarın “Millî orduya kumpas kuruldu” beyanını unutmuş değiliz. Bu nedenle yazılarımda pek çok soru sormayı tercih ediyorum. Bu yazımda da bazı soruları soracağım.

Millî orduya kumpas kurulduysa bu kumpasta etkin görev alanlar neden elini kolunu sallayarak rahatça geziyor?

Adnan Tanrıverdi’nin Hilmi Özkök’e mektubu ifşa oldu. Tanrıverdi, cumhurbaşkanına başdanışmanlık yaptı, güvenlik politikalarıyla ilgili bilirkişilerden oldu. Özkök ise Urla’da emekliliğin tadını çıkarıyor. Diğer yandan Kozmik Oda’ya girilmesinde kilit rolü olan Bülent Arınç da devletin sözde bilirkişilerinden olmuştu. 

Koskoca orduya kumpas kurmak bu kadar kolay mı? Devletin mahremine saldırmak bu kadar kolay mı?

Bunları unutmak her şeyden zor.

Bakın Tanrıverdi, daha 2006 yılında Özkök’e neler yazmış (Aytunç Erkin’in Sözcü’deki yazısından alıntıdır):

“Ülkemizde garip şeyler oluyor. Sap samana karışmış durumda. Milletin refahı ve devletin bekâsı için güvenli ortamın sağlanması ile görevli silahlı kuvvetlerimizin mensupları ve emeklileri; huzura, güvene ve istikrara darbe indirmek üzere teşkil edildiği anlaşılan çeteler oluşturuyorlar.”

Bu paragraf bir suç itirafıdır. Tanrıverdi bu cümlelerle SADAT’ı tarif etmiştir.

“…Sayın Genelkurmay Başkanım… Disiplinsizler (TSK’den) atıldığına göre, çeteleri kuranlar disiplinliler mi oluyor? Silahlı kuvvetlerin tepesindekiler siyaset yapar da genç kadrolar yapmaz mı? Genç kadrolarda çeteleşme olur da onların komutanlarında ve üst kadrolarında çeteleşme olmaz mı?”

Burada ise iki nokta vardır:

1-Tanrıverdi, Hilmi Özkök’ün aklına fitne fesat tohumları ekiyor. Tabii o tohumların o toprakta tuttuğunu tekrar hatırlayacağız.

2-Bugünlerde TSK’yi yeniden şekillendiriyoruz, diyebilecek kadar pervasız bir adamın kumpas davalarındaki rolü ifşa olmaktadır.

Türk yargısı bunların hesabını sormayacak mıdır?

O tohumlar o toprakta tuttu, diye yazdım. Yıllar sonra okuduğumuz bir haber:

“Ergenekon davası kapsamında eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök, eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür ve AK Parti Gaziantep Milletvekili gazeteci Şamil Tayyar’ın da aralarında bulunduğu 12 kişi ile gizli tanığın dinlenilmesi kararlaştırıldı.” AA, “Tanık Sıfatıyla İfade Verecekler” başlıklı haber, 26.07.2012

Eski bir orgeneral, üstelik Genelkurmay başkanı olarak görev yapmış. Emekli bir istihbaratçı, üstelik Kontrterör Dairesi’nde başkanlık yapmış. Bir milletvekili… Yazdığı bütün kitaplar kumpas davalarının tetikçiliği üzerine. Bir tek kişi gidip sormuyor, demiyor ki “Sen bir milletvekili olarak bu kumpaslarda nasıl bir rol üstlendin?” Sormak bir yana bilirkişi yaptılar onu da… Çok iyi biliyorum ki bugün birisi “Aslında Ergenekon var” dese sevinçle karşılayacak ilk kişilerdendir.

Genelkurmay başkanlığı yapmış bir adam, nasıl olur da bölücü terör örgütü mensuplarının gizli tanık olduğu bir davada tanıklık yapar? Bir insan böyle bir şeyi nasıl kabul eder?

Bunların soruşturulması gerekir.

Ben bir hatırlatma yapıp yazımı noktalayayım.

Nazlı Ilıcak’ın eski eşi, AKP’nin eski Milletvekili Emin Şirin, Nazlı Ilıcak’la beraber gittikleri ABD gezisinde FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’le görüştürülmüşlerdi. Şirin, Hilmi Özkök’le ilgili şunu anlatmıştı:

“Kahvaltı ederken Nazlı Hanım dedi ki ‘Hocam sizin istihbarat kaynaklarınız kuvvetli, biz bu askerin vesayetinden ne zaman kurtuluruz?’

Fetullah Hoca da ona cevaben ‘Eğer Hilmi Özkök Genelkurmay başkanı olursa rahat ederiz’ dedi. Durmadı Nazlı Hanım bir soru daha sordu ‘Bundan nasıl emin olabiliyorsunuz?’

FETO (Haber kaynağında böyle yazıyor) ona cevaben ‘Onun albay olmasına bile şaşırmıştım’ dedi. Yani albay olmaması gerekirdi, atılması gerekirdi.’”

O günlerde ABD ve AB yetkilileri birbiri ardınca TSK’den rahatsızlıklarını dile getiriyorlardı.

Eskinin tetikçileri de ABD’ye gidip hocaefendileriyle orduyu nasıl bitiririz, diye konuşuyorlardı.

Hilmi Özkök ise “O zaman Fetullahçı olmak suç değildi, o yüzden atamadık” diyor.

Anlaşılan o ki Özkök hızını alamamış, görev sonrası bile tanıklık yapmaya devam etmiş… Şimdi de Urla’da emekliliğin (?) tadını çıkarıyor.