“Dindar Türk Neferleri Teslim Oluyorlar”

AKP’nin referandum zamanı “Her ‘evet’, Şeyh Sait ve arkadaşlarının ruhuna Fatiha’dır” diye oy istediği hâlâ akıllardadır. Doğuda her köşeye Şeyh Sait’in “cansız” hatırasını koymayı görev bilen AKP’li siyasîler, yalnızca referandum için mi Şeyh Sait’i anıyorlardı? Tek mesele referandumdan “evet” çıkarmak mıydı?

Onlar yüz yıldır Kürt-İslamcılarla beraber yürüyorlar. Bu konuya ayrıntılı şekilde önümüzdeki günlerde değineceğiz. Bu bir hatırlatma yazısıdır.

Özellikle 1920’li yıllardan itibaren doğu illerimiz kaynayan kazan gibidir. Memleketin işgal edilmesini, emperyalist devletlerin ülkeye ve komşu ülkelere gelişini fırsat bilen ne kadar bölücü varsa hemen harekete geçmiştir. Kurulan komiteler, silahlandırılan eşkiyalar devlete isyan etmişler, askerlerimizin ve Türk ahalinin kanı dökülmüştür. Bununla beraber Kürt ayrılıkçıların hâlâ hazmedemedikleri noktalardan biri ise bölgedeki etkili isimlerin pek çoğunun Ankara’ya destek vermeleridir.

Bugün güzellemeleri yapılan, idamına dair türlü efsaneler uydurulan Şeyh Sait’in mahkemedeki ifadeleriyle İmralı itinin mahkemedeki ifadeleri arasında bir fark yoktur. Behçet Cemal’in 1955’te yayımladığı “Şeyh Sait İsyanı” isimli kitaptaki ifadelerini özetliyorum:

-Bu işlerde ne öndeyim ne arkadayım. Belki ortada bulunmuştum. İsyanı bizzat yönetmedim. Harbi de uzaktan yakından görmedim. Aşiretler kendi akıllarıyla hareket ediyordu, kimse kimsenin sözüyle hareket etmiyordu. Şeriat için ayaklandık. Amacımız şeriat hükümlerinin uygulanmasını rica yoluyla hükümete bildirmekti. Öyle zannediyorduk. İnşallah kabul olunur.

Ve idam kürsüsüne çıkarken söylediği son sözü:

“Fena yaptık. İnşallah bundan sonra iyi olur.”

İdam kürsüsüne çıkmadan o akıllandı ama bölücülerin, şeriatçı bölücülerin hiçbiri akıllanmadı.

Tabi ki bu ifadeleri reddedecek ve demogoji yapacaklardır. “Bunlar yalan. Meclis tutanaklarına bakın, devlet yalan söylüyor” diyeceklerdir. Ben şahit oldum buna ve şöyle sordum: Devlet yalan söylüyorsa ve Meclis tutanaklarına bakmak gerekiyorsa bu hangi devletin meclisi olabilir?

Bölücünün her türlüsü hainliktir. Kişilerin şeyh, seyit, imam vb. unvanlara sahip olmaları bölücülük yapabilecekleri anlamına gelmez. Kim olursa olsun hain, haindir.

Günümüzün en sinsi tehlikesi Kürt-İslamcılıktır. Okuyan, düşünen, sorgulayan kafalar bu noktaya yönelmeliler. Devletimize sızan, devlette kadro verilen tarikatların hepsini sadece İslamcılık zemininde değerlendirmeyin. Bunların içinde Kürtçüler vardır. Hepsi Şeyh Sait’in devamıdır. Şeyh Saitler ise idam kürsüsünde olmalılar, devlet kurumlarında değil.

Bir insan “Türklük önemli değil” dedikten sonra, Mustafa Kemal’e ve onun ordusuna düşman olduktan sonra, hayatının merkezine dinciliği koyduktan sonra o insan gidip her toplumun bölücüsüne “din” bahanesiyle destek verir, veriyor da.

Konuyu ayrıntılı şekilde ele alacağımız günler gelecektir. Şimdilik Kürt İttihat ve İstihlas Komitesi’nin 1920’lerde yayımladığı bir bildiriden çok anlamlı bir cümleyle yazımı noktalıyorum:

“Dindar Türk neferleri din kardeşlerine kurşun atmıyor, teslim oluyorlar. Dindar Türk ahalisi fikren ve kalben sizinle beraberdir.”

Din(i)dar Türk ahalisi fikren ve kalben kiminle berabermiş?

Bölücü Kürt komiteleriyle… Açılım adı altındaki saçılıma bir de bu gözle bakın.