<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Türk Ortodoks Kilisesi &#8211; Demir Yolcu</title>
	<atom:link href="https://demiryolculuk.com/tag/turk-ortodoks-kilisesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<description> Dünyayı elinde tutan, onu anlayış ile tuttu; halka hükmeden, bu işi bilgi ile yaptı. (Kutadgu Bilig)</description>
	<lastBuildDate>Wed, 05 Nov 2025 18:21:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/03/cropped-LOGOSp-1-32x32.png</url>
	<title>Türk Ortodoks Kilisesi &#8211; Demir Yolcu</title>
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">203450429</site>	<item>
		<title>Papa Eftim Gerçeği Kapınızı Çalıyor&#8230;</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2025/11/05/papa-eftim-gercegi-kapimizi-caliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 18:07:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[fener kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[selçukerenerol]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ortodoks Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1341</guid>

					<description><![CDATA[Papa Eftim Gerçeği Kapınızı Çalıyor&#8230; (Ruhunuzu Yakacak Bir Yalanın Enkazı Altında Kalmaya Hazır mısınız?) Bazı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong><em>Papa Eftim Gerçeği Kapınızı Çalıyor&#8230;</em></strong></p>



<p><strong><em>(Ruhunuzu Yakacak Bir Yalanın Enkazı Altında Kalmaya Hazır mısınız?)</em></strong></p>



<p>Bazı hikâyeler vardır, damarlarımızda dolaşır.</p>



<p>Bize kim olduğumuzu fısıldar, zor zamanlarda tutunacak bir dal olur. Kahramanlarımız vardır, isimleri anıldığında göğsümüz kabarır, varlıklarıyla onur duyarız. Papa Eftim de o kahramanlardan biriydi, değil mi? Milli Mücadele&#8217;nin ortasında parlayan bir Hristiyan Türk, Atatürk&#8217;ün bile takdirini kazanmış sarsılmaz bir vatansever&#8230;</p>



<p>Öyle mi?</p>



<p>Peki ya o heykelin ayakları kilden yapılmışsa? Ya o parlak zırhın altında, hepimizin inandığı o kutsal davanın yerine, bambaşka, çok daha insani, çok daha karanlık bir hırs gizliyse?</p>



<p>Unutun şimdiye kadar duyduklarınızı ve okuduklarınızı çünkü size anlatacağımız hikâyenin kaynağı ne bir tarihçi ne de bir düşman. Kaynak, Eftim efsanesinin ta kendisi. O “kahramanın” (!) sesi, yıllar sonra gazete sayfalarından bize ulaştığında, duyduğumuz bir vatanseverin gururu değil, bir stratejistin kan donduran itiraflarıdır.</p>



<p>O ses bize, “İhtilafımız dini değil, siyasiydi.” diye fısıldıyor. Kutsal bir dava için değil, “siyasi maksatlarla” kiliseleri “işgal ettiğini” itiraf ediyor. Arşivler, o “boyun eğmez” din adamının, projesi başarısız olunca ve cemaat toplayamayınca düşman ilan ettiği Fener&#8217;e gidip nasıl “aman dilediğini” gözler önüne seriyor.</p>



<p>Ve en sonunda, siyasi rüzgârlar değiştiğinde, dün lanetlediği Fener&#8217;in yeni patriği olarak ABD tarafından ülkemize yollanan ve ABD vatandaşıyken bir gecede Türk vatandaşı yapılan Athenagoras’a nasıl “biat ettiğini” belgeler kanıtlıyor.</p>



<p>Bu, artık bir tarih tartışması değil. Bu, iddia edilen Atatürkçü ilkelere yönelik bir sadakatsizliğin başlangıç noktasıdır.</p>



<p>Ama bu sadakatsizlik, tek bir anın günahı değil; gücün rüzgârına göre yelken açan, ilkesiz bir duruşun aile geleneğidir. O sözde sarsılmaz Atatürkçü Papa Eftim, Demokrat Parti iktidara gelip Batı&#8217;ya yanaşınca ne yaptı dersiniz? Menderes hükümeti, Yunanistan ile ilişkileri düzeltmek için Eftim&#8217;in “kilise”sini bir yük olarak görüp kapatma baskısı kurduğunda, Kemalist bir direniş mi gösterdi?</p>



<p>Tabii ki hayır.</p>



<p>Sessizliğe büründü ve yeni güce uyum sağlayarak ayakta kaldı çünkü onlar için pusula, her zaman gücü ve iktidarı gösterir.</p>



<p>Ve bu pusula, nesiller sonra torun Selçuk Erenerol&#8217;un elinde de şaşmadan çalışıyor. Bir yandan “Atatürkçülük”, “laiklik” nutukları atarken diğer yanda Türk-İslam sentezinin mimarı Namık Kemal Zeybek ile aynı siyasi yolda yürüyebiliyorlar. Atatürk&#8217;ün laik milliyetçiliğini savunduğunu iddia eden birinin, bu ilkeyle taban tabana zıt bir ideolojinin yaratıcısıyla siyaset yapmasının nasıl tanımlanacağına siz karar verin!</p>



<p>Bu, bir çelişki değil, ailenin genetik kodudur: Güç kimdeyse “Biz oradayız.”</p>



<p>Günümüzün belirli milliyetçi siyasi akımlarının söylemlerinde kendilerine bir yer bulmaları da bu mirasın bir tesadüf olmadığının kanıtıdır.</p>



<p>Ama asıl can yakan, bu mirasın ölmemiş olmasıdır. Eftim&#8217;in başlattığı o siyasi manevra sanatı, o Galata&#8217;daki paha biçilmez mülklerle birlikte, nesilden nesile aktarıldı. Bugün o mirasın varisleri olan torunları, dedelerinin başlattığı oyunu çok daha cüretkâr bir perdeden oynamaya devam ediyor.</p>



<p>Bunların sosyal medya hesaplarına, demeçlerine bir bakın. Dillerinden düşürmedikleri tek bir kelime var: Atatürk. Onlar için Atatürkçülük, bir ideoloji değil, kurşun geçirmez bir zırh. Her türlü eleştiriden, her türlü sorgulamadan muaf kalmak için kullandıkları kutsal bir kalkan. Dedelerinin uydurduğu o “Atatürk’ün takdiri&#8230;”, “Bir ordu kadar hizmet etti.” vb. sözleri, bugün kendileri için bir dokunulmazlık fermanı gibi sallıyorlar.</p>



<p>Ve bunlar bu zırhı kuşanıp ne yapıyorlar? Yüz yıldır aynı şeyi: Toplumsal kaygıları kendi çıkarları için kullanmak.</p>



<p>Sakın yanlış anlaşılmasın. Bu satırların yazarı, Fener Rum Patrikhanesi&#8217;nin avukatlığına soyunmuyor. Tarih, bu kurumun Milli Mücadele yıllarında bizzat Atatürk tarafından “bir fesat ve hıyanet ocağı” olarak görüldüğünü de yazar. Lozan&#8217;da Türkiye&#8217;den gönderilmesi için en sert mücadelelerin verildiği bir kurumun, bugün ABD&#8217;nin dış politika hamlelerinde (tıpkı Ukrayna&#8217;da olduğu gibi) nasıl bir aparata dönüştüğünü, “ekümeniklik” iddiasıyla Türkiye&#8217;nin egemenlik haklarını nasıl zorladığını görmemek için kör olmak gerekir. Fener&#8217;in siyasi ajandası ve tarihsel bagajı, bu ülkenin her vatanseveri için meşru bir endişe kaynağıdır.</p>



<p>Ancak Erenerol ailesinin yaptığı, bu meşru endişeyi bir kalkan gibi kullanarak kendi kişisel savaşlarını bir vatan müdafaası gibi pazarlamaktır.</p>



<p>Onlar, Fener&#8217;in yarattığı bu tehdidi bertaraf etmek için değil, o tehdit sayesinde var olmak için bağırıyorlar. Yargıtay&#8217;ın Türk Ortodoks Patrikhanesi&#8217;ni (TOP), dini bir kurumdan ziyade bir vakıf olarak değerlendirdiğini hatırlatalım ve Türk toplumunu, yasalarca meşru sayılan ve denetlenen Fener&#8217;e karşı ve dolayısıyla Rum vatandaşlarımıza karşı kışkırtırken kullandıkları söylemlere bakın: Ekümeniklik, “şeriat çağrısıdır”. Fener&#8217;i savunanlar, “vatana ihanet etmektedir”. Fener, “Cumhuriyetimize düşman bir kurumdur”. Bu ifadeler, bir endişenin değil, bilinçli bir stratejinin ürünüdür. Toplumun en hassas sinir uçlarına dokunarak, laiklik ve ulusal güvenlik kaygılarını kaşıyarak kendilerine sürekli bir meşruiyet alanı yaratıyorlar. Tıpkı dedelerinin, Fener&#8217;e karşı muhalifmiş gibi davranarak devlete “faydalı” olduğunu ispatlamaya çalışması gibi, onlar da bugün aynı düşmanlığı körükleyerek varlık sebeplerini sürdürüyorlar. Bu ifadeler, bir endişenin değil, o endişeyi kendi çıkarları için sömüren bilinçli bir stratejinin ürünüdür.</p>



<p>Ama en trajikomik olanı ne biliyor musunuz? Ailenin tüm varlığını, statüsünü ve servetini borçlu olduğu 1923 nüfus mübadelesini, bugün torunlarından birinin “bir oldubitti”, “Mübadele yanlıştı.” diyerek eleştirmesi. Kendi cemaati ve birinci dereceden akrabaları bile topyekûn Yunanistan’a gönderilirken Eftim tek başına mübadil olmaktan kurtularak gidenlerin mülkleri üzerine bir hanedanlık kuran bir ailenin varisinin, bugün mübadeleyi eleştirmesi bir tutarsızlık değil, ideolojinin onlar için ne kadar kullanışlı bir araç olduğunun en acı itirafıdır.</p>



<p>Bu, artık Papa Eftim&#8217;in hikâyesi değil. Bu, dedesinin “aman dilediği” kurumla savaşır gibi görünüp aslında o savaş sayesinde ayakta kalan bir ailenin hikâyesidir. Bu, Atatürk&#8217;ün adını bir kalkan gibi kullanıp onun birleştirici ruhuyla çelişenlerin ibretlik öyküsüdür.</p>



<p>Birkaç gün sonra yayınlayacağımız belgelerle dolu yeni yazımızda gerçeğin can yakıcı yüzüyle tanışmaya hazır olun.</p>



<p>Çünkü bazen en büyük hayal kırıklığı, en güvendiğimiz hikâyelerde ve o hikâyeleri en gür sesle savunanların dilinde saklıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1341</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gerçekler Papa Eftim&#8217;in de Umrunda Değildi! Narsistlerin Tarihimiz Üzerindeki Tehlikeli Oyunu!</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2025/02/17/narsistlerin-tarihimiz-uzerindeki-tehlikeli-oyunu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Feb 2025 14:33:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[adnan menderes]]></category>
		<category><![CDATA[athenagoras]]></category>
		<category><![CDATA[chris selçuk erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[hamdullah suphi tanrıöver]]></category>
		<category><![CDATA[keskin beyannamesi]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[pavlos karahisaridis]]></category>
		<category><![CDATA[selçuk erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[turgut erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ortodoks Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[zeki erenerol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1210</guid>

					<description><![CDATA[Gerçekler Papa Eftim&#8217;in de Umrunda Değildi! Narsistlerin Tarihimiz Üzerindeki Tehlikeli Oyunu! Tarih, anlatılan hikâyelerin tekrarı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>Gerçekler Papa Eftim&#8217;in de Umrunda Değildi!</strong> <strong>Narsistlerin Tarihimiz Üzerindeki Tehlikeli Oyunu!</strong></p>



<p>Tarih, anlatılan hikâyelerin tekrarı değildir; belgelerle doğrulanabilen gerçeklerin analizi ve sentezidir. Bugün elimizde, Papa Eftim kişisinin anlatımlarını doğrudan destekleyen orijinal bir belge bulamıyoruz. Keskin Beyannamesi’nin varlığına dair iddialar, birbirini referans gösteren kaynaklar zincirine dayanıyor ve bağımsız ve doğrulanabilir tek bir belge yok.</p>



<p>Eğer gerçekten 1918’de iddia edildiği gibi bir beyanname yayımlanmış olsaydı, o dönemin resmi arşivlerinde veya bağımsız kaynaklarda yer alması gerekirdi. Papa Eftim hakkında kalem oynatan yazıcılar güruhu bu beyannamenin varlığına dair Eftim’in çocuklarının ve torunlarının söylemleri dışında somut bir kanıt sunamıyorlar.</p>



<p>Kendi mücadelesini Mustafa Kemal’inkiyle paralel göstermeye çalışan, hatta ondan daha erken başladığını iddia eden Papa Eftim kişisi, sürekli olarak “Türk Ortodokslarının kurtarıcısı” olarak anılmayı istiyor. Tarihi yanıltmanın dışında sade bir tanımlamayla bile bu davranış narsistik eğilimleri olan bir kişilik yapısı değilse nedir?</p>



<p>Kendisini bir kahraman olarak görme ve bunu çevresine kabul ettirme ihtiyacını karşılamak için en olmadık yollara başvuruyor.</p>



<p>Mesela 20 yaşında olmasına rağmen Kurtuluş Savaşı’na katılmamış ve Aydın’daki aile çiftliğinde yaşayan ve başbakan seçildiğinde asıl devrimi Atatürk’ün değil kendisinin yaptığını söyleyen Menderes ile yan yana gelip ABD’nin Fener kilisesine başpapaz olarak atadığı Athenagoras’a “Kutsal ellerinden öperim.” diyerek ona biat ettiğini açıklayan ve&nbsp; savaşa katılmamak için papazlığa başlamış olan Eftim’in mezar taşında Mustafa Kemal’e mâl edilerek yazılan “Papa Eftim bu ülkeye bir ordu kadar hizmet etmiştir.” sözünü hangi kişilik cesaret ederek yazabilir?</p>



<p>Bu nedenle tarih yazıcılığında iddiaları tekrar etmek yerine asıl belgelere ulaşmak, sahte referans zincirlerini parçalamak ve gerçeği ortaya çıkarmak zorundayız. Aksi takdirde, tarih bilimi yerini karşı devrimci propaganda ve spekülasyonlara bırakır.</p>



<p>Papa Eftim kişisinin söylemlerinde tarih boyunca farklılıklar bulunuyor ve olaylara verdiği tarihler duruma göre değiştiği için sıklıkla kendi geçmişiyle bile çelişiyor!</p>



<p>Belirsizlik içinde hareket edebilen, şartlara göre söylem değiştiren bir karakter profili çizdiğini düşünürsek Eftim’in Türk devrim tarihine karşı giriştiği tüm söylem ve eylemlerinin güvenilirliğini sorgulayarak ortaya koymak zorundayız.</p>



<p>Papa Eftim’in yıllar içinde değişen söylemleri ve olaylara dair verdiği farklı tarihler, onun kendi geçmişiyle bile çelişiyor. Koşullara göre söylem değiştiren, belirsizlik içinde hareket eden bir karakter çizdiğini düşünürsek Türk devrim tarihine karşı yaptığı açıklamaların ve girişimlerin güvenilirliğini sorgulamak ve gerçeği ortaya koymak zorundayız.</p>



<p>Her namuslu insan gibi ülkemize ve çocuklarımıza karşı duyduğumuz bu sorumlulukla Papa Eftim’in dünyaya Türklüğünü ilan ettiği iddia edilen “Keskin Beyannamesi”ni ele alıyoruz.</p>



<p>Hazırsanız başlıyoruz!</p>



<p>Yazar Ümit Doğan 2022 yılında, Türkçe Tarih sitesinde “Milli Mücadelenin Manevi Mimarlarından Papa Eftim” başlıklı bir yazı yayımladı. Yazıda Papa Eftim’in 1 Nisan 1918’de Keskin Beyannamesi’ni yayımladığı bilgisini verdi. Beyannameden alıntılandığı iddia edilen metnin kaynağı Musa Süreyya Şahin’in “Fener Patrikhanesi ve Türkiye” adlı eseridir. Yine yazmış olduğu “Türk Papa” isimli kitapta da kaynak yine Şahin’dir.</p>



<p>Diğer birçok yüksek lisans, doktora çalışmaları ve araştırma kitaplarında da Ümit Doğan veya Musa Süreyya Şahin referans gösteriliyor.</p>



<p>Buna karşın Foti Benlisoy-Stefo Benlisoy tarafından Yunan, İngiliz, Türk kaynakları incelenerek yayımlanan “Hristiyan Türkler ve Papa Eftim” kitabında Keskin Beyannamesi’ne rastlamıyoruz.</p>



<p>Erol Cihangir’in “Papa Eftim’in Muhtıraları ve Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi” isimli kitabına birazdan değineceğiz.</p>



<p>Daha önce güya Atatürk’ün söylediği iddia edilen “Papa Eftim bu memlekete bir ordu kadar hizmet etmiştir.” vb. şekillerde karşımıza çıkan sözlere Ali Karakurt tarafından 1955 yılında yayımlanan “Fener Patrikhanesi’nin İçyüzü” isimli kitapta yer verildiğini yazmıştık.</p>



<p>Daha sonra birçok kaynak buraya atıf yaptı. Büyük mü büyük araştırmacılarımızın hiçbiri sözün kaynağına gitmeye gerek görmedi. “Ali Karakurt bunu kimden duydu?” diyemedi, belgesini soramadı.</p>



<p>Teoman Ergene’nin kim olduğunu biraz bile merak etselerdi veya bildiğini tahmin ettiğimiz sözde yazarlar açıkça söyleyebilselerdi, Karakurt’a bu uydurma sözleri kimin fısıldadığını da anlayabilirlerdi.</p>



<p>Ancak gerçeği bilmek ve anlamak esas amaç olmayınca goygoyla araştırmacı yazar pozu kesmek çok kolay oluyor.&nbsp;</p>



<p>Gelelim Cihangir’in kitabına.</p>



<p>Bakın, ilgili kitabın “Bu kitap hakkında” kısmında verilenleri özetliyorum:</p>



<p>“Papa Eftim’in Muhtıraları ve Türk Ortodoks Patrikhanesi” adını taşıyan bu çalışma 1970’li yılların ortalarında tanışıp vefatına kadar çevresinde bulunduğumuz ‘Türk Ortodoks Patrikhanesi, Papa II. Eftim’ Turgut Erenerol Bey tarafından anlatıldı ve tarafımızdan kaleme alındı. Bunların bir kısmı dönemin süreli yayınlarında neşredildi. Daha sonra Turgut Erenerol Bey’in vefatı üzerine patriklik makamına geçen III. Eftim Selçuk Erenerol Bey’in kontrolüyle geçmiş yıllarda İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları ve konu hakkında diğer çalışmalar taranıp konunun ruhuna uygun gerekli tadilat ve ilaveler yapılarak Erol Cihangir tarafından neşre hazırlandı.”</p>



<p>Taranan kaynakların çoğunun belirsiz olduğunu, Eftim’in çocuklarının esas kabul edildiğini söyleyen Cihangir’in sadece “İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları” isimli kitabın adını verdiğini görüyoruz.</p>



<p>Tesadüf müdür?</p>



<p>Asla. Yazılarımızın ruhunu anlatırken sıklıkla ifade ettiğimiz gibi tesadüf diye bir şey yoktur.</p>



<p>1- Muhtemelen Cihangir, kitabın yazarının kim olduğunu biliyordu. Bu kitabı özellikle andı. Baskın Oran, 1993’te yazdığı “Patrikhaneler Savaşı” isimli yazısında ilgili kitabın Turgut Erenerol tarafından yazıldığı yanılgısına düşüyor. Cihangir de Turgut Erenerol’la irtibat hâlinde olduğuna göre kitabın II. Eftim tarafından yazıldığını düşünmesi ya da kendisinden duyması mümkündür. Ne var ki torunu olan Chris Selçuk isimli şahsın da ifşasıyla bu kişinin I. Eftim olduğunu artık öğrendik.</p>



<p>2- Bahsi geçen kitabın yazarı Teoman Ergene, Papa Eftim kişisinin ta kendisi olduğu için Cihangir’in beyanı tersten okunmalıdır. Böylelikle ortaya şu sonuç çıkıyor: İlk kaynak I. Eftim, ikinci kaynak II. Eftim, üçüncü kaynak ise III. Eftim’dir.</p>



<p>Ve Cihangir’in kitabındaki sözde Keskin Beyannamesi, Ergene’nin bahsi geçen kitabındaki satırlar birebirdir.</p>



<p>Eğer beyannamenin aslı olsaydı, hem Cihangir’de hem de diğer yazarlarda aslını görürdük. Gel gelelim birbirini tekrar eden bu yazarların hiçbirisinde belgenin aslı yoktur.</p>



<p>Çünkü böyle bir belge yoktur.</p>



<p>Ve belge göstermek, bir kitabın fotokopisini belge diye etrafa dağıtmak olamaz!</p>



<p>Bakın, belgenin aslını saklamadığını düşünebilirsiniz. Sevgi Erenerol ve Chris Selçuk Erenerol isimli şahısların da iddia ettiği gibi güya Eftim’in mücadeleye bu beyannameyle başladığını, Türk olduklarını bu beyannameyle duyurduğunu her yerde okuyoruz ama bu kutlu (!) belge her nedense ortada yok.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="742" height="408" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/Twit.png" alt="" class="wp-image-1211" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/Twit.png 742w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/Twit-300x165.png 300w" sizes="(max-width: 742px) 100vw, 742px" /></figure>



<p>Ama Papa Eftim’in Fener Kilisesinin Ankara nezdindeki temsilcisi olduğunu ve bu belgeyi Eftim’in sakladığını, evinin duvarına astığını biliyoruz.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="274" height="539" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/mumessil.png" alt="" class="wp-image-1212" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/mumessil.png 274w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/mumessil-153x300.png 153w" sizes="(max-width: 274px) 100vw, 274px" /></figure>



<p>Bu noktada bir çelişki daha yakalıyoruz.</p>



<p>Eftim’in İstimat Zihni’yle -daha sonra Zihni kendisiyle iletişimi kesecekti- 1922 yılında çıkardığı “Anadolu’da Ortodoksluk Sadası” isimli gazete, Çiğdem Aslan ve Mustafa Toker tarafından tıpkı basım olarak Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları tarafından yayımlandı.</p>



<p>Daha ilk sayıda şu satırlarla karşılaşıyoruz:</p>



<p>“1- Papa Eftim Efendi’nin beyanat-ı mütevaliyesini teyiden ve tasdiken kongrenin bugünkü ictimai hasebiyle umum Türk Ortodoks Milleti’ni temsilen Fenar Patrikhanesi’nden, kat-i alaka ve fekk-i irtibat eylediğimizi&#8230;”</p>



<p>Günümüz Türkçesiyle şunu söylüyor: Papa Eftim Efendi ve arkadaşları, Fener’le olan ilişkiyi kesin olarak koparıyor ve bağlantıyı kesiyor.</p>



<p>Bu tamamen yanlış ve Türk toplumu bile isteye aldatılıyor. Daha önceki yazılarımızda da anlattığımız üzere Eftim’in bahsi geçen dönemde Fener’le ilişkisi kesilmedi. Yine birkaç defa yayımladığımız şu haberi hatırlayalım:</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="203" height="478" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/biatci-eftim.png" alt="" class="wp-image-1213" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/biatci-eftim.png 203w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/biatci-eftim-127x300.png 127w" sizes="(max-width: 203px) 100vw, 203px" /></figure>



<p>Cumhuriyet’ten sonra Eftim’in gazetelere verdiği beyanlarda savunduğu düşünce şudur: Türk Ortodoks Kilisesi yine bağımsızdır ama gelenek ve itikat yönünden Fener’e bağlıdır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="220" height="491" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/ayrilik-yok.png" alt="" class="wp-image-1214" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/ayrilik-yok.png 220w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/ayrilik-yok-134x300.png 134w" sizes="auto, (max-width: 220px) 100vw, 220px" /></figure>



<p>Soruyoruz: Kaç tane Eftim var? Resmen bildiğimiz üç tane var ama Eftim’in hayatı boyunca kaç kişi olduğunu saymak görünen o ki zordur.</p>



<p>Bu tür önem atfedilen, çalışmalarda “meşhur beyanname” denilen bir şeyin aslı korunmalıdır. Ümit Doğan bu beyannamenin 1 Nisan 1918’de yayımlandığını bile yazıyor ama biz bunu bu şartlarda kötü bir 1 Nisan şakası kabul edebiliyoruz.</p>



<p>Belge, fotoğraf bulup çıkarmak çok mu zordur?</p>



<p>Oysa Yunanlılar -ki onlar da devşirme olduğunu söyledikleri Eftim’i sevmezler- Eftim’in 2 yaşındaki fotoğrafını bile yayımladı:</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="804" height="578" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/fail-2-yasinda.png" alt="" class="wp-image-1215" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/fail-2-yasinda.png 804w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/fail-2-yasinda-300x216.png 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/fail-2-yasinda-768x552.png 768w" sizes="auto, (max-width: 804px) 100vw, 804px" /></figure>



<p>Burada tarihçilerimize, araştırmacı-yazarlarımıza güzel bir tavsiyede bulunayım: Fotoğrafta gördüğünüz silahlı kişi, Eftim’in akrabaları arasındadır. Eğer Atatürk’ün “O olmasaydı, Anadolu’da Hristiyan Türk kalmazdı.” şeklinde bir söz söylediğini de kurgularsanız Eftim’den öncesini doldurmuş olursunuz.</p>



<p>Böylece akademik puanlarınız, kitap satışlarınız artar. Bize de bir başka sözde kahramanı ifşa etme fırsatı verirsiniz.&nbsp;</p>



<p>Papa Eftim, İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları kitabının ön sözünde “Ben Atatürk’ten emir almadım, daha önce mücadeleye atıldım.” iddiasındadır.</p>



<p>Yayımlanmış beyanname ve genelgeleri olmasına rağmen 1918’de de bir beyanname yayımladığını uydurması tam olarak bunu ispat etme çabasına dayanır.</p>



<p>Yine de 1918 öncesini fazlasıyla ihmal eder. Sıradan bir vatandaştır. Manifaturacılık yapar. Allah’tan “Vatan ve Hürriyet’ten önce ben Ortodoks ve Hürriyet Cemiyeti kurdum.” dememiştir. Tam da cihan harbinin çıktığı bir zamanda papaz oluverir. Askerlikten yırtar. Atatürk’ten öncesi budur.</p>



<p>Uçuk iddialarından ötürü kendisi için “Paralel Mustafa Kemal” diyebiliriz.</p>



<p>Genelgeler, tutuklamalar, tutuklama emrini yerine getirmeyenler, yaverler&#8230; Mustafa Kemal’i aynen kopyalayıp “Benden ondan önce başladım.” demek, Kemalizm’e değil de Eftimizm’e işaret ediyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="344" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/eftimizm-2-1024x344.jpeg" alt="" class="wp-image-1217" style="width:643px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/eftimizm-2-1024x344.jpeg 1024w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/eftimizm-2-300x101.jpeg 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/eftimizm-2-768x258.jpeg 768w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/eftimizm-2.jpeg 1108w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Evet, bir de Eftimizm’in mesihinin tutuklanma hikâyesi vardır. Bunu da kısaca anlatalım.</p>



<p>Papa Eftim, Teoman Ergene’ye dönüştüğü kitabında Fener’in, devrin sadrazamına başvurup kendisini tutuklatarak patrikhaneye teslim edilmesini istediğini anlatıyor. Keskin Kaymakamı Avni Bey, Eftim hakkındaki tutuklama kararını bir yolunu bulup uygulamıyor.</p>



<p>Geriye bir tek Kazım Paşa’nın gelip karşısında selam durması kalıyor!</p>



<p>Avni Bey nasıl bir çare buldu? Bilmiyoruz.</p>



<p>Ancak 1953 yılına geldiğimizde, Eftim’e bir vahiy inmiş olmalı ki tutuklama olayına güncelleme geliyor.</p>



<p>Mustafa Emil Elöve, “Türkiye’de Din İmtiyazları” başlıklı çalışmasında Papa Eftim’le bir mülakat yaptı. Elöve, bizzat Eftim’in kendisinin anlattığını dipnot düşerek şu bilgileri veriyor:</p>



<p>“&#8230;O sırada Ankara’da Vali Muhittin Paşa vardı. Bu bana tebliğ edilmekle beraber o sırada doğan milli mücadele hareketine yardım ettiğimizden dolayı infazı nazara alınmadı.”</p>



<p>1951’de yazdığını, 1953’te bozuyor. Yetmiyor, bir de Elöve’ye verdiği bilgiye göre 60 bin kişinin kendi cemaatine bağlı olduğunu iddia ediyor. Bu da yetmiyor, bunun 35 bininin anasıl Türk olduğunu iddia ediyor.</p>



<p>1940’larda “Cemaatimi mübadeleyle gönderdiniz, Venizelos’a uydunuz.” diye şikâyet ettiği dilekçeyi tekrar yayımlayalım:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="974" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/dilekce-askerlik-768x974-1.jpeg" alt="" class="wp-image-1218" style="width:565px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/dilekce-askerlik-768x974-1.jpeg 768w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/02/dilekce-askerlik-768x974-1-237x300.jpeg 237w" sizes="auto, (max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>



<p>Bu adamın cemaati Yunanistan’a tatil yapmaya mı gitti?</p>



<p>Cemaatinden olup kalabilenler 1953’e kadar nasıl bir doğum oranına sahipti?</p>



<p>Kendisini alkışlamak gerekiyor çünkü menfaatini günlük, aylık, yıllık değiştirebiliyor ve gününe göre her tür kurguyu ortaya atabiliyor. Eftim’in kişiliğinden bir kesit de işte bu özelliğidir.</p>



<p>Bir başka tutuklanma hikâyesi daha anlatan Eftim, hem Ortodoksların hem de Türk devlet erkânının kendi hakkında teveccüh göstermesi nedeniyle patrikhanenin gizli yardakçıları olduklarını iddia ettiği bir grup tarafından iftiraya uğradığını belirtir.</p>



<p>Ve İstiklal Mahkemesi ile tanışır:</p>



<p>“&#8230;patrikhanenin gizli yardakçıları tarafından yapılan menfi telkinlere katılıp benimle muarızaya yeltenenler aleyhimde yaptıkları propagandalardan halkı ve hükümeti benden soğutup uzaklaştırmak yolunu tutmuşlardı. Hatta bunlardan bir grup, tertipledikleri bir isnat ile beni İstiklal Mahkemesi huzuruna suçlu olarak çıkarmak muvaffakiyetini de kazanmışlardı.”</p>



<p>Çok şükürler olsun ki tevkifimden (tutuklanmamdan) üç gün sonra çıkarıldığım İstiklal Mahkemesinin yüksek huzurundan beraat kararı alarak çıktım&#8230;”</p>



<p>Eftim, bir tertip sonucu İstiklal Mahkemesine çıkarıldığını anlatıyor ama o isnat nedir, söylemiyor. Bu durum, Pontusçu olması nedeniyle asılan amcazadesini akla getiriyor ancak net bilgi olmadığı için farazi yaklaşmıyoruz.</p>



<p>Bu bilginin bize gösterdiği bazı noktalar daha önemlidir:</p>



<p>1- Hem Pontusçuluk faaliyetlerinin getirdiği şüphe hem de amcazadesinin asılması nedeniyle Ankara, Eftim’e şüpheyle yaklaşıyor.</p>



<p>2- Eftim ve ailesinin mübadelede muaf tutulduğu kararda neden kendisi hakkında “Türkiye davasıyla alakadar olan”, “Türkiye davasıyla alakadar görülen (gördüğümüz)” değil de “Türkiye davasıyla alakadar görünen&#8230;” ifadesinin kullanılmasını daha iyi anlıyoruz.</p>



<p>3- “Anadolu’da Ortodoksluk Sadası”nın ilk sayısından yaptığımız alıntıya dönüyoruz. Açık bir biçimde Fener’le bağını kestiğini ifade eden Eftim ve arkadaşlarından bunu açıkça beyan etmelerini isteyenin Ankara olduğunu daha iyi anlıyoruz.</p>



<p>4- Eftim’in yayımladığı bildirilerde de anlattığı üzere kendisinin dini anlayışı, devrin iktidarına biat etmek üzerinedir. Savaşın kritik yıllarında Fener’le ne kadar gerilirse gerilsin hem İstanbul’la hem de Ankara’yla irtibatı kesmemesi, Ankara nezdinde Fener’in temsilcisi olması bunun göstergelerinden biridir. 1921 yılı savaşın belirsizliklerle dolu olduğu bir yıldır. 1922’de ise giderek yükselen zafer ihtimali, Eftim’in Fener üzerindeki baskısını da giderek artırmasını sağladı. Buna rağmen uzun süre bağını koparmadığını, sonraki yıllarda ve bu yazımızda kendi beyanlarından görüyoruz. İstanbul’un düşman işgalinden kurtulması sonrası çekilen karşılama görüntülerinde Eftim’i de görüyoruz. Konunun cahili olanlar pek bahsetmeseler de Eftim’in yanında görünen din adamı, bizzat kendisinin de aktardığı üzere Fener mensubudur. Tıpkı Eftim gibi.</p>



<p>Şunu da söyleyelim: Ergene müstearıyla yazdığı kitap boyunca “kara cüppeli kötü adamlar” tarzında yaptırdığı yakıştırmalara karşın kendisinin de kara cüppesiyle karşılamaya gittiğini görüyoruz.</p>



<p>5-Adliye Vekili’nin Milli Mücadele sırasında “Le Petit Parisien”e verdiği söyleşiyi önceki yazılarımızda aktardık. Özetle şunları söylüyordu: Eftim yetkisini aşan işlere karışıyor, papazlar atıyor. Hükümet, Eftim’i kendi politikaları konusunda uyarıyor; dahası, kilise kurmak gibi bir politikalarının olmadığını, bunların dedikodulardan ibaret olduğunu anlatıyor. Böylece Ankara’nın kilise kurdurduğu yalanı çürüyor. Adliye Vekili de Eftim’in kilise için başvurması durumunda gündeme alacaklarını anlatıyor.</p>



<p>6- Son bir nokta da yine hatırlatmadır. Ne diyordu Adliye Vekili Seyyid Bey 1923 yılındaki TBMM oturumunda: “Papa Eftim, hükümetin bir adamı değildir. Kendilerinin (Fener’in) adamıdır. Maaşla muvazzaf adamıdır.”</p>



<p>Şimdiye kadar kimsenin Ergene’nin kim olduğunu sormaması ya da torunlarının bu bilgiyi yıllarca gizlemesi kadar tuhaf olan bir nokta da kitapta yazdığı şeylerin birçok kişi tarafından sorgulanmamasıdır.</p>



<p>Eftim’e isnat edilen suç neydi? Bilmiyoruz. Patrikhanenin yardakçıları kimlerdi? Fener Rumlarından başka kimleri suçladı? Bilmiyoruz. Mahkemede neler soruldu? Bilmiyoruz. Nasıl serbest kaldı? Bilmiyoruz. En önemlisi de Eftim bunları neden yazmadı? Önemsiz gördüğü için mi? Ciddi bir şekilde sorgulayan biri için önemsiz olup olmaması önemli değildir. “Unutulmak bedbahtlığına uğramış bir kahraman” olduğunu iddia eden Eftim, belge ve tarih konusunda neden bu kadar kısır bir kitap yazdı? Birinci cildi yazdığı tarihten ölümüne kadar uzunca bir süre geçmesine rağmen neden ikinci cildi yazmadı?&nbsp;</p>



<p>Yazdıklarını da yazmadıklarını da gizlediklerini de gizlemediklerini de biliyoruz, irdeliyoruz, dürüst tarihçilerin önüne koyuyoruz. Bu meseleyi ele alırlar veya almazlar, kendileri bilir. Ancak milletine karşı sorumluluk duygusu hisseden hiç kimse millete söylenen yalanlara kayıtsız kalamaz.</p>



<p>“İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları”nın ön sözünde bir iddia daha var. Aynen şunları yazıyor Eftim:</p>



<p>“Bu kitabı yazarken benden yardımlarını esirgemeyen, notlarından ve yazılarından faydalanmama müsaade eden, İstiklal Harbi’nin kahramanlarından olup ve şimdi unutulmak bedbahtlığına uğramış M. Sıfır’a alenen teşekkür ederim.”</p>



<p>Hem “unutulmak bedbahtlığı”ndan söz etmek hem de bu kişi her kimse birlikte müstear isimle sözde bir tarih kitabı yazmak akıl alır gibi değil. Hâl böyle iken “Sıfır” müstearını yerine uygun bulmamak da mümkün değil.</p>



<p>Bir yandan laik ve ulusalcı çizgide hareket edip Atatürk’e bağlı görünmesi, diğer yandan Menderes gibi dindar-muhafazakâr bir lidere yakın durması (Torunlarının “Menderes demokrasi şehididir.” diyen Namık Kemal Zeybek’in peşinde gezmesine şaşırılmaz.) ve zaman zaman Fener Kilisesi ile bağlar kurması, onun kişisel veya kurumsal çıkarlarını korumak için değişen politik ortama ve güçlünün yanında yer almaya göre pozisyon alması güçlü değil ama güvenilmez yaptığını görmezden gelmek Türk milletine, Mustafa Kemal’e ve tarihe de ihanettir.</p>



<p>Ancak burada bugün asıl mesele, büyük mü büyük akademisyenlerimizin ve emektar mı emektar araştırmacı yazarlarımızın popüler olmak adına birçok noktayı görmezden gelmesidir.</p>



<p>Milletimizin tarihi açısından en büyük talihsizliklerinden biri budur.</p>



<p>“Ne olacak ki?”, “Adam bir şeyler yapmış, belgesi olmasa da olur.” vb. düşüncelerle prim yapacak yerlere yönelip aynı yalanları tekrarlamak kabul edilemez. Böyle tarihçilerin, böyle yazarların yaratabileceği bir tarih yoktur. Aksine tarihi bozuyorlar, bilinci uyutuyorlar.</p>



<p>Ve bunu sözde milliyetçilikle, sözde Atatürkçülükle yapıyorlar.</p>



<p>Bu, kabul edilemez.</p>



<p>Bunu kabul etmediğimiz gibi Milli Mücadele başta olmak üzere tarihimiz hakkında yalan yanlış belgeler ortaya atanları, tarihi çarpıtanları, kahramanlık iddiasında bulunanları ifşa etmeye devam edeceğiz.</p>



<p>Demir Yolculuk, 2025 yılı boyunca kırk binden fazla okundu. Yazdığımız yazılardaki emeğin karşılığı yalnızca bu olabilirdi, bu nedenle okuyucularımıza bir teşekkür iletmek borcumuzdur.</p>



<p>Gerçeği yazmak görevimizdir.</p>



<p>Gelecek yazımızda, Eftim’in diğer iddialarını ve Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin gerçek misyonunu detaylı bir şekilde incelemeye devam edeceğiz.</p>



<p>Gerçeğin peşinde kalın!</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1210</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkler Arasına Karışıp Kurtlar Gibi Uluyanlar: Cumhuriyete Karşı İhanet ve Entrikalar</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/12/23/turkler-arasina-karisip-kurtlar-gibi-uluyanlar-cumhuriyete-karsi-ihanet-ve-entrikalar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Dec 2024 15:01:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[5gvirusnews]]></category>
		<category><![CDATA[aris selçuk erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[athenagoras]]></category>
		<category><![CDATA[chris selçuk erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[dinlerarası diyalog]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[hamdullah suphi tanrııöver]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[muammer karabulut]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa dönmez]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[noel baba barış konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[ömür çelikdönmez]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ortodoks Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[yorgi turgut erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[zeki erenerol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1188</guid>

					<description><![CDATA[Türkler Arasına Karışıp Kurtlar Gibi Uluyanlar: Cumhuriyete Karşı İhanet ve Entrikalar Bir sabah uyanıp hayatınızın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Türkler Arasına Karışıp Kurtlar Gibi Uluyanlar: Cumhuriyete Karşı İhanet ve Entrikalar</strong></p>



<p>Bir sabah uyanıp hayatınızın bir yalan üzerine kurulu olduğunu keşfediyorsunuz&#8230; Bunu Hayal edebiliyor musunuz? Çoğu insan için bu, kâbus gibi bir senaryodan farksızdır. Ancak gerçek şu ki doğru olduğunu zannettiğiniz pek çok şey, Kemalist ve vatansever olduğuna inandığınız insanların size oynadığı bir tiyatrodan ibaret olabilir.&nbsp; Suriye’deki olayları ve hüsrana uğramış insanları düşünün.&nbsp; Vatanseverliğin “yüce sonsuzluk” olduğunu söyleyenlerin, vatan ve millet için “çok çalışmanın” yeterli olduğu ya da özgür iradeye sahip olduğunuz fikri&#8230; Ya bunları söyleyenlerin hepsi birer yalanla sizi oyalamışsa?</p>



<p>Bugün, doğru bildiğiniz ve düşünce kalıplarınızı yerle bir edecek bir yolculuğa çıkacağız. Sizi, öğrendiğiniz her şeyin sorgulanabilir olduğu bir dünyaya götüreceğim. Kendinizi rahat hissetmek mi? Boş verin. Çünkü burada sizi sadece rahatsız edici sorular ve zihninizi altüst edecek cevaplar bekliyor.</p>



<p>Kimler hangi maskelere bürünmüş?</p>



<p>Kim, kiminle ne için birlikteymiş?</p>



<p>Gerçeklik algılarının çöküşüne hoş geldiniz!</p>



<p>Buyrun başlıyoruz.</p>



<p>Bir sonraki yazımı yazmadan önce Eftim’in yolunun kesiştiği isimleri tekrar özetleyeceğim. Bilhassa Suriye’deki gelişmelerden sonra önem kazanan dincilik meselesi nedeniyle Namık Kemal Zeybek’i yazmış, içerideki cepheye dikkat etmek gerektiğini belirtmiştim. Şimdi o cepheyi daha da sağlamlaştırmak için Eftim’in arkadaşlarını hatırlatacağım. Bir sonraki yazımda ise tarihi çarpıtan bir başka yalanı çürüteceğim.</p>



<p>Öncesinde şu notu düşmek istiyorum: Kişilerin etnik kökeni, mezhebi, dini veya ideolojik görüşlerini bahane ederek toplumsal düzeni bozanlar, kendi kanuna aykırı hareketlerini başkalarının zararlı görüşleriyle meşrulaştırmaya çalışanlar, Suriye ve Irak gibi ülkelerin ulus kimliklerini ve aidiyet duygularını yok ederek parçalanmasına neden oldular. Bu bakımdan Türkiye’nin kuruluş felsefesini, cumhuriyeti, demokrasiyi, laikliği idrak etmenin hiç olmadığı kadar önemli olduğu noktadayız.</p>



<p>Türk’ün cumhuriyetine ve Mustafa Kemal’ine karşı yaratılan kini bilemek için milliyetçilik maskesi takanların, laikmiş gibi yapanların bu gerçeği iyi anlamaları gerekir.</p>



<p>Konumuza geçiyorum.</p>



<p>Prokobiyos Lazaridis, İkonium psikoposuydu. Papa Eftim’in “Teoman Ergene” mahlasıyla yarattığı kurgu tarih kitabı “İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları” kitabında ve yine “Anadolu’da Ortodoksluk Sadası”nda yayımlandığı üzere Türk Ortodoks Kilisesi’nin kurucu patriği oldu.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="889" height="324" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/3-2.jpeg" alt="" class="wp-image-1189" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/3-2.jpeg 889w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/3-2-300x109.jpeg 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/3-2-768x280.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 889px) 100vw, 889px" /></figure>



<p>Daha önce yazdığım gibi Eftim’in Kayseri’ye getirdiği papazlardan Prokobiyos, Meletiyos ve Yervasiyos Türk Ortodoks olmaya pek gönüllü değillerdi. Eftim bunu kitabında kişisel meselelerden kaynaklı ihtilaf şeklinde yansıtıyor.</p>



<p>Zaten çok defa değindiğim gibi Eftim’in bu tip tarihi ve olayları çarpıtması yüzünden Mustafa Kemal zan altında bırakılıyor.</p>



<p>Örneğin, mübadele konusunda kapı kapı gezip Rum Ortodokslara “Türk’üz deyin, kalın.” demesine rağmen ne Ankara ne de Ortodokslar bu çağrıya itibar etti.</p>



<p>Ne demişti Zincidereli Çalıkoğlu,</p>



<p>“Kapadokyalılar mübadeleye tabi tutulduğunda Eftim Efendi’nin teşvikleri ve tavsiyeleri kalplerimizde hiçbir yankı bulamadı. Bizler kendimizi Yunanlılar olarak görüyor ve binlerce yıl öncesinden gelen vicdanımızın sesine itaat ediyorduk. Zenginliklerimizi çiğnedik çünkü Eftim’in vaatlerini kabul etseydik burada kalacaktık. Ancak yerimizde kalıp barbar işgalciyle yaşamaktansa Yunanistan’da yoksul olarak özgür olmayı tercih ettik.”</p>



<p>Bir başka mübadil Serafim Rizos’un Eftim’den bizzat duyduğu “Maksat, Serafim Efendi, köprüyü geçelim.” sözlerini de yazmıştım.</p>



<p>Bunları ne için yazıyorum?</p>



<p>Şunun için yazıyorum: Türk Ortodoks Kilisesi’nin kurucu patriği olarak adı geçen Prokobiyos Lazaridis Efendi’nin iki defa tutuklanma olayı vardır ki “Ankara’nın menfaatlerinin bitmesi” gibi bir yalana bağlanır. Bu, ahlaksızlıktır ve hem Mustafa Kemal’e hem de Türk Milletine ihanettir.</p>



<p>Prokobiyos Efendi, Papa Eftim’in ihanet suçuyla yargılanarak idam edilen kuzeni gibi Pontusçu idi. İzmir Metropoliti Hrisostomas’a yakından destek verdi, Konya Ayaklanması’na karıştığı için hapsedildi.</p>



<p>İlginçtir, Konya Ayaklanması’nın lideri olan Delibaş Mehmet’in iddiası da güya Yunan işgaline karşı koymaktı. Ancak Ankara’yı tanımadığını ilan ediyor, Konya’da karışıklık çıkarmaktan çekinmiyordu. Bunu bir kenara not edin, Mustafa Kemal’e karşı olanların ortak özelliğidir bu.</p>



<p>Lazaridis asla Türk olmayı kabul etmedi.</p>



<p>Eftim’in yakın hemşehrisi olan Rum mübadil Papa Neofitos’un kitabından alıntıyı tekrar aktarayım:</p>



<p>“Üç despotlar, sürülmüşler geldiler</p>



<p>Hayli vakit Kayseri’de kaldılar</p>



<p>Papa Eftim’e de cevap verdiler</p>



<p>Türk Ortodoks’u olmayız deyu”</p>



<p>Prokobiyos ve beraberindekilerin “mış” gibi yapmalarına sebep olan şeyse Papa Eftim’in bombalarıydı. Bu konuyla ilgili detayları okumanız için yazımın bağlantısını dipnot bölümüne bırakıyorum.</p>



<p>Papa Eftim’in Atatürk’ün emriyle hareket ettiği iddiasının yalan olduğunu da çok defa yazdım. Bunu zaten kendi kitabının girişinde kendisi de açıkça ifade ediyor.</p>



<p>Atatürk ne bir kilisenin basılmasını ne de Ortodoksların kilise kurmasını değil Eftim kişisine, hiç kimseye emretmemiştir.</p>



<p>Tarih tam tersini söylüyor ancak Ensar Çetin’in “Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi” kitabının son kısmında da olduğu gibi başvuru veya izin belgeleri üstünden Ankara bunu yapmış gibi göstererek algılarımızla oynuyorlar.</p>



<p>Yukarıda da yazdığım gibi tam bu noktada Türk Devletini ve Mustafa Kemal’i, zan altında bırakıyorlar.</p>



<p>“Ankara’nın işi bitti, hata yaptı, Ortodoksları gönderdi.” diyorlar.</p>



<p>Şu birinci gerçektir: Türk Ortodoks Kilisesi’nin kurucu patriği olarak adı geçen Prokobiyos, 1923 yılında ikinci kez hem de Kayseri’de hapsedildi ve hapiste öldü.</p>



<p>Şu ikinci gerçektir: Daha önce de yayımladığım üzere<sup data-fn="3a54de5e-30fe-4d6f-b542-037b47212f6c" class="fn"><a id="3a54de5e-30fe-4d6f-b542-037b47212f6c-link" href="#3a54de5e-30fe-4d6f-b542-037b47212f6c">1</a></sup> Adliye Vekili bizzat Le Petit Parisien’e verdiği mülakatta Papa Eftim’in yetkisini aşan işlere kalkıştığını, Ankara’nın onu uyardığını, Ankara’nın Türk Ortodoks Kilisesi kurmak istediği şaiyalarının asılsız olduğunu ancak kilise kurmak için başvuru olursa konuyu değerlendireceklerini kayda geçirerek Ankara’nın kilise kurduğu yalanına çok önceden deşifre ederek cevap veriyor. Adliye Vekili’nin kızgınlığına şaşırmayın. Ankara’nın hapse attırdığı bir adamı şu veya bu nedenle kilisenin başına geçirip patrik yaparsanız Ankara tabii ki buna kızacaktır.</p>



<p>Şu üçüncü gerçektir: Papa Eftim, mübadelede Ankara’ya muhalefet etti ve Rumlara “Türk’üz deyip kalın.” diye ısrar etti. Rumlar bunu kabul etmedi, zaten küçük bir grubun Ankara’ya yazdığı telgrafa bizzat Atatürk “Anlaşma vardır.” cevabını verdi ve konu kapandı.</p>



<p>Devam ediyorum.</p>



<p>Erenerol ailesinin başta FETÖ’cü Ercan Yavuz ve diğer yazarlara anlattığı üzere dedeleri güya Sivas’ta Atatürk’le tanıştı. Sivas’ta Papa Eftim’in bulunduğuna dair hiçbir belge, kanıt ve tanık yoktur.</p>



<p>Zaten onlar da bu yalanın üstünde fazla tepinemediklerinden olacak, bu sefer Türk-İslam sentezi projesinin uygulayıcısı, FETÖ’nün ve Menzilcilerin yakın dostu olan Namık Kemal Zeybeğin ATA partisinde görev alan Chris Selçuk Erenerol isimli şahıs adını zikrettiği şahsın ihanetten idam edilmiş bir kişi olduğunu bile bilmeden “Dedemi Atatürk’le Keskinli Rıza tanıştırdı.” diye bir laf etti.</p>



<p>Tesadüf olmayacak şekilde, Papa Eftim derlemecisi yazar Ümit Doğan’ın sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Keskinli Rıza’nın yine kaynak göstermeye gerek duymadan uydurma bilgilerle övüldüğünü hep birlikte görüyoruz:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="732" height="784" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/keskinli-riza.png" alt="" class="wp-image-1190" style="width:514px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/keskinli-riza.png 732w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/keskinli-riza-280x300.png 280w" sizes="auto, (max-width: 732px) 100vw, 732px" /></figure>



<p>Bakın, sürekli olarak Mustafa Kemal’i zan altında bırakma durumu var!</p>



<p>Dincilerin bir kısmı Keskinli Rıza’nın asılmasını öne sürerek “İstiklal Madalyalı adam asıldı.” edebiyatı yaparlar. Keskinli Rıza’nın yaptıklarının karşılığının asılmak olduğunu öne sürerler.</p>



<p>Bunun nedeni Eftim ve Karamanlılar konusunda olduğu gibi kaynaksız ya da ezber iddialardır. Doğru olanı yalanla savunmaya kalkmak, doğru olana ihanettir.</p>



<p>Evet, Keskinli Rıza, Şeyh Sait İsyanı’na karşı koymadığı ve karşı koymak için yeterli kuvveti varken bunu yapmadığı için hem de İstiklal Madalyalı olmasına rağmen vatana ihanetten asıldı.</p>



<p>Bu işin “ama”sı, “fakat”ı, “lakin”i yoktur. Görevini ihmal eden veya isyana destek veren asılır. Her asılan gibi Keskinli Rıza’yla ilgili de birçok dramatik hikâye uyduruldu. Önemi yok.</p>



<p>Ne Çerkes Ethem ne de Keskinli Rıza normal isimlerdir ve Mustafa Kemal’le Papa Eftim’in dost oldukları iddiası asla gerçek değildir. Olmayan bir tanışmanın nasıl gerçekleşmiş olabileceğine dair iddialar da elbette uydurmadan ibaret olacaktır.</p>



<p>Gelelim Papa Eftim’in dostu Hamdullah Suphi Tanrıöver’e.</p>



<p>Papa Eftim’in, Tanrıöver’in “Dağ Yolunda” kitabını tavsiye ediyordu. Kitabın kastedilen bölümü “Milliyet Düsturları” idi. Tanrıöver’in 1923’te Ankara Erkek Öğretmen Okulu’nda verilmiş bir konferansta anlattıkları bu bölümde yer alıyor.</p>



<p>Ve Tanrıöver burada Fener Rum Kilisesi için olumsuz ifadeler kullanıyor, Fener’in Osmanlı ve Balkanlarda yaşayan Hristiyanları Bizans hayaliyle idaresi altına almak istediğini anlatıyor. Fener’in tüm yaptıklarına karşın verilen mücadeleye dair örnek verdiği isim ise Pezi adındaki bir Bulgar papazı.</p>



<p>Nasıl ki Mustafa Kemal “Nutuk”ta bahsetmiyorsa ve nasıl ki Cevat Abbas Gürer’in, Salih Bozok’un, Ruşen Eşref Ünaydın’ın, Falih Rıfkı Atay’ın anılarında yer almıyorsa Tanrıöver’in anlattıklarında da Papaz Eftim kişisini bulamıyoruz.</p>



<p>Asıl can alıcı soru şudur: Pontusçuluk faaliyetlerini Nutuk’ta ayrıntılarıyla anlatan Mustafa Kemal, sözüm ona Eftim için “bu ülkeye bir ordu kadar hizmet ettiği” ve “Benden daha Türk’tür.” ifadesini kullandıysa böyle birine dolaylı da olsa atıfta bulunmadan geçebilir miydi?</p>



<p>Tarih yazdığını zanneden yazarlar, tez hazırlayan akademisyenler ki bu tezleri kabul eden üniversiteler ve bu tezler çöptür, araştırma yaptığını zanneden sözüm ona araştırmacılar; yaratılışındaki eşsizliği Türklüğünde bulan, bir milleti esaretten kurtarmış ve devlet kurmuş bir deha lidere böyle sözleri yakıştırırken hiç mi vicdanınız sızlamadı, hiç mi utanmadınız?</p>



<p>En yakın dostlarınızı geçtik, kendinizi bile gerçekmiş gibi anlatıp aldattığınız yalanların bir gün ortaya çıkacağını hiç mi düşünmediniz?</p>



<p>Tekrar Tanrıöver’e dönelim.</p>



<p>Tanrıöver, ABD’nin Fener’e patrik olarak atadığı Athenagoras’la Amerika’da tanıştı. Kendisine büyük bir hayranlık duydu. Öyle ki Athenagoras Fener kilisesinde göreve başladığında da onunla gizli gizli mektuplaştı. Athenagoras ona imzalı fotoğrafını gönderdi.</p>



<p>Ayrıca Athenagoras hakkında şu yazıyı yazıyordu:</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="486" height="840" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/tanriover2.png" alt="" class="wp-image-1194" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/tanriover2.png 486w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/tanriover2-174x300.png 174w" sizes="auto, (max-width: 486px) 100vw, 486px" /></figure>



<p>Bu hayranlık boşa değildi.</p>



<p>Özel kalemi olan Mustafa Baydar’ın “Her zaman eskiyi özlerdi.” dediği Tanrıöver hem Cerrahi tarikatına mensuptu hem de dinlerarası diyalogcuların en başında geliyordu.</p>



<p>Komünizmi bahane ederek memlekete emperyalizmi sokanlar, o zamanlar dinlerarası tesanüt dedikleri diyalogculuğun temellerini atmayı da ihmal etmediler. Ne diyordu Tanrıöver: “&#8230;Bu vaziyete nazaran Avrupa’nın, Amerika’nın dinlerarası bir tesanüt araması ne kadar doğru bir fikirdir.”</p>



<p>Hamdullah Suphi, Papa Eftim’in mektup yazarak kanlı ellerini öpmek için yalvardığı, Rum azınlıkları kışkırtmak için kurulan Mavri Mira’nın kurucusu ve Milli Mücadele’nin düşmanı katil Athenagoras’ı bizzat Türk Ocaklarında ağırladı.</p>



<p>Atatürk’ün ısrarla kapatılmasını istediği Türk Ocaklarında!</p>



<p>Hamdullah Suphi, Mustafa Baydar’a Türk Ocaklarının kapatılmasıyla ilgili “Yavrum, o hiçbir zaman ikinci adam olmayı kabul etmezdi.” diyerek aslında konuyu nasıl çarpıttığını da Mustafa Kemal’e karşı nasıl sinsi bir düşmanlık yaydıklarını da bugün net şekilde görmüş oluyoruz.</p>



<p>Atatürk neden tek adamdır?</p>



<p>Çünkü Hamdullah Suphi gibilerin teslimiyetçi, gerici yobazlığı aradığını, kıyafetlerine rağmen (şimdinin kravat takan HTŞ lideri Golani gibi.)&nbsp;ruhlarında ve ideallerinde sarıklı ve sakallı olduklarını, çoğunun mandacı geçmişlerinden ötürü emperyalist memleketlere meyledeceğini biliyordu.</p>



<p>Türk Ocakları Hamdullah Suphi Tanrıöver&#8217;le İstanbul merkezli olarak&nbsp;1949 yılında&nbsp;faaliyete geçti ve dinlerarası diyalogun kapıları da sonuna kadar açıldı. Yoksa Tanrıöver ve Atatürk arasında “ikinci adamlık” meselesini kıyaslamak bile gülünç olurdu. Mesele budur.</p>



<p>Artık bir tarafta Said-i Kürdi, bir tarafta Amerika’ya dayanan sözde milliyetçiler vardı.</p>



<p>Mustafa Kemal hayatta iken Fener’i eleştiren, tabiri caizse yerin dibine gömen Hamdullah Suphi artık Fener Kilisesi’nin sözde ekümenik patriği ile canciğerdi. Artık Fener’in Osmanlı’dan da eski olduğunu, Bizans’ın bir yadigarı olduğunu söylüyordu.</p>



<p>Daha neler söylemiyordu ki?</p>



<p>Mustafa Baydar’a Laiklik ilkesinin adını anmadan cumhuriyetin temeline saldırıyor ve “Ara sıra işitir veya okursunuz, din insanla Allah arasında bir meseledir. Yanlış ve müdafaası mümkün olmayan kaba ve kötü bir yanlış.” diyor, ne demek istediğini soran muhatabına ise cevap veremiyordu.</p>



<p>Yetmiyor, “Bir müessese kalplerde yıkılmadıkça yıkılmaz. Kalplerde kurulmadıkça kurulmaz.” diyor.</p>



<p>Mustafa Kemal’in kurduğu Cumhuriyet’in ‘Laiklik’ ilkesini kalplerde yıkma çalışması yapıyordu.</p>



<p>“Yavrum, bizim bir de Karagümrük’te tekkemiz var.” diyerek Cerrahi olduğunu açıklıyordu. Cerrahilik ise hatrımıza inkılaplara “köpekleşme” diyen gerici şeyhi getiriyor.</p>



<p>İşte böyle.</p>



<p>Şimdi Eftim’in Athenagoras konusundaki referansının kim olduğunu, Eftim’in de kendisi için neden Tanrıöver’i referans gösterdiğini anladınız mı?</p>



<p>Papa Eftim, “Türk dostu bildiğimiz&#8230;” diyordu Athenagoras için. Cihan patriği olarak tanıdığını söylüyordu, mübarek ellerinden öpmeyi ve biat etmeyi, af dilenmeyi ihmal etmiyordu.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="203" height="478" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/biatci-eftim.png" alt="" class="wp-image-1191" style="width:297px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/biatci-eftim.png 203w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/biatci-eftim-127x300.png 127w" sizes="auto, (max-width: 203px) 100vw, 203px" /></figure>



<p>Demek ki Athenagoras Türk Ortodoks Kilisesi’ni Eftim’in istediği şartlarda tanısa ne daha sonra Eftim tarafından sözde afaroz edilecek ne de torunları ekümeniklik meselesine bugün aynı şekilde bakabilecekti.</p>



<p>Şunu da sormak zorundayız: Fener Kilisesi, cemaati bile olmayan Türk Ortodoks Kilisesi’ni tanırsa ne olacak? En az Fener kadar ekümeniklik sakızını çiğneyenlerin tavrı değişecek mi?</p>



<p>Dedelerini referans alıyoruz. Cevabı biliyoruz.</p>



<p>Kendilerinin eylemleri de bizi doğruluyor.</p>



<p>Nerede bir dinci varsa onunla beraber geziyorlar.</p>



<p>Namık Kemal Zeybek, Muammer Karabulut gibiler işin maskeli tarafında yer alıyorlar. Biri Türkiye’nin Talabanisi gibi bir oraya bir buraya dönüyor. Bir gün gelir Menzil’i över, bir gün gelir FETÖ’yü över. Gün gelir Özal’ın bakanlığını yapar ve MHP’nin ömrünü tamamladığını söyler. Başka bir gün tekrar MHP’ye katılır ve bir başka gün tekrar ayrılır. DP’li olup gider Adnan Menderes’e demokrasi şehidi der. BBP’ye katılır. Pensilvanya’da başköşeye oturtulur. Kandil duası dinleyince höykürerek aşka geldiği ruh hâlinden TV’lerde şaman kıyafetleriyle boy gösterdiği ruh hâline bürünür.</p>



<p>Ardından çıkıp ATA Partisi diye bir parti kurar. Dediğimiz gibi, Atatürkçülükten ATA değil, gençler ciddiye alıp yanaşmadıklarından ATA Parti.</p>



<p>Ciddiye alan tek genç ise maalesef ciddiye alınacak bir tarafı olmayan fakat her fırsatta Eftim’in torunu olama gayreti gösteren şahıs kendisine yakışan bir sıfatla Chris Selçuk Erenerol oluveriyor. Ne olduğu belirsiz “Çağdaş Devlet İşleri Başkanı” oluyor. Kim bilir, belki de şaman ayinlerinde birlikte çağdaşlık ilhamları alıyorlardır. Belki Zeybek’in Türk istihbaratının başı olduğunu sandığı Hz. Hızır’la Suriye’yi tartışıyorlardır.</p>



<p>Duruma göre cıvadan daha hızlı şekil alanlarda çağdaşlık böyle oluyor demek ki.</p>



<p>Diğer yanda ise nam-ı diğer “Blackbird” var.</p>



<p>Muammer Karabulut Akit’te yazdı. Dostum, dediği Dilipak’la olan ilişkisi için köşesinde yaptığı açıklamayı yazmıştım. Çevresindeki Kemalistlere üstten bakıyor, güya küresel güçlere karşı Dilipak’la mücadele ediyordu. Demek ki Dilipak’ın Atatürk’ün annesine ettiği ahlaksızca iftiralar önemli değildi veya kendisinin midesi de gönlü de hayli genişti.</p>



<p>Demek ki Dilipak’la bir araya geldikleri ve sözüm ona teknolojinin 5G’sine savaş açtıkları, türlü komplo teorileri uydurdukları bir platform olan 5G Virus News isimli platform da bir müddet yazan ve yazılarımızdan sonra başka bir platforma seken Chris Selçuk Erenerol için 5G platformu hayli bilimsel ve çok akademikti!</p>



<p>5G’nin ehemmiyetli insanlarından biri olan Sabahattin İsmail’i de tebrik etmek isterim. Bilmeyenlerin Kuzey Kıbrıs için yanıp tutuşuyor zannettikleri bu şahıslar, CHABAD’ın adamı, İsrail’in vatandaşı, küresel güçlerin yılmaz savunucusu Simon Aykut’u yazıp çizdiler. Güney Kıbrıs’a geçerken Rumlar tarafından tutuklandı. Rumlar, Simon Aykut’un sattığı mülkleri kendilerinin saydıkları için tutukladılar.</p>



<p>Şimdi bir tarafta Rum pasaportu olup Güney Kıbrıs’ta eğlenmeye gidip gelen Sabahattin İsmail var, öteki tarafta Rum tarafına geçtiği gibi tutuklanan ve durumu umutsuz görünen Simon Aykut var.</p>



<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde çevirdikleri dolaplar ortada duran bu şahıslar nerede durduklarını, KKTC’de neye neden olduklarını, getirisinin ne olacağını hesap edemiyorlar ama lafta küresel güçleri çözüyorlar!</p>



<p>Şimdi şunu söylemek gerekiyor: Ya Güney Kıbrıs küresel güçlere kafa tutabilecek kadar güçlü ya da Sabahattin İsmail, Rum tarafına gidip gelmekteki rahatlığını TMT’li mücahitleri Rumlara ihbar etmesine borçlu.</p>



<p>Muammer Karabulut’un Kıbrıs’ta çevirdiği işleri, “Pandemi nedeniyle gidemedim.” dediği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinden deport edildiğini, muhbir Sabahattin İsmail’in Türk Ordusuna karşı eylemlerin içinde yer alıp İŞGALCİ diyen geçmişini yazdım.</p>



<p>Tanrıöver’den sonra, yönetiminde Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol’un da olduğu ve Türkiye’de “Dinlerarası Diyalog” toplantısını yapan Noel Baba Barış Konseyi adlı sözde vakfın sözde barış köyü projesini de yazdım. Mühürlü köyün fotoğraflarını, çalıştırdıkları kaçak işçilerle ilgili tutanakları yayımladım.</p>



<p>Bunları neden hatırlatıyorum?</p>



<p>Tarihin her köşesinde yankılanan bir gerçek var: Gaflet, ihanetin habercisidir. İhanet ise yıkımı kaçınılmaz kılar. Bugün Ortadoğu’nun kan ve gözyaşıyla sulanmış topraklarına baktığınızda, bu gerçeğin ne kadar acımasız bir şekilde hüküm sürdüğünü görüyoruz. Irak, Libya, Suriye ve şimdi İran&#8230; Rejimin adı ne olursa olsun, en büyük ortak payda, ılımlı İslamcıların iktidara gelmesi ya da bu iktidar oyununa dahil edilmesi olmuştur.</p>



<p>Arap Baharı’nı hatırlayın. Esad’ın Suriye’deki yükselişini durdurmak için cihatçı çetelere akıtılan milyonlarca dolar ve verilen desteği. Daha düne kadar Kaddafi’nin yüzüne gülenlerin, bugün Libya’nın enkazında başkalarının suçlarını aradığını unutmayın. Esad’ın veya Kaddafi’nin yüzüne gülenlerin kameralara yaklanan o gülüşleri ister bilinçli ister rastlantısal olsun, tarihin ironik bir sembolüne dönüştü.</p>



<p>Emperyalizmin oyununu anlamak için Haçlı Seferleri hikâyesinden öteye geçmeliyiz. Bush’un Irak işgali öncesinde Haçlı söylemleriyle yaptığı açıklamalar tabii ki akılda kalsın ama bu yalnızca bir sonuçtu. Nedense her zaman aynı: Ulusları bölen, toprakları parçalayan şey dincilikti. İktidar uğruna cemaat ve tarikatlarla iş tutan siyasal dincilik, kendi topraklarını darülharp ilan edenlerin ihanetiyle beslenerek ulus bilincini kemiren etkisi oldu. Kendi ülkesini “darülharp” ilan eden zihniyet, bu toprakların başına gelen felaketlerin gerçek sorumlusudur.</p>



<p>Peki ya Mustafa Kemal’in çizdiği yola ne oldu? “Mübadele yanlıştı.”, “Laiklik hataydı.” vb. söylemlerle Mustafa Kemal devrimlerine sinsi savaş açanlarla bugün bu yoldan taviz verenlerin vatanseverlerin arasında dolaşmasına izin verilmesi mümkün mü? Unutmayın ki bu gafletin bedeli yalnızca toprak kaybı değil, aynı zamanda ulusun milli onurudur. Seneca, “Yapay olan şeyler çabucak kendi doğalarına döner,” diyor. Bugün bu söz, Orta Doğu’nun yıkılmış kentlerinin yankılarında bir kez daha doğrulanmıyor mu?</p>



<p>Ulusları yıkan iş birlikçiler ve siyasal islamcılar, kendi asıllarına dönecekler. Ancak bu yazıyı okuyanlar, şaşıranlar arasında olmayacak. Tarihten alınacak derslerle maskelilerin maskesini korkmadan, yılmadan düşürmek, hakikatin kendisi kadar değerlidir.</p>



<p>Bir sonraki yazıda, çok önemli belgelerle yalana karşı hakikatin beyannamesinde buluşacağız. O güne kadar, Mustafa Kemal’in ışığında karanlıkları delmeye devam edin.</p>



<p>Esen kalın!</p>


<ol class="wp-block-footnotes"><li id="3a54de5e-30fe-4d6f-b542-037b47212f6c">https://demiryolculuk.com/2024/09/29/ataturkun-ideallerine-ihanet-cicero-ve-papa-eftimin-gercek-yuzleri/ <a href="#3a54de5e-30fe-4d6f-b542-037b47212f6c-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 1"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/21a9.png" alt="↩" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />︎</a></li></ol>]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1188</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cemaatten Cihada: CIA, Tarikatlar ve Suriye’nin Çökertilmesi Arefesinde Zeybek’ten İtiraflar!</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/12/10/cemaatten-cihada-cia-tarikatlar-ve-suriyenin-cokertilmesi-arefesinde-zeybekten-itiraflar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Dec 2024 10:59:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[AP]]></category>
		<category><![CDATA[ATA Parti]]></category>
		<category><![CDATA[BBP]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Devlet İşleri Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[chris selçuk erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[dincilik]]></category>
		<category><![CDATA[DP]]></category>
		<category><![CDATA[kemalizm]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[menzil]]></category>
		<category><![CDATA[mhp]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa balbay]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[namık kemal zeybek]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[saygı öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ortodoks Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1179</guid>

					<description><![CDATA[Cemaatten Cihada: CIA, Tarikatlar ve Suriye’nin Çökertilmesi Arefesinde Zeybek’ten İtiraflar! Dünya gündeminin merkezinde Suriye meselesi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Cemaatten Cihada: CIA, Tarikatlar ve Suriye’nin Çökertilmesi Arefesinde Zeybek’ten İtiraflar!</strong></p>



<p>Dünya gündeminin merkezinde Suriye meselesi var.</p>



<p>Suriye devletinin çökertilmesi, Esad’ın gidişi, İsrail&#8217;in Şam’da nüfus idaresi ve tarih arşiv binalarını bombalayarak yakıp yıkmasını, kendi milletine ihanet edenlerin desteğiyle İsrail askerlerinin Şam’da ilerlemesini mümkün olduğunca görmezden gelip, ekranda bolca boy gösteren “Ben demiştim”, “Ben uyarmıştım” türünden popüler sözlerin gölgesinde bir gerçeklik var: Cihatçı çeteler, Suriye&#8217;de şimdilik iktidarı elinde tutuyor gibi görünüyor. Tabii ki bu gelişmeleri yani burnumuzun dibinde başlayan bir işgal ve iç savaşı sadece magazinsel bir bakış açısıyla değerlendirenler, coğrafyadaki güç oyunlarını bir vileda sopasıyla çözüme kavuşturduklarını sananlar oldukça fazla. Fakat asıl meseleye dönecek olursak bu durum ekonomik, siyasal, kültürel ve sosyal anlamda Türkiye için hangi sonuçları doğuracak, yakın zamanda göreceğiz.</p>



<p>Bu koşullarda, içerideki birliğin ve dayanışmanın sağlamlaştırılması her zamankinden daha hayati bir öneme sahip. İç cepheyi koruyabilmek için koçbaşlarını, parazitleri ve “mış gibi” yapanları ayıklamak, onları yerli yerlerine göndermek, artık bir lüks değil, zorunluluktur ve bunları anlatmak, tanımak her zamankinden daha çok önemli hale gelmiştir.</p>



<p>İngiltere, Amerika ve İsrail gizli servisleri “Özgürleştiriyoruz!” sloganıyla Afganistan’ı, İran’ı, Irak’ı, Libya’ı ve şimdi Suriye’yi tarikat ve cemaatler marifetiyle çökertip parçaladıklarını bilin ve asla unutmayın!</p>



<p>Öyleyse başlıyoruz.</p>



<p>“<strong>Tarikatlarda ava giderken avlandık.</strong>”</p>



<p>Bu haber başlığı, Mustafa Balbay’ın Namık Kemal Zeybek’le yaptığı ve Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan<sup data-fn="76e4f748-f05b-465f-ae24-11b016e418ec" class="fn"><a id="76e4f748-f05b-465f-ae24-11b016e418ec-link" href="#76e4f748-f05b-465f-ae24-11b016e418ec">1</a></sup> söyleşinin başlığıdır. Söyleşide Zeybek güya Alparslan Türkeş’ten aldığı emirle Menzil’e gidiyor, oy için onları MHP’ye bağlamaya çalışıyor ama başarılı olamıyor.</p>



<p>Zeybek sözde öz eleştiri yapıp devletin tarikatlara teslim sürecinde yaptıkları hatayı anlatıyor.</p>



<p>Gerçekten de bu bir hata mıdır?</p>



<p>Kulüp kulüp gezen ve her kulübe canla başla bağlı olduğunu iddia eden futbolcu misali MHP, ANAP, DYP, BBP, DP’de gezen, nihayet kendi partisi ATA Parti’yi kuran Zeybek’in siyasi geçmişine, tarikatlarla olan ilişkisine tekrar bakalım.</p>



<p>Türkeş’in tarikatlarla ilişki kurmak için kendisini görevlendirmesinin boşuna olmadığını göreceksiniz.</p>



<p>Önce kendisinin siyasi zikzaklarını yazdığımız yazımızdan alıntılar yapayım<sup data-fn="f98abbeb-02ce-4734-adb4-e5f3239176fd" class="fn"><a id="f98abbeb-02ce-4734-adb4-e5f3239176fd-link" href="#f98abbeb-02ce-4734-adb4-e5f3239176fd">2</a></sup>:</p>



<p>“Bir gün bakarsınız katıldığı bir toplantıda “Tanrı Türk’ü korusun.” yazılı kitapçıkları (Marmara Belediyeler Birliği toplantısı) görünce bunların dağıtılmasına karşı çıkmak için Alparslan Türkeş’e diklenecek kadar Türk-İslamcıymış (Türk-İslam sentezi projesinin uygulayıcısı ki bugün şaman kıyafetleriyle ekranlarda boy gösterse de gerçek yüzü budur.).</p>



<p>Arşivleri karıştırırsınız, bir bakarsınız ki 1988’de Emin Çölaşan’a verdiği söyleşide “MHP misyonunu tamamladı”, “Tarihteki yerini aldı.”, “Ülkücü Hareket diye bir şeyi ben bugün mevcut saymıyorum.”, “Türkeş bir köşede oturmalıdır.” gibi sözlerini görürsünüz.</p>



<p>Burada tarihe tekrar dikkat çekmek istiyorum: 1988. Yani Turgut Özal’la birlikte özelleştirmeli, liberal değil neoliberal yıllara giriyoruz. Neoliberalizmle birlikte dinciler kendilerini ılımlı İslam’a götüren sözde yumuşama sürecine giriyorlar. Yine aynı yıllarda Türkiye’de yaratılan karanlıktan ve günümüzde aslında hiç de böyle olmadığını görüyoruz.</p>



<p>Zeybek’in “MHP misyonunu tamamladı.” cümlesi, İslamcı Arvasi’nin Türk-İslam sentezinin milliyetçileri İslamcı yapacak köprü olduğu düşüncesinin siyasi ifadesidir. Dinciler tıpkı Ergenekon kumpaslarında olduğu gibi o günlerde de zafer kazandıklarını zannediyorlardı.</p>



<p>Ve devam ediyor Zeybek: “Hizmet tamamlanmıştır. Türkiye artık değişmiştir. Türkiye, yeni bir Türkiye olmuştur. Her şeyi değişmiştir ve bu değişikliklere cevap vermek üzere ANAP kurulmuştur.”</p>



<p>Buyrun&#8230; Zeybek’in misyonu, her şeyin değiştiği ve değişikliğe liderlik etmek üzere kurulan ANAP’ın yeni Türkiye iddiasıyla bitiyor.”</p>



<p>Neoliberal dünyaya fişek gibi giren Zeybek’in FETÖ ile ilişkilerini de ihmal etmemiştik:</p>



<p>“Namık Kemal Zeybek 2000’li yılların başlarında, MHP’deyken dinlerarası diyalogu, FETÖ’yü, Fener Rum Kilisesi patriğini eleştiriyor. Uzun uzadıya bu yapının zararlarını anlatıyor.</p>



<p>Daha sonra sırasıyla BBP ve DP’ye katılıyor. 2010 yılında FETÖ’nün ABD’de düzenlediği “The Gulen Movement” isimli konferansa katılıyor. ABD gezisi sırasında yanında kim var? Daha sonra AKP’den İzmir milletvekili olacak Hüseyin Kocabıyık&#8230; FETÖ elebaşısını son 1000 yılın en büyük Türk büyüklerinden biri olarak gösteren şahıs.</p>



<p>Ve Zeybek, o zaman bacanağı Aydın Doğan’a ait olan Radikal’de FETÖ’yü övdüğü dizi yazıları yazmaya başladı. Kendisi Yiğit Bulut’un da kayınpederi olur.</p>



<p>2011 yılına geldik. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, FETÖ’nün faaliyetlerine son vermesini ve dershanelerin kapatılmasını istiyor. “Ben gül bahçesinde güller gördüm.” diye atılıyor ortaya Zeybek ve 3 Nisan 2011 tarihli Zaman’da şunları yazıyor:</p>



<p>“Bu camia, tüm dünyada çok önemli işler yaptı, yapıyor. Dünyada Türkiye’yi, Türklüğü, İslam’ı en güzel şekilde temsil ediyorlar. Bunu bizzat gördüm, görüyorum.</p>



<p>Afrika’da, Orta Asya’da, şimdilerde ABD’de yapılan hizmetleri gördüm. Bunları takdir etmemek mümkün mü?</p>



<p>Ben gül bahçesinde güller gördüm. Bu gülleri övdüm, övmeye de devam edeceğim.</p>



<p>Faaliyetlerin durması, okulların kapanması gibi bir şey söz konusu olamaz.”</p>



<p>Hadi şimdi de övmeye devam etsene!”</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/fetocu-zeybek-1024x576.jpeg" alt="" class="wp-image-1181" style="width:766px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/fetocu-zeybek-1024x576.jpeg 1024w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/fetocu-zeybek-300x169.jpeg 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/fetocu-zeybek-768x432.jpeg 768w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/12/fetocu-zeybek.jpeg 1280w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption"><sup data-fn="15805ae5-a1cf-49d7-8136-36c2c80f24d3" class="fn"><a id="15805ae5-a1cf-49d7-8136-36c2c80f24d3-link" href="#15805ae5-a1cf-49d7-8136-36c2c80f24d3">3</a></sup></figcaption></figure>



<p><strong>Chris Selçuk Erenerol ve Zeybek’in Ardındaki Gizem!</strong></p>



<p>Türk Ortodoks Kilisesi Basın Sözcüsü olduğunu ve siyasilere danışmanlık hizmeti verdiğini iddia eden Chris Selçuk Erenerol, Zeybek’e önce danışman oldu; sonra ATA Parti’de “Çağdaş Devlet İşleri Başkanı” gibi ilginç bir sıfatla Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirildi.</p>



<p>ATA Parti demişken yanlış anlaşılmasın. Partinin yönetim kadrosu ihtiyarlar heyeti gibi olduğu için adı ATA Parti. Yoksa ne Zeybek’in ne de Chris Selçuk Erenerol’un Atatürkçülükle ilgisi yoktur. Bu yazıda bunu daha iyi anlayacaksınız.</p>



<p>“Körler, sağırlar birbirini ağırlar.” misali aklı ve kalemi müsaade ettikçe cevap vermeye çalışan -onda da er meydanına çıkamadan Zeybek’i tartışmaya açmamak için gerçek dışı iddialar yazan- bu şahsa da cevap vermiştik:</p>



<p>“Namık Kemal Zeybek’in Pennsylvania’da FETÖ elebaşısıyla hem de baş köşede otururken çekilen fotoğrafında manipülasyon olduğu üzerine Shakespeare misali romantik yazı yazan, üstelik bunu Dilipak ve Karabulut’un yöneticisi olduğu 5G’de yayımlayan Selçuk Erenerol’un, ATA Partisi Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek’in genel başkan danışmanı olmasını kim ya da hangi nedenler sağladı?”</p>



<p>Şimdi bu hatırlatmadan sonra esas konumuza geçiyorum.</p>



<p>Ne demişti Zeybek: “Tarikatlarda ava giderken avlandık.”</p>



<p>Yazının bu bölümüne bir not düşmek gerekiyor: Zeybek’in eleştirileri ya da hatalardaki aslan payını Türkeş’e mâl etmesi, Türk-İslam sentezi ve dincilik konusunda Türkeş’i daha masum yapmıyor. Ancak meseleyi iyice irdelemek ve yapılan manipülasyonu ortaya koymak için Zeybek’in çarpıtma ve yalanlarını olduğu gibi ortaya koymak gerekiyor.</p>



<p>Zeybek’in söyleşisi öz eleştiri değildir. Özellikle yıllar önce ölüp gitmiş insanları suçlayarak yaptığı açıklamalar gerçekte itiraflardan ibarettir. Bakın, kendisini ele veren şu sözlere dikkat kesilin:</p>



<p>“Türkçüler Demokrat Parti’ye yaklaştılar. Kimisi DP’den milletvekili oldu, bakan oldu. Karşıdevrimcilerle Türkçülerin yakınlaşması oldu. Bir Türkçü nasıl olur da ezanın Arapçaya çevrilmesine karşı olur? Bir taraftan da Milliyetçiler Derneği kapatıldı, 1952’de. CKMP ile milliyetçiliğin siyasileşmesi başladı. Nasıl Erbakan dini siyasallaştırdı, milliyetçiliği siyasallaştıran da Türkeş’tir.”</p>



<p>1- Bakanlığını yaptığı ve ANAP yıllarında öve öve bitiremediği Özal iktidarı karşıdevrimcinin dik âlâsıydı. Burada da genelde suçu Türkeş’in üstüne atan bir anlayış vardır ancak toplum bilinçli olarak manipüle ediliyor. “MHP, misyonunu tamamladı.” cümlesiyle Türkeş’in siyasi iktidara ortak olmak istediği iddiası çok başka şeylerdir.</p>



<p>2- DP iktidarı yıllarındaki Türkçüleri eleştirirken sanki babadan Türkçü bir evlatmış izlenimini yaratma çabasına devam ediyor. Oysa “Bir Türkçü nasıl olur da ezanın Arapçaya çevrilmesine karşı olur?” sorusunu kendisine yöneltmesi gerektiğini yazının sonunda göreceğiz.</p>



<p>Devam ediyorum:</p>



<p>“Türkeş’in tarikat oylarını almak için çabasını ben yaşadım. Türkeş bir mektup verdi, Adıyaman’a Menzil şeyhine götür dedi. (&#8230;) Bizim Ülkücülerin kimileri 80’ler oraya gidip saklandı. Ama ava giden avlanır. Biz onları ayarlarız derken&#8230; Olmadı. Ara seçim oldu.”</p>



<p>Ve Zeybek, Ülkücülerin bir kısmını Menzil’e ve Fetullah’a kaptırdıklarını söylüyor.</p>



<p>Eğer Ülkücülerin bir kısmı bunlara kaptırıldıysa bunları elden götüren şey gerçekten Türkeş’in hatası mıydı?</p>



<p>Yoksa Zeybek bilinçli olarak toplumu manipüle mi ediyordu?</p>



<p>Bu soruların cevabını almak için, Saygı Öztürk’ün “Menzil, Bir Tarikatın İki Yüzü” başlıklı kitabındaki bilgileri aktaracağım.</p>



<p>Öztürk’ün Zeybek’le konuştuğu anlaşılan satırlar şu şekilde başlıyor:</p>



<p>“MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, Namık Kemal Zeybek’in Menzil’le bağlantı kurmasını istemişti. (&#8230;) 1980 öncesi Ülkücülere Menzil’i tanıştıran Zeybek oldu. Aradan yıllar geçtikten sonra bu kitap için ‘Yaptığımız yanlışmış. Bu hem siyaseti hem dini bozdu hem de dincileri şımarttı. Yanlış yaptığımı düşünüyorum’ diyor.”</p>



<p>Referans olarak verdiğim kitabın devamındaki ana tema şudur: Zeybek, tarikatlara mesafelidir. Adıyaman’da görev yaptığı yıllarda başlarda bunlara karşı ön yargı vardır, daha sonra şeyhin ilmi bir tartışmayla ilgili cevabını duyar (güya), hoşuna gider ve onlarla tanışmak ister. Daha sonrası ise Türkeş’in bütün sorumluluğu aldığı kısımlardır. Zeybek’in Menzil’e bağlılık seviyesiyle ilgili bir şey göremezsiniz. “Yanlış yaptığımı düşünüyorum.” derken bile dürüst olamayan Zeybek’in eksik bıraktığı yerleri ben tamamlayayım.</p>



<p>Bayburt Postası isimli haber sitesinin yazarı Selim Gürbüzer, “Namık Kemal Zeybek ve Ülkü Yolu” isimli yazısında hemşehrisi Zeybek’le tanışıklığına, onunla nerede karşılaştığına ve Menzil’le ilgili sözlerine yer veriyor.</p>



<p>Zeybek’in ANAP’tan milletvekili olduğunu duyunca umudunun arttığını belirten Gürbüzer, aynen şu ifadeleri kullanıyor: “Türkiye bir zamanlar onu kaçakçıların hevesini kursağında bırakan Gümrük ve Tekel Bakanı Şehit Gün Sazak’ın genç müsteşarı olarak tanımıştı, milletvekili seçildiğinde ise rahmetli Özal’ın tam da Horasani mayasına uygun Kültür Bakanı olarak tanıyacaktır.”</p>



<p>Yunan aşığı bir adamın kabinesinde Horasani mayaya uygun bir bakan olmak ilginç olsa da aslında bu, Zeybek’in siyasi hayatına, döne dolaşa yürüdüğü yollara uygun bir cümledir.&nbsp;</p>



<p>Gürbüzer’in anlattıklarına devam ediyorum. Özal’dan sonra ANAP Genel Başkanlığı için adı geçtiğini söylediği Zeybek’i tanıma hikayesi şöyle: “&#8230;Ama o kabına çekilmeyip Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in başdanışmanı olacaktır. İlginçtir kendisinin başdanışmanı olduğu yıllarda Ankara Pursaklar semtinde camii inşaatı başlatan Seyda Hz.lerinin arkasında Cuma namazı kılmak için gittiğimde kalabalıktan camiinin dışarısında serili sergilerin üzerine oturduğumda bir baktım yanımda Namık Kemal Zeybek oturuyor.”</p>



<p>İlgili yazının referansına mutlaka bakın. Yazı, Zeybek’in Menzil’i öve öve bitiremediği sözlerinin kaydını alan Gürbüzer’in bu kaydı metne dökmesiyle devam ediyor.</p>



<p>O sözleri okuduğunuz zaman kendisinin Türkeş tarafından seçilmesinin tesadüf olmadığını da daha iyi anlayacaksınız.</p>



<p>Her zaman ne diyorduk: Tesadüf diye bir şey yoktur.</p>



<p>Biz yine de yazımızın sonunu Zeybek’in “höykürme” anısıyla bitirelim ki büyük bölümünü Türkeş’e yıkmaya çalıştığı dini siyasete karıştırma hatasındaki rolünü daha iyi anlayın.</p>



<p>“Liderler Hapishanesi” isimli kitapta Zeybek’in Türkeş’le olan ilginç bir anısı anlatılıyor:</p>



<p>“Regaip Kandilinde TV’de mevlüt yayımlanırken yine kendinden geçmiş ve cezbe kapılarak dini deyimle höykürmüştü. Bu höykürüşüne şahit olan Türkeş, ‘Ne oluyorsun!’ diyerek kızmış ve Zeybek’i susturmuştu.”</p>



<p>Şimdi anladınız mı neden TV’lere çıkıp şaman kıyafetleriyle sözde ayinlere katıldığını?</p>



<p><strong>Güç İçin Kurulan Gizli Ağın Çarpıcı Yüzü!</strong></p>



<p>Pekiyi&#8230;</p>



<p>Sözde “Çağdaş Devlet İşleri Başkanı” gibi ne olduğu belirsiz komik bir sıfatla Zeybek’in kendisinin yardımcılığına getirdiği Chris Selçuk Erenerol isimli şahsın yazı ve programlarında sürekli kullandığı “töre” sözcüğüne ne diyeceksiniz?</p>



<p>Türkçülüğe ve Türk tarihine dair bilgisi lise seviyesi Kutadgu Bilig’le sınırlı olan, ömrü boyunca Türkçülüğün kıyısından geçmemiş bir adamın “töre” sözcüğünü çağdaş devletlere uyarlaması, herhalde şaman kıyafetlerinin ve sözde “deruni devlet” imajının arkasına saklanan bir şahsın genel yardımcılığını üstlenmesiyle mümkün olabilirdi.</p>



<p>Esasen Chris Selçuk isimli şahsın bizzat kendisinden duyduğum “Devletlerin dini olur.” iddiasının da ailesinin Zeybek’le olan ilişkisini benim gibi insanlardan gizlemesinin nedenini de şimdilerde daha iyi anlıyorum.</p>



<p>Yıllarca insanlara Teoman Ergene’den ya da yazdığı manipülasyon kitabından bahsetmemelerinin nedenini de çok iyi anlıyorum.</p>



<p>Zeybek’in Teoman Ergene’yi ifşa etmesiyle beraber Papa Eftim’e dair söylenmiş tüm yalanların çorap söküğü gibi gelmeye devam etmesini de çok iyi anlıyorum.</p>



<p>Tüm yalanlar delikli birer çoraptır. Shakespearevari yazılar, gösterişli kavramlar, yalan olduğu açığa çıkarıldıkça tekrar edilen sahte bilgiler&#8230; Bunların her biri o çoraptaki delikti. Bunların birinin ipini çektikçe diğerleri de gelmeye başladı.</p>



<p>Ve bir şey olabilmek için yalan söylemeye, her yana dönmeye mahkûm olanlar er ya da geç tarihin sayfalarında gerçeklerle boğulup giderler.</p>



<p>Geriye de ibretlik bir hikâye kalır.</p>



<p>Unutmayın! Kemalizm maskesi takanlar, Türk milletine her zaman karanlık bir uçurumu kader olarak dayatmıştır. Bu karanlık oyunu bozmanın yolu onları tanımak, maskelerini düşürmek ve asla unutmamaktan geçer!</p>



<p>Mustafa Kemal&#8217;in askerlerine sonsuz selam olsun!</p>


<ol class="wp-block-footnotes"><li id="76e4f748-f05b-465f-ae24-11b016e418ec">https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/milliyetcilik-nereye-4-tarikatlarda-ava-giderken-avlandik-1767122 <a href="#76e4f748-f05b-465f-ae24-11b016e418ec-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 1"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/21a9.png" alt="↩" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />︎</a></li><li id="f98abbeb-02ce-4734-adb4-e5f3239176fd">https://demiryolculuk.com/2024/08/02/kibir-ve-manipulasyon-turkiyenin-siyasi-arenasindaki-maskeli-yuzler/ <a href="#f98abbeb-02ce-4734-adb4-e5f3239176fd-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 2"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/21a9.png" alt="↩" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />︎</a></li><li id="15805ae5-a1cf-49d7-8136-36c2c80f24d3">Fotoğrafın kaynağı olan yazı: https://ilkkursun.site/namik-kemal-zeybek-feto-iliskisi <a href="#15805ae5-a1cf-49d7-8136-36c2c80f24d3-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 3"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/21a9.png" alt="↩" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />︎</a></li></ol>]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1179</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal&#8217;in Adını Kullanan Sahte Kahraman: Papa Eftim&#8217;in Gizli Ajandası</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/10/07/mustafa-kemalin-adini-kullanan-sahte-kahraman-papa-eftimin-gizli-ajandasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Oct 2024 13:30:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[athenagoras]]></category>
		<category><![CDATA[biat]]></category>
		<category><![CDATA[chris selçuk erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[ekümenik]]></category>
		<category><![CDATA[ekümeniklik]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[I. Eftim]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalistler]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçiler]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[namık kemal zeybek]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[pavlos karahisaridis]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[tevfik rüştü aras]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ortodoks Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[Vakit gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[zeki erenerol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1119</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Kemal’in Adını Kullanan Sahte Kahraman: Papa Eftim’in Gizli Ajandası Devletlerin çöküş süreçlerinde yozlaşma ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Mustafa Kemal’in Adını Kullanan Sahte Kahraman: Papa Eftim’in Gizli Ajandası</strong></p>



<p>Devletlerin çöküş süreçlerinde yozlaşma ve ahlaki çöküntü önce din adamlarına ve bürokrasiye bulaşır. Sonrasında ise fırsat kollayan kişilere ve nihayet toplumun büyük kısmına yayılır.</p>



<p>Bu ahlaksız ve erdemsizlik hastalığını gizlemenin en geçerli yöntemi ise dinsel ve ideolojik imajlar yaratmaktır.</p>



<p>Bu hastalıklı durum Osmanlı döneminin çöküşünden sonra gelen Milli Mücadele’ye de yansımıştır.</p>



<p>Yozlaşmış ve ahlaki çöküntü içindeki bu şahsiyetler tamamen uydurdukları hikayelerle kendilerinin “Milli mücadelede çok önemli görevler” yaptıklarını anlatarak imajlarını yenilemeye girişmiş olsalar da tarihi gerçekler Türk milletine ve Mustafa Kemal’in eşsiz zaferine ihanet etmeyecek kadar ahlaklı ve vicdanlıdır.</p>



<p>Mustafa Kemal’in yanında yer aldığı gibi görünen ve topluma kendisini kahraman gibi yediren ama geri planda para karşılığı İngilizlere muhbirlik yapan birçok ünlü vardır ve sonları maalesef hazin olmuştur.</p>



<p>Konumuz dinsel kıyafetler giyen ya da milletvekili kimliği taşıyan casuslar değil ama ahlaki ve kültürel çöküşten sonra gelen ve milli mücadelenin zaferiyle sonuçlanan yeni dönem için kendisini istediği gibi konumlandırmaya çalışan Papa Eftim kişisinin de tarihin ahlak ve vicdan dolu gerçeklerinden kurtulamadığını görüyoruz.</p>



<p>Dedelerinin olmayan kahramanlığını anlata anlata bitiremeyen Sevgi Erenerol ve Türk İslam sentezi projesinin uygulayıcısı Namık Kemal Zeybek ve Türk Ortodoks Kilisesi’nin Basın Sözcüsü olduğu anlaşılan Chris Selçuk Erenerol isimli şahsın da gerçekleri öğrenip konuşmalarını düzelterek Mustafa Kemal’in adına ve anılarına düşürülen gölgeyi kaldırmaları için büyük fırsat olacaktır bu yazılar.</p>



<p>Teoman Ergene müstear isimiyle yazdığı kitabı sayesinde kendi kurguladığı tarihin sanal kahramanı olan Papa Eftim de benzer imaj çalışmalarından asla geri durmadığı gibi her fırsatta Fener Kilisesi’ne akıl almaz sözlerle bağlılığını bildiriyor ve affedilmek için yalvarıyordu.</p>



<p>“Başbuyurmanımız ve papamız Birinci Athenagoras, Ortodoks Cihan Patriği (<strong>ekümenik!)</strong></p>



<p>Ortodoks Merkez Kilisesi’ni temsil eden Umum Ortodoks cemaat ve kiliselerinin Milli Savaş sıralarında (Yunan mı Türk mü!) kaçınılmaz ihtiyaç bilerek aciz şahsıma teslim ve emanet ettikleri Merkez Ortodoks Kilisesi’nin <strong>vasi yetkisine</strong> dayanarak <strong>kurulan kilisemiz</strong> (Mustafa Kemal’in emri ile kurulmuştu hani!)</p>



<p>&#8230;sizin kutsal şahsınızın namına aynı zamanda benimsediği <strong>Merkez Ortodoks Kilisesi</strong> yetkisinden feragat ederek size <strong>biat</strong> etmeyi ve kilisede bundan sonra sizin <strong>kutsal adınızı anmayı</strong> borç bilir.</p>



<p>…Türkiye’de kurulan ve vatanın kanunlarına tamamen uygun olan <strong>Müstakil Türk Ortodoks Kilisesi’ni</strong> tanımanızı ve ziyaret ederek onu tanımanızı ve takdis eylemenizi derin saygı ile diler, kutsal ellerinizden öperim.” diyor.</p>



<p>Lozan Antlaşması ve Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre sıradan bir kilise olan Fener Kilisesi’nde görev yapan köy papazından farksız Başpapaz Athenagoras’a telgraf yazarak yalvaran kişi de şimdilerde “Patrik” iddiası ve yakıştırmasıyla ve Papa Eftim olarak tanınan, aslında sıradan bir başpapaz 1.Eftim adını kullanıyor.</p>



<p>Tıpkı Mustafa Kemal’in adını ve kendisini Milli Mücadele’nin zaferini kullandıkları gibi. Çocukları ve torunları dahil “Müstakil Türk Ortodoks Kilise”sinin Mustafa Kemal’in emriyle kurulduğunu” söyleyecek kadar küstahça bir yakıştırmayla kendilerine paye çıkartmaktan hiç çekinmediler ve çekinmiyorlar.</p>



<p>Bu kilisenin kurulmasının altında yatan nedenlerin bir çıkar ve maddi güç çatışmasından doğduğu tüm belgeleriyle ortada dururken araştırmacılar dahil milliyetçilerin de bu uydurmaların aslını arkasını neden araştırmadan Başpapaz Eftim’in arkasında saf tutması anlaşılmaz gibi görünse de işin aslı çok net: Siyasi çıkar sağlamak adına Mustafa Kemal’i eleştirmek, devrimlere hakaret etmek için iyi ve güvenli bir kapı olarak görülüyor olması.</p>



<p>Türklüğe ve Mustafa Kemal’e kinlerini diri tutmak isteyen ve hakaretler yağdıran ırkçı Rumlar bile 80 yıldır bu kapıyı kullanıyor.</p>



<p>Başpapaz Eftim’in kendisini “Milli Mücadele kahramanı” olarak anlattığı ve “Teoman Ergene” adıyla yayımladığı kitabı kaynak olarak alan araştırmacılar da bu yazarın kim olduğunu ve belgelerin gerçek olup olmadığını araştırma gereği bile duymadıkları için Papaz Teoman Ergene’nin yazdığı belgesiz, asılsız illegal tarihi legalleştirmişlerdir. Maddi çıkar için kitap müsvettesi yazan ve kendilerini araştırmacı, tarihçi vb. şekilde tanıtmaya çalışan sokak destancılarının adını yazarak bu sayfayı kirletmeye gerek yok.</p>



<p>Milliyetçi cenah ise Eftim’in mezar taşına çocukları tarafından yazdırılan “Papa Eftim bu ülkeye bir ordu kadar hizmet etmiştir.” sözünü güya Mustafa Kemal söylemiş gibi başta Sevgi Erenerol olmak üzere torunları tarafından da her alanda propaganda edilen asılsız ve koca bir yalana sarılarak kör uçuşu yapmaktadır.</p>



<p>Papa Eftim kişisi soyadı kanunundan sonra, kendisini çok kurnaz ve zeki gördüğü için olsa gerek -ki kendi yazdığı kitabında kendisinden zeki ve kahraman diye söz eder- “Zeki” adını almış ama mezar taşı dahil hiçbir yerde bu adı kullanmamıştır.</p>



<p>Bu Başpapaz, Türklüğü ile övüne övüne azizler katına çıkmış olmasına rağmen neden Rum mezarlığındaki mezar taşında “Ne Mutlu Türküm diyene!” diye yazmadılar da “Bir ordu kadar hizmet etmiştir.” şeklinde yalan ve uydurma bir söz yazdılar, diye soran bir tek Kemalist milliyetçi de göremezsiniz!</p>



<p>Şişli Rum Mezarlığının hemen girişinde bulunan bu mezarlığın taşında Mustafa Kemal imzasıyla yazılmış olan bu uydurma yazıyı okuyan tüm ırkçı Rumların Mustafa Kemal’e hakaretler edebildiğini, Türklüğe karşı olan kinlerini diri tuttuklarını göremeyecek kadar kör olmuş ve benliğinizi yitirmişsiniz!</p>



<p>Siyasal milliyetçiler ve kendisini Kemalist olarak tanımlayanlar bu yazıları okuyorlar ve şaşkınlıklarını dile getiriyorlar ancak toplumda oluşturdukları imajlarını korumak adına isimlerinin zikredilmesini istemeyerek kendilerini şimdilik gizliyorlar.</p>



<p>Eeee, ne demişler: <strong>Susuzluk hiçbir şey, imaj her şey!</strong></p>



<p>İmaj için sıkı bir çalışma yapan Başpapaz I. Eftim’in neler yaptığını kendi belgeleri ve sözleriyle öğrenmeye hazır mısınız?</p>



<p>Anlatalım öyleyse&#8230;</p>



<p>Başlıyoruz.</p>



<p>23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruldu. 28 Nisan 1928’de Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey, Meclis’e bir kanun tasarısı sundu. Sunduğu tasarı “Men-i Müskirat Kanunu”na aitti. Ali Şükrü Bey gerek dini hükümleri gerekse ABD’yi örnek göstererek içkinin yasaklanmasını istiyordu.</p>



<p>İlk Meclis’in en önemli sorunuydu: Mustafa Kemal’e muhalif olanlar ve TBMM’de güç kazanmak isteyenler, mebuslar arasındaki sarıklıların fazlalığını da fırsat bilerek dini öne sürüyorlardı. İstedikleri bir kanuna muhalefet edilirse veya istemedikleri bir kanun önlerine gelirse ellerindeki “kafirlik” damgası hazırdı.</p>



<p>Böylece alkolü yasaklayan kanun kabul edildi. Yasak, 1920’den 1926’ya kadar sürdü.</p>



<p>Alkol yasağıyla alkol içilmesi engellenemeyeceğine göre kaçak rakı yapımı başladı. Oğuz Akay’ın “Atatürk’ün Sofrasında” kitabında Ruşen Eşref Ünaydın’dan aktardığına göre, “O zaman gizlice çekilen rakıların sözde en iyileri Keskin’den getirilirdi, hem de gaz tenekeleri içinde&#8230;”</p>



<p>Keskin’de kaçak rakıyı yapıp gaz tenekeleri içinde satan kim miydi?</p>



<p>Papa Eftim!</p>



<p>Said Arif Terzioğlu’nun “Atatürk’ün Ahmet Çavuş’u” isimli kitabında Ahmet Çavuş’un bu konudaki bir anısını okuyoruz:</p>



<p>“Rakı yasaktı ama şimdi İstanbul’da bulunan, o devirde Keskin’de papaz olan Papa Eftim’den Ankara’da büyüklere rakı temin edilirdi.</p>



<p>Öğrendiğimize göre, papaz kilisede rakı çeker, sonra da adamları ile gaz tenekelerine doldurduğu rakıları katır sırtında Ankara’ya gönderirdi.</p>



<p>O zaman bu rakının okkası 10 liraya satılırdı. Günahı boynuna, o devrin polis müdürlerinden Dilaver Bey’in aracılığıyla Papaz Eftim’in imal ettirdiği rakı devrin ileri gelenlerine dağıtılırdı.”</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="608" height="1024" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/ahmet-cavus-608x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-1120" style="width:397px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/ahmet-cavus-608x1024.jpeg 608w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/ahmet-cavus-178x300.jpeg 178w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/ahmet-cavus-768x1293.jpeg 768w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/ahmet-cavus-912x1536.jpeg 912w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/ahmet-cavus.jpeg 950w" sizes="auto, (max-width: 608px) 100vw, 608px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="645" height="1024" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/ahmet-cavus-2-645x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-1121" style="width:395px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/ahmet-cavus-2-645x1024.jpeg 645w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/ahmet-cavus-2-189x300.jpeg 189w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/ahmet-cavus-2-768x1219.jpeg 768w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/ahmet-cavus-2-968x1536.jpeg 968w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/ahmet-cavus-2.jpeg 1008w" sizes="auto, (max-width: 645px) 100vw, 645px" /></figure>



<p>Kanunun delinmesi veya Ankara’daki büyüklere gönderilirdi, ifadesi birçoklarına normal gelebilir. Öyle bir devirdeyiz ki kanunun da adı kaldığından bunun önemli bir olay olmadığı düşünülebilir. Öyleyse Ünaydın’dan devam edelim:</p>



<p>“Ahmet Muhtar Bey’in evinde bir davette yakın misafirlerine hem keskin hem yumuşak çelik ve kadife karışık yarı şehla bakışlarla bir de küçük teslimiyet bayrağı misillu bir an havada tuttuğu beyaz mavi dolu kadehine bakıp söylemeyi adet edinmiş olduğum üzere ‘prozit’ arkadaşlar derken Muhtar Bey’e ve iki üç mebus davetlisine, ‘Sizler içemezsiniz fakat ben içebilirim. Çünkü Men-i Müskirat Kanununa rey verdiniz. Ben içebilirim efendiler, çünkü ben bu kanuna rey vermedim; bir, kanuna saygı gösteriyorum, alenen ve resmen içmiyorum; iki, sadece sizlerin hususi evinizde, sizin ikramınıza cevap olarak içiyorum.”</p>



<p>Hem kanuna oy verip hem de gizlice içmeye devam eden bu mebuslara okkası 10 liradan rakı satan bir papaz&#8230; Üstelik hatırlatalım: O dönem, hâlâ Fener’in papazıdır.</p>



<p>Devam edelim.</p>



<p>Askerlikten muaf olmak için ruhban sınıfına katılan Papa Eftim’in kilise papazı olması, Keskin papazı olan Panayotis Papadopulos’un cerrahi bir müdahale için İstanbul’a gitmesinin ardından onun yerine geçmesiyle oldu. Bu süreçte Rum mektebinde yöneticilik yapan kuzeni Pandelis Karahisaridis’in de yardımını aldı.</p>



<p>Papadopulos geri döndüğü zaman yerini geri almak istediyse de Papa Eftim buna müsaade etmedi. Keskin cemaatinin yaşlıları ve kilisenin mütevelli heyeti Eftim’i cemaatin fonlarını zimmetine geçirmekle suçladı. Yaşlılar, Eftim’in karşısındaydı ancak cemaatin önemli bir bölümü Eftim’i destekliyordu.</p>



<p>Neden?</p>



<p>Çünkü bunun iki sebebi vardı:</p>



<p>1- Eftim her zaman kendini Ankara’ya yakın gösteriyor ve işgal yıllarında Fener Kilisesi’nin faaliyetlerinin Anadolu’daki Ortodokslar arasındaki tedirginliği artırdığını biliyordu. Mahallenin lideri, kurtarcısı idi.</p>



<p>2- Anadolu içlerine sürgün gönderilen Rumlara sıklıkla sahip çıkıyordu. Eleni Pavlidu ve Pipina Psaltaki’nin anlattıklarına göre sürgüne gönderilen çok sayıda Rum’a sahip çıkmıştı.</p>



<p>Kimdir Eleni Pavlidu?</p>



<p>Yunanistan’a göç eden Simavlı bir Rum’du. Anlattığına göre, Kuvayımilliye’nin eli kanlıydı ve Simavlı Türklerle Rumlar Yunan ordusuna giderek Türk çetelerinin yaklaştığını ve Simav’a girmelerini isteyen bir komisyon kurmuştu. Ancak Yunanlılar Simav’a girmediği gibi Türkler gelmiş, kendi deyimiyle Yunanlılarla iş birliği yapan Rumları Akdağmadeni’ne yollamışlardı.</p>



<p>İşte bu, mahallenin lideri Papa Eftim için bulunmaz bir fırsat olmuştu.</p>



<p>Türk Ortodoks Kilisesi’nin kuruluşuyla ilgili olarak Jean Schliclin’e verdiği söyleşide Adliye Vekili’nin neler söylediğini, kilisenin kuruluş sürecini Ankara’ya mâl etme çabalarını anlatmıştık.</p>



<p>Yine kendi beyanıyla Fener Kilisesi’ni ve buraya bağlı kiliseleri işgal ettiğini kendisinin de gazetelere verdiği demeçleriyle kabul ettiğini hatırlatmıştık. Önce bu gazete haberlerini hatırlayalım:</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="245" height="867" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/eftim-kizma-1.png" alt="" class="wp-image-1123" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/eftim-kizma-1.png 245w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/eftim-kizma-1-85x300.png 85w" sizes="auto, (max-width: 245px) 100vw, 245px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="507" height="774" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/eftim-kizma-2.png" alt="" class="wp-image-1124" style="width:409px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/eftim-kizma-2.png 507w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/eftim-kizma-2-197x300.png 197w" sizes="auto, (max-width: 507px) 100vw, 507px" /></figure>



<p>Yıl: 1932.</p>



<p>Yani Türk-Yunan ilişkilerinde yumuşamanın başladığı bir dönemdeyiz. Venizelos, Atatürk’e Papa Eftim konusunu açarak Rum cemaati arasında sürekli ihtilaf çıkardığını söylüyor. Eftim’in sınırdışı edilmesi söz konusu oluyor ve buna karşılık Türk hükümeti, 150’likler listesinde olup Yunanistan’a giden isimlerin sınırdışı edilmesini istiyor. Sadece Mustafa Sabri Yunanistan’ı terk edip Mısır’a gidince Papa Eftim de tamamen bir kenara çektiriliyor.</p>



<p>Sözüm ona bir ordu kadar hizmet etmiş bir adamın sınırdışı edilmesi mevzubahis olsun veya olmasın daha sonraları Venizelos’un anlattığına göre Atatürk’ün bizzat kendisinin Eftim’i Fener’den uzak tutacağını söylediğini biliyoruz.</p>



<p>Yine Venizelos, görüşmelerde edindiği izlenimi anlatırken bir ara Türk hükümetinin, Eftim’in işgal ettiği kiliseleri geri vereceğini düşündüğünü de anlatır. Sınırdışı edilme meselesinin Atina’da bulduğu yankıya ve Eftim’in verdiği cevaba bakalım:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="259" height="344" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/siyasi-maksatlar.png" alt="" class="wp-image-1126" style="width:331px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/siyasi-maksatlar.png 259w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/siyasi-maksatlar-226x300.png 226w" sizes="auto, (max-width: 259px) 100vw, 259px" /></figure>



<p>Yine 1931 yılında Eftim’in yeniden Rum kiliselerini işgal edeceği haberi çıkınca hemen tekzip ediyor:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="236" height="472" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/gulunc-papaz-2.png" alt="" class="wp-image-1127" style="width:334px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/gulunc-papaz-2.png 236w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/gulunc-papaz-2-150x300.png 150w" sizes="auto, (max-width: 236px) 100vw, 236px" /></figure>



<p>25 Mayıs 1931’de Papa Eftim, güya Tevfik Rüştü Aras’ın 22 Mayıs tarihli “Biz Papa Eftim’i ve ruhbanı değil, Patrikhane’yi tanıyoruz.” açıklamasını memnuniyetle karşılarken kendisine Rum çocuklarının “voyvo” diye seslendiğinden, hatta ne hikmetse aile efradının bile kendisine hakaret ettiğinden, zoraki geçindiğinden dert yanıyor:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="260" height="365" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/vakit-2.jpeg" alt="" class="wp-image-1128" style="width:465px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/vakit-2.jpeg 260w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/vakit-2-214x300.jpeg 214w" sizes="auto, (max-width: 260px) 100vw, 260px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="502" height="520" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/voyvo.png" alt="" class="wp-image-1129" style="width:465px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/voyvo.png 502w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/voyvo-290x300.png 290w" sizes="auto, (max-width: 502px) 100vw, 502px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="271" height="512" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/aile-efradi.png" alt="" class="wp-image-1130" style="width:466px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/aile-efradi.png 271w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/aile-efradi-159x300.png 159w" sizes="auto, (max-width: 271px) 100vw, 271px" /></figure>



<p>Ve 27 Mayıs 1931 tarihli Vakit gazetesinin cevabını dikkatle okuyunuz:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="271" height="427" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/vakit-1.jpeg" alt="" class="wp-image-1131" style="width:464px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/vakit-1.jpeg 271w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/vakit-1-190x300.jpeg 190w" sizes="auto, (max-width: 271px) 100vw, 271px" /></figure>



<p>Şimdi güya bir ordu kadar hizmet ettiği uydurulan Eftim’in hakkında yazılan “Arada sırada ismini ve resmini gazetelerde görmeye alıştığımız&#8230;” ve “Bir kilisenin akaretlerini istismar ettikten sonra&#8230;” ifadelerini alıp arşivinize ekleyebilirsiniz.</p>



<p>İnternet derlemecisi araştırmamacı yazarlar ve bilimden uzak sözde akademisyenlerin akıl tembelliğinden ötürü haberdar olmadığı birçok belgeyi yayımladık.</p>



<p>Yayımlamaya devam edeceğiz.</p>



<p>1930’lu yıllar boyunca Papa Eftim’in yeni imajını gazetelere nasıl yansıttığını gösteren bazı haberleri de verelim. Bir gün kadınların çorapsız gezmesi konusunda ne kadar geniş görüşlü olduğunu okuruz, bir gün gelir güneşin haşmetini anlatır. Torunu olan Chris Selçuk Erenerol isimli şahıs Mustafa Kemal&#8217;in kızları diye edebiyat yapadursun, dedesi Eftim çıkıp Sami inançlarına dayanarak kadınlara &#8220;kırk sözünün biri dinlenmeli&#8221; şeklinde hak tanır. Bazen de yaranmak için dünya sulhunu kadınların getireceğini iddia eder. Hele ikinci bir dünya savaşı olamayacağına dair müthiş (!) öngörüsü dillere destandır:</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="570" height="729" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/gunesin-dogusu-edebiyatci.png" alt="" class="wp-image-1132" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/gunesin-dogusu-edebiyatci.png 570w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/gunesin-dogusu-edebiyatci-235x300.png 235w" sizes="auto, (max-width: 570px) 100vw, 570px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="517" height="819" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/dunya-barisi.png" alt="" class="wp-image-1133" style="width:569px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/dunya-barisi.png 517w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/dunya-barisi-189x300.png 189w" sizes="auto, (max-width: 517px) 100vw, 517px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="563" height="713" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/KADIN-SOZU-1.png" alt="" class="wp-image-1134" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/KADIN-SOZU-1.png 563w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/KADIN-SOZU-1-237x300.png 237w" sizes="auto, (max-width: 563px) 100vw, 563px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="544" height="840" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/KADIN-SOZU-2.png" alt="" class="wp-image-1135" style="width:562px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/KADIN-SOZU-2.png 544w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/KADIN-SOZU-2-194x300.png 194w" sizes="auto, (max-width: 544px) 100vw, 544px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="886" height="853" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/kilisede-mulakat.png" alt="" class="wp-image-1140" style="width:561px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/kilisede-mulakat.png 886w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/kilisede-mulakat-300x289.png 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/kilisede-mulakat-768x739.png 768w" sizes="auto, (max-width: 886px) 100vw, 886px" /></figure>



<p>Esas önemli nokta ise Eftim’in kimliğindeki Rum ifadesini kaldırtmak ve çocuklarının adını Rumcadan Türkçeye çevirtmek konusunda 1930’lara kadar beklemesidir:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="264" height="797" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/isim-degistirme.png" alt="" class="wp-image-1136" style="width:321px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/isim-degistirme.png 264w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/isim-degistirme-99x300.png 99w" sizes="auto, (max-width: 264px) 100vw, 264px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="265" height="500" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/isim-degistirme-1.png" alt="" class="wp-image-1137" style="width:329px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/isim-degistirme-1.png 265w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/10/isim-degistirme-1-159x300.png 159w" sizes="auto, (max-width: 265px) 100vw, 265px" /></figure>



<p>Bilhassa isim değişikliği konusuna Fener Kilisesi, ekümeniklik ve Papa Eftim’in ilişkilerini anlattığımız ve <strong>şok olacağınız</strong> arşiv belgelerini yayımladığımız zaman gireceğiz.</p>



<p>O zamana kadar yozlaşmış ahlaksızlara dikkat edin ve esen kalın!</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1119</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün İdeallerine İhanet: Çiçero ve Papa Eftim&#8217;in Gerçek Yüzleri</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/09/29/ataturkun-ideallerine-ihanet-cicero-ve-papa-eftimin-gercek-yuzleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Sep 2024 16:42:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[chris selçuk erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[çiçero]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[elyasa bazna]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[ilyas bazna]]></category>
		<category><![CDATA[karamanlı]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[mübadele]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[pavlos karahisaridis]]></category>
		<category><![CDATA[Rum]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ortodoks Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[zeki erenerol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1110</guid>

					<description><![CDATA[Atatürk&#8217;ün İdeallerine İhanet: Çiçero ve Papa Eftim&#8217;in Gerçek Yüzleri Devlet adamı, yazar ve filozof Çiçero’yu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>Atatürk&#8217;ün İdeallerine İhanet: Çiçero ve Papa Eftim&#8217;in Gerçek Yüzleri</strong></p>



<p>Devlet adamı, yazar ve filozof Çiçero’yu mutlaka bilirsiniz. Roma&#8217;nın büyük hatibi Marcus Tullius Cicero dünya tarihinde adını unutulmazlar listesine yazdırmıştır.</p>



<p>Bizim yazımıza konu olan kişi ise kendisi için “Çiçero” takma adını kullanarak kahramanmış gibi göstermeye çalışan çakma Çiçero, Elyasa (İlyas) Bazna’dır.</p>



<p>1962 yılında yazdığı “I was Cicero” (Ben Çiçero’ydum) kitabında kendisini İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın en büyük casusu olarak tanıtırken sıklıkla da Türk milliyetçisi olduğuna yönelik söylemlerde bulunuyordu.</p>



<p>Oysaki 16 yaşında Fransız ordusuna yazılan ancak hırsızlık yaparken yakalandığı için mahkum edilip çalışma kampında üç yıl hapis cezası çeken Priştinalı Bazna ülkesi işgal edilince Türkiye’ye kaçıp gelmiş ve sonraki dönemde Fransa daha sonra Türkiye&#8217;deki büyükelçiliklerde kapıcı, şoför ve koruma görevlisi olarak çalışmıştı ancak bundan pek bahsetmiyordu.</p>



<p>2. Dünya Savaşı sırasında İngiliz Büyükelçiliği’nde çalışırken Alman istihbaratı kendisiyle temas kurdu ve onu kullanmaya başladı. Bazna işte o günlerde kendisine “Çiçero” kod adını verdi ve Almanlar adına casusluk yapmaya başladı.</p>



<p>Bazna, etrafındakilere Çankaya Köşkü’nde Mustafa Kemal’in yanında askerlik yaptığını anlatıyordu ama gerçekte böyle bir ne kayıt ne de tanık vardı. Kendisine itibar katmak ve daha inandırıcı olmak için olayları çarpıtarak tıpkı Papa Eftim gibi Mustafa Kemal’in adını kullanıyordu.</p>



<p>Almanlara casusluk yapan bu adam (Sonrasında daha fazla para kazanma hırsıyla İngilizlere de çalıştı) her zaman olayların bağlamını değiştirerek tarihi olayları, kendi zamanının sosyo-politik bağlamından kopartarak farklı bir anlam içinde sundu. Olayları ve kendisini olduğundan öylesine farklı gösterdi ki günümüzde bile ülkemizde bunu gerçek zannedip “Çiçero: Yüzyılın En Büyük Casusluk Hikayesi” adıyla filmini bile yaptılar. Başrolde ise şimdi Etimesgut Belediye Başkanın olan ve başarılı oyuncu Erdal Beşikçioğlu oynamıştı.</p>



<p>İngiliz Büyükelçiliği’nde uşaklık yapan “kavas” Elyasa Bazna ile temas kurma görevi verilen Alman Büyükelçiliği’nin istihbarat görevlisi Moyzisch’e Çiçero’nun karakteri, kişiliği ile ilgili kanaati sorduğunda onun maceraperest, kibirli, hırslı, alt tabakada olmayı hazmedemediği için son derece tehlikeli olabilecek yapıda olduğunu rapor etmişti.</p>



<p>Almanya’da gece bekçiliğinden emekli olan, 1970 yılında Münih’te vefat etmeden önce yazdığı kitabında ve verdiği röportajlarda savaş sonrasında İlyas Bazna, kendisini Türkiye’nin ve hatta Cumhuriyet’in bir savunucusu gibi lanse etti. Oysa casusluk faaliyetleri, Türkiye’nin çıkarlarına değil, kendi maddi kazancına yönelikti.</p>



<p>Bazna, casusluk faaliyetleri sırasında ve sonrasında, yaptıklarını ve kendisini MİLLİYETÇİ BİR KİMLİĞE büründürmek için Türkiye’nin “güçlü bir devlet” olması gerekliliğiyle ilişkilendirdi. Onun söylemlerinde, Nazi Almanyası’na bilgi satarak Türkiye’nin bağımsızlık politikasına katkıda bulunduğunu iddia ediyordu. Ancak bu iddialar asla gerçeği yansıtmıyordu çünkü Bazna sadece kişisel maddi kazanç sağlama amacı güdüyordu ve Türkiye&#8217;nin çıkarlarına hizmet eden bir davranış sergilemiyordu.</p>



<p>Çiçero yani Bazna casusluk faaliyetlerini yürütürken kendini Atatürk’ün Cumhuriyet idealleriyle uyumlu bir kişi gibi göstermeye çalıyordu.</p>



<p>Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyeti’ni milli egemenlik ve bağımsızlık üzerine inşa ettiği ilkelerinin tam tersi davranış sergileyen Bazna, Atatürk’ün bu değerlerini, aslında yaptıklarıyla örtüşmeyen şekilde kullanarak, casusluk faaliyetlerinin bir tür “cumhuriyet kahramanlığı” olduğunu iddia etmeye çalışıyordu.</p>



<p>Oysa Bazna’nın eylemleri tam tersine, bireysel kazanç ve ahlak dışı davranışlarla doluydu. Atatürk’ün devrimci ilkeleri, bağımsızlık ve şeffaflık üzerine kurulu iken İlyas Bazna bu ilkeleri kişisel çıkarları için sürekli çarpıttı.</p>



<p>Türkiye’deki cahil bir kesim sırf milliyetçilik duyguları okşandığı için bu adamı kahraman gibi görmeye, yazmaya ve anlatmaya bayıldı.</p>



<p>Hırsızlıktan sabıkalı bu adamın Kemalist ilkeleri kökünden sarsarak değersizleştirdiğini görmek istemediler ya da göremediler.</p>



<p>Şimdi gelelim Mustafa Kemal ile ilgili uydurulan tarihi çarpıtma ve cumhuriyet devrimlerini, ilkelerini değersizleştirip yalanlarla bezenmiş bir diğer kişiye.</p>



<p>O da kendisini milliyetçi azizler sınıfına çıkartan asılsız çarpıtmalarla dolu ve Teoman Ergene müstear isimiyle bir kitap yazdı (Bu kitabı onun yazdığı, torunları tarafından da uzun süre sır gibi saklanmıştır.)</p>



<p>Anlattıklarına sadece Türk milliyetçileri değil, Yunan milliyetçileri de bu yalanlarla örülü sözlere inandı. Bir taraf kutsadı diğer taraf ise her fırsatta Mustafa Kemal’e onun üzerinden hakaretler etmeye devam ediyor. Ne de olsa Eftim’in Rum mezarlığındaki mezar taşında Mustafa Kemal’e aitmiş gibi yazılan “Ne Mutlu Türküm diyene!” sözü değil, “Papa Eftim bu ülkeye bir ordu kadar hizmet etmiştir.” diye yazılmıştı.</p>



<p>Böylece bir oldubittiyle hem Kemalistler hem de koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti, mezarlığın ve Eftim&#8217;in koruyucusu sorumluluğuna sokulmuştur.</p>



<p>Cumhuriyet’in ve milli mücadelenin en önemli kahramanı mertebesine oturmak için tarihi çarpıtan Papa Eftim kişisine gelelim.</p>



<p>İki örnek arasındaki benzerliklerin değerlendirilmesini de sizlere bırakıyoruz!</p>



<p>Önceki yazılarda olduğu gibi&#8230;</p>



<p>Haydi, başlıyoruz!</p>



<p>Gölgelere saklanan yalan simsarlarının bir ayak üstünde söyledikleri bin yalandan biri, Türk Ortodoks Kilisesi’nin Mustafa Kemal’in emriyle kurulduğu, Ankara’nın bu işin merkezinde olduğudur. Oysa gerçek böyle değildir.</p>



<p>Bu yazıda, Ankara’nın bu konudaki tavrını da daha iyi anlayacaksınız.</p>



<p>Daha önce de kendi yazdığı kitabından örnekler verdiğimiz Kayserili bir papa ve aynı zamanda mübadil olan Neofitos şu dörtlüğe yer verir:</p>



<p>“Üç despotlar sürülmüşler geldiler</p>



<p>Hayli vakit Kayseri’de kaldılar</p>



<p>Papa Eftim’e de cevap verdiler</p>



<p>Türk Ortodoks’u olmayız, deyu”</p>



<p>Kimdir bunlar?</p>



<p>Namıdiğer Papa Teoman Ergene’nin “İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları” kitabında anlattığı üzere Türk Ortodoks Kilisesi’nin kurulduğu Zincidere Manastırı’na katılan Prokobiyos, Meletiyos, Yervasiyos gibi isimler, Papa Eftim’in elinde el bombalarını görünce birdenbire Türk olmaya karar verdiler (!).</p>



<p>Tarihi çarpıtma üstatlarından Namık Kemal Zeybek’in son yalanı, bu kilisenin ilk patriğinin Papa Eftim olduğuydu.</p>



<p>Bakalım Papa Eftim’in çıkardığı “Anadolu’da Ortodoksluk Sadası” isimli gazete, kilisenin ilk patriği hakkında ne diyor:</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="889" height="324" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/3-2.jpeg" alt="" class="wp-image-1111" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/3-2.jpeg 889w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/3-2-300x109.jpeg 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/3-2-768x280.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 889px) 100vw, 889px" /></figure>



<p>Görüleceği üzere Umum Türk Ortodokslarının ilk patriği Konya Metropoliti Prokobiyos’tur. Prokobiyos’a dair çok şaşıracağınız, aynı zamanda çok kızacağınız bir bilgi verelim.</p>



<p>Güya Türk Ortodoks’u olan Konya Metropoliti Prokopios Lazaridis, İzmir Metropoliti Hrisostomas’a çok yakından destek verdi. Milli mücadeleye karşı yapılan ve tarihe “Konya Ayaklanması” (1920) olarak geçen ihanet hareketiyle ilgili olduğu için hapse atıldı.</p>



<p>Papa Eftim, amcazadesinin Pontusçu olduğu için asılmasından bahsederken Prokopios’un da hapse atıldığını anlatır.</p>



<p>Ve 1921 yılında Türkiye’deki Rumları Yunan lehine teskin etmeye çalıştığını gördüğümüz Prokopios, 1923’te hapse atıldı. Nisan ayında Kayseri’deki hapishanede öldü.</p>



<p>Şunu da belirtelim: Prokopios’un zoraki patrik olduğunu bilen Fener Rum Kilisesi, Prokopios’a en ufak bir disiplin cezası uygulamadığı gibi Fener’e bağlı kalmaları şartıyla özerk bir kilisenin kurulmasını kabul etti.</p>



<p>Ancak&#8230;</p>



<p>Kafaları karıştıracak bir ayrıntıdan da söz etmeliyiz: Prokopios öldüğü zaman cenazesine katılan İstamat Zihni, Prokopios’un ardından “Sen Fener’in faaliyetlerine hiçbir zaman katılmadın.” diyerek onu övüyor. Kendisine anlayış gösteren ve Türkçe ayin yapmasına izin veren Meletios ise onu isyan etmekle suçluyor. Prokopios ise hayattayken Fener’e “Bize haksızlık ettiler.” diyor.</p>



<p>Biz ise buna tiyatro diyoruz!</p>



<p>Fener ve İstamat Zihni tiyatro oynarken belki doğruyu söyleyen tek kişi, Konya Ayaklanması’na katılan ve İzmir metropolitiyle çevirdiği işler Türk devleti tarafından unutulmayarak iki kere hapsedilen Prokopios’tu.</p>



<p>Oysa ne Fener’in ne de İstamat Zihni’nin, Prokopios’un icraatlarını bilmemesi mümkün değildir.</p>



<p>Noel Baba’nın cini Muammer Karabulut’un komedi platformu “5G Vırus News” sitesinde yazdığı “ABD Derin Tarihi” başlıklı yazıdaki zırvalarını anlattık. Kendisi bu zırvaları, “Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni Patrikhane’ye (Mi) Yıktıracaklar?” adını taşıyan kitabında da anlatıyor ve yüzü kızarmadan büyük bir soğukkanlılıkla şöyle yazıyor:</p>



<p>“&#8230;ne yazık ki yanılgı sonucu Ortodoks Hristiyan olan herkesin mübadele kapsamına alınması, Türk olan Ortodoks ahalinin de zorunlu olarak Yunanistan’a gitmesine sebep olmuştur.”</p>



<p>Türk Ortodokslarının mübadele kapsamına alınması yanılgıysa Prokopios gibilerin patrik seçilmesi, Türkiye’de bir kilisenin başına geçirilmesi, üstelik buna zorlanması nedir?</p>



<p>Bu arada Karabulut’un kitabının adına cevaben Mustafa Kemal’in Nutuk’ta millete korku ve ümitsizlik aşılayanlara söylediği sözleri tekrar hatırlayalım: “Böyleleri biz adam değiliz ve adam olamayız derler.”</p>



<p>Türkiye’ye yıkılacağı sonunu biçtiniz, yıkacak el mi seçtiriyorsunuz Türk milletine!</p>



<p>TOP’unuz gelin!</p>



<p>“Anadolu’da Ortodoks Sadası”nın verdiği bilgiler arasında, Papa Eftim’in kongreye davet edildiği de yazıyor. Burası kafanızı karıştırabilir ve şunu sorabilirsiniz: Kongreye davet edildi mi yoksa bu kongreyi o mu düzenledi?</p>



<p>Çünkü her yerde, Papa Eftim’in bu kongrenin düzenlenmesi için çok çaba harcadığını okursunuz.</p>



<p>Yukarıdaki iki sorunun da cevabı “evet”tir.</p>



<p>“İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları” kitabına göre bombalı tehditle psikoposları bir araya getiren Eftim, kongre zamanı gelince hasta olduğunu bahane ederek kongreye katılmıyor. Bunun üzerine tedirgin olan cemaat, güya onu çok sevdiği için gelip kendisine yalvarıyor. O da kongreye katılarak ateşli bir konuşma yapıyor.</p>



<p>Buradaki durumun tek bir cevabı vardır: Kendisini şüpheyle izleyen Ankara’ya Anadolu Ortodokslarının Türk kilisesi kurmakta ne kadar samimi olduğunu göstermek.</p>



<p>Le Petit Parisien gazetesinden Jean Schlicklin’e verdiği mülakatta Adliye Vekili’nin neler söylediğini hatırlayalım:</p>



<p>“Papa Eftim, bazı toplulukların vekili sıfatıyla hükümetten Fener Patrikhanesi ile bağların koparılmasını talep etti. Anadolu’daki bazı kiliselerden Adliye Vekaleti’ne gönderilen telgraflar da bu tanımayı talep ediyor. Ancak bu talepleri resmi olarak göremeyiz. Papa Eftim’in böyle bir girişimde bulunma yetkisi yoktur ve bunu ona açıkça belirttik. Tüm topluluk resmi olarak bir araya gelip de böyle bir kilise kurma kararı aldığında ve tüzüklerini hükümete sunduğunda, o zaman hükümet bir karar alabilir.</p>



<p>Papa Eftim, Türk Ortodoksları adına yetkisini aşan işlere karıştı. Hükümet onu tutumunu düzeltmeye zorladı. Örneğin, papazlar atamak istedi, onu kesinlikle engelledik. Hükümetin yeni patrikhaneyi kuran bir yasa önerdiği yönünde bir haber yayıldı. Bu haberin hiçbir temeli yoktur. Hükümet, bu konuda izlediği politikaya sadık kalarak ancak toplulukların kendileri tarafından düzenli ve fiili olarak kurulan bir Türk Ortodoks Kilisesi’ni tanıyabilir. Biz, işler böyle olursa memnun oluruz. Ancak tekrar söylüyorum: Kesinlikle bu işin organizasyonuna karışamayız.”</p>



<p>Adliye Vekaleti’nin 1923 yılında Papa Eftim’e bakış açısını birazdan bir kez daha hatırlatacağız.</p>



<p>Şimdi Ankara’nın bu açıklamasını madde madde kısaca değerlendirelim:</p>



<p>1- Papa Eftim’in Türk Ortodoks Kilisesi kurma yetkisinin olmadığı vurgulanıyor. Teoman Ergene müstearıyla yazdığı kitapta da Fener’i basan Papa Eftim’in Ankara nezdinde temsilcilik görevi aldığını okuruz. Bu durumda Eftim’in Fener’i işgal etmesindeki esas sebebi de anlıyoruz. Kendi kongresine kendisini davet ettiren Eftim nasıl bir algı yaratmaya çalıştıysa Fener’i işgal ettiğinde de buna her zaman olduğu gibi milli dava süsü verdi.</p>



<p>2- Ankara’nın kilise kurdurduğu iddiasına karşı daha kilise girişimi olmadan Adliye Vekili’nin cevabı nettir. Ankara, düzenli -ki bunu samimi olarak algılamalısınız- bir çalışmayla kurulursa kiliseyi onaylayacağını söylüyor.</p>



<p>Ensar Çetin’in yazdığı ve ön sözünü Sevgi Erenerol’un kaleme aldığı “Toplumsal Bütünleşmemizde Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi” kitabının ekler kısmında kilisenin kuruluşuna dair Adliye Vekili imzalı evraklar vardır. Bu evraklara hiçbir yorum getirilmeyerek ve birçok çalışmada olduğu gibi Ankara’nın gerçek tavrı anlatılmayarak kilisenin Ankara tarafından kurulduğu algısı yaratılır.</p>



<p>3- Papa Eftim ve Ankara’nın aynı görüşte olmadığını görüyoruz. Üstelik Papa Eftim, yürütmek istediği faaliyetler açısından Ankara tarafından engellenir ama en önemlisi “Kilisenin Ankara tarafından kurdurulduğu” iddiasının daha o dönemden yalanlanmasıdır. Adliye Vekili böyle bir haberin yayıldığına vurgu yapıyor.</p>



<p>Bu haberi kimin yaydığını yazmaya gerek var mı?</p>



<p>Stefo Benlisoy ve Foti Benlisoy’un “Hristiyan Türkler” kitabında Zincidereli Çalıkoğlu’nun Türklük fikrine nasıl baktığını dolaylı anlatımla okuruz. Kullandığı kaba ifadelerden olacak fikirlerinin tam metniyle verilmediğini görürüz. Ancak mübadele draması yazan sahtekarların gerçek yüzünün daha iyi anlaşılması için biz doğrudan anlatımla yazalım. Aynen şöyle diyor Emmanuel Çalıkoğlu:</p>



<p>“Kapadokyalılar mübadeleye tabi tutulduğunda Eftim Efendi’nin teşvikleri ve tavsiyeleri kalplerimizde hiçbir yankı bulamadı. Bizler kendimizi Yunanlılar olarak görüyor ve binlerce yıl öncesinden gelen vicdanımızın sesine itaat ediyorduk. Zenginliklerimizi çiğnedik çünkü Eftim’in vaatlerini kabul etseydik burada kalacaktık. Ancak yerimizde kalıp barbar işgalciyle yaşamaktansa Yunanistan’da yoksul olarak özgür olmayı tercih ettik.”</p>



<p>Bu açıklamayı da kısaca analiz edelim:</p>



<p>1- Papa Eftim, daha önce belirttiğimiz gibi Ankara’nın mübadele kararına muhalefet ediyor. Diyor ki “Türk’üz” deyin. Türk’üz derlerse mübadeleden kurtulacaklarını iddia ediyor. Oysa Çalıkoğlu’nun bir başka mübadil Kayserili Papa Neofitos gibi tavrı ortadadır.</p>



<p>2- Mübadele üzerine drama yazanların kendileriyle çeliştikleri ortaya çıkıyor. Papa Eftim’in “Türk’üz derseniz kalırsınız.” vaadini sorgusuz doğru kabul edelim. “Büyük bir hatayla Türk Ortodokslar gönderildi.” şeklindeki dramaya ancak timsah gözyaşı dökülebileceği de anlaşılmış oluyor.</p>



<p>Şimdi burada gericilerin “Müslüman olmayan Türk, Türk değildir.” zırvalarını kendisine kalkan yaparak mağduriyet yaratmaya çalışanlara kısaca cevap vermek gerekir.</p>



<p>Bir insanın samimiyetle Türk olduğunu hissetmesi; Türk diline, Türk kültürüne, Türk gelenek ve göreneklerine tam bir sadakatle bağlı olması, kısaca Türklük şuurunu taşıyor olması yeterlidir.</p>



<p>Bu tanıma göre Çalıkoğlu’nu, Papa Neofitos’u, Serafim Rizos’u Türk kabul edebilir miyiz?</p>



<p>Şöyle mi yapmalıydık: “Sizi mübadeleyle göndermiyoruz çünkü siz Türk’sünüz. Kabul etmezseniz aha size el bombası&#8230;”</p>



<p>Noel Baba’nın cini, inanç turizmcisi Muammer Karabulut’un hadsizce “Atatürk’ün hatasıyla ulus olamadık, laik olamadık.” zırvalarına şimdi ne gözle bakacaksınız?</p>



<p>19. yy., Osmanlı İmparatorluğu’nda birçok tebaanın milliyetçiliğinin yükseldiği bir yüzyıldır. Bu yüzyılda -diğer milletlerden daha geç olarak- Türk milliyetçiliği de yükselirken Kapadokya’dan Mavrofridis, Levidis, Pavlos Karolidis, Aristovoulos gibi isimler Yunanların milli değerlerini Karamanlılara aktardılar. Onlara göre bu, yeniden bir uyanıştı.</p>



<p>Tek farkları şuydu ki Türkçe konuşmaya, Türkçe yazmaya devam ediyorlardı.</p>



<p>Bu konuyu araştıranların birçoğunu şaşırtan nokta da budur. Oysa şaşırılacak bir şey yoktur: “Gerçi Rum isek de Türkçe söyleriz.” diyen Karamanlı nasıl Türkçe konuşan Rum olduğunu söylüyorsa Ermenice, Rumca, Süryanice, Kürtçe konuşan Rumlar için de aynı durum geçerlidir.</p>



<p>İmparatorluklar her ne kadar ulus devlet olmasalar da kurucu unsurun kültürü mutlaka diğer toplulukları da etkiler. Mübadeleyle gönderilenlerin hangi imparatorluğun kültürünü benimsediğini mübadillerden örnekler vererek anlattık, anlatmaya devam edeceğiz.</p>



<p>Konuyu şöyle özetleyelim: Bir topluluğun Türk olup olmadığını ispatlamak milli bir vazife değildir, bilimsel bir meseledir. Bunun dışına çıkarsanız gerçekle karşılığı olmayan zırvalar üreterek Mustafa Kemal’i Karabulut cininin yaptığı gibi en olmayacak şeylerle itham etmiş olursunuz ki bu da cevapsız kalacak bir şey değildir.</p>



<p>Daha önce birkaç kez aktardığımız şu alıntıyı tekrar aktaralım:</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="817" height="437" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/1-2-1.jpeg" alt="" class="wp-image-1112" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/1-2-1.jpeg 817w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/1-2-1-300x160.jpeg 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/1-2-1-768x411.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 817px) 100vw, 817px" /></figure>



<p>Aristovoulos gibilerin Karamanlıları birer Yunan olarak yeniden canlandırmaya çalıştığı dönemde “Anadolu Ortodoksluğu”nu yeniden Kayseri’ye taşıma maksadını sorgulamak gerekir.&nbsp;</p>



<p>Ve Papa Eftim’in Serafim Rizos’a verdiği cevabı da unutmayalım: “Maksat, Serafim Efendi, köprüyü geçelim.”</p>



<p>Köprüyü geçen muzaffer Türk orduları değil de Yunanlılar olsaydı, ne olurdu?</p>



<p>Aklı ve vicdanı işler durumda olan herkes için bunun cevabı bellidir.</p>



<p>Eğer Yunanlılar galip gelseydi, 1923’te Adliye Vekili Seyyid Bey’in ifadesiyle hâlâ Fener’den maaş alan ve hükümetin değil, Fener’in adamı olan Eftim’in kilisesi ancak Fener’e bağlı bir yer olmaya devam ederdi. Eğer mübadele yapılarak Çalıkoğlu gibiler memleketten sürülmedikleri gibi Fener’in ihanetlerinden sonra merkez belki Kayseri olur, bu sefer de aynı faaliyetler Anadolu veya Türk Ortodoksluğu adı altında devam ettirilirdi.</p>



<p>Şimdi gelelim belki de en can alıcı noktaya.</p>



<p>Papa Eftim hakkında uydurulan “Bir ordu kadar hizmet etti.” sözünü yazanlardan biri olan Hikmet Yavuz Ercan, “Fener ve Türk Ortodoks Patrikhanesi” başlıklı makalesinde bakın ne yazıyor:</p>



<p>“Önceleri Papa Eftim’in yakın arkadaşı olan İstimat Zihni (Özdamar), İstanbul’a gelince hele yine Papa Eftim’in tavsiyeleriyle milletvekili olunca Fener’le anlaştı. Arkasından hastanede (Balıklı Rum Hastanesi) Papa Eftim taraftarı olanları birer birer çıkardı. Hatta Baştabip Yusuf Petraki Bey’i de işten uzaklaştırarak hastanenin idaresini tamamen kendi eline aldı.”</p>



<p>Demek ki köprüyü geçmek derdinde olan bir tek Papa Eftim değildi!</p>



<p>Makalenin yayımlanma tarihi 1967’dir. Ercan’ın makalesinden anlaşılan, İstimat Zihni’yle ilgili bilgileri verenin yine 1 yıl sonra ölecek olan Papa Eftim olduğudur.</p>



<p>Şunu da eklememek olmaz: “Baba Eftim bu memlekete bir ordu kadar hizmet etmiştir.” sözüne dair Ercan da Ali Karakurt’un kitabına atıf yapar. “Fener Patrikhanesi’nin İç Yüzü” kitabında Karakurt da kaynak vermez. “Atatürk’ün övgüsüne mazhar oldu.”, “Atatürk böyle dedi.” diyen kimse şu ana kadar bir resmi belge ortaya koymuş değil.</p>



<p>Ne TBMM tutanaklarında ne söylev ve demeçlerinde ne de Nutuk’ta böyle bir şey yoktur. Pontus meselesini anlatırken Eftim’in de İstimat Zihni’nin de adı geçmez. Hele Antalyalı Filip şimdilik bir hayalet gibidir.</p>



<p>Bu yazarların referans vermeyerek sakladıkları kişiyi ben size söyleyeyim: Teoman Ergene!</p>



<p>Eğer Papa Eftim “Teoman Ergene” adıyla bir kitap yazarak tarihi istediği gibi kurgulamasaydı araştırmamacı yazarların hiçbiri ilgi çekecek bir konu bulamazdı. Eftim hakkında Türk literatürü tarandığında ana kaynağın Teoman Ergene yani Papa Eftim olduğu görülecektir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Yunan kaynaklarında bu söz, Türkleri aşağılamak için kullanılıyor. Örneğin bir Yunan, “Bir Türk Tümenine Bedel Olan Devşirme Papaz” başlıklı yazı yazdı.<sup data-fn="ea3b3e93-ea8b-415a-a936-10aaf138e379" class="fn"><a id="ea3b3e93-ea8b-415a-a936-10aaf138e379-link" href="#ea3b3e93-ea8b-415a-a936-10aaf138e379">1</a></sup></p>



<p>Papa Eftim’in bir orduya bedel olmasından ziyade olmayan bir ordunun komutanı olduğunu belirtelim. Rizos köprüyü geçemedi, İstimat köprüyü geçince yön değiştirdi. Çalıkoğlu hiçbir zaman ona inanmadı ve nihayet mübadele üzerinden Atatürk’e saldıran gölgedeki sinsilerin mübadele yalanları ellerine yüzlerine bulaştı.</p>



<p>İlerideki yazılarımızda, Eftim’in bu yalnızlığı nasıl bir imaj değişikliği çalışması ve ne gibi hamlelerle aştığını, Menderes döneminde dışlandığı yalanını ve 6-7 Eylül Olayları’nı da anlatacağız.</p>



<p>Yazımızı bitirirken Türk vatanında Türk’ü işgalci gösteren Rum mübadilleri hatırlayalım.</p>



<p>Papa Neofitos, “Milli Felaket” kitabında bizi işgalci olarak tanımlarken bir gün geri döneceklerini vurguladı. Çalıkoğlu’na göre de barbar işgalcilerdik.</p>



<p>Ve Papa Eftim’den “Köprüyü geçelim.” cevabını alan Serafim Rizos, bir arşivciydi. Giderken birçok yerin fotoğrafını çekti, birçok belge ve kültür örneğini yanında götürdü.</p>



<p>Unutulmasın ki Türk’ün hafızasının yanında “Mübadele yapanlara kahrettik.” diye yüz yıldır kin besleyenlerin arşivi, deryada bir damla bile değildir.</p>



<p>Sonuç olarak İlyas Bazna ve Papa Eftim’in hikayesi, tarihin farklı çıkarlar uğruna nasıl çarpıtılabileceğini ve kişilerin kendilerini önemli göstermek için olayları nasıl yeniden yazabileceklerini gözler önüne sermektedir. Bu çarpıtma, maalesef toplumsal hafıza üzerinde kalıcı bir etki yarattı ve tarihe dair algıyı uzun süre boyunca daha doğrusu bugüne kadar şekillendirdi.</p>



<p>Platon&#8217;un “Devlet” kitabındaki ünlü mağara alegorisi şudur: Gölgeler yanılsamaları, hakikat ise aydınlanmayı temsil eder.</p>



<p>Gölgelerin peşinden koşanlar bir gün gerçeğe yani özgürlüğe kavuşur.</p>



<p>O gün bugündür.</p>



<p>Sıradaki hakikate kadar, esen kalın!</p>


<ol class="wp-block-footnotes"><li id="ea3b3e93-ea8b-415a-a936-10aaf138e379">https://slpress.gr/istorimata/papa-eythym-o-genitsaros-iereas-poy-axize-oso-mia-toyrkiki-merarchia/ <a href="#ea3b3e93-ea8b-415a-a936-10aaf138e379-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 1"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/21a9.png" alt="↩" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />︎</a></li></ol>]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1110</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Alfred Rüstem ve Papa Eftim: Gerçekler ve Yalanlar</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/09/23/alfred-rustem-ve-papa-eftim-gercekler-ve-yalanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Sep 2024 18:18:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Blinski]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Rüstem]]></category>
		<category><![CDATA[chris selçuk erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[emmanuel çalıkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[fener rum kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[karamanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[koçbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[kripto]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[mussolini]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[ortodoks]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[pavlos karahisaridis]]></category>
		<category><![CDATA[Rum]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ortodoks Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[zeki erenerol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1097</guid>

					<description><![CDATA[ALFRED RÜSTEM VE PAPA EFTİM: GERÇEKLER VE YALANLAR Milli mücadele kahramanı olmak, yalnızca bir savaşı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>ALFRED RÜSTEM VE PAPA EFTİM: GERÇEKLER VE YALANLAR</strong></p>



<p>Milli mücadele kahramanı olmak, yalnızca bir savaşı kazanmak ya da düşmanı yenmek değildir. Bu, kendi hayatını hiçe sayarak, gözünü kırpmadan en büyük fedakârlığı yapmaktır. Bir düşünün: Sevdiğiniz her şeyden, ailenizden, dostlarınızdan, geleceğinizden, hayallerinizden vazgeçmeye hazır olabilir misiniz?</p>



<p>Milli Mücadele’nin gerçek kahramanları işte tam da bunu yapanlardı.</p>



<p>Onlar, bir ulusun yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı anlarda geri çekilmeyen, korkuya teslim olmayan kişilerdi. Gözlerinde o derin kararlılık ve yüreklerinde tarifsiz, beklentisiz bir cesaretle savaşa atıldılar, çünkü biliyorlardı ki bu mücadele, yalnızca kendileri için değil, gelecek nesillerin özgürlüğü içindir.</p>



<p>Bu insanlar ölüme yürürken bile Türk milletinin umudu ve direnci oldular.</p>



<p>Ve işte tam da bu yüzden, isimleri asla unutulmaz, çünkü onlar sadece bir savaşı değil, bir ulusun onurunu, umudunu ve ruhunu kurtardılar.</p>



<p>Şimdi size aynı dönem yaşamış iki şahsiyetten bahsedeceğim.</p>



<p>Biri, kahraman olduğunu asla dile getirmedi, diğeriyse “Teoman Ergene” müstear ismiyle kendi yazdığı sahte kahramanlık hikayeleriyle kendini yüceltti.</p>



<p>Gerçek kahramanı bulmak size kalıyor!</p>



<p>Israrla saklanan uydurulmuş ve geçmişimizin geçekleriyle yüzleşmeye hazır mısınız?</p>



<p>Buyrun, başlıyoruz.</p>



<p>İlki Alfred Blinski!</p>



<p>Mustafa Kemal’in yanında yer aldığı için 11 Mayıs 1920’de onunla birlikte Padişah tarafından idama mahkum edilen bu adı daha önce pek duyduğunuzu sanmıyorum ama anlatınca eminim ki pek çoğunuz hatırlayacaksınız.</p>



<p>Alfred Blinski, Mısır kökenli Polonyalı olup Osmanlı zamanında Türkiye’nin hizmetine giren Saadettin Nihat Paşa’nın ve İngiliz bir annenin çocuğu olarak 1862’de Midilli Adası’nda dünyaya geldi. 1864’de ailesi İzmir’e yerleşti. İlk ve orta öğrenimini İzmir İngiliz Okulu’nda, liseyi Kadıköy Fransız Frerler Okulu’nda tamamlayıp Avusturya’da Leberg Siyasal Bilgiler’den mezun olduktan sonra İstanbul’a döndü.</p>



<p>Henüz 20 yaşında olmasına rağmen Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid hükümetinde Bulgaristan Komiserliği Fransızca Katipliği; Bulgaristan, Fransa, Yunanistan, Büyük Britanya ve Romanya&#8217;daki elçiliklerde çeşitli görevlerde bulundu. ABD’deki büyükelçilikte 2. katiplik ve maslahatgüzarlık görevindeyken 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı&#8217;na gönüllü olarak katıldı ve fahri yüzbaşı yapıldı. Savaştan sonra Yunan Muharebesi Madalyası ile ödüllendirildi.</p>



<p>Savaştan sonra 1911’de Karadağ elçiliğine, 24 Haziran 1914’te büyükelçi olarak Washington’a atandı.</p>



<p>Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte ciddi sorunlarla baş başa kaldı. En önemli sorun, parasını ödediğimiz halde Amerikalıların Sultan Osman ve Reşadiye savaş gemilerimizi bize vermedikleri gibi bunları Yunanistan’a verme kararı almış olmalarıydı. Zırhlı gemilerin Yunanlılara verilmesini önlemek için ABD başkanıyla bile görüştü ama bu karardan vazgeçmediler.</p>



<p>Alfred Blinski, Sadrazam Said Halim Paşa’ya yazdığı raporda şöyle diyordu: “Yunanlılar 20 seneden beri Türkler aleyhine yaptıkları propagandalarla Amerika’da Türk aleyhtarlığı yaratıyorlar ve bunu engellemek için gazetelere makaleler yazıyorum, demeçler veriyorum. Amerikan basınında İngilizlerin ve Fransa’nın desteğiyle Müslüman Türklerin Hıristiyan Ermenileri kılıçtan geçirdiği ve Amerikan Başkanının harekete geçmesi yolunda aralıksız propaganda yapıyorlar. Amerikan basını Türk milletinin insanlık ailesine ait olmadıklarını tekrarlayarak Türk devleti ve milletimiz aleyhinde olmadık hakaretlerde bulunuyorlar.”</p>



<p>Alfred Blinski temsil ettiği Türk milletine yapılan hakaretleri içine sindiremiyordu ve İstanbul’dan da beklediği cevabı alamayınca bu azgın ve asılsız saldırılara karşı koymaya karar verdi.</p>



<p>8 Eylül 1914 günü “Evening Star” gazatesine bir açıklamada bulunarak Ermenilerin katledildiği haberlerinin koca bir yalan olduğunu; Fransa, Rusya ve İngiltere’nin geçmişte yaptıklarını hatırlatarak sözü ABD’nin Filipin işgalinde Filipin halkına uyguladığı “Water Cure” işkencelerine getirdi ve Amerika’da her gün yaşanan linç dahil yüz karası suçları hatırlatıp İngiltere’nin ve Fransa’nın ABD’yi kışkırtarak savaşa sokmak istediğini söyledi.</p>



<p>Bu açıklamaların yayımlanmasından sonra ABD Başkanı Wilson küplere bindi ve Büyükelçiyi istenmeyen adam ilan etmek istedi ancak Dışişleri Bakanı Bryan “Bunu yapmak Osmanlı topraklarındaki çıkarlarımızı bozar ve oradaki kapitülasyonlarımızı suya düşürür.” deyince bundan vazgeçtiler.</p>



<p>11 Eylül günü Dışişleri Bakanı Bryan, Büyükelçiyle görüşerek “Başkan Wilson’dan özür dilerseniz ülkemizde kalmaya devam edebilirsiniz.” deyince Alfred Blinski, “Özür dilenecek bir şey yok. Sözlerimin ardındayım ve benim görevim Osmanlı hükümetinin haklarını ve Türk milletinin onurunu korumaktır.” dedikten sonra, 15 gün içerisinde ülkenizi terk ediyorum’ dedi.</p>



<p>Öyle de yaptı. İstanbul’a döndü.</p>



<p>1915 yılında İsviçre&#8217;de yayımladığı “La Guerre Mondiale et la Question Turco-Arménienne” (Dünya Savaşı ve Türk-Ermeni Meselesi) adlı bir kitap yazarak Ermeni meselesine Osmanlı bakış açısını ve Ermenilerin siyasi kışkırtmalarla Türk milletine karşı nasıl hareket ettiklerini kısacası Ermeni meselesinin gerçek yüzünü Avrupa’ya anlatmaya çalıştı (Aynı tarihlerde ise Papa Eftim olarak tanınan Pavlos Karahisaridis, Kurtuluş Savaşı sonrasında ihanetten idama çarptırılacak olan Yunan iş birlikçisi amcazadesi ve yakınlarının kapısını aşındırarak savaşa katılmamak için papaz olmanın yollarını arıyordu.)</p>



<p>Blinski, Ermeni propagandalarına karşı Türk aydınları ile birlikte büyük ve etkili bir lobi oluşturdu.</p>



<p>Mütareke başlayınca İstanbul’a döndü ve İstanbul’da yaşayan 20 Adanalı ile buluştu. 21 Aralık 1918’de bölgenin işgaline karşı koyacak Kilikyalılar Cemiyeti’ni kurdular.</p>



<p>Alfred Blinski milli mücadelenin başarıya ulaşmasını, cumhuriyetin kurulmasını beklemeden “Ben bu ülkenin vatandaşıyım ve kendimi Türk olarak görüyorum.” deyip adını Ahmet Rüstem olarak değiştirdi ve bir de Müslümanlığı seçti.</p>



<p>Ahmet Rüstem 17 Eylül 1919 günü İstanbul’dan ayrılarak milli mücadeleye katılmak için Sivas’a gitti. 19 Eylül günü Mustafa Kemal’le buluşarak milli mücadeleye katılmak istediğini bildirdi. O gün Mustafa Kemal, Blinski’ye, “Koca diplomattan pek çok istifadeler ümit ediyoruz. Yalnız bizim çocukların bazen dili dolaşıp Alfred demeleri mahcubiyetimize neden oluyor.” diyerek katılmasını onaylamıştı.</p>



<p>Ahmet Rüstem o günden sonra Mustafa Kemal’in yanından ayrılmayarak Sivas Kongresine katıldı ve milli mücadeleye destek verdi.</p>



<p>7 dil bilen Ahmet Rüstem Bey ilk mecliste milletvekili olarak görev aldı. 1920 yılında Avrupa’ya gitti ve orada İngiliz, Fransız, ABD ve Mısır gazetelerine sürekli makaleler yazarak Mustafa Kemal’in devrimlerine ve milli mücadeleye büyük destek sağladı.</p>



<p>7 dil bilmesi ve diplomatlık yapmış olması nedeniyle çok fazla imkan bulabilmesi mümkün olduğu halde Türkiye&#8217;de kalıp devletten ve Mustafa Kemal’den hiçbir talepte bulunmadan Mustafa Kemal’in “vatan hizmetlerinden dolayı” ona bağladığı 150 TL maaşla 1935 yılında 73 yaşında İstanbul’da vefat ettiği güne kadar geçimini sağladı.</p>



<p>“Size hamam vereyim, bana Beyoğlu’nda ev verin.” türünden taleplerde bulunmadı ve mezar taşına da “Bu ülkeye bir ordu kadar hizmet etmiştir.” gibi uydurma bir söz yazdırılmadı.</p>



<p>Tarihte özel bir yer edinmek ve kahraman olarak anılmak böyle bir şeydir.</p>



<p>Gelelim kendisini ısrarla kahraman olarak tanımlayan ikinci şahsiyetimiz Papa Eftim kişisine.</p>



<p>“Papa Eftim bu ülkeye bir ordu kadar hizmet etmiştir.” gibi hiçbir zaman söylenmemiş yani uydurulmuş sözü Mustafa Kemal’e mâl ederek kendini hiç sıkılmadan kahraman gibi gösteren, kendi deyimiyle “kurnaz” bir papazın icraatlarını kendi sözleri ve belgeleriyle görelim.</p>



<p>Papa Eftim’in oğlu Aris Selçuk ERENEROL, torunu Sevgi ERENEROL ve kız torununun çocuğu olan Chris Selçuk Erenerol tarafından sık sık iddia edilen “Türk Ortodoks Kilisesi’ni Mustafa Kemal’in emriyle kurduk.” sözünün koca bir yalan olduğunu da Papa Eftim’in kendi sözleriyle ortaya dökeceğiz.</p>



<p>Bakın, Eftim, “Türk Ortodoks Kilisesi” olarak anılan kilisenin kuruluşunu, ne için ve nasıl kurulduğunu hayret verici sözlerle aynen şöyle anlatıyor:</p>



<p>“(&#8230;) Taraf-ı riyasetten bugün Umum Türk Ortodokslarının arzuları dairesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine tabi Umum Türk Ortodoksları Patrikhanesi’nin teşkil edildiği ve patrik kaymakamının intihab olunacağı (seçileceği) ve bu intihabın Ortodoksluk mezhebinin ahkam-ı şerifesine ezher-i cihet muvafık ve mutabık bulunacağı ve bununla beşinci bir Ortodoks patrikhanesi ihdas olunmayıp (kurulmayıp) on yedi asır evvel Kayseri’den İstanbul’a Roma imparatorlarının pay-ı tahtı olmak hasebiyle nakledilmiş olan riyaset-i ruhaniyenin Kayseri’ye tekraren intikalinden başka bir şey olmadığı&#8230;”</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="817" height="437" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/1-2.jpeg" alt="" class="wp-image-1099" style="width:546px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/1-2.jpeg 817w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/1-2-300x160.jpeg 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/1-2-768x411.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 817px) 100vw, 817px" /></figure>



<p>Anladınız mı, demek ki neymiş?</p>



<p>Roma imparatorlarının Kayseri’den İstanbul’a götürdükleri kiliseyi tekrar Kayseri’ye taşıyorlarmış!</p>



<p>Türk Ortodoks Kilisesi denilen kilise, yeni bir kilise değil, Fener Kilisesi’nin devamıdır.</p>



<p>Ve güya artık Anadolu’daki Ortodokslar Türk olarak hareket edeceklerdir.</p>



<p>Oysa önceki yazılarımızda gerek Serafim Rizos gerekse Zincidereli Çalıkoğlu’nun anlattıklarını aktarmıştık. Papa Eftim, Serafim’e “Maksat, Serafim Efendi, köprüyü geçelim.” diyor; Zincidereli Çalıkoğlu ise “Papa Eftim’e hiçbir zaman inanmadık. Selçuklu olarak anılmaktansa Yunanistan’da yoksul Yunanlar olmayı seçtik.” cevabını veriyordu.</p>



<p>Ayrıca güya patrik seçilen Prokobiyos, kilisede görev verilen Meletiyos gibi isimler de Papa Eftim’in baskısı ve bombalı tehdidiyle Zincidere Manastırı’ndaki kongreye katılıyordu.</p>



<p>Ağzından tek kelime doğru söz çıkmadığı gibi sürekli yalan güncelleyen zevatın tekrarlayıp durduğu “Bunlar Türk’tü”, “Atatürk ‘en büyük hatam’ dedi” gibi zırvaların ne denli boş, hadsizce ve Mustafa Kemal’e hakaret olduğunu hatırlatan gerçeklerdir bunlar.</p>



<p>Mustafa Kemal’in ailesine ahlaksızca iftiralarda bulunan Dilipak gibilerle kol kola girip küresel çeteye karşı mücadele ediyoruz, diye bol keseden atan maskeli yüzlerin maskesi düşmeye devam edecek.</p>



<p>Onlar “Belki Dilipak, Graham Fuller’le kahve içerken bizi de çağırır” ümidiyle yanıp dursunlar, biz devam edelim.</p>



<p>Zincidere Manastırı’nda yapılan kongre sonrasında kurulan kilise, Ankara’nın emriyle kurulmadı. Ankara Hükümeti, kurulan kiliseyi onayladı. Papa Eftim’in kendisi zaten Fener papazıydı, Fener’den maaş alıyordu ve bunu ifade eden Adliye Vekili’nin “Le Petit Parisien” gazetesinden Jean Schlicklin’e verdiği mülakattan bir bölümü aktarmadan önce TBMM’deki beyanını tekrar verelim:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="945" height="997" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/meclis6.jpeg" alt="" class="wp-image-1100" style="width:551px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/meclis6.jpeg 945w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/meclis6-284x300.jpeg 284w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/meclis6-768x810.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 945px) 100vw, 945px" /></figure>



<p>Adliye Vekili, Schlicklin’e aynen şunları söylemişti:</p>



<p>“Papa Eftim, Türk Ortodoksları adına yetkisini aşan işlere karıştı. Hükümet onu tutumunu düzeltmeye zorladı. Mesela papazlar atamak istedi, onu kesinlikle engelledik. Hükümetin yeni patrikhaneyi kuran bir yasa önerdiği yönünde bir haber yayıldı. Bu haberin hiçbir temeli yoktur. Hükümet, bu konuda izlediği politikaya sadık kalarak ancak toplulukların kendileri tarafından düzenli ve fiili olarak kurulan bir Türk Ortodoks Kilisesi’ni tanıyabilir. Biz, işler böyle olursa memnun oluruz, ancak tekrar söylüyorum, kesinlikle bu işin organizasyonuna karışamayız.”</p>



<p>Hükümetin patrikhane kuracağı yönündeki haberleri yayanları bir düşünün. Açıkça görülüyor ki bu yalanı yayan da yine kurnaz bir papaz olan Eftim’di. Bu yalanın en büyük yayıcısı da yine kendi çocukları ve torunları oldu.</p>



<p>Önceki yazılarımızdan hatırlayalım: Papa Eftim, “Teoman Ergene” mahlasıyla yazdığı kitabında da zaten Atatürk’ten emir almadığını, Atatürk’ten bile önce mücadeleye başladığını iddia etti.</p>



<p>Gel gelelim bu iddiasının içi boştu çünkü 1918’den önce ne yaptığını kendisi de yazmadı. Oysa Mustafa Kemal “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni kurduğu zaman Papa Eftim ne yapıyordu, bunu bilmiyoruz. Kendisi o günleri hızlıca geçer. Ancak o günlerin bir tanığı vardır: G. Pandelidis.</p>



<p>Keskin’de yerel bir okulun yöneticiliğini yapan Pandelidis bir mülakatta, Papa Eftim’in yerel bir örgüt olan “Ftani o İpnos”u ve Ortodoks-Ermeni ortak beyannamesini desteklediğini anlattı.</p>



<p>1919’daki Theofani Yortusu’nda yaşanan bir olay da ilginçtir. “Küçük Asya Helenizminin Rasputin’i Papa Eftim’le Keskin Maden’de” isimli kitabın yazarı Fotiadis anlatıyor: “Kiliseden çıkıp suyun kutsanacağı göle doğru ilerlerken Papa Eftim kasabasının iki genç erkeğine iki bayrak verdi ve onları inananların başına geçirdi. Bayraklar açıldığında birinin Türk, diğerinin Yunan bayrağı olduğu görüldü.”</p>



<p>Bu tanıklık çok önemlidir.</p>



<p>Çünkü Papa Eftim’in ve kurduğu kilisenin özeti budur:</p>



<p>1- Papa Eftim, birazdan göreceğiniz üzere Fener’le olan meselesinin dini değil siyasi olduğunu açıklıyor. Milli mücadeleye Atatürk’ten önce başladığını iddia edenlerin ezel ebed mandacı olması nasıl bir garabetse memleket işgal altındayken Türk ve Yunan bayraklarını yan yana getirmek de öyle bir garabettir.</p>



<p>2- Yunanistan bayrağının bulunması tesadüf değildir. Papa Eftim, yukarıda alıntıladığımız tutanakta da yer aldığı gibi Fener Kilisesi’nin papazıydı. Fener’den gelen parayla hamam yaptırdı, Fener’de görevli papazlarla kilise kurdu ve birini de patrik yaptı. Fener’in maaşlı adamıydı ve kendini zorla Ankara nezdinde mümessil yani temsilci seçtirdi.</p>



<p>Papa Eftim’in kurduğu kilisenin bağımsız olmasıyla ilgili büyük tarihçi (!) Teoman Ergene’nin yani Papa Eftim’in kendisinin yazdığı “İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları” kitabından alıntılar yapacağız.</p>



<p>Şimdi daha da dikkat kesilin çünkü kilisenin Fener’den bağımsız olmasıyla ilgili okuduklarınız hep yüzeyseldi. Güya Papa Eftim “Türk’üm” diyor, Fener de ısrarla Türklüğü reddediyor ve sonra da kilise bağımsızlığını iddia ediyor gibi düşünülse de aslında Fener’in o dönemdeki iki güçlü ismi, Papa Eftim ve Damyanos Damyanidis’i karşı karşıya getirmesi vardır.</p>



<p>Olayları kendi anlatımıyla özetleyelim:</p>



<p>Papa Eftim, Fener Rum Kilisesi’ni işgal ettikten sonra güya çıkan asılsız dedikodulara meydan vermemek için kiliseyi terk etti. Beyoğlu Tarlabaşı’ndaki evine çekildi. Burada beyanname hazırlamakta iken Galata’daki Ortodoks cemaati arasında bir ihtilaf meydana geldi.</p>



<p>Papa Eftim’e göre Patrik Grigoryos’la Galata Ortodoks Cemaati Merkez Heyeti Başkanı Damyanos Damyanidis arasında çıkan ihtilafta Damyanidis haklıydı.</p>



<p>Buraya çok dikkat edin:</p>



<p>1- Boya tüccarı Damyanidis, militan bir kralcıydı!</p>



<p>2- Papa Eftim güya Fener’den bağımsızdı ama Venizelistler ve kralcılar arasında taraf oluyordu!</p>



<p>Papa Eftim nasıl taraf oldu?</p>



<p>Güya, Patrik Grigoryos’un emriyle Papa Eftim’e giden bir heyet, kendisinden Damyanidis’e karşı yardım istedi. Papa Eftim bu yardıma, “Siz Fener’siniz, ben Türk’üm” mü dedi?</p>



<p>Hayır, işin aslını kendisinden okuyalım:</p>



<p>“(&#8230;) Fakat heyet azaları, Papa Eftim’in bir türlü yakasını bırakmıyorlardı. Kendisine karşı besledikleri sevgiden güvençten bahisle gururunu okşamağa, duygularını şahlandırmağa uğraşıyorlardı.</p>



<p>İnanınız ki sayın okuyucularım, her biri birer çocuk gibi yalvarıyorlardı. Kati bir muvafakat cevabı almadıkça kendisinden ayrılmayacaklarını, gözlerini nemlendirerek söylüyor, ısrarında ayak diriyorlardı.”</p>



<p>Fener Kilisesi’nin kurduğu heyet her nasılsa Papa Eftim’e göre kendisine büyük bir sevgi ve güven besliyordu. Öyle ki Papa Teoman -çok afedersiniz- Papa Eftim’in yazdığına göre Patrik Grigoryos’un onun bu teklifi kabul etmesinden çok memnun oluyor, onu kendisine bağlamak istiyor ve üstüne de beş yüz lira gönderiyordu!</p>



<p>Güya Galata cemaati tarafından büyük bir hürmetle karşılanan Papa Eftim, kendisine hürmet eden (!) Damyanidis’in güven içinde kiliseyi terk etmesiyle görevini yerine getiriyor.</p>



<p>Ama&#8230;</p>



<p>İşler yine kendisine müthiş sevgi duyan Fener Kilisesi’nin bu kez Damyanidis’i Papa Eftim’e karşı kullanmasıyla değişiyor!</p>



<p>Papa Eftim, anlattığına göre kendisine içten bağlılık duyan Damyanidis başta olmak üzere Galata’daki Panaiya Kilisesi tarafından büyük bir sevinçle karşılandı. Cemaat onu o kadar seviyordu ki ona başpapazlık teklif etti.</p>



<p>Eftim bu teklifi ileri bir tarihte konuşulmak üzere erteletti.</p>



<p>Ve yine kendi iddiasına göre Patrik Grigoryos birdenbire ona duyulan sevgiden ötürü paniğe kapılıyor ve bu kez derhal emrindeki heyet üyelerini toplayarak “Papa Eftim’in ruhani sıfatlarına son vermek, Eftim’i Damyanidis’e ezdirmek” gibi kararlar aldırıyor.</p>



<p>Uzatmadan sonraki olaylara geçelim.</p>



<p>Damyanidis, içten bağlılık duyduğu (!) Papa Eftim’e karşı harekete geçip tekrar Galata’daki Rum cemaatinin başına geçti. Ancak bu hareketi mahkemelere taşınınca tekrar Papa Eftim’le dost oldu. Güya ondan özür diledi ve Papa Eftim’in tabiriyle iyi çocuk olan Rum militan Damiyanidis, yine onun tabiriyle Fener’den soğutuldu.</p>



<p>Eftim’in önce “Beni sevinçle, gösterilerle karşıladılar.” dediği, daha sonra “Bana sevgilerini gizliyorlardı.” dediği Rum cemaatinin sözde desteğiyle birlikte Papa Eftim, Türk Ortodoks Kilisesi’ni Panaiya Kilisesi’ne taşıma kararı alıyor.</p>



<p>Bakın, Papa Eftim’in kilisesini kurduğu bu süreçte, Atatürk’ün adına hiç rastladınız mı?</p>



<p>Mustafa Kemal neresinde bu işin?</p>



<p>Hiçbir yerinde yoktur!</p>



<p>Çünkü Eftim’in bizzat kendi ifadesiyle bu mücadelesi kendi şahsına aittir.</p>



<p>Ne var ki bilinçli olarak yaptırılan çalışmalar ve haberlerle sürekli yalanlar söylüyorlar. Mustafa Kemal’in kilise işgal ettirecek birisi gibi yansıtıldığı adi ve adli yalanlara başvuruyorlar.</p>



<p>Bakın, Chris Selçuk Erenerol isimli şahsın danışmanlığını yaptığı Namık Kemal Zeybek’in de etkin olduğu “Onaltıyıldız” isimli siteden bir haber ve haberin alt metni:</p>



<p>“Yol Açıldı&#8230;</p>



<p>Fener Rum Patrikhanesi, aralarında 1924’te Atatürk’ün emriyle el konulan Galata’daki Meryem Ana Kilisesi’nin de bulunduğu üç kilisenin iadesi için tarihinde ilk kez Türkiye’de yargıya başvuracak.”</p>



<p>Şunu da ekleyelim: Papa Eftim’in yazdığı kitapta neredeyse bir tek tarihe rastlayamazsınız. Olayları anlatır, bazı yerlerde derinlemesine iner ama kitabı alıp okursanız bırakın Atatürk’ün emrini görmeyi doğru düzgün tarih bile göremezsiniz. Ancak uydurulmuş hikayeler ve bol bol çelişki görürsünüz.</p>



<p>Şimdi Papa Eftim’in işgal ettiği kiliseleri geri vereceği üzerine 22 Şubat 1932 tarihli Akşam gazetesinin haberine bakalım:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="247" height="381" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-22-Subat-1932.png" alt="" class="wp-image-1101" style="width:311px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-22-Subat-1932.png 247w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-22-Subat-1932-194x300.png 194w" sizes="auto, (max-width: 247px) 100vw, 247px" /></figure>



<p>24 Şubat 1932 tarihli Akşam gazetesinin haberine göre ise bu kiliselere Atatürk’ün emriyle el konulmayıp Papa Eftim bu kiliseleri işgal ettiğini ve bunun siyasi nedenlere dayandığını kabul ettiğini kendi beyanından öğreniyoruz:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="258" height="336" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-24-Subat-1932.png" alt="" class="wp-image-1102" style="width:325px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-24-Subat-1932.png 258w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-24-Subat-1932-230x300.png 230w" sizes="auto, (max-width: 258px) 100vw, 258px" /></figure>



<p>Bu noktada Tevfik Rüştü Aras’ın Mart 1931 tarihli Vakit gazetesinde yayımlanan ve Türkiye’nin laik bir memleket olduğuna vurgu yaparak Papa Eftim’in veya ruhban sınıfının tanınmadığını açıkladığı beyanını okuyalım:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="260" height="365" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/vakit-2-1.jpeg" alt="" class="wp-image-1103" style="width:326px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/vakit-2-1.jpeg 260w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/vakit-2-1-214x300.jpeg 214w" sizes="auto, (max-width: 260px) 100vw, 260px" /></figure>



<p>Ankara’nın laiklik vurgusuna karşın Papa Eftim’in sürekli gündemde kalmaya çalıştığını, tıpkı torunlarının yaptığı gibi sözde bir taraftan laikliği desteklediğini diğer taraftan siyasete bulaştığını gösteren bir belgeye daha yer verelim:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="435" height="628" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/mussolini.png" alt="" class="wp-image-1104" style="width:488px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/mussolini.png 435w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/mussolini-208x300.png 208w" sizes="auto, (max-width: 435px) 100vw, 435px" /></figure>



<p>Görüldüğü üzere Papa Eftim, “Türkiye bir gün tekrar Roma İmparatorluğu’na katılacaktır” diye tehdit eden faşist Mussolini’ye güya Türkiye’ye olan muhabbetlerinden ötürü teşekkür ediyor. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, durumdan Ankara’yı haberdar ediyor.</p>



<p>Papa Eftim Fener’in afaroz kararı karşısında yapmasını istediği 32 sayfalık “Papa Eftim Efendi’nin Ortodoks Ahaliye Müracaatı ve Patrikhane’ye Karşı Savunması”nda topladığı birçok Ermeni ve Rum yetimi Amerikan yetimhanesine bıraktığını övünerek anlatıyor.</p>



<p>Amerikan yetimhanesi dediği yer Amerika’nın meşhur misyonerlik teşkilatı olan ve Osmanlı zamanlarında sağlık sektörünü kullanan ‘Amerikan Board Teşkilatı’nın Kayseri’de kurduğu Amerikan Hastanesi’dir!</p>



<p>Bu hastane hem yetimhane hem de esir hapishanesi olarak kullanılıyordu.</p>



<p>Hem Türk yurduna saldıran hem de ona güya yardım eli uzatarak misyonerlik faaliyetleri yürüten Batılı emperyalistlerin bu faaliyetlerine “Ne var canım bunda?” diyecek kadar gevşek birçok kimsenin olduğunu biliyoruz. Bu gevşeklik onlara şatafatlı köşklerde işgalcilerle iş birliği yapan yavşak tavırlı dedelerinden kalmış olabilir.</p>



<p>Ancak vatan evlatları vatanı savunmak konusunda bir an bile gevşeklik gösteremez. Onun görevi düşmana karşı sonuna kadar mukavemet göstermek, düşmanın her hamlesine karşı misliyle mukabele etmektir.</p>



<p>Tehcir sırasında da çok faal olan Amerikan misyonerlerinin sözde sahip çıktığı Ermeni yetimlerden Hınçak çıktı, ASALA çıktı.</p>



<p>Yine hiçbir şeyin tesadüf olmadığı noktaya geldik.</p>



<p>Türkiye’de ilk Dinlerarası Diyalog Etkinliği’ni gerçekleştiren, 41 ülkeyle beraber gerçekleştirildiği yalanıyla Noel Baba Barış Köyü projesi adı altında Türkiye ve KKTC vatandaşlarını dolandırdığını belgelerle ispat ettiğimiz, Türk Ortodoks Kilisesi’nin eski basın sözcüsü Sevgi Erenerol’un da üyeleri arasında bulunduğu sözde Noel Baba Barış Konseyi’nin davetlileri arasında kimler yok ki:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="337" height="249" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Amerikan-Board-Heyeti.png" alt="" class="wp-image-1105" style="width:453px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Amerikan-Board-Heyeti.png 337w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Amerikan-Board-Heyeti-300x222.png 300w" sizes="auto, (max-width: 337px) 100vw, 337px" /></figure>



<p>Daha önceki yazılarımızda Dinlerarası Diyalogun Orta Çağ’dan itibaren misyonerlik maksadına dayandığını anlattık. Nur cemaatinden adeta futbolcu transfer eder gibi Hristiyanlığa geçirilen isimleri yazdık.</p>



<p>Ne bunlar ne de yalan üstüne yalan yumurtlayan Noel Baba’nın cini Muammer Karabulut’un Atatürk’e iftiraları tesadüf değildir.</p>



<p>Türkiye’deki vatanseverlerin en büyük düşmanı, en sık karşılaştıkları ve maalesef sıklıkla da yaptıkları şeydir hamaset.</p>



<p>Yalanlarını hamaset rüzgarlarının önüne katarak Kemalistlerin ve kendilerini milliyetçi zanneden ülkücülerin arasında yer açmaya çalışan sahtekarları anlatmaya devam edeceğiz.</p>



<p>Her şeyi daha net anlatması adına Fatih Rıfkı Atay’ın “ÇANKAYA”daki sözlerini hatırlatarak bitirelim:</p>



<p>“Ankara’ya gidebilenler, Ankara’ya gelebilenler, orada bulunabilenler, kendilerini birer kahraman gibi görüyorlardı.”</p>



<p>Not: Kapak fotoğrafında “Kendimi Türk olarak hissediyorum.” diyen ve adını Ahmet Rüstem olarak değiştiren Alfred Bilinski’nin Mustafa Kemal’in yanında iken ve meclisin bahçe duvarının üstünde konuşurken çekilmiş tek kare fotoğraftan başka hiçbir görüntüsünün ya da belgenin olmadığı Papa Eftim (Pavlos Karahisaridis) yer almaktadır.</p>



<p>Bir sonraki yazıya kadar ve gerçeğe ulaşmak için esen kalın!</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1097</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kurtuluş Savaşı&#8217;ndan Karşı Devrime: İnönü, Halide Edip, Papa Eftim</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/09/13/kurtulus-savasindan-karsi-devrime-inonu-halide-edip-papa-eftim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 21:12:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[5g]]></category>
		<category><![CDATA[abdurrahman dilipak]]></category>
		<category><![CDATA[aris selçuk erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[chris selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[chris selçuk erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[Fener]]></category>
		<category><![CDATA[halide edip]]></category>
		<category><![CDATA[ihanet]]></category>
		<category><![CDATA[inönü]]></category>
		<category><![CDATA[karşı devrim]]></category>
		<category><![CDATA[karşı devrimci]]></category>
		<category><![CDATA[kayseri]]></category>
		<category><![CDATA[keskin]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[patrikhane]]></category>
		<category><![CDATA[pavli karahisaridis]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[tevfik rüştü aras]]></category>
		<category><![CDATA[turgut erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ortodoks Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[zeki erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[zincidere manastırı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1077</guid>

					<description><![CDATA[KURTULUŞ SAVAŞI’NDAN KARŞI DEVRİME: İNÖNÜ, HALİDE EDİP, PAPA EFTİM İsmet İnönü şöyle diyordu: “Yeni bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>KURTULUŞ SAVAŞI’NDAN KARŞI DEVRİME: İNÖNÜ, HALİDE EDİP, PAPA EFTİM</strong></p>



<p>İsmet İnönü şöyle diyordu: “Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye bunda yerini alır.”</p>



<p>İnönü’ye bu sözü söyleten ne idi biliyor musunuz?</p>



<p>12 Temmuz 1947’de o günün tarihi ile anılan bir beyanname yayımlamıştı. Buna göre “demokrasinin” önündeki tüm engeller kalkmıştı.</p>



<p>Oysaki aynı gün İnönü ABD’yle ikili anlaşma imzalamıştı ve bu anlaşmaya göre ABD bize silah yardımında bulunacak ama bu silahları kendi ulusal çıkarlarımız için kullanamayacaktık.</p>



<p>Daha sonraki yıllarda Kıbrıs sorunu çıkınca ABD Başkanı Johnson, İnönü’ye bir mektup yollamış ve orada aynen şu cümleleri kurmuştu: “Bizim verdiğimiz silahlara biz izin vermediğimiz sürece elinizi bile süremezsiniz.”</p>



<p>İşte o mektuptan sonra İnönü bu sözü etmişti.</p>



<p>Ne cafcaflı, ne iddialı ve milli duyguları çoşturan söz, değil mi? Bugün bile bir tarafı sıkışan siyasiler bu sözü kullanır.</p>



<p>Bu sözden sonra ne mi oldu?</p>



<p>Yeni bir dünya kurulmadı ama İnönü iktidarı karşı devrimci denilen siyasilere devretti!</p>



<p>İnönü 1939’dan itibaren “karşı devrim” neferlerini bir bir devlet içerisine ve siyasete soktuğu için Kurtuluş Savaşı sonrasında Mustafa Kemal’in kurduğu laik cumhuriyetin yerini de siyasal İslam aldı.</p>



<p>Demem o ki bizlere <strong>KAHRAMAN</strong> olarak yedirilen ve kendi çıkarlarına düşmüş insanların iddialı ve milli duyguları coşturan, gerçeklikten uzak, abartılı sözlerinin ardında milletin ocağını söndüren koskoca bir karanlık vardır.</p>



<p>Bu yazıda Mustafa Kemal devrimlerini sözde Kemalist görünüp topluma kahraman gibi yedirilenlerin ve Türk milletinin üstünde fütursuzca tepinenlerin saklanan gerçeklerini göreceksiniz.</p>



<p>Haydi bakalım, dünden bugüne başlayalım!</p>



<p>İlk kahramanımız: Halide Edip!</p>



<p>“Türk’ün Ateşle İmtihanı” kitabında Mustafa Kemal ve Türklerin kahramanca başarılarından, Kurtuluş Savaşımızın ne büyük destan olduğundan bahsettiği kitabını okumayan yok gibidir. Okuyucuya verdiği coşkunun tam tersini yaşamıştır Halide Edip. Bizler bu kadının ve eşi Adnan’ın Mustafa Kemal’e ve Kurtuluş Savaşı’nı yapanlara düşmanlığı özenle saklandığı için kendisini kahraman olarak yedirmişlerdir bizlere.</p>



<p>Mesela bağımsızlık savaşı kararı çıkması muhtemel olarak görülen Sivas Kongresi’ni engellemek için Mustafa Kemal’e yolladığı 10 Ağustos 1919 tarihli mektupta şöyle yazmıştı:</p>



<p>“Amerika’nın gizli isteği şudur: Umumi ve bir tek manda istiyorlar. Filipin gibi vahşi bir memleketi bugün kendi kendini idareye kadir, asra bir makine haline koyan Amerika, bu hususta çok işimize geliyor. Kendimizi Amerika’ya bağlanmaya mecbur görüyoruz. Macera ve kavga, savaş devri artık geçmiştir.”</p>



<p>Mustafa Kemal kendisine yazılan bu mektubu ve sahibini asla unutmamıştır.</p>



<p>Halide Edip’in Sultanahmet Meydanı’nda halkı çoşturan konuşmasının ve ardından Ankara’ya gidişinin dışında başkaca bir şey anlatılmıyor ve bilinmiyor.</p>



<p>Oysaki “Türk’ün Ateşle İmtihanı” kitabının orijinali “Turkish Ordeal” başlığıyla İngilizce olarak yayımlanmış ve Türkçe çevirisinde ise Mustafa Kemal’in aleyhinde yazdıkları tamamen çıkartılarak çevirilip yayınlanmıştır.</p>



<p>Bu kitapta “İtilaf Devletlerinin askerlerini davet ederek danslı partiler veriliyor, İtilaf ordularının askerleri elde edilmek isteniyordu. Bunun görünür neticesi birkaç evlenmeyle sonuçlandı.”</p>



<p>Halide Edip’in romanlarının ortak ana teması Türk kadınlarının yabancı erkeklerle evlenmesi, şayet evlenemiyorlarsa onların metresi olmalarıdır. İki tercih de olmuyorsa doğacak çocuklarına Dolly Şadiye, erkek olursa da George Halim konulmasını tavsiye eder.</p>



<p>Türk kadını için yazdığı aşağılama ve hakaret dolu sözleri daha fazla yazmayacağım.</p>



<p>Halide Edip “Harf devrimi”ni yapan Mustafa Kemal için sözüm ona eleştiriyormuş gibi görünüp “Dil devrimi Sovyetler Birliği ve Nazi Almanya’sı gibi totaliter devletlerin başvurduğu bir yöntemdir.” diyor ve Mustafa Kemal Atatürk’ü Hitler ve Stalin’e benzetiyor.</p>



<p>İşte bizlere yıllardır bu bozuk kişilikleri vatansever, Milli Mücadele kahramanı ve Atatürkçü (Kemalist) olarak servis ettiler.</p>



<p>İsmet İnönü ise “kırgınları barıştırma, dahili politikada huzur ve uzlaşma” olarak tanımladığı siyaseti uygulayarak 24 Mart 1939’da Dolmabahçe Sarayı’nda eski sadrazamlar başta olmak üzere İstiklal Mahkemelerinde yargılanıp ceza alanlar, İzmir suikastına katılanlar, kısacası Mustafa Kemal’e ve devrimlere karşı koyan kim varsa (toplamda 1700 kişi) hepsini düzenlediği yemeğe davet etmişti.</p>



<p>Davet edilenlerin bir çoğu -Dr.Adnan Adıvar da dahil- Türkiye’de barınamadıkları için yurtdışında yaşayan kişilerdi ve bir süre sonra bunlar birer birer bürokrasiye ve meclise girdiler.</p>



<p>İsmet İnönü not defterine şöyle yazmış:</p>



<p>“Bugün Mart 26, 1939.</p>



<p>Şimdiye kadar yapılan işler şunlardır: Hükümette tedrici (azar azar) tasfiye, dahili politikada huzur ve uzlaşmaya teşebbüs ettim.”</p>



<p>Bu dönekler şöyle bir karar almışlardı ve bunu yazmaktan da çekinmiyorlardı: “Atatürk dönemini karıştırmadan İnönü dönemini eleştirirsek tüm olumsuzluklarla birlikte Mustafa Kemal’i bizim istediğimiz karanlığa toplum kendi kafasında zaten monte edecektir.”</p>



<p>Böylece bu hilafetçi, mandacı, dinci tayfanın Atatürkçü maskeleri daha da sağlam şekilde yerinde duracaktı.</p>



<p>İsmet İnönü’nün Mustafa Kemal Atatürk’ün dönemini kimlerle kapattığını görmezden gelmek vicdana ve ahlaka sığmayacaktır.</p>



<p>Bazı şahsiyetlerin Kurtuluş Savaşı’nda ve sonrasında gösterdiği başarılar bahane edilerek ihanetin üstü örtülürse önce ahlakınız sonra vatanınız elinizden uçar gider.</p>



<p>Şimdi bu en önemli iki figürden sonra gelelim birçok insanın bilmediği ve tanımadığı ama “Bu ülkeye bir ordu kadar hizmet etmiştir.” gibi kuruluş tarihimize mal olabilecek vb. uydurma sözlerle kendisini çok önemli yerlere koyan Papa Eftim figürüne.</p>



<p>Yaptıklarını kendi sözlerinden okuyalım.</p>



<p>Papa Eftim, “Anadolu’da Ortodoks Sadası”nda Pontusçuluktan idama mahkum edilen amcaoğlunu anlatırken bağlı olduğu Fener Kilisesi’nden gelen paralara değiniyor ve aynen şunları yazıyor:</p>



<p>“&#8230;Benim amcazademi katleden İstiklal Mahkemesi değil bizzat patrikhanedir. Çünkü patrikhane Anadolu’ya para gönderiyordu. O miyanda bana da geldi. Lakin ben işte bir melanet sezdiğim için gelen para ile kilisenin hamamını yaptırdım.”</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="889" height="435" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/pontuscu-papa-eftim-1-1.jpeg" alt="" class="wp-image-1079" style="width:601px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/pontuscu-papa-eftim-1-1.jpeg 889w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/pontuscu-papa-eftim-1-1-300x147.jpeg 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/pontuscu-papa-eftim-1-1-768x376.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 889px) 100vw, 889px" /></figure>



<p>Bu satırların devamında Papa Eftim, amcazadesi olan Papa Yorgi’nin Pontusçuluğa devam ettiğini anlatıyor. Sonuç olarak da kuzeninin Pontusçuluktan idam edildiğini Eftim’in kendisinden öğreniyoruz.</p>



<p>Daha önce yayımladığımız TBMM tutanağında da belirtildiği gibi Papa Eftim, Fener’in papazıydı ve 1923’te hâlâ buradan maaş alıyordu. Dolayısıyla fesatçılık için kendisine de gönderildiğini söylediği para şahsına değil, kilise için gönderilen paradır.</p>



<p>Papa Eftim, Keskin’de bulunan ve kendi parasıyla yaptırmış gibi gösterdiği kilisenin hamamıyla Beyoğlu’nda kendisine ait ve yarı hissesi vakfa intikal etmiş olan evinin değiştirilmesini istiyor.</p>



<p>Ve 20 Şubat 1926 tarihli belgeye göre Kayseri’deki papazın bu isteği yasalar gereği reddediliyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="732" height="1024" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/signal-2024-08-29-182439_033-1-732x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-1080" style="width:370px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/signal-2024-08-29-182439_033-1-732x1024.jpeg 732w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/signal-2024-08-29-182439_033-1-215x300.jpeg 215w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/signal-2024-08-29-182439_033-1-768x1074.jpeg 768w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/signal-2024-08-29-182439_033-1.jpeg 781w" sizes="auto, (max-width: 732px) 100vw, 732px" /></figure>



<p>Tarihe tekrar dikkat çekelim: 1926.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="271" height="427" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/vakit-1-1.jpeg" alt="" class="wp-image-1083" style="width:374px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/vakit-1-1.jpeg 271w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/vakit-1-1-190x300.jpeg 190w" sizes="auto, (max-width: 271px) 100vw, 271px" /></figure>



<p><em>27 Mart 1931 tarihli Vakit gazetesinden. Eftim, Türklük hamaseti karıştırdığı dilekçelerinde &#8220;Kilisemi ver,&#8221; Hamamımı ver&#8221;, &#8220;Evimi ver&#8221;, &#8220;Oğlumu askere alma&#8221; diye diye insanları bezdirmiş olmalı. </em></p>



<p>Tamamen uydurma olan “Kilisemizi Mustafa Kemal’in emriyle kurduk, cumhuriyetin kurucu kuruluşuyuz.” gibi söylemlerle birlikte “Baba Eftim bu memlekete bir ordu kadar hizmet etmiştir.” sözünü kutsal bir şemsiye gibi kullananların iddialarının aksine Papa Eftim, Mustafa Kemal’le ne şahsi ne de siyasi olarak dost filan değildir. Aksine en başta mübadele konusunu şahsi mesele gibi göstermiş ve tuhaf şekilde karşı çıkmıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="260" height="365" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/vakit-2.jpeg" alt="" class="wp-image-1082" style="width:381px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/vakit-2.jpeg 260w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/vakit-2-214x300.jpeg 214w" sizes="auto, (max-width: 260px) 100vw, 260px" /></figure>



<p><em>22 Mart 1931 tarihli Vakit&#8217;ten.</em></p>



<p>Bir önceki yazımızda yayımladığımız, oğlu Turgut’u askerlikten sıvıştırma dilekçesindeki Papa Eftim’in şu ifadesini de hatırlayalım:</p>



<p>“Venizelos’un, sırf benim milli davamı çürütmek için, Anatolu Türk Hristiyanlarını, mübadele etmek istediğini ve bunu her nasılsa başardığını&#8230;”</p>



<p>Oysa mübadele konusunda gerçekler asla Papa Eftim’in anlattığı ve Türkiye’de karşı devrimcilerin propaganda ettiği şekilde değildir.</p>



<p>Bunu önceki yazılarımızda, TBMM tutanaklarına yer vererek belgelerle açıklamıştık.</p>



<p>“Kripto İhanet ve Kin Kardeşliği” başlıklı yazımızdan hatırlayacağınız üzere ne diyordu Lozan Konferansıyla ilgili izahat veren Trabzon mebusu Hasan Bey:</p>



<p>“Esasen Türkiye’de bulunan Rumların, diğer memleketlerdeki Müslümanlarla mübadelesi teklifi bidayeten, konferansın küşadından evvel kendileri tarafından gelmiştir. Biz bu teşebbüsü esas itibariyle kabul ettik. Bu mübadelei nüfus üzerinde müzakerat ilerlettik.</p>



<p>Fakat günün birinde Venizelos aldığı son talimat ile olacak mübadelei nüfus meselesinden sarfınazar (vazgeçilmesini) edilmesini teklif etti.”</p>



<p>Ve Hasan Bey sözlerinin devamında, Türk heyetinin bu konuda “fikrimizden dönemeyiz” davasıyla Venizelos’un ikinci teklifini reddettiklerini anlatıyor.</p>



<p>Böylece Papa Eftim’in sözlerinin boşa çıkması bir yana, Venizelos’la aynı fikirde olanın “her nasılsa” kendisi olduğunu net şekilde görüyoruz.</p>



<p>Yine bir önceki yazımızda Papa Eftim’in “Türk olmayız deyu” direten kimseleri bombalı tehditlerle kongreye getirdiğini, Prokobiyos’u patrik seçtirdiğini anlatmıştık.</p>



<p>Türklüğü kabul etmedikleri hâlde Türk Ortodoks cemaatindenmiş gibi gösterilen yalnızca Prokobiyos, Meletiyos ya da Yervasiyos değildir.</p>



<p>Papa Eftim Ürgüp’e geçtiği zaman Sinasos Ortodoks cemaati bir anlaşmazlık yaşanmaması için Eftim’e 300 lira vermeyi düşünür. Onunla görüşmesi için cemaatin önde gelenlerinden Serafim Rizos’u görevlendirir. Serafim Efendi, Papa Eftim’i Ürgüp’teki kilisede dinleme imkanı bulur. Eftim, cemaati Zincidere Manastırı’ndaki kongreye davet eder. Serafim Efendi, Papa Eftim’le özel olarak görüştüğü zaman “Söylediğin şeylere gerçekten inanıyor musun?” diye sorduğunda Eftim’in “Maksat, Serafim Efendi, köprüyü geçelim.” demesi amacının ne olduğunun ortaya koyulması açısından görmezden gelinemeyecek kadar çok önemlidir.</p>



<p>Yani köprüyü geçene kadar, öyle mi?</p>



<p>1922’de Türk Ortodoks Kilisesi kuran adamın 1923’te bile Fener’den maaş alıyor olmasının ne anlama geldiğini şimdi daha iyi anladınız mı?</p>



<p>Bu kadarla kalmıyor, devam edelim mi?</p>



<p>Zincidereli Çalıkoğlu’nun söyledikleri ise çok daha enteresandır.</p>



<p>Zincidereli Çalıkoğlu anılarını yazdığı kitabında Papa Eftim’in sözlerine hiçbir zaman inanmadıklarını söyledikten sonra Türkiye’de Selçuklu olarak anılmaktansa Yunanistan’da yoksul da olsa Yunan olarak ölmeyi tercih ettiklerini anlatıyor.</p>



<p>Çalıkoğlu’nun sözleri aslında başka bir gerçeği daha ortaya çıkarıyor.</p>



<p>O da Papa Eftim’in mübadele konusundaki muhalefetinin yalnızca yazdığı dilekçeyle sınırlı olmadığıdır.</p>



<p>Mustafa Kemal bir karar vermiş ve Türk devleti mübadelede karar kılmıştır! Papa Eftim ise mübadele kararı sonrası Ürgüplü Hacievthimis’in de yazdığı üzere ahaliye mübadeleden hariç tutulmak için kendilerine ısrarla “Türk Ortodoks” demelerini tavsiye etmiştir!</p>



<p>Baskın Oran’ın “Atatürk Milliyetçiliği Resmi İdeoloji Dışı Bir İnceleme” kitabında Papa Eftim’in söylediğini yazdığı şu söze dikkat kesilin: “Atatürk büyük adamdır ama Anadolu’nun Hristiyan Türklerini verip Yunanistan’ın ve Adalar’ın Müslüman gayrı Türklerini almıştır.”</p>



<p>Yıllar sonra Noel Baba’nın cini Muammer Karabulut’un “ABD’nin Derin Tarihi” başlıklı yazısında haddini fazlasıyla aşarak Atatürk’ü laiklik ve ulus olma konusunda suçladığı yazının kaynağı da işte bu sözlerdir.</p>



<p>Papa Eftim’den başlayıp günümüze dek Atatürkçülük ve milliyetçilik maskesiyle Mustafa Kemal’in ismini ve Kurtuluş Savaşı’nı kullanarak sahte tarih yaratıp tıpkı karşı devrimciler gibi iş çevirmeye devam ediyorlar.</p>



<p>Ve bu işlerin saklı kalacağını zannediyorlar!</p>



<p>Geçtiğimiz günlerde İzmir’de bir aile dostumuzun misafiri oldum. Lozan’da gerçekleşen mübadeleyle gelen bu insanın hayatındaki vazgeçilmez en önemli nokta kendi ifadesiyle şuydu: “Atatürk’üm, ailem, Göztepe’m”.</p>



<p>Mübadeleyi sorduğumda tek kelimeyle net biçimde ifade etti: “Atatürk gel, diye emir verdi. Biz de geldik!”</p>



<p>Papa Eftim 1918’den öncesini anlatamıyor ama bu yiğit Türk, Selanik’teki evlerinin sokağının adını bile hatırlıyor!</p>



<p>Ömründe Türklüğün zerresini yaşamamış ve idrak edememiş olanların zor durumda kalınca Türkçü jargonla Türklük pozları kesmelerini; Dilipak’tan Zeybek’e, Türkçü derneklerden Perinçekgillere kadar herkese sığınışlarını hayretle izliyoruz.</p>



<p>Ve Mustafa Kemal’in gayrı Türkleri aldığını iddia eden iftiracıların yalanlarını kemal-i şiddetle men ediyoruz!</p>



<p>Mustafa Kemal’in emrettiği üzere tarihi yazanlar olarak tarihi yapana sadık kalacak ve uydurma tarih yazarak tarihe ihanet eden sahtekarları hak ettikleri karanlığa mahkum edeceğiz.</p>



<p>Şimdi gelelim Dilipak’a.</p>



<p>Birçok yazımızda Abdurrahman Dilipak’la Sevgi Erenerol’un sözde Noel Baba Barış Konseyi üyeleri olduklarını, bu sözde vakfın kendi sitesinden göstermiştik. Basın sözcüsü olduğunu söyleyen Chris Selçuk Erenerol isimli şahıs da Dilipak’ın künyesinde yer aldığı “5G Virüs” isimli safsata platformunda yazıyordu.</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="566" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Cinler-1024x566.png" alt="" class="wp-image-1084" style="width:651px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Cinler-1024x566.png 1024w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Cinler-300x166.png 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Cinler-768x424.png 768w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Cinler.png 1348w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="445" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber2-5g-1024x445.png" alt="" class="wp-image-1085" style="width:637px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber2-5g-1024x445.png 1024w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber2-5g-300x130.png 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber2-5g-768x334.png 768w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber2-5g-1536x668.png 1536w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber2-5g.png 1744w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="461" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber-3-5g-1024x461.png" alt="" class="wp-image-1086" style="width:640px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber-3-5g-1024x461.png 1024w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber-3-5g-300x135.png 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber-3-5g-768x346.png 768w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber-3-5g-1536x692.png 1536w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber-3-5g.png 1685w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="483" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber-4-5g-1024x483.png" alt="" class="wp-image-1087" style="width:640px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber-4-5g-1024x483.png 1024w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber-4-5g-300x142.png 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber-4-5g-768x362.png 768w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber-4-5g-1536x725.png 1536w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/haber-4-5g.png 1625w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Sözde Ayasofya kilise olmasın diye beraber hareket ettikleri Dilipak, 1995’te Mustafa Kemal’in annesine ahlaksızca iftira eden şahıstır.</p>



<p>Önceki yazılarımızda ABD’yi barış ödülleriyle kutsayan Muammer Karabulut’un “Haber Vakti” isimli sitede “Zıtların Birliği” yazısına neden zortların birliği dediğimizi de iyi anlayacaksınız. Orada zıt olmalarına rağmen küresel çeteye karşı birlik olduklarını çevresine üstten ifadelerle anlattığını yazıyordu.</p>



<p>Bakın Dilipak’ın, CIA’nın önde gelen isimlerinden Graham Fuller’le ilgili olarak 2012 tarihli “TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu”na verdiği ifadelerden biri şudur:</p>



<p>“Graham Fuller, İslam konusunda iş birliğini benimle rahat konuşabilir ve konuştu da.”</p>



<p>Sadece bu mu?</p>



<p>Çok daha fazlası var!</p>



<p>Papa Eftim’in sınır dışı edilmesi konusunu, Noel Baba’nın cinlerini, Dilipak’ın marifetlerini, hepsinin birbiriyle kesişen yollarını ve bunların asla tesadüf olmadığını anlatmaya devam edeceğiz.</p>



<p>O zamana kadar kahraman olarak anlatılanların kahraman olmadığını, Atatürkçü geçinenlerin Atatürkçü olmadığını, küresel çeteye karşı safsatalarla toplumu zehirleyenlerin küresel çetenin mimarlarıyla ahbaplıklarını sindirmeye bakın.</p>



<p>Mustafa Kemal’in Hakk’a yürüyüşünden sonra ve 1939’da kapandığı ilan edilen dönemden değil Kurtuluş Savaşı’ndan itibaren ölmüş olanlardan, geride kalan torunlarına ve onların çocuklarına kadar giderek karartılan tarihimize ışık olmaya devam edeceğiz.</p>



<p>Sahte hikayelerle kahraman ilan edilerek üzerimizde tepinenlerin kirli yüzlerini görmeye hazır olun.</p>



<p>Mustafa Kemal&#8217;in emriyle kurulduğu söylenen Türk Ortodoks kilisesinin hangi gizlenen nedenle kurulduğunu merak ediyorsanız az sabredin.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1077</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Büyük Yalanlar: Papa Eftim ve Kilisede Bombalı Tehdit!</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/09/07/buyuk-yalanlar-papa-eftim-ve-kilisede-bombali-tehdit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Sep 2024 18:32:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[çerkes ethem]]></category>
		<category><![CDATA[chris selçuk erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[fener rum kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[ftani o ipnos]]></category>
		<category><![CDATA[istiklal harbinde türk ortodoksları]]></category>
		<category><![CDATA[kripto]]></category>
		<category><![CDATA[meletios]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[mütareke]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[prokobiyos]]></category>
		<category><![CDATA[Rum]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[teoman ergene]]></category>
		<category><![CDATA[turgut erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ortodoks Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[yalan tarih]]></category>
		<category><![CDATA[zeki erenerol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1070</guid>

					<description><![CDATA[Büyük Yalanlar: Papa Eftim ve Kilisede Bombalı Tehdit! “Öyle büyük bir yalan söyle ki kimse [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>Büyük Yalanlar: Papa Eftim ve Kilisede Bombalı Tehdit!</strong></p>



<p>“Öyle büyük bir yalan söyle ki kimse tartışmaya bile cesaret edemesin.”</p>



<p>Kesin bir kanıt olmasa da bu söz genellikle Nazi Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ile ilişkilendirilir. Ancak bu sözün Goebbels&#8217;e mi ait olduğu ya da Nazi döneminde başka bir figürden mi geldiği konusunda kesin bir kanıt yoktur.</p>



<p>Bu sözü Adolf Hitler&#8217;in kitabı “Mein Kampf”ta da (Kavgam) okuyoruz. Hitler, büyük yalanın etkisinden bahsediyor ve halkın büyük yalanlara küçüklerden daha kolay inandığını ileri sürüyor.</p>



<p>Konumuz ne Goebbels’tir ne de Hitler, konumuz kendi kilisesinde kendisini “Türk Ortodoks Patriği” ilan eden Papa Eftim’dir.</p>



<p>Okurken hepinizi şok edecek, sanki Mustafa Kemal söylemiş gibi ortaya atılan uydurma sözleri, Kemalist ve Türkçülük maskesiyle laik cumhuriyete vurulan sinsi darbeleri, kısaca doğru diye bildiğiniz tüm tarihi yalanların tek tek yıkıldığı ilk kez yayınlanan itirafların, belgelerin ilk yazısıyla&#8230;</p>



<p>Buyrun, başlıyoruz!</p>



<p>Senelerden beri hayalini kurduğunu iddia ettiği kilisenin kurulması için düzenlenen kongrede işler iyi gitmiyordu. Ümitlerinin ve ruhunun hırpalandığını, hayallerinin kırıldığını düşündü. Bütün geceyi kilisedeki odasında derin düşünceler içinde geçirdi.</p>



<p>Kaşlarını çattı, gözlerini karşısındaki duvara dikti ve karar verdi: Kendisi gibi Fener Kilisesi’nin maaşlı papazları olan Prokobiyos, Meletiyos ve Yervasiyos arasındaki ihtilafları bitiremezse el bombasını patlatacak ve böylece Fener Kilisesi de dört papazını birden kaybedecekti.</p>



<p>Papa Eftim, muhafızı Yakup’u çağırdı:</p>



<p>&#8211; İyi dinle beni Yakup. Bu gece çok önemli bir işe atılacağım. Kulakların daima kirişte ve sana seslendiğim zaman da gözlerin hep gözlerimde olsun.</p>



<p>(&#8230;) Hani sana odamda saklamak üzere birkaç bomba vermiştim ya&#8230; Onlardan birini şimdi getir bana&#8230; Birini de kendi yanına al.</p>



<p>Papa Eftim ve Yakup, Prokobiyos’un odasına doğru yola koyuldular. Prokobiyos kapıyı açmaya gönüllü olmasa da baskı ve tehdit karşısında kapıyı açtı. Eftim’in elindeki el bombalarını görünce benzi solan Prokobiyos, Papa Eftim’in “gazap püsküren bakışları” karşısında direncini yitirdi. Yervasiyos ve Meletiyos da Eftim’in isteği üzerine Prokobiyos’un odasına getirildi.</p>



<p>Böylece güya Prokobiyos, Meletiyos ve Yervasiyos gönüllü (!) bir şekilde aralarındaki ihtilafı çözüp Papa Eftim’in isteği üzerine öpüşüp koklaştılar.</p>



<p>Papa Eftim’in de resmi olarak bağlı olduğu Fener Kilisesi’nin papazları kongreye katılmak konusunda da pek gönüllüydüler (!).</p>



<p>El bombasını görmeden birkaç gün önce (Papa Eftim’in de yakın dostu olduğunu öğrendiğimiz ve vatana ihanetten idam edilen Keskinli Rıza’nın yakın arkadaşı olacak) jandarma kumandanını görmüşlerdi.</p>



<p>Papa Eftim’in Kayseri’de yapmayı planladığı kongreye katılmak istemeyen Prokobiyos geri dönüş yolunda Eftim’in devreye girmesiyle jandarma kumandanı tarafından karakola alınmıştı.</p>



<p>Jandarma kumandanının baskısından bunalan Prokobiyos nihayet Papa Eftim’den yardım isteyerek Kayseri’de yapılacak kongreye katılmayı kabul etmişti.</p>



<p>Ve kongreye güç bela katılan Konya Metropoliti Prokobiyos, Kayseri’deki Zincidere Manastırı’nda yapılan kongrede 21 Eylül 1922 tarihinde “Türk Ortodoksların Patrik Kaymakamı” seçildi.</p>



<p>Oysa daha önce ‘Bizim Davamız’ kitabından örnekler verdiğimiz bir mübadil olan Yunan milliyetçisi Kayserili Papa Neofitos, Prokobiyos ve etrafındakilerin tavrı hakkında aynen şunları yazmıştı:</p>



<p>“Üç despotlar sürülmüşler geldiler,</p>



<p>Hayli vakit Kayseri’de kaldılar.</p>



<p>Papa Eftim’e de cevap verdiler,</p>



<p>Türk Ortodoks’u olmayız deyu.”</p>



<p>Pekiyi, iddia edildiği gibi bu kiliseyi Ankara mı kurdu?</p>



<p>“Teoman Ergene” müstearıyla yazdığı “İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları” kitabında Papa Eftim aynen şu sözlerle kitaba giriş yapıyor (Yazım hataları kendisine aittir):</p>



<p>“Bu kitabı 11 Aralık 1950 tarihinde ‘Zaman-Akşam Postası’ gazetesinde tefrika etmiştim. O zamanlar bilhassa Athenegoras taraftarı hiristiyanlar, Türk ortodoksları Reisi Ruhanisi Papa Eftim’i Atatürk’ün aleti olarak vasıflandırdılar. Güya Papa Eftim, ortodoksluk mücadelesine Atatürk’e güvenerek ve onun direktiflerini yerine getirmek için atılmış.</p>



<p>Halbuki, hakikat hiçte böyle değildir. Daha Atatürk Anadoluya geçip mücadeleye başlamadan önce Papa Eftim mücadeleye atılmıştı. Bilhassa bunu burada bir daha belirtmek isterim.</p>



<p>Papa Eftim, bu mücadeleye, her hangi bir kimsenin tesiriyle veya teşvikiyle atılmamış, sadece Türklüğün olağan şerefini kurtarmak için atılmış bir zattır.” diyor.</p>



<p>Bu ön sözün son iki satırı ve Atatürk’ten önce milli mücadeleye başladığı iddiası hiçbir resmi kayıtta yer almadığı gibi tamamen hayal ürünüdür. Nitekim Ankara Hükümeti ne bir kilise ne de başkaca bir ibadethane kurma ihtiyacı hissetmemiş ve kurmamıştır. Gerçek şudur ki Papa Eftim’in kilise kurmasına yasaların emri gereği noterlik izin vermiştir. Herhangi bir dine ait ibadethane açma kuralı resmi olarak bugün de aynen geçerlidir.</p>



<p>Mustafa Kemal’in “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni kurduğu (1906) tarihte Papa Eftim’in ne yaptığını biliyor muyuz?</p>



<p>Mesela 1915 yılında Papa Eftim’in ya da asıl adıyla Pavlos Karahisaridis’in adıyla yayımlanmış bir makale ya da dergi, gazete var mıdır?</p>



<p>Müstear isimle yazdığı kitapta Papa Eftim 1918 öncesini hızlıca geçiyor:</p>



<p>1908’de Ankara’ya gidip babası gibi manifaturacılığa başlıyor. 1911’de evleniyor. 1912’de diyakoz oluyor, 1915’te I. Dünya Savaşı çıkmak üzereydi ki Eftim bir seçimle papaz olarak Akdağmadeni’ne gidince o dönem Osmanlı yönetiminde din adamlarını askerlikten muaf eden kanun gereğince askerlikten kurtuluyor.</p>



<p>Eftim (Pavlos Karahisaridis) bu tarihten sonra bir anda Mütareke Dönemi’ne geliyor.</p>



<p>Oysa bu tarihleri görmezden gelip bu kadar kolay geçemeyiz.</p>



<p>İlk olarak şunu belirteyim: Alexis Alexandris, Keskin’de bir yerel okulun yöneticisi olarak görev yapmış G. Pandelidis’le yapılmış bir mülakata atıfta bulunarak Papa Eftim’in Ftani o İpnos’un Ermenilerle Ortodoksların Türklere karşı ortak yayımladıkları beyannameye katkıda bulunduğunu belirtiyor.</p>



<p>Diğer bir nokta çok daha ilginçtir.</p>



<p>Papa Eftim’in 1915’te papaz olması hususunda kendisine yardım eden ve “Papa Yorgi” namını taşıyan Akdağmadeni’ndeki kuzeni Rum okul Yöneticisi de olan Pandelis Karahisaridis’ti.</p>



<p>Eftim’in kuzeni Pandelis, Milli Mücadele’de “Pontusçuluk” hareketlerine katıldığı için İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanıp idama mahkum edilen ve Papa Eftim’in de üstüne şüphelerin çekilmesine neden olan kişidir.</p>



<p>Papa Eftim çıkardığı “Anadolu’da Ortodoksluk Sadası” isimli yayında bu konuyu anlatır:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="889" height="435" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/pontuscu-papa-eftim-1.jpeg" alt="" class="wp-image-1072" style="width:687px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/pontuscu-papa-eftim-1.jpeg 889w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/pontuscu-papa-eftim-1-300x147.jpeg 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/pontuscu-papa-eftim-1-768x376.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 889px) 100vw, 889px" /></figure>



<p>Onun yardımıyla papaz olmuş ve askerlikten de muaf tutulmuştu ama Eftim’e göre bu kuzeni Fener tarafından kandırılmıştı.</p>



<p>Askerlikten muaf olmasına yardım eden sadece kuzeni Pandelis değildi. Bu muafiyette aile dostu Bahri Bey de yardımcı olmuştu.</p>



<p>Peki Bahri Bey kimdir?</p>



<p>Akdağmadeni doğumlu Yusuf Bahri Bey, İstanbul’un işgal edilmesiyle beraber Ankara saflarına katıldı. 1925’te hükümeti yıkmak istediği iddiasıyla suçlanıp İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmıştır.</p>



<p>Papa Eftim’in kuzeni ve Yusuf Bahri Bey gibi yolu İstiklal Mahkemesi’ne düşen iki dostu daha vardı.</p>



<p>Bunlardan biri Çerkez Ethem, öteki Keskinli Rıza’ydı.</p>



<p>FETÖ’ye övgüler düzen, Menzil’e otobüs kaldıran Namık Kemal Zeybek’in danışmanlığını yapan ve Türk Ortodoks Kilisesi Basın Sözcüsü olduğunu söyleyen Chris Selçuk Erenerol ve Sevgi Erenerol’un söylemlerine göre, Mustafa Kemal ile Papa Eftim’i tanıştıran kişi, kapı komşuları olduğunu iddia ettikleri Çerkez Ethem’di.</p>



<p>Bu iddia şimdilerde dönüp dolaşıp Keskinli Rıza’ya geldi. Kendisini basın sözcüsü olarak tanıtan Chris Selçuk Erenerol katıldığı bir programda “Dedemi Mustafa Kemal’le Keskinli Rıza tanıştırdı.” dedi.</p>



<p>Çerkez Ethem’in nasıl bir hain olduğunu anlatmaya gerek yok. Keskinli Rıza ise İstiklal Mahkemelerinde yargılandı. Suçu, Şeyh Sait’in isyanına doğrudan veya müdahale etmeyerek dolaylı yoldan destek vermekti.</p>



<p>Papa Eftim ile ilgili olumlu bir şey okumak isteyen varsa iki ciddi (!) referans vereyim: Biri, Atatürk’e güya Papa Eftim için “Benden daha Türk’tür.” dedirten veya böyle yazması sağlanan Ümit Doğan, öteki ise Kadir Mısıroğlu’dur.</p>



<p>Papa Eftim’in tam da savaş döneminde Pontusçu kuzeni tarafından papaz seçilerek askerlikten muaf olmasını rastlantı olarak görebilirsiniz.</p>



<p>Ancak Papa Eftim’in oğlu Turgut (Yorgo) Erenerol’un “diyakozluk” bahanesiyle laik cumhuriyet ilkelerini hiçe sayarak askerlikten muaf edilmesini istediği, hükümete ve cumhuriyeti kuranlara kafa tutarcasına üst perdeden, kibirli bir tutumla hükümler vererek yazdığı dilekçesini okuyunca siz de “Tesadüf diye bir şey yoktur.” diyeceksiniz.</p>



<p>Belgenin orijinalini aşağıda bulacaksınız. Belgede yer alan metni daha rahat okuyabilmeniz için ayrıca (noktasına bile dokunmadan) yazıya aktardım.</p>



<p>Öncesinde birkaç şeyi belirtelim.</p>



<p>Mustafa Kemal’in söylediği iddia edilen “Papa Eftim bir ordu kadar hizmet etti.” sözleri modern makalelerde Hikmet Yavuz Ercan’a dayandırılır. Hikmet Yavuz Ercan, Ali Karakurt’u referans gösterir. Karakurt’un “Fener Patrikhanesi’nin İç Yüzü” başlıklı çalışmasında bu söze referans verilmez ve yayım tarihi 1955’tir.</p>



<p>Papa Eftim’in “Teoman Ergene” müstear ismiyle yazıp kendi kendisinden sıklıkla “zeki, kurnaz ve kahraman” olarak bahsettiği kitabının yayımlanma tarihi ise 1951’dir. Anlaşılacağı üzere bahsi geçen sözün kaynağı da bizzat kendisidir. Yani kendi tarihini kendisi oluşturmuş ve o günden sonra araştırmacı akademisyenlerin, yazarların büyük kısmı kopyala yapıştır yaparak bu uydurulmuş tarihi gerçekmiş gibi yayımlamışlardır.</p>



<p>Oysa ki bu yakıştırmalar ve uydurma tarih Mustafa Kemal Atatürk’e, Milli Mücadele kahramanlarına, cumhuriyete ve laiklik ilkesine yönelik kabul edilemez büyük bir hakarettir.</p>



<p>Atatürk’ün din ve devlet işlerinin ayrılığına dair temel anlayışını ve herkesin ülkenin savunması için aynı sorumluluğu paylaşması gerektiğini kavrayamamış olan Papa Eftim’in “Başka kimsem yok, diyakozluk (Papaz yardımcısı- Hizmetçi) görevindedir.” mazeretiyle askere göndermek istemediği ve 1934’te Yorgo olan ismini Turgut Erenerol olarak değiştirdiği oğlu 1955’te ABD’ye giderek eğitim için 5 yıl orada kalmıştır.</p>



<p>O dönem Sovyetler Birliği&#8217;nin Türkiye Büyükelçisi Semyon Aralov’un anılarında Mustafa Kemal Atatürk’ün bir medresede imamla yaşadığı bir anekdotu aktararak Papa Eftim’in dilekçesinin ne anlama geldiğini sizlerin değerlendirmesine bırakacağım.</p>



<p>İmam, Mustafa Kemal Atatürk’e öğrencilerinin askerlikten muaf tutulması gerektiğini söyler ve medresede dini eğitim alan bu gençlerin orduya gitmek yerine, dini ilimlerle meşgul olmalarının daha faydalı olduğunu savunur. Bunun üzerine Mustafa Kemal, yüksek bir ses tonuyla net ve keskin bir yanıt verir:</p>



<p>“Efendi, memleket elden giderken, milletin evlatları cephede can verirken, sizin öğrencilerinizin neden bundan muaf tutulması gerektiğini anlayamıyorum. Herkes bu vatanın evladıdır ve vatanı korumak hepimizin görevidir. Bu yetişkin gençlerimizi burada besiye çekmiş gibi tutmak bu millete de dine de ve bu gençlere de ihanettir. Vakti gelen herkes vatani görevini türlü mazeretlerin ardına sığınmadan yerine getirecektir.”</p>



<p>Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün, laiklik ilkesine olan bağlılığını, eğitimin evrenselliğine ve her vatandaşın vatan savunmasındaki eşit sorumluluğuna olan inancını yansıtan bu cevabından sonra şimdi de “Bu ülkeye bir ordu kadar hizmet etmiştir.” yakıştırmasıyla anılan Papa Eftim’in Bakanlar Kuruluna yazdığı dilekçeyi okuyun ve siz yorumlayın. Bakalım ne görecek, ne düşüneceksiniz!</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="808" height="1024" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/dilekce-askerlik-808x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-1073" style="width:571px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/dilekce-askerlik-808x1024.jpeg 808w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/dilekce-askerlik-237x300.jpeg 237w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/dilekce-askerlik-768x974.jpeg 768w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/dilekce-askerlik-1212x1536.jpeg 1212w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/dilekce-askerlik.jpeg 1262w" sizes="auto, (max-width: 808px) 100vw, 808px" /></figure>



<p>“Bakanlar Kurulu Başkanlığı Yüce katına,</p>



<p>Dilekçemdir.</p>



<p>Asla dinsel değil, yalnız ulusal ideal ile kurulan Kilisemizde, Diyakosluk işyar ödevini, ulusak idealı uğruna yüklenerek, beş yıldan beri yapan, oğlum Durğut, şubatın yirmi beşinde, hazırlık kıddasına askere sevk edilmesi kararlaştırılmıştır. Askerlik, bir yurtaşın, ulusal ve yurtsal borcu olduğuna göre, oğlum Durğutun, bu ödevi beş yıldan beri yaptığının ve hayatının sonuna kadar da yapacağının, takdir buyurulmasını, görmek dileğinde bulunmamda, kendimi haklı görüyorum. Aksi takdirde, kurduğum ulusal kurulun ve gördüğüm ulusal ödevin, Milli Hükümetimiz tarafından takdir edilmediğine hükmederek acı duyarım. Milli savaşın başlangıcından beri, yaptığım milli savaşın ve kurduğum ulusal bu kurumun, önemini, inceliğini, siyasal ve ulusal vasfını, büyüklerimiz kavramamış, kanaatını taşımağa, asla tahammül edemem. Çünkü; Türk Büyüklerimin, “Biz bu ruhsel sıfatı, Etniki meğali idea için taşıyoruz”, diyen, Fenerin papazlarından da, küçük düşüneceklerini, kabul edemem. Venizelosun, sırf benim milli davamı çürütmek için, Anatolu Türk Hristiyanlarını, mübadele etmek istediğini ve bunu her nasılsa başardığını, hiç olmazsa, son takikata olsun, Türk Büyüklerimin takdir ettiğini ve ulusal bu kurumumun korunması gerektiğinde, onun yok edilmiş müridlerinin zahiri dinsel kıyafetine de, bürünmekten çekinmiyecelerini, onu milli bir borc bileceklerini, görmek isterdim. Çünkü, her şeyden önce, milli olan Türk Hükümeti, her başarısını, milli idealına bağlı ve sadık kalmasına, borclu bulunduğuna, takdir ettiğine kaniyim. İmdi, oğlumun askerde görmesi gereken, öncül öğretimi, Üniversitete, kamplarda tam olarak görmüş ve “Tanrı korusun”, şayet Türk milleti bir harbla karşılaşırsa, değil kendisi, altmış yaşını geçen babası ile ve bütün kurumu ile, kendisine ve ulusal kurumuna düşen, ulusal ve yurtsal ödevi, her kesi şaşırtacak tarzda göreceğine, Büyüklerimiz asla şüphe edemez. İşte bu inan ve ümitle ve Türkiye Cumhuriyet Hükümetinin bütün kanunları, ulusal asığa göre, yorulmaları gerektiğine inanarak, askerlik kanunun da, taptama (?) eden, adı üstünde, Milli Savunma Bakanlığı, bunu, oğlum Turğut hakkında, milli savunma ödevine göre yoracağına hükmettim ve bu dileğimi adı geçen Bakanlığa yaptım. Bakanlık dileğimi, genel gözle inceledi ve pek tabiği olarak, onu kanunsuz bulduğunu bildirdi. Bunun için, bu hususta, Bakanlar kurulu Başkanlığına, baş vurmak zorunda kaldım. Ulusal bu örgümde, oğlumun bu ödevini yapacak, başka kimsem bulunmadığından, onun ve emsalının, ulusal kurumumuza bırakılması hususunda, Bakanlar Kurulunun karar vermesini, derin sayğımla dilerim.</p>



<p>Bağınsız Türk Ortodoks Kilisesi</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Başepiskoposu</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Papa Eftim Erenerol”.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Son sözü Manisa Alaşehir’de kaymakam iken Milli Mücadele’de “Akıncılar” müfrezesine liderlik yapan, Yunan işgal kuvvetlerine karşı vurkaç taktiğiyle büyük kayıplar verdiren ve Batı Anadolu&#8217;da Türk halkının bağımsızlık mücadelesine büyük katkıda bulunan İbrahim Ethem Bey’in Milli Mücadele’de görev alanlara yönelik söylediği sözleriyle bitiriyorum:</p>



<p>“Mücadele bitti. Bundan sonra ‘Ben zeybeğim, ben vatan kahramanıyım&#8230;’ gibi sözler diyerek kendinizi halkın karşısında üstün gösterecek söz ve hareketlerde bulunmayacaksınız. Milli vazifenizi yerine getirmenin hazzı ve onuruyla yetineceksiniz.”</p>



<p>Şahsi mücadeleyi Milli Mücadele’de yer almış gibi anlatanların karanlık yüzlerini belgelerle aydınlatmaya devam edeceğiz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1070</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Lozan&#8217;ın Gölgesinde: Ortodoks Kiliselerinin Gizlenen Yüzü</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/09/01/lozanin-golgesinde-ortodoks-kiliselerinin-gizlenen-yuzu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Sep 2024 13:45:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[chris selçuk erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[dinci]]></category>
		<category><![CDATA[fener rum kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[hz. isa]]></category>
		<category><![CDATA[incil]]></category>
		<category><![CDATA[işgal]]></category>
		<category><![CDATA[kızılhaç]]></category>
		<category><![CDATA[kripto]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[mübadele]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[patrik]]></category>
		<category><![CDATA[Rum cemiyetleri]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ortodoks Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[yahya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1066</guid>

					<description><![CDATA[Lozan&#8217;ın Gölgesinde: Ortodoks Kiliselerinin Gizlenen Yüzü İncillerin hiçbirinde Hz. İsa’nın çocukluk dönemi asla yer almaz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>Lozan&#8217;ın Gölgesinde: Ortodoks Kiliselerinin Gizlenen Yüzü</strong></p>



<p><strong>İncillerin hiçbirinde Hz. İsa’nın çocukluk dönemi asla yer almaz</strong> ve sanki Hz. İsa, Yahya ile karşılaşmış, görevi ondan devraldıktan sonra birdenbire Galile’de ortaya çıkmış gibi anlatılır.</p>



<p>İşte bundan sonrası için <strong>papazlar kendilerine her türlü yolu açacak hikayeler uydurmuş</strong> ve o yoldan devam etmişlerdir.</p>



<p>Kulaktan kulağa yayılan bu hikayeleri afaroz edilme korkusuyla hiçkimse tartışmaya veya sorgulamaya cesaret edememiştir. <strong>Tartışmaya kalkışanlara din tutkalıyla yapıştırılacak etiketler öyle çoktur ki bunu kimse göze alamamıştır</strong>.</p>



<p>İnsanlık varolduğundan beri dincilerden çektiğini hiç kimseden çekmemiştir insanoğlu. <strong>Onlarda kurnazlık, hikâye ve iftira tükenmez bir sermayedir</strong>. Öyle ki bu gözü dönmüş dinciler, “<strong>Bugünden sonra ibadethanelerde ticareti yasaklıyorum. Çünkü bu Tanrı inancını zayıflatıyor.</strong>” diyen Hz. İsa’yı çarmıha gerdiler ve buna da güzel, duygusal bir hikâye uydurup yollarına devam ettiler.</p>



<p>Konumuz İsa’nın hayatı değil ama oradan yola çıkarak, <strong>aynı yöntemleri kullanıp günümüzde ibadethaneleri elinde bulunduran dincilerin kişisel çıkarlar veya ihanet planlarında kendilerini gizlemek için hangi maskeleri nasıl kullandıklarını konuşacağız.</strong></p>



<p>Bu yazı, bir sonraki yazımızda “<strong>Papa Eftim bu ülkeye bir ordu kadar hizmet etmiştir.</strong>” hikâyesini yazanların ve Mustafa Kemal’in emriyle kurulduğu iddia edilen ve tek bir cemaati olmayan (<strong>Ortodoks Türkler değil!</strong>) Türk Ortodoks Kilisesi ile ihanet yuvası Fener Kilisesinin akıl dışı icraatlarına yönelik ilk kez yayınlanacak şok edici “<strong>belgelerle ifşalarının</strong>” ön yazısı olarak düşünün ve öyle okuyun lütfen.</p>



<p>Sözü daha fazla uzatmadan başlayalım!</p>



<p>İsa’dan 325 yıl sonra toplanan İznik Konsili; <strong>İskenderiye, Antakya, Roma kiliselerinin ekümenik olmasına karar verdiğinde İstanbul Kilisesi, Ereğli metropolitine bağlı sıradan bir psikoposluktu.</strong></p>



<p><strong>İstanbul (Fener) Kilisesi apostolik değildi</strong>, yani bir havari tarafından kurulmamıştı.</p>



<p><strong>Doğu Roma ve Batı Roma arasındaki ayrılık derinleşirken dini kullanmanın dayanılmaz hafifliğini yaşayan</strong> İstanbul’daki imparatorlar daha da dindarlaşmaya başladılar. 1.Theodosius, İstanbul’daki kilisenin gücünü artırırken Markianus zamanında kilisenin manevi konumuna dair dayatmalar arttı.</p>



<p>İstanbul Kilisesi’nin manevi konumuyla ilgili dayatmaları kabul etmeyen kiliseler vardı. Bunları ikna etmek için hemen bir rüya uyduruldu ve <strong>kilisenin Havari Andrew tarafından kurulduğu yalanını yaydılar</strong>.</p>



<p><strong>Fener Kilisesinin kabarık bir sabıkası vardır</strong>.</p>



<p>Daha önce de yazdığım “<strong>plebs sancta</strong>” (kutsanmış köleler) isimli oluşumun reisi Cerilarius, aynı zamanda Fener papazıydı. Kutsanmış köleleri ise k<strong>abadayılardan, uğursuzlardan oluşuyordu</strong>. İstanbul’u yakıp sonra da alevleri söndürme taktiği Fehim Paşa’dan çok öncelere dayanıyordu yani.</p>



<p><strong>Fener papazlarının gözlerine kestirdiklerinin peşlerine çapulcu takıp orayı burayı basma, kiliselere el koyma huyları hiç değişmiyordu</strong>.</p>



<p>Siyasetin dibine vuran Kilise, kısa zamanda <strong>toprak ağası</strong> oluverdi. Bir yandan Doğu Roma’nın günden güne küçülmesine neden olurken diğer yandan sahte ekümeniklik iddiasını kabul ettirebilmek için eski Roma topraklarında bolca kan döktü.</p>



<p><strong>1453 yılında İstanbul fethedildiği zaman Fener’in zorbalığı altında ezilen Rumlar, aynı kilisenin yürüttüğü sinsi faaliyetlerle Türk devletine karşı kışkırtıldılar</strong>.</p>



<p>Fener Rum Kilisesi tarafından birbiri ardınca terör örgütleri kuruldu.</p>



<p>Osmanlı topraklarında kurulan <strong>Etniki Eterya</strong>’yı <strong>Mavri Mira</strong> takip etti. Etniki Eterya “<strong>ulusal cemiyet</strong>” anlamına gelirken “Mavri Mira” da “<strong>kara kader</strong>” anlamını taşıyordu.</p>



<p>Mavri Mira görünüşte göçmenlere yardım kurumuydu. Ancak kurumdaki Rumların göçmenlere yardım anlayışı farklıydı. Özellikle 20 yaş üstü göçmenlerin silahlı eğitim talebi olmalıydı ki eğitimler de bu yönde veriliyordu.</p>



<p>Kurtuluş Savaşı başladığında da,</p>



<p><strong>Rum Müdafaa-i Milliye Cemiyeti,</strong></p>



<p><strong>Rum Trakya Cemiyeti,</strong></p>



<p><strong>Rum İzcilik Teşkilatı,</strong></p>



<p><strong>Rum Muhacirin Cemiyeti,</strong></p>



<p><strong>Rum Tüccar Cemiyeti,</strong></p>



<p><strong>Rum Edebi Cemiyeti,</strong></p>



<p><strong>Rum Matbuat Cemiyeti,</strong></p>



<p><strong>Rum Küçük Asya Cemiyeti hep Fener Kilisesine bağlı çalışıyordu.</strong></p>



<p>Bunlar Türkiye’de suikastler, bombalı eylemler, katliamlar gerçekleştirdi.</p>



<p>Fener’e bağlı olarak çalışan bir diğer cemiyet <strong>Pontus</strong>’tu. Pontus Cemiyeti, <strong>Yunanistan’ın Anadolu işgalinin başarısız olması ihtimaline karşı kuruldu</strong>. Pontusçuların görevlerinden biri, Türk ordusuna cephe gerisinden saldırmaktı.</p>



<p>Mavri Mira’nın Anadolu içlerinde yaptığı katliamlar <strong>Kızılhaç raporlarına yansımıştı</strong>. Kadın, çocuk veya genç, yaşlı demeden birçok Türk işkenceye ve tecavüze maruz kaldı; birçok Türk vahşice katledildi.</p>



<p>Mavri Mira’nın elebaşılarından birinin bakkal olduğu bilinen ancak Yunan kurmay subaylarından olduğu iddia edilen <strong>Todori</strong> isimli bir terörist olduğu da açığa çıkmıştı.</p>



<p>Fener Kilisesinin Yunanistan işgaline verdiği destek, Anadolu’da yürüttüğü haince faaliyetler <strong>Anadolu içlerinde yaşayan Ortodoks Rumların da misilleme korkusu yaşayarak kendilerini tehlikede hissetmelerine neden oluyordu</strong>.</p>



<p>Tabii en önemlisi ise Lozan görüşmelerinde “<strong>mübadele</strong>” ile Türkiye’de bulunan azınlık Rumların Yunanistan’a gönderilecekleri düşüncesi <strong>tüm işbirlikçi Rumları</strong> büyük endişeye sokmuştu.</p>



<p>İstanbul’da yaşayanlar hariç tutuldu ve Rum Ortodokslar bir parça rahatladılar.</p>



<p><strong>İşte o sırada Anadolu’da bulunan Papa Eftim de Kayseri’den İstanbul’a taşınıp mübadeleden kurtuldu</strong>.</p>



<p><strong>1923 yılına kadar Fener Kilisesinin maaşlı papazı olan Papa Eftim’in torunları bugün bile Mustafa Kemal’in Lozan’da alınan mübadele kararına karşı FETÖ’cülerle aynı dili kullanmaya ve onların yayın organlarında anti söylemlerle kara propaganda yapmaya devam ediyorlar.</strong></p>



<p>Mübadeleden ötürü Mustafa Kemal Atatürk’e türlü iftiralarda bulunanların inşa ettikleri <strong>yalan tarih</strong> de bu dönemde yazılmaya başlandı.</p>



<p><strong>Tıpkı Hz. İsa’nın çocukluğunu yazmayan inciller gibi</strong>!</p>



<p>Gelecek yazılarımızda uydurulmuş bu tarihi şok edici “<strong>BELGELERLE</strong>” yıkacağız.</p>



<p><strong>Bildiklerinizin bir yalan olduğunu ve gerçekleri resmi belgelerden öğrenmeye hazır mısınız</strong>?</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1066</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
