<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>tarih &#8211; Demir Yolcu</title>
	<atom:link href="https://demiryolculuk.com/tag/tarih/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<description> Dünyayı elinde tutan, onu anlayış ile tuttu; halka hükmeden, bu işi bilgi ile yaptı. (Kutadgu Bilig)</description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Mar 2026 17:25:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/03/cropped-LOGOSp-1-32x32.png</url>
	<title>tarih &#8211; Demir Yolcu</title>
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">203450429</site>	<item>
		<title>Endülüs&#8217;ten İran&#8217;a</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/03/06/endulusten-irana/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 17:25:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[altın çağ]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[ispanya]]></category>
		<category><![CDATA[mista'arven]]></category>
		<category><![CDATA[reconquista]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1385</guid>

					<description><![CDATA[Endülüs&#8217;ten İran&#8217;a Yahudilerin tarihlerinde “Altın Çağ” olarak adlandırdıkları bir dönem vardır. Endülüs Emevileri zamanında Araplarla [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Endülüs&#8217;ten İran&#8217;a</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yahudilerin tarihlerinde “Altın Çağ” olarak adlandırdıkları bir dönem vardır. Endülüs Emevileri zamanında Araplarla iç içe yaşayan Yahudiler o zamanları böyle adlandırdılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">800 yıllık bir sürecin ardından “Reconquista” (Yeniden Fetih) tamamlanınca Elhamra Sarayı’nda Isabel ve Ferdinand tarafından imzalanan fermanla Yahudilerin ülkeyi terk etmesine karar verildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıl 1492’ydi ve İspanya’dan çıkarılan Yahudilerin bir bölümü Osmanlı topraklarına geldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Esasında Müslümanların yönettiği bir coğrafyadan yine Müslümanların yönettiği bir coğrafyaya geliyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elhamra Fermanı sonrasında İspanya’da ve Avrupa’nın pek çok yerinde baskıların şiddeti arttı. Aslında uzun yıllar boyunca kripto Yahudiliğin tarihi Avrupa’da daha güçlüydü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki İspanya’nın bugünkü tavrında bir nebze geçmişi de hatırlamak yararlı olabilir bu nedenle.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öncelikle şu soruyu sormalıyız: Yahudilerin Osmanlı topraklarına gelişi sadece hoşgörü nedeniyle midir? Siyasi ve ticari nedenleri var mıdır?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette siyasi ve ticari nedenleri vardır ve Osmanlı; birçok yerde akrabası bulunan, ticari bağlantıları, ticari zekası ve haber alma ağı güçlü Yahudileri uzun süre kabul etmiştir. 18. yy.dan itibaren Avrupa’nın da bunu yapmaya başladığını, revizyonist siyonizmle birlikte bu ideolojiye bağlı Yahudilerin Avrupa’yla -özellikle İngiltere’yle- eski defterleri zaman içinde kapattığını görürüz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine aynı yüzyıl içinde Selanik’teki Yahudiler ve dönmeler, Osmanlı aydınlanmasında önemli bir yer tutmaktaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yahudilerin Müslümanlar arasında uzun yüzyıllar boyunca yaşamasını sadece bu nedenlere mi bağlamalıyız?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, ezbercilik olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlahiyatçıların “İsrailiyat” adını verdiği kavramı göz önünde bulundurmak zorundayız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İran’ın ve diğer Müslüman ülkelerin bugünkü durumunu anlamak için de İsrailiyat’ı gözden kaçırmamalıyız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yahudiler, fenotip olarak da inanç olarak da Müslümanların arasında rahatlıkla kamufle olabiliyorlar ve bu durum birkaç uyduruk hikâye haricinde ısrarla gözden kaçırılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha önce yazdığımız İsrail’in “mista’arven” birlikleri hakkındaki yazıyı da okumanızı tavsiye ederiz. Bu birim; Araplara çok benzeyen, onların arasında uzun süre yaşadığı için Arap dilini ve kültürünü bilen Yahudilerden oluşur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de MOSSAD’a çalıştığı için tutuklanan Arap ajanlara dair haberlere biraz da böyle bakmalıyız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her sakallı dedemiz olmadığı gibi her Allah diyen de Müslüman olmuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çok net bir gerçek vardır: İran, İran’ı yöneten veya yönettiğini zannedenlerin farkına varamadığı bir seviyede siyonist bir devlettir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Irak çok kısa sürede düştüğünde Saddam hemen yakalanmadı. Libya karıştığında Kaddafi hemen bulunamadı. Büyük bir terör eyleminin faili ilan edilen Usame Bin Laden hemen öldürülmedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak İsrail’le daima gerginlik içinde olduğunu gördüğümüz bir devletin tüm liderleri, savaş ilanını herkes duymadan öldürülüveriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birtakım generallerin MOSSAD ajanı olduğu ve asılacağı konuşuluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durumda şunu düşünebiliriz: Savaşın sonucu ne olursa olsun İran rejimi son günlerindedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son olarak tekrar İspanya’ya gelirsek&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İspanya’nın başında Sosyalist bir lider var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">David Ben Gurion’un daha İsrail’in kuruluş yıllarında anti-Sovyet olduğunu, Filistin’de kurulan ilk kurtuluş örgütlerinin Sosyalist hatta laik olduklarını biliyoruz. George Habaş gibi isimler Müslüman bile değildi, Rum Ortodoks’tu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İspanya’nın tarihinde “Reconquista”, Yahudilerin tarihindeki “Altın Çağı” bitiriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine İspanya, ABD’nin isteklerine açıkça karşı çıkıyor; kan emici siyonist çeteyi, pedofil siyasetçilerin kanlı oyununu desteklemiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İspanya’nın tavrının, ülkesinde vahşi kapitalizmi kuranlara ve neoliberallerin İslamcılarına ibret olması gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaş, siz ne kadar ayrıntılı planlar yaparsanız yapın hep kendi yolundan gider. Savaşın kestirilebilir sonuçları olduğu gibi kestirilemeyen sonuçları da vardır. Sosyal medyanın etkileşim çılgınları meseleyi tamamen mizaha vurarak meselenin ciddiyetinden uzaklaşsa da İspanya’ya duyulan sempatinin artması birçoklarına çok şey anlatmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de “İsrailiyat” kavramının, “mista’arven”in ne olduğunun iyi anlatılması gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aksi takdirde insan aklı gece gündüz İslami nutuklar atanların perde arkasında ne olduğu gerçeğini kabul edemeyebilir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1385</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Papa Eftim Efsanesinin Otopsisi</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2025/12/26/papa-eftim-efsanesinin-otopsisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 09:17:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[fener kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[mezarlık]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[Rum]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1353</guid>

					<description><![CDATA[Papa Eftim Efsanesinin Otopsisi Sahte Tarihin Rum Mezarlığındaki Sonu ve Devlet Adına Pazarlanan bir Hafıza [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Papa Eftim Efsanesinin Otopsisi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sahte Tarihin Rum Mezarlığındaki Sonu ve Devlet Adına Pazarlanan bir Hafıza Tahrifatı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yazı bir mezar yazısı değildir.<br>Bu yazı bir aileye saldırı da değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yazı; <strong>anayasal laikliğe aykırı biçimde</strong> kamusal alanda üretilmiş ve yıllarca korunmuş<br><strong>bir tarih suistimalinin</strong> kayda geçirilmesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve evet, bu kayıt bazılarını rahatsız edecektir.<br>Çünkü bu metin bir iddiayı değil, <strong>artık savunulamaz hale gelmiş bir anlatının sonunu ilan eder</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Devletin Gölgesinde Oynanan Tiyatro: Kullanışlı Düşmanlık</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Papa Eftim ve ailesi yıllardır kendini şu pozisyona yerleştirdi:<br>“Türk’ten daha Türk”,<br>“Fener’e karşı milli set”,<br>“Devletin yanında duran kilise”.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu söylem uzun süre iş gördü.<br>Çünkü Fener Rum Patrikhanesinin tarihsel ve siyasal bagajı ağır kirlidir.<br>Ve bu ağırlık, <strong>sahte bir karşıt figür</strong> üzerinden perdelemeye çok uygundur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama bugün artık şu netleşmiştir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Papa Eftim anlatısı, Fener’le gerçek bir hesaplaşma üretmedi. Sadece meseleyi kişiselleştirerek <strong>bulanıklaştırdı</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçek sorunlar konuşulmadı.<br>Yapısal imtiyazlar tartışılmadı.<br>Mülkiyet, temsil ve laiklik başlıkları <strong>bilinçli biçimde ertelendi</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun yerine ne yapıldı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kişi, bir aile ve bir mezar üzerinden “milli refleks” üretildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Türk oğlu Türk’üz Diyen Diller, Bedeni Rum’a Teslim Eden Eller</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Papa Eftim’in mezarının Rum Ortodoks Mezarlığı’nda bulunması, tek başına ele alındığında “kişisel tercih” denilerek geçiştirilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama mesele burada bitmiyor.<br>Çünkü bu bir istisna değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Papa Eftim’le birlikte, ailesinden vefat eden çocuklar da <strong>aynı Rum Ortodoks Mezarlığı’na defnedilmiştir</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üstelik bu definler;</p>



<p class="wp-block-paragraph">• kendiliğinden olmamış,<br>• idari süreçler işletilmiş,<br>• devlet makamlarından açıkça izin ve destek talep edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu noktadan sonra artık şunu söylemek zorundayız:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, bireysel bir tercih değil <strong>süreklilik arz eden ailesel bir kimlik inşasıdır</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bu tercih, kamuoyuna anlatılan “kopuş”, “ayrılık” ve “alternatif cemaat” söylemiyle asla <strong>örtüşmüyor</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toprak yalan söylemez.<br>İnsan söyler.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="200" height="356" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-05-02-145204.png" alt="" class="wp-image-1355" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-05-02-145204.png 200w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-05-02-145204-169x300.png 169w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="268" height="566" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-04-24-115119.png" alt="" class="wp-image-1354" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-04-24-115119.png 268w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-04-24-115119-142x300.png 142w" sizes="(max-width: 268px) 100vw, 268px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="374" height="454" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-05-12-092519-2.png" alt="" class="wp-image-1362" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-05-12-092519-2.png 374w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-05-12-092519-2-247x300.png 247w" sizes="(max-width: 374px) 100vw, 374px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="179" height="569" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-05-12-092657-4.png" alt="" class="wp-image-1363" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-05-12-092657-4.png 179w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-05-12-092657-4-94x300.png 94w" sizes="auto, (max-width: 179px) 100vw, 179px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Cemaatsiz Patrik, Topraksız Kilise</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ezber cevap bellidir: “Mezarlık dini gelenektir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet.<br><strong>Ama hangi geleneğin?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer Papa Eftim ve ailesi gerçekten;</p>



<p class="wp-block-paragraph">• Fener’le bağını koparmış,<br>• Rum Ortodoksluğunu reddetmiş,<br>• “Türk Ortodoksluğu” adıyla ayrı ve yaşayan bir cemaat kurmuş olsaydı, en azından şu olurdu:</p>



<p class="wp-block-paragraph">• o anlatının bir mezarlığı,<br>• bir defin alanı,<br>• sembolik de olsa bir toprağı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bunlar varmı? Yok.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü ortada yaşayan bir inanç sistemi yok, <strong>siyasi ihtiyaçlara göre dolaşıma sokulmuş bir söylem var</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve toprak, duruma göre politik anlatılara biat etmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ata’nın İmzasıyla Sahte Çek Yazmak: Nutuk’ta Olmayan Cümle</strong>!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Papa Eftim’in mezar taşında yer alan ve Mustafa Kemal Atatürk’e atfedilen “<em>Bu memlekete bir ordu kadar hizmet etmiştir</em>” cümlesi;</p>



<p class="wp-block-paragraph">• Nutuk’ta yok,<br>• TBMM zabıtlarında yok,<br>• Resmi arşivlerde yok.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu söz, yalnızca <strong>aile anlatılarında</strong> var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bu sözün bir mezar taşına kazınması, masum bir övgü değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, Atatürk’ün adını ve Türk devletini belgesiz bir hikâyeye açık çek gibi <strong>kefil yapmaktır</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kamusal alanda sergilenen bir mezar taşı, özel bir hatıra değildir.<br>Okunur. Tekrar edilir.<br>Sessizce “doğru” kabul edilir.<br>İşte milli hafıza tam da böyle tahrif edilir ve sahte bir tarih yaratılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Miras Yedi Torunların Denetimsiz Saltanatı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu anlatı geçmişte kalmış değil.<br>Bugün torunlar üzerinden <strong>güncellenmektedir</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Papa Eftim’in torunları;</p>



<p class="wp-block-paragraph">• kilise temsilcisi sıfatıyla,<br>• dini kimlik adına,<br>• siyasal içerikli açıklamalar yapıyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir yandan “Türk Ortodoks” mirasıyla milli dile yaslanılırken diğer yandan Rum Ortodoks geleneğinin uluslararası söylemi kullanılıyor (Papa Eftim’in Athenagoras’a, “cihan (ekümenik) patriği” övgüleri dizdiğini unutmayın.).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="425" height="638" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-05-02-153137.png" alt="" class="wp-image-1364" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-05-02-153137.png 425w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-05-02-153137-200x300.png 200w" sizes="auto, (max-width: 425px) 100vw, 425px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="184" height="702" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-05-12-085926.png" alt="" class="wp-image-1365" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-05-12-085926.png 184w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2025/12/Ekran-goruntusu-2025-05-12-085926-79x300.png 79w" sizes="auto, (max-width: 184px) 100vw, 184px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bir kültürel çoğulluk değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu; <strong>denetlenmeyen, muğlak ve çift yönlü bir temsil iddiasıdır</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve tam da bu yüzden anayasal bir meseledir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Cübbeli Siyasetin Dokunulmazlığı: Laiklik Anıtkabirde mi Kaldı?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mustafa Kemal’in laiklik anlayışı bir yorum değildir.<br>1924’ten 1937’ye uzanan açık ve yazılı bir kurucu devrimlerin tercihtir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tercih şunu söyler:</p>



<p class="wp-block-paragraph">• Dini cemaatler siyasal temsil makamı değildir.<br>• Hiçbir inanç grubu “milli irade” adına konuşamaz.<br>• Devlet, dini figürler üzerinden meşruiyet üretmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün kilise temsilcisi sıfatıyla siyasal konuşmalar yapılabiliyorsa burada sorun “kim konuştu” değil,<br>konuşanların <strong>neden durdurulmadığıdır</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sadakat Değil, Araçsallaştırma: En Büyük İhanet</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Atatürk’ün hiç söylemediği bir söz mezar taşına kazınırken, aynı anda onun en temel devrimlerinden biri fiilen askıya alınmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Atatürk’ün adı kullanılıyor ama laiklik yok sayılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fotoğrafı binalarını boydan boya kaplıyor ama ilkeleri görmezden geliniyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, bir bağlılık değildir.<br>Bu, Mustafa Kemal’i <strong>araçsallaştırmaktır</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SON SÖZ: Milli Onur İçin O Yazı Silinmelidir</strong><strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yazı mezarlara saldırmak için yazılmadı.<br>Bu yazı ölülerle kavga etmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama şunu açıkça söylüyoruz:</p>



<p class="wp-block-paragraph">• Atatürk’ün söylemediği bir söz kamusal alanda tutulamaz.<br>• Çifte kimlikli temsil laikliğe aykırıdır.<br>• Sahte karşıtlıklar, gerçek hesaplaşmaların yerini tutamaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toprak doğruyu söyler.<br>Taş bazen yalanı taşır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cumhuriyet, taşı değil belgeyi, efsaneleri değil ilkeleri esas almak zorundadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve evet,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Atatürk’e ait olmayan o cümle, Rum Ortodoks mezarlığında bulunan o mezar taşında yani kamusal alanda tutulamaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tutulmamalıdır ve silinmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bir intikam çağrısı değil.<br>Bu milli hafızaya ve milli onura bir kayıt düşmedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bu kayıt artık isteseniz de silinemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Dip Not ve Önemli Hatırlatma:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1924-1937 kurucu laiklik anlayışı şunu söyler</strong>:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Devlet, <strong>dini kimlikleri siyasi temsil makamı olarak tanımaz</strong>.</li>



<li>Dini unvanlar, <strong>siyasal veya kamusal temsil yetkisi üretemez.</strong></li>



<li>Hiçbir kişi ya da yapı, “inancım adına” gerekçesiyle konuşarak <strong>devlet alanında meşruiyet devşiremez</strong>.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Çifte kimlikli temsil tam olarak bunu delmeye çalışır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Bir yandan “ben sıradan bir vakıf yöneticisiyim” der,</li>



<li>Öte yandan “ben bir kiliseyi, bir geleneği, hatta tarihsel bir misyonu temsil ediyorum” algısı yaratır ve laiklik ilkesini delik deşik eder.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynaklar</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>TBMM Zabıt Ceridesi, 1920–1938</li>



<li>Mustafa Kemal Atatürk, <em>Nutuk</em>, TTK Yayınları</li>



<li>Teoman Ergene (Papa Eftim), ilgili eser</li>



<li>Vakıflar Genel Müdürlüğü azınlık vakıfları kayıtları</li>



<li>Rum Ortodoks cemaat mezarlıkları resmi defin kayıtları</li>



<li>Erik Zürcher, <em>Turkey: A Modern History</em></li>



<li><em>Baskın Oran, Türkiye’de Azınlıklar</em></li>



<li>Bernard Lewis, <em>The Emergence of Modern Turkey</em></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1353</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Alfred Rüstem ve Papa Eftim: Gerçekler ve Yalanlar</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/09/23/alfred-rustem-ve-papa-eftim-gercekler-ve-yalanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Sep 2024 18:18:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Blinski]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Rüstem]]></category>
		<category><![CDATA[chris selçuk erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[emmanuel çalıkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[fener rum kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[karamanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[koçbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[kripto]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[mussolini]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[ortodoks]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[pavlos karahisaridis]]></category>
		<category><![CDATA[Rum]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ortodoks Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[zeki erenerol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1097</guid>

					<description><![CDATA[ALFRED RÜSTEM VE PAPA EFTİM: GERÇEKLER VE YALANLAR Milli mücadele kahramanı olmak, yalnızca bir savaşı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>ALFRED RÜSTEM VE PAPA EFTİM: GERÇEKLER VE YALANLAR</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Milli mücadele kahramanı olmak, yalnızca bir savaşı kazanmak ya da düşmanı yenmek değildir. Bu, kendi hayatını hiçe sayarak, gözünü kırpmadan en büyük fedakârlığı yapmaktır. Bir düşünün: Sevdiğiniz her şeyden, ailenizden, dostlarınızdan, geleceğinizden, hayallerinizden vazgeçmeye hazır olabilir misiniz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Milli Mücadele’nin gerçek kahramanları işte tam da bunu yapanlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlar, bir ulusun yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı anlarda geri çekilmeyen, korkuya teslim olmayan kişilerdi. Gözlerinde o derin kararlılık ve yüreklerinde tarifsiz, beklentisiz bir cesaretle savaşa atıldılar, çünkü biliyorlardı ki bu mücadele, yalnızca kendileri için değil, gelecek nesillerin özgürlüğü içindir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu insanlar ölüme yürürken bile Türk milletinin umudu ve direnci oldular.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve işte tam da bu yüzden, isimleri asla unutulmaz, çünkü onlar sadece bir savaşı değil, bir ulusun onurunu, umudunu ve ruhunu kurtardılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi size aynı dönem yaşamış iki şahsiyetten bahsedeceğim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biri, kahraman olduğunu asla dile getirmedi, diğeriyse “Teoman Ergene” müstear ismiyle kendi yazdığı sahte kahramanlık hikayeleriyle kendini yüceltti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçek kahramanı bulmak size kalıyor!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Israrla saklanan uydurulmuş ve geçmişimizin geçekleriyle yüzleşmeye hazır mısınız?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buyrun, başlıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlki Alfred Blinski!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mustafa Kemal’in yanında yer aldığı için 11 Mayıs 1920’de onunla birlikte Padişah tarafından idama mahkum edilen bu adı daha önce pek duyduğunuzu sanmıyorum ama anlatınca eminim ki pek çoğunuz hatırlayacaksınız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alfred Blinski, Mısır kökenli Polonyalı olup Osmanlı zamanında Türkiye’nin hizmetine giren Saadettin Nihat Paşa’nın ve İngiliz bir annenin çocuğu olarak 1862’de Midilli Adası’nda dünyaya geldi. 1864’de ailesi İzmir’e yerleşti. İlk ve orta öğrenimini İzmir İngiliz Okulu’nda, liseyi Kadıköy Fransız Frerler Okulu’nda tamamlayıp Avusturya’da Leberg Siyasal Bilgiler’den mezun olduktan sonra İstanbul’a döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Henüz 20 yaşında olmasına rağmen Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid hükümetinde Bulgaristan Komiserliği Fransızca Katipliği; Bulgaristan, Fransa, Yunanistan, Büyük Britanya ve Romanya&#8217;daki elçiliklerde çeşitli görevlerde bulundu. ABD’deki büyükelçilikte 2. katiplik ve maslahatgüzarlık görevindeyken 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı&#8217;na gönüllü olarak katıldı ve fahri yüzbaşı yapıldı. Savaştan sonra Yunan Muharebesi Madalyası ile ödüllendirildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaştan sonra 1911’de Karadağ elçiliğine, 24 Haziran 1914’te büyükelçi olarak Washington’a atandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte ciddi sorunlarla baş başa kaldı. En önemli sorun, parasını ödediğimiz halde Amerikalıların Sultan Osman ve Reşadiye savaş gemilerimizi bize vermedikleri gibi bunları Yunanistan’a verme kararı almış olmalarıydı. Zırhlı gemilerin Yunanlılara verilmesini önlemek için ABD başkanıyla bile görüştü ama bu karardan vazgeçmediler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alfred Blinski, Sadrazam Said Halim Paşa’ya yazdığı raporda şöyle diyordu: “Yunanlılar 20 seneden beri Türkler aleyhine yaptıkları propagandalarla Amerika’da Türk aleyhtarlığı yaratıyorlar ve bunu engellemek için gazetelere makaleler yazıyorum, demeçler veriyorum. Amerikan basınında İngilizlerin ve Fransa’nın desteğiyle Müslüman Türklerin Hıristiyan Ermenileri kılıçtan geçirdiği ve Amerikan Başkanının harekete geçmesi yolunda aralıksız propaganda yapıyorlar. Amerikan basını Türk milletinin insanlık ailesine ait olmadıklarını tekrarlayarak Türk devleti ve milletimiz aleyhinde olmadık hakaretlerde bulunuyorlar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alfred Blinski temsil ettiği Türk milletine yapılan hakaretleri içine sindiremiyordu ve İstanbul’dan da beklediği cevabı alamayınca bu azgın ve asılsız saldırılara karşı koymaya karar verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">8 Eylül 1914 günü “Evening Star” gazatesine bir açıklamada bulunarak Ermenilerin katledildiği haberlerinin koca bir yalan olduğunu; Fransa, Rusya ve İngiltere’nin geçmişte yaptıklarını hatırlatarak sözü ABD’nin Filipin işgalinde Filipin halkına uyguladığı “Water Cure” işkencelerine getirdi ve Amerika’da her gün yaşanan linç dahil yüz karası suçları hatırlatıp İngiltere’nin ve Fransa’nın ABD’yi kışkırtarak savaşa sokmak istediğini söyledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu açıklamaların yayımlanmasından sonra ABD Başkanı Wilson küplere bindi ve Büyükelçiyi istenmeyen adam ilan etmek istedi ancak Dışişleri Bakanı Bryan “Bunu yapmak Osmanlı topraklarındaki çıkarlarımızı bozar ve oradaki kapitülasyonlarımızı suya düşürür.” deyince bundan vazgeçtiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">11 Eylül günü Dışişleri Bakanı Bryan, Büyükelçiyle görüşerek “Başkan Wilson’dan özür dilerseniz ülkemizde kalmaya devam edebilirsiniz.” deyince Alfred Blinski, “Özür dilenecek bir şey yok. Sözlerimin ardındayım ve benim görevim Osmanlı hükümetinin haklarını ve Türk milletinin onurunu korumaktır.” dedikten sonra, 15 gün içerisinde ülkenizi terk ediyorum’ dedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyle de yaptı. İstanbul’a döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1915 yılında İsviçre&#8217;de yayımladığı “La Guerre Mondiale et la Question Turco-Arménienne” (Dünya Savaşı ve Türk-Ermeni Meselesi) adlı bir kitap yazarak Ermeni meselesine Osmanlı bakış açısını ve Ermenilerin siyasi kışkırtmalarla Türk milletine karşı nasıl hareket ettiklerini kısacası Ermeni meselesinin gerçek yüzünü Avrupa’ya anlatmaya çalıştı (Aynı tarihlerde ise Papa Eftim olarak tanınan Pavlos Karahisaridis, Kurtuluş Savaşı sonrasında ihanetten idama çarptırılacak olan Yunan iş birlikçisi amcazadesi ve yakınlarının kapısını aşındırarak savaşa katılmamak için papaz olmanın yollarını arıyordu.)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Blinski, Ermeni propagandalarına karşı Türk aydınları ile birlikte büyük ve etkili bir lobi oluşturdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mütareke başlayınca İstanbul’a döndü ve İstanbul’da yaşayan 20 Adanalı ile buluştu. 21 Aralık 1918’de bölgenin işgaline karşı koyacak Kilikyalılar Cemiyeti’ni kurdular.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alfred Blinski milli mücadelenin başarıya ulaşmasını, cumhuriyetin kurulmasını beklemeden “Ben bu ülkenin vatandaşıyım ve kendimi Türk olarak görüyorum.” deyip adını Ahmet Rüstem olarak değiştirdi ve bir de Müslümanlığı seçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ahmet Rüstem 17 Eylül 1919 günü İstanbul’dan ayrılarak milli mücadeleye katılmak için Sivas’a gitti. 19 Eylül günü Mustafa Kemal’le buluşarak milli mücadeleye katılmak istediğini bildirdi. O gün Mustafa Kemal, Blinski’ye, “Koca diplomattan pek çok istifadeler ümit ediyoruz. Yalnız bizim çocukların bazen dili dolaşıp Alfred demeleri mahcubiyetimize neden oluyor.” diyerek katılmasını onaylamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ahmet Rüstem o günden sonra Mustafa Kemal’in yanından ayrılmayarak Sivas Kongresine katıldı ve milli mücadeleye destek verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">7 dil bilen Ahmet Rüstem Bey ilk mecliste milletvekili olarak görev aldı. 1920 yılında Avrupa’ya gitti ve orada İngiliz, Fransız, ABD ve Mısır gazetelerine sürekli makaleler yazarak Mustafa Kemal’in devrimlerine ve milli mücadeleye büyük destek sağladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">7 dil bilmesi ve diplomatlık yapmış olması nedeniyle çok fazla imkan bulabilmesi mümkün olduğu halde Türkiye&#8217;de kalıp devletten ve Mustafa Kemal’den hiçbir talepte bulunmadan Mustafa Kemal’in “vatan hizmetlerinden dolayı” ona bağladığı 150 TL maaşla 1935 yılında 73 yaşında İstanbul’da vefat ettiği güne kadar geçimini sağladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Size hamam vereyim, bana Beyoğlu’nda ev verin.” türünden taleplerde bulunmadı ve mezar taşına da “Bu ülkeye bir ordu kadar hizmet etmiştir.” gibi uydurma bir söz yazdırılmadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihte özel bir yer edinmek ve kahraman olarak anılmak böyle bir şeydir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelelim kendisini ısrarla kahraman olarak tanımlayan ikinci şahsiyetimiz Papa Eftim kişisine.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Papa Eftim bu ülkeye bir ordu kadar hizmet etmiştir.” gibi hiçbir zaman söylenmemiş yani uydurulmuş sözü Mustafa Kemal’e mâl ederek kendini hiç sıkılmadan kahraman gibi gösteren, kendi deyimiyle “kurnaz” bir papazın icraatlarını kendi sözleri ve belgeleriyle görelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Papa Eftim’in oğlu Aris Selçuk ERENEROL, torunu Sevgi ERENEROL ve kız torununun çocuğu olan Chris Selçuk Erenerol tarafından sık sık iddia edilen “Türk Ortodoks Kilisesi’ni Mustafa Kemal’in emriyle kurduk.” sözünün koca bir yalan olduğunu da Papa Eftim’in kendi sözleriyle ortaya dökeceğiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bakın, Eftim, “Türk Ortodoks Kilisesi” olarak anılan kilisenin kuruluşunu, ne için ve nasıl kurulduğunu hayret verici sözlerle aynen şöyle anlatıyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“(&#8230;) Taraf-ı riyasetten bugün Umum Türk Ortodokslarının arzuları dairesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine tabi Umum Türk Ortodoksları Patrikhanesi’nin teşkil edildiği ve patrik kaymakamının intihab olunacağı (seçileceği) ve bu intihabın Ortodoksluk mezhebinin ahkam-ı şerifesine ezher-i cihet muvafık ve mutabık bulunacağı ve bununla beşinci bir Ortodoks patrikhanesi ihdas olunmayıp (kurulmayıp) on yedi asır evvel Kayseri’den İstanbul’a Roma imparatorlarının pay-ı tahtı olmak hasebiyle nakledilmiş olan riyaset-i ruhaniyenin Kayseri’ye tekraren intikalinden başka bir şey olmadığı&#8230;”</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="817" height="437" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/1-2.jpeg" alt="" class="wp-image-1099" style="width:546px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/1-2.jpeg 817w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/1-2-300x160.jpeg 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/1-2-768x411.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 817px) 100vw, 817px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Anladınız mı, demek ki neymiş?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Roma imparatorlarının Kayseri’den İstanbul’a götürdükleri kiliseyi tekrar Kayseri’ye taşıyorlarmış!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Ortodoks Kilisesi denilen kilise, yeni bir kilise değil, Fener Kilisesi’nin devamıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve güya artık Anadolu’daki Ortodokslar Türk olarak hareket edeceklerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa önceki yazılarımızda gerek Serafim Rizos gerekse Zincidereli Çalıkoğlu’nun anlattıklarını aktarmıştık. Papa Eftim, Serafim’e “Maksat, Serafim Efendi, köprüyü geçelim.” diyor; Zincidereli Çalıkoğlu ise “Papa Eftim’e hiçbir zaman inanmadık. Selçuklu olarak anılmaktansa Yunanistan’da yoksul Yunanlar olmayı seçtik.” cevabını veriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca güya patrik seçilen Prokobiyos, kilisede görev verilen Meletiyos gibi isimler de Papa Eftim’in baskısı ve bombalı tehdidiyle Zincidere Manastırı’ndaki kongreye katılıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağzından tek kelime doğru söz çıkmadığı gibi sürekli yalan güncelleyen zevatın tekrarlayıp durduğu “Bunlar Türk’tü”, “Atatürk ‘en büyük hatam’ dedi” gibi zırvaların ne denli boş, hadsizce ve Mustafa Kemal’e hakaret olduğunu hatırlatan gerçeklerdir bunlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mustafa Kemal’in ailesine ahlaksızca iftiralarda bulunan Dilipak gibilerle kol kola girip küresel çeteye karşı mücadele ediyoruz, diye bol keseden atan maskeli yüzlerin maskesi düşmeye devam edecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlar “Belki Dilipak, Graham Fuller’le kahve içerken bizi de çağırır” ümidiyle yanıp dursunlar, biz devam edelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zincidere Manastırı’nda yapılan kongre sonrasında kurulan kilise, Ankara’nın emriyle kurulmadı. Ankara Hükümeti, kurulan kiliseyi onayladı. Papa Eftim’in kendisi zaten Fener papazıydı, Fener’den maaş alıyordu ve bunu ifade eden Adliye Vekili’nin “Le Petit Parisien” gazetesinden Jean Schlicklin’e verdiği mülakattan bir bölümü aktarmadan önce TBMM’deki beyanını tekrar verelim:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="945" height="997" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/meclis6.jpeg" alt="" class="wp-image-1100" style="width:551px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/meclis6.jpeg 945w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/meclis6-284x300.jpeg 284w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/meclis6-768x810.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 945px) 100vw, 945px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Adliye Vekili, Schlicklin’e aynen şunları söylemişti:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Papa Eftim, Türk Ortodoksları adına yetkisini aşan işlere karıştı. Hükümet onu tutumunu düzeltmeye zorladı. Mesela papazlar atamak istedi, onu kesinlikle engelledik. Hükümetin yeni patrikhaneyi kuran bir yasa önerdiği yönünde bir haber yayıldı. Bu haberin hiçbir temeli yoktur. Hükümet, bu konuda izlediği politikaya sadık kalarak ancak toplulukların kendileri tarafından düzenli ve fiili olarak kurulan bir Türk Ortodoks Kilisesi’ni tanıyabilir. Biz, işler böyle olursa memnun oluruz, ancak tekrar söylüyorum, kesinlikle bu işin organizasyonuna karışamayız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hükümetin patrikhane kuracağı yönündeki haberleri yayanları bir düşünün. Açıkça görülüyor ki bu yalanı yayan da yine kurnaz bir papaz olan Eftim’di. Bu yalanın en büyük yayıcısı da yine kendi çocukları ve torunları oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Önceki yazılarımızdan hatırlayalım: Papa Eftim, “Teoman Ergene” mahlasıyla yazdığı kitabında da zaten Atatürk’ten emir almadığını, Atatürk’ten bile önce mücadeleye başladığını iddia etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gel gelelim bu iddiasının içi boştu çünkü 1918’den önce ne yaptığını kendisi de yazmadı. Oysa Mustafa Kemal “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni kurduğu zaman Papa Eftim ne yapıyordu, bunu bilmiyoruz. Kendisi o günleri hızlıca geçer. Ancak o günlerin bir tanığı vardır: G. Pandelidis.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Keskin’de yerel bir okulun yöneticiliğini yapan Pandelidis bir mülakatta, Papa Eftim’in yerel bir örgüt olan “Ftani o İpnos”u ve Ortodoks-Ermeni ortak beyannamesini desteklediğini anlattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1919’daki Theofani Yortusu’nda yaşanan bir olay da ilginçtir. “Küçük Asya Helenizminin Rasputin’i Papa Eftim’le Keskin Maden’de” isimli kitabın yazarı Fotiadis anlatıyor: “Kiliseden çıkıp suyun kutsanacağı göle doğru ilerlerken Papa Eftim kasabasının iki genç erkeğine iki bayrak verdi ve onları inananların başına geçirdi. Bayraklar açıldığında birinin Türk, diğerinin Yunan bayrağı olduğu görüldü.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tanıklık çok önemlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü Papa Eftim’in ve kurduğu kilisenin özeti budur:</p>



<p class="wp-block-paragraph">1- Papa Eftim, birazdan göreceğiniz üzere Fener’le olan meselesinin dini değil siyasi olduğunu açıklıyor. Milli mücadeleye Atatürk’ten önce başladığını iddia edenlerin ezel ebed mandacı olması nasıl bir garabetse memleket işgal altındayken Türk ve Yunan bayraklarını yan yana getirmek de öyle bir garabettir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2- Yunanistan bayrağının bulunması tesadüf değildir. Papa Eftim, yukarıda alıntıladığımız tutanakta da yer aldığı gibi Fener Kilisesi’nin papazıydı. Fener’den gelen parayla hamam yaptırdı, Fener’de görevli papazlarla kilise kurdu ve birini de patrik yaptı. Fener’in maaşlı adamıydı ve kendini zorla Ankara nezdinde mümessil yani temsilci seçtirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Papa Eftim’in kurduğu kilisenin bağımsız olmasıyla ilgili büyük tarihçi (!) Teoman Ergene’nin yani Papa Eftim’in kendisinin yazdığı “İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları” kitabından alıntılar yapacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi daha da dikkat kesilin çünkü kilisenin Fener’den bağımsız olmasıyla ilgili okuduklarınız hep yüzeyseldi. Güya Papa Eftim “Türk’üm” diyor, Fener de ısrarla Türklüğü reddediyor ve sonra da kilise bağımsızlığını iddia ediyor gibi düşünülse de aslında Fener’in o dönemdeki iki güçlü ismi, Papa Eftim ve Damyanos Damyanidis’i karşı karşıya getirmesi vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Olayları kendi anlatımıyla özetleyelim:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Papa Eftim, Fener Rum Kilisesi’ni işgal ettikten sonra güya çıkan asılsız dedikodulara meydan vermemek için kiliseyi terk etti. Beyoğlu Tarlabaşı’ndaki evine çekildi. Burada beyanname hazırlamakta iken Galata’daki Ortodoks cemaati arasında bir ihtilaf meydana geldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Papa Eftim’e göre Patrik Grigoryos’la Galata Ortodoks Cemaati Merkez Heyeti Başkanı Damyanos Damyanidis arasında çıkan ihtilafta Damyanidis haklıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buraya çok dikkat edin:</p>



<p class="wp-block-paragraph">1- Boya tüccarı Damyanidis, militan bir kralcıydı!</p>



<p class="wp-block-paragraph">2- Papa Eftim güya Fener’den bağımsızdı ama Venizelistler ve kralcılar arasında taraf oluyordu!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Papa Eftim nasıl taraf oldu?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güya, Patrik Grigoryos’un emriyle Papa Eftim’e giden bir heyet, kendisinden Damyanidis’e karşı yardım istedi. Papa Eftim bu yardıma, “Siz Fener’siniz, ben Türk’üm” mü dedi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayır, işin aslını kendisinden okuyalım:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“(&#8230;) Fakat heyet azaları, Papa Eftim’in bir türlü yakasını bırakmıyorlardı. Kendisine karşı besledikleri sevgiden güvençten bahisle gururunu okşamağa, duygularını şahlandırmağa uğraşıyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnanınız ki sayın okuyucularım, her biri birer çocuk gibi yalvarıyorlardı. Kati bir muvafakat cevabı almadıkça kendisinden ayrılmayacaklarını, gözlerini nemlendirerek söylüyor, ısrarında ayak diriyorlardı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fener Kilisesi’nin kurduğu heyet her nasılsa Papa Eftim’e göre kendisine büyük bir sevgi ve güven besliyordu. Öyle ki Papa Teoman -çok afedersiniz- Papa Eftim’in yazdığına göre Patrik Grigoryos’un onun bu teklifi kabul etmesinden çok memnun oluyor, onu kendisine bağlamak istiyor ve üstüne de beş yüz lira gönderiyordu!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güya Galata cemaati tarafından büyük bir hürmetle karşılanan Papa Eftim, kendisine hürmet eden (!) Damyanidis’in güven içinde kiliseyi terk etmesiyle görevini yerine getiriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşler yine kendisine müthiş sevgi duyan Fener Kilisesi’nin bu kez Damyanidis’i Papa Eftim’e karşı kullanmasıyla değişiyor!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Papa Eftim, anlattığına göre kendisine içten bağlılık duyan Damyanidis başta olmak üzere Galata’daki Panaiya Kilisesi tarafından büyük bir sevinçle karşılandı. Cemaat onu o kadar seviyordu ki ona başpapazlık teklif etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eftim bu teklifi ileri bir tarihte konuşulmak üzere erteletti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve yine kendi iddiasına göre Patrik Grigoryos birdenbire ona duyulan sevgiden ötürü paniğe kapılıyor ve bu kez derhal emrindeki heyet üyelerini toplayarak “Papa Eftim’in ruhani sıfatlarına son vermek, Eftim’i Damyanidis’e ezdirmek” gibi kararlar aldırıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzatmadan sonraki olaylara geçelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Damyanidis, içten bağlılık duyduğu (!) Papa Eftim’e karşı harekete geçip tekrar Galata’daki Rum cemaatinin başına geçti. Ancak bu hareketi mahkemelere taşınınca tekrar Papa Eftim’le dost oldu. Güya ondan özür diledi ve Papa Eftim’in tabiriyle iyi çocuk olan Rum militan Damiyanidis, yine onun tabiriyle Fener’den soğutuldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eftim’in önce “Beni sevinçle, gösterilerle karşıladılar.” dediği, daha sonra “Bana sevgilerini gizliyorlardı.” dediği Rum cemaatinin sözde desteğiyle birlikte Papa Eftim, Türk Ortodoks Kilisesi’ni Panaiya Kilisesi’ne taşıma kararı alıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bakın, Papa Eftim’in kilisesini kurduğu bu süreçte, Atatürk’ün adına hiç rastladınız mı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mustafa Kemal neresinde bu işin?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiçbir yerinde yoktur!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü Eftim’in bizzat kendi ifadesiyle bu mücadelesi kendi şahsına aittir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne var ki bilinçli olarak yaptırılan çalışmalar ve haberlerle sürekli yalanlar söylüyorlar. Mustafa Kemal’in kilise işgal ettirecek birisi gibi yansıtıldığı adi ve adli yalanlara başvuruyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bakın, Chris Selçuk Erenerol isimli şahsın danışmanlığını yaptığı Namık Kemal Zeybek’in de etkin olduğu “Onaltıyıldız” isimli siteden bir haber ve haberin alt metni:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Yol Açıldı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fener Rum Patrikhanesi, aralarında 1924’te Atatürk’ün emriyle el konulan Galata’daki Meryem Ana Kilisesi’nin de bulunduğu üç kilisenin iadesi için tarihinde ilk kez Türkiye’de yargıya başvuracak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şunu da ekleyelim: Papa Eftim’in yazdığı kitapta neredeyse bir tek tarihe rastlayamazsınız. Olayları anlatır, bazı yerlerde derinlemesine iner ama kitabı alıp okursanız bırakın Atatürk’ün emrini görmeyi doğru düzgün tarih bile göremezsiniz. Ancak uydurulmuş hikayeler ve bol bol çelişki görürsünüz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi Papa Eftim’in işgal ettiği kiliseleri geri vereceği üzerine 22 Şubat 1932 tarihli Akşam gazetesinin haberine bakalım:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="247" height="381" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-22-Subat-1932.png" alt="" class="wp-image-1101" style="width:311px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-22-Subat-1932.png 247w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-22-Subat-1932-194x300.png 194w" sizes="auto, (max-width: 247px) 100vw, 247px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">24 Şubat 1932 tarihli Akşam gazetesinin haberine göre ise bu kiliselere Atatürk’ün emriyle el konulmayıp Papa Eftim bu kiliseleri işgal ettiğini ve bunun siyasi nedenlere dayandığını kabul ettiğini kendi beyanından öğreniyoruz:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="258" height="336" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-24-Subat-1932.png" alt="" class="wp-image-1102" style="width:325px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-24-Subat-1932.png 258w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-24-Subat-1932-230x300.png 230w" sizes="auto, (max-width: 258px) 100vw, 258px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bu noktada Tevfik Rüştü Aras’ın Mart 1931 tarihli Vakit gazetesinde yayımlanan ve Türkiye’nin laik bir memleket olduğuna vurgu yaparak Papa Eftim’in veya ruhban sınıfının tanınmadığını açıkladığı beyanını okuyalım:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="260" height="365" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/vakit-2-1.jpeg" alt="" class="wp-image-1103" style="width:326px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/vakit-2-1.jpeg 260w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/vakit-2-1-214x300.jpeg 214w" sizes="auto, (max-width: 260px) 100vw, 260px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Ankara’nın laiklik vurgusuna karşın Papa Eftim’in sürekli gündemde kalmaya çalıştığını, tıpkı torunlarının yaptığı gibi sözde bir taraftan laikliği desteklediğini diğer taraftan siyasete bulaştığını gösteren bir belgeye daha yer verelim:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="435" height="628" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/mussolini.png" alt="" class="wp-image-1104" style="width:488px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/mussolini.png 435w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/mussolini-208x300.png 208w" sizes="auto, (max-width: 435px) 100vw, 435px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Görüldüğü üzere Papa Eftim, “Türkiye bir gün tekrar Roma İmparatorluğu’na katılacaktır” diye tehdit eden faşist Mussolini’ye güya Türkiye’ye olan muhabbetlerinden ötürü teşekkür ediyor. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, durumdan Ankara’yı haberdar ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Papa Eftim Fener’in afaroz kararı karşısında yapmasını istediği 32 sayfalık “Papa Eftim Efendi’nin Ortodoks Ahaliye Müracaatı ve Patrikhane’ye Karşı Savunması”nda topladığı birçok Ermeni ve Rum yetimi Amerikan yetimhanesine bıraktığını övünerek anlatıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerikan yetimhanesi dediği yer Amerika’nın meşhur misyonerlik teşkilatı olan ve Osmanlı zamanlarında sağlık sektörünü kullanan ‘Amerikan Board Teşkilatı’nın Kayseri’de kurduğu Amerikan Hastanesi’dir!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu hastane hem yetimhane hem de esir hapishanesi olarak kullanılıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hem Türk yurduna saldıran hem de ona güya yardım eli uzatarak misyonerlik faaliyetleri yürüten Batılı emperyalistlerin bu faaliyetlerine “Ne var canım bunda?” diyecek kadar gevşek birçok kimsenin olduğunu biliyoruz. Bu gevşeklik onlara şatafatlı köşklerde işgalcilerle iş birliği yapan yavşak tavırlı dedelerinden kalmış olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak vatan evlatları vatanı savunmak konusunda bir an bile gevşeklik gösteremez. Onun görevi düşmana karşı sonuna kadar mukavemet göstermek, düşmanın her hamlesine karşı misliyle mukabele etmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tehcir sırasında da çok faal olan Amerikan misyonerlerinin sözde sahip çıktığı Ermeni yetimlerden Hınçak çıktı, ASALA çıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine hiçbir şeyin tesadüf olmadığı noktaya geldik.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de ilk Dinlerarası Diyalog Etkinliği’ni gerçekleştiren, 41 ülkeyle beraber gerçekleştirildiği yalanıyla Noel Baba Barış Köyü projesi adı altında Türkiye ve KKTC vatandaşlarını dolandırdığını belgelerle ispat ettiğimiz, Türk Ortodoks Kilisesi’nin eski basın sözcüsü Sevgi Erenerol’un da üyeleri arasında bulunduğu sözde Noel Baba Barış Konseyi’nin davetlileri arasında kimler yok ki:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="337" height="249" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Amerikan-Board-Heyeti.png" alt="" class="wp-image-1105" style="width:453px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Amerikan-Board-Heyeti.png 337w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Amerikan-Board-Heyeti-300x222.png 300w" sizes="auto, (max-width: 337px) 100vw, 337px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Daha önceki yazılarımızda Dinlerarası Diyalogun Orta Çağ’dan itibaren misyonerlik maksadına dayandığını anlattık. Nur cemaatinden adeta futbolcu transfer eder gibi Hristiyanlığa geçirilen isimleri yazdık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne bunlar ne de yalan üstüne yalan yumurtlayan Noel Baba’nın cini Muammer Karabulut’un Atatürk’e iftiraları tesadüf değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’deki vatanseverlerin en büyük düşmanı, en sık karşılaştıkları ve maalesef sıklıkla da yaptıkları şeydir hamaset.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yalanlarını hamaset rüzgarlarının önüne katarak Kemalistlerin ve kendilerini milliyetçi zanneden ülkücülerin arasında yer açmaya çalışan sahtekarları anlatmaya devam edeceğiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her şeyi daha net anlatması adına Fatih Rıfkı Atay’ın “ÇANKAYA”daki sözlerini hatırlatarak bitirelim:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ankara’ya gidebilenler, Ankara’ya gelebilenler, orada bulunabilenler, kendilerini birer kahraman gibi görüyorlardı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Not: Kapak fotoğrafında “Kendimi Türk olarak hissediyorum.” diyen ve adını Ahmet Rüstem olarak değiştiren Alfred Bilinski’nin Mustafa Kemal’in yanında iken ve meclisin bahçe duvarının üstünde konuşurken çekilmiş tek kare fotoğraftan başka hiçbir görüntüsünün ya da belgenin olmadığı Papa Eftim (Pavlos Karahisaridis) yer almaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir sonraki yazıya kadar ve gerçeğe ulaşmak için esen kalın!</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1097</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zaman Çemberinde Yolculuk</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/01/15/zaman-cemberinde-yolculuk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Jan 2024 13:39:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[ab]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet hamdi tanpınar]]></category>
		<category><![CDATA[asya]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[babülmendep]]></category>
		<category><![CDATA[balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[brzezinski]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[husi]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[ırak]]></category>
		<category><![CDATA[jimmy carter]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tengri]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=674</guid>

					<description><![CDATA[2024 yılı, dünyadaki değişimlerin giderek hızlandığı bir yıl olacak. Siyonist Tünelini keşfeden dünya, Babülmendep (Hüzün [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">2024 yılı, dünyadaki değişimlerin giderek hızlandığı bir yıl olacak. Siyonist Tünelini keşfeden dünya, Babülmendep (Hüzün Kapısı) Boğazı’nda tıkandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne demiş Ahmet Hamdi Tanpınar,</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ne içindeyim zamanın</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne de büsbütün dışında.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yekpare, geniş bir anın,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Parçalanamaz akışında.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kökü bende bir sarmaşık</p>



<p class="wp-block-paragraph">Olmuş dünya sezmekteyim</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mavi, masmavi bir ışık</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ortasında yüzmekteyim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yekpare zaman çemberinde belli bir noktaya giderek Babülmendep Boğazı’na dönmek üzere yolculuğa çıkalım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD’nin eski başkanlarından Jimmy Carter, “Amerika’nın şu anda işler durumda olan bir demokrasisi yoktur.” dediğini, “Tehdit Altındaki Değerlerimiz: Amerika’nın Ahlaki Krizi” isimli kitabı da yoğun olarak neoconları tehlikeli radikaller olarak ele aldığını hatırlayalım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Carter haklıydı. Bugün medeniyette sözde ileri gitmiş olan dünya, utanç verici kaygılar yaşıyor. Uzmanlar, 2024’te çıkacak filmlerin ve bilgisayar oyunlarının uyuşturucu, nükleer savaş, korku, kıyamet senaryolarına sahip olacağını söylüyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rusya-Ukrayna, İsrail-Filistin arasındaki kirli savaşlar ortadadır. Oysa Carter, kendi başkanlığı döneminde İsrail-Filistin meselesinde büyük yok kat etti. Ardından imparatorluk sevdalısı neoconlar devreye girdi. Orta Doğu’da petrol krizi çıktı, İran’da İslam Devrimi oldu, rehine krizi patlak verdi. Carter üstündeki baskı arttı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylece eski bir aktör olan Reagan başa geldi. Onun göreve başladığı gün de rehine krizi sona erdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerika aslında ahlaki kriz içerisinde değildi, ahlaksızların idaresindeydi. Nitekim ahlaksızların kurduğu kural temelli dünyada yükselen tek şey neoliberalizmin ahlaksız siyasetçileri, ahlaksız kitleleri, cahil toplulukları oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyanın her yerinde fuhşun ve cehaletin felsefesi yapıldı. Cehaleti kutsayan, meşrulaştırmaya çalışanlar dinciler arasından çıkarken fuhşun felsefesini yapma görevi de kafasının içinde saman taşıyan baldırı çıplak ünlülere düştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Soğuk Savaş boyunca SSCB’yle rekabet eden ABD, Brzezinski’nin kurduğu tuzak sayesinde en büyük rakibine son darbeyi Afganistan’da vurdu. Brzezinski’nin “God is on your side!” nidalarıyla kendinden geçen cihatçılar, aslında yeniden dirilmek için ölmeye susayan bir devletin şah damarını kestiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra da daima kendi dinlerinden olanın kafalarını kesmekle meşgul oldular.</p>



<p class="wp-block-paragraph">90’lı yıllara rakipsiz başlayan ABD için artık “dünya jandarmalığı” başlıyordu. Demokrasinin havarisi neoconlar, ellerindeki savaş makinesiyle nerede diktatör varsa hepsine kutsal savaş ilan ettiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hem canavar yarattılar hem de canavarı öldürdüler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Artık orduya, istihbarata gerek kalmadı. Bunların bütçesini kısalım hatta tamamen tasfiye edelim.” diyen kongre üyelerinin ikna edilmesi için müstakbel jandarmanın düşmanlara ihtiyacı vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Müthiş bir hava saldırı ve savunma gücüne sahip olan ABD, kendi beslemeleri tarafından vurulmaktan kurtulamadı. 11 Eylül 2001’de İkiz Kulelere çarpan uçaklar engellenemedi (!).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, nasıl olabilirdi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tabii ki kutsal savaşa karşı çıkan, ABD’de orduyu istemeyen, imparatorluk karşıtı kimseler yüzünden olabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gariban CIA, bütçesi kısıldığından olacak, 11 Eylül’ü engelleyecek istihbaratı elde edememişti. Pentagon da aynı dramı yaşıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylece kendi de dahil olmak üzere tamamı petrol şirketlerinde danışman, yönetici veya ortak olarak çalışan kutsal savaşçılardan oluşan kabinesinin başına geçen George Bush, açıkça Haçlı Seferini ilan etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Afganistan ve Irak güme gitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Körfez Savaşı öncesinde başını okşadığı Saddam’ı demokrasinin en büyük düşmanı ilan eden Amerika, diğer havalarini de yanına alarak Irak’a muazzam bir demokrasi getirdi. Bu, öyle bir demokrasiydi ki önce kaç asırlık Türk yurdu Kerkük’ün ilk meclisindeki sandalyeleri adaletsiz bir biçimde dağıttılar sonra 18 yıl boyunca bu yurtta herhangi bir seçim yapılamadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam 18 yıl!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerika’nın kullandığı güç ne kadar sertse aldığı yanıt da o kadar sert oldu. “Etki-tepki” böyledir. Bir cisme ne kadar kuvvetli şekilde etki edersen alacağın tepki de o nispette olur. Zaman içerisinde yalnız Orta Doğu’da, Uzak Doğu’da, Doğu Avrupa’da değil; Avrupa ve onun dolaylı ya da doğrudan sömürgesi olan Afrika’da da tepki sert oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rusya, Primakov döneminden başlayarak toparlandı. Putin döneminde oligarkları kontrol altına aldı, askeri bir dev olarak Batı’nın karşısına dikildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Henry Kissenger gibi ABD’li diplomatların hafife aldığı Çin atağa geçerek pek çok alanda ABD’yi solladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerikan derin devletinin bir bölümü, Çin’le nihai şekilde hesaplaşmaya karar verdi. Önce ince ince yaratılan savaş iklimi ilk meyvesini verdi ve Ukrayna, Batı’nın vekili olarak Rusya’yla savaşa girdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette savaşı ilan eden taraf resmiyette Ukrayna olmadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2014 yılına kadar Avrupa’yla flört eden Ukraynalı Batı yanlıları, o dönemde başkan olan Viktor Yanukoviç’i devirdiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlginç olansa şuydu: Sülalesi neocon olan Victoria Nuland, bu savaşın yaratıcılarından biri olarak “AB’nin canı cehenneme!” diyor, neoconların zihniyetini ifşa ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD her zamanki gibi bir taşla sayısız kuş vurmak istedi. Kuşları vurma konusunda başarılı da oldu. Sonuçları tam olarak istediği gibi olmadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çin’le ilişkilerini güçlendiren Rusya, Ukrayna üstünden birçok cephede sahaya indi. İlk olarak Suriye’de sahaya inen Ruslar, Ukrayna’da Yulia Timoşenko gibi “Rusları öldürmenin zamanı geldi.” diyen Batı yanlılarının ahmakça hareketleri sonrasında Doğu Ukrayna’da sahaya indi. Öncesinde Kırım ilhak edildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rusya’nın sahaya indiği yerlerden ikisine bakalım: Biri, en eski Türk yurtlarından olan Kırım’dır. Diğeri ise Türkiye’nin en uzun sınır komşularından olan Suriye’dir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Irak’ı zayıflatarak İran’ın Irak’ın kuzeyi başta olmak üzere birçok ülkede gücünü artırmasını sağlayan Demokrasi Havarileri, Türkiye’nin sahadaki hareketlerini kısıtlamaktan başka bir şey yapmadılar. Üstelik bunu, Türkiye’yi Batı’ya daha fazla bağımlı hâle getirmek için bilerek yaptılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karadeniz’de, Suriye’de, Irak’ta hareketleri kısıtlanan bir devletin Batı’nın kucağına atılacağını düşündüler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi yekpare zaman çemberimizın akışında Türkiye’ye geldik.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1938’den sonra Türkiye’nin yaşadıkları hazindir. Mustafa Kemal, Türklüğe en büyük hediye olarak yalnız ömrünü değil, geleceğin dünyasında sımsıkı sarılacağı çok değerli bir “fikriyat” miras bıraktı. Bu, yalnız Türkler için geçerli bir miras değildi. Zaman zaman dünyanın çeşitli yerlerinde göreceğimiz gibi birçok sivil ve askeri lider onun fikirlerinden beslenerek ülkesini bağımsızlığa götürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun fikirlerinden beslenen her insan, “insan” olmanın ne demek olduğunu idrak edip insanı köleleştirmeye çalışan hasta ruhlu küresel güçlerle mücadele etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne var ki Milli Mücadele öncesi ve sonrasını kendi ülkesinde bile yüzeysel olarak anlatan Türk eğitim sistemi, 1938’den sonra bütün millete bu fikriyatı aşılamakta aciz kaldı. Daha doğrusu aciz bırakıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Her şeyi ben bilirimciler”, onun ölümünün ardından dünyaya ürkek şekilde bakmaya başladılar. Bütün ülkenin 1923’te başlayan ilerleme hızı yavaşlatıldı. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında bütün ilerleme, Batılı emperyalistlerin insafına bırakıldı. Kimi dangalak politikacıların “Batı üretsin, biz kullanalım.” gibi müthiş bir dahiyane fikirlerle (!) yokluk derecesine getirdikleri milli üretim, bu politikacıların bir kısmının “komisyonculuk” yapmasıyla birlikte bitirildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Artık memleketin her yanında hürriyetin kahramanı Amerika’yla ilgili şarkılar söyleniyordu. ABD’nin minyatürüne döndürüldük. Onlar da bu minyatürün üstünde istedikleri gibi oynayabilecekkerini düşündüler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mustafa Kemal’in fırçası, onların fırçasından her zaman daha üstün geldi ama minyatür hâline getirilen memleketin üstünde çarpık manzaralar da oluştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kumpas zamanlarında devleti katil ilan edip Apo puştunun rahatını tasa edinenler, antik zamanlardan kalma mezarları ortaya çıkarıp bunları bile Kemalist Türklerin üstüne yıkarlarken memleketi bugünkü karanlığa getiren esas suikastleri hiçbir zaman konuşmadılar. Bilinçli bir şekilde hem de Ergenekon’dan bile önce dalgalar hâlinde ne kadar Atatürkçü varsa hepsini ya öldürdüler ya da etkisizleştirdiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yani o ihanet dalgaları, Ergenekon’la başlamamıştır!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerika’nın en eski dinci müttefikleri Afganistan’da mıydı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mustafa Kemal’in yaptıklarını yıkmak için yetiştirdikleri, devletin her tarafına sızdırdıkları en eski dinci müttefikleri Türkiye’dedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">80 öncesinde bir kenara çekilen yetişmiş dinci kadrolar, 80 sonrasında yani darbeyle gelen ama demokrasi havarilerinin biricik öğrencisi olan Turgut Özal’la birlikte hızlıca devletin derinliklerine kadar sızdılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sızıntıların başında FETÖ geliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyanın jandarması ABD, Türkiye’ye istediği gibi şekil verebileceğini düşünüyordu. Özal üstünden ısrarla kendi projelerini dayattılar: Ulus devletten vazgeç, Kemalizm’i terk et, Türklüğü anayasandan çıkar, federasyon ol, Kürtlerle birleş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Birleşemezsen”, diyorlardı Çandar gibi sözde aydınlar aracılığıyla, “Küçülürsün.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sözleri daha sonra Ergenekon kumpasının soytarılarından Tuncay Güney’in ağzından duyacaktık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tuncay Güney gibilerin hedefinde ise ABD’nin dayatmalarına direnen Türkler vardı. Bunların başında ise ABD’nin “Türk derin devletinin merkezi” dediği TSK geliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllarca içeriden baltalanmasına rağmen omurgası değişmeyen TSK, Türkiye’nin tek başına özeti gibiydi. Bu yüzden Türk’ün en önemli gurur kaynağı olan Türk ordusuna saldırdılar. Türlü yalanlarla yıpratmaya çalıştıkları ordu ise onlara güzel dersler verdi. Bunlara geleceğim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2000’li yıllara tüm dünyada hızlı bir şekilde giren Amerika, Türkiye’de AKP’yi iktidara getirdi. İlk AKP’de bulunan isimlerin birçoğu bugün partide olmasa da partinin özü asla değişmeyecekti. Adnan Menderes gibi Athenagoras’ın elini öpenleri, Turgut Özal gibi Amerikan aşıklarını demokrasinin yıldızcığı yaparak hortlatan AKP, Türk siyasetini en üst perdede temsil eden bir konumda olmasına rağmen kumpaslar karşısında pragmatist davrandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FETÖ, TSK’ye saldırıyor; AKP, saldırılara karşı bir yandan seçim meydanlarında “Çetelerle mücadele bizimle başladı.” diyerek kumpasları sahipleniyor bir yandan da YAŞ öncesi kulislerde hem orduya hem de FETÖ’ye ılımlı yaklaşım sergiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer sadece tarihteki başarılarla övünen bir hamasetçi olsaydım, 2002-2013 arası dönemi Türk tarihinden çıkarsalar ses etmezdim. Ne yazık ki devletin katil ilan edildiği, teröristlerin ululandığı, öldürülenlerin kendi kendinin katili ilan edildiği, neoliberalizmin nirvanaya ulaştığı bu dönemden çıkarılacak çok dersler vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2013 yılına dair birçok “orta yolcu” söylem vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunların en başında, “AKP, FETÖ’den rahatsızdı. Devlete sızdıklarını anlamıştı. O yüzden FETÖ tarafından operasyona maruz kaldı.” iddiası gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hâlbuki bütün mesele bittiği zannedilen bir ordunun ardından Türkiye’yi bölüşmek meselesiydi. Atalarımızın dediği gibi iki kılıç bir kında olmazdı. ABD taşeronluğu yaparak memleketi içeriden kemiren FETÖ ve bunu bildiği hâlde ses çıkarmayan iktidar hesaplaşmaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dikkatinizi çekerim: Öldü zannedip üstünde tepindikleri devletin ta kendisine çarpan iki taraf da ilk olarak Silivri’ye ılımlı mesajler vermişler hatta elebaşı Gülen selam bile göndermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama asker selamı başka olur. Asker öyle selam almaz!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Derken 2014’le birlikte Türkiye’nin çehresi değişmeye başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kumpas davaları resmen olmasa da bitti. FETÖ’nün paralel yapı olduğu kabul edildi. Çözüm sürecinin sonuna gelindi. Bölücü terör örgütü şehir eylemlerini başlattı. Devletin başındaki menfaat zaafı, Hendek’te devletin sonunu getirecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne acıdır ki devleti zaafa düşürüp beka sorunu yaratanlar, beka sorunu söylemleriyle iktidarlarını sağlamlaştırdılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna rağmen AKP’nin tek başına iktidarı kaybettiği ilk seçim de o dönemlerde yaşandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AKP’nin eski ortağı HDP yeni bir siyasete geçti. Türkiye’deki tüm sol liberalleri hedef kitlesi olarak belirledi. Oylarını artırıp iktidarı tek başına oturduğu koltuktan etti. Çözüm sürecinin aldığı en ölümcül darbe bu oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“AKP aslında çözüm süreciyle zaman yaratarak savunma sanayisine zaman yarattı.” söylemleri doğru değildir. Eğer iktidar koltuğu sallanmasaydı, AKP pek âlâ bu süreci sonuna kadar sürdürecekti. Bugün de AKP içinde 2013 öncesi Türkiye’nin özlemiyle yanıp tutuşanlar vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaldı ki AKP içinden kimileri “Elimizi taşın altına koyduk.” diyerek bu yalanı gözler önüne seriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devam edelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şehirlere sıçrayan ve birçok şehit verdiğimiz terör olaylarının sürüyor olması, iktidar partisinin koalisyon sürecini ağırdan almasını sağladı. MHP’yle yakınlaşma, ilk defa başvurulan “Türk milleti” ifadeleri, “yerli ve milli” söyleminin temellerinin atılması AKP’yi tekrar iktidar yaptı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu süreçte en ilginç olansa MHP’nin konumudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi içinde ciddi bir kopuş süreci yaşayacak olan MHP, partinin siyaseti bakımından gerçekten ince hareket ederek bu sürece rağmen kilit noktaya geldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ardından 15 Temmuz Kalkışması yaşandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllardır Batı’yla “sessiz savaş” içinde olan Türk devleti, bu kalkışma sonrasında olabilecek en sert şekilde FETÖ’yü devletin içinden temizlemeye başladı. 2017’de referanduma giden Türkiye, başkanlık sistemine geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">MHP’nin kilit rolü daha da arttı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada şunu not düşeyim: Amerika’nın bir numaralı fail olarak kabul edildiği kalkışmadan sonra MHP içindeki kopuş tamamlandı. Parti programında NATO’ya bağlılık sözü veren İYİ Parti kuruldu. Tabii Türkiye’nin geleceği için NATO’da kalması gerektiğini düşünmek insanların kendi özgürlüğüdür, bu ayrıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devam ediyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AKP, “FETÖ referandum için ‘hayır’ oyunu destekliyor.” propagandasıyla 50+1’e geçti. Bu şekilde iyice MHP’ye bağımlı hâle gelen AKP, son birkaç yıldır iyice güç kaybedince tekrar 2013 öncesi döneme dönüşü yoklamaya başladı. MHP’yle ittifaka karşı olanlar ve bu partiye bağımlı hâle gelindiğini savunanlarsa 50+1’i gündeme getirdiler. Bu kez Erdoğan’ın bizzat kendisinden 50+1’i eleştirdiği söylemleri duyduk.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tabii Devlet Bahçeli bu konuda net bir şekilde tavır koyunca konu şimdilik gündemden düştü gibi oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düştü gibi oldu, diyorum çünkü AKP mutlaka bundan kurtulmak isteyecektir. Zira tahminim o ki 15 Temmuz’un getirdiği baskı ortamının azaldığını gözlemleyen AKP, iktidar da tehlikeye düştüğü için ortaksız iktidar olduğu günleri geri getirmeye kalkacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak FETÖ sonrası devlet içindeki gücünü pekiştirmek için Tansu Çiller, Mehmet Ağar gibi isimleri yeniden ortaya çıkaran AKP’nin eski gücüne kavuşmasına imkân kalmadı. ABD’nin sadık tetikçilerini mitinglere getirmek, devletin kendisine şantaj yapmaya kalkmak değil de nedir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">15 Temmuz sonrasında Türkiye’nin jeopolitik istikametinin tam tersine gitmek, bence tüm partiler için bir hatadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bahçeli’nin Rusya-Ukrayna Savaşı ile ilgili beyanlarına bakarsak Türkiye’nin şu ana kadar bu konuda uyguladığı siyaseti görürüz. AKP ise yine işin ticaret tarafında yer almış, “Rusya’ya yaptırımlara katılmıyorum, Ukrayna’ya SİHA satmaktan da vazgeçmiyorum.” diyerek ciddiyetsiz ve güvenilmez bir tavır ortaya koymuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üstelik çok açık bir biçimde hâlâ cemaat ve tarikatlara sırtını dayamaktan vazgeçmemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi sorayım: 50+1 konusunda kimin sözü geçmiştir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kudretli iktidarın mı? Küçük ortak denilen ortağın mı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yekpare zaman çemberinin akıştaki son noktasına geldik. Bu noktadan itibaren zaman hızlanıyor. Dünya gözünü kapatırken yaşananlar, gözünü açtığında yaşanacaklardan çok farklı şeylerdir. Bununla birlikte bugün, yarının sebebi olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD, Rusya’nın gücünü beklediği ölçüde zayıflatamadı. Bir yandan Türkiye diğer yandan Rusya ve Çin’in Afrika’da sahaya inmesi, Fransa gibi Avrupa güçlerinin tedirginliğini artırdı. Olaf Scholz gibi Almanya’nın kendini cezalı hissetmesine neden olan eziklerin ABD’nin peşinden gitmesi, Avrupa’nın gücünü zayıflatıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Canı cehenneme!” denilen AB’nin en güçlü ülkesi Almanya’da devlet, tarım alanındaki devlet yardımlarını kaldırıp çiftçilerin muaf olduğu vergileri yeniden getiriyor. Çiftçilerin ayaklanmasına neden olan bu olaylar, elbette her şeyin büyük bir inatla Ukrayna’daki kirli savaşa harcanmasından kaynaklıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa’nın cephanesi azalıyor, silah tüccarları ellerini kavuşturmuş salyalı ağızlarıyla bekliyor. Kendini kötü hissettiğini söyleyip istifa mesajları veren Papa bile aşka gelmiş, “Bu kirli savaşlarda bir tek silah tüccarları kazanıyor.” diyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD ise Hindistan’ı yanına çekmek için uğraşıyor ama Hintlilerin dili Batı’dan yana yandığından olacak bunu başaramıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sözde dünyadan tecrit edilen Rusya’nın lideri Putin, 2024’te Hindistan’ı yanında tutacak gibi duruyor. Yetmiyor, Amerika’nın sadık çocuğu olarak görülen Riyad’ta at koşturuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlginç işler, değil mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsrail, Filistin’e saldırıyor. Rusya ve Çin’in arkaladığı İran, -gizli ortaklarını da yazmıştım- savaşı fırsat bilerek Orta Doğu’daki etkinliğini artırıyor ve Direniş Ekseni üstünden yapılan çevik saldırılarla hantal ABD güçleri -en azından şimdilik- üslerinden çıkmıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu arada 1979’daki İslam Devrimi’nden sonra İran’daki en büyük saldırı, Ayetullah Humeyni’nin türbesine karşı gerçekleştiriliyor. Saldırıyı ise IŞİD’in üstlendiği biliniyor. İsrail’e hiç saldırmayan, İsrail’in savaşında İran’a saldırıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne Müslümanlık ama!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve Babülmendep Boğazı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyada ticaret yükünün çok büyük bölümü deniz yoluyla taşınır. Deniz yollarının en kestirmelerinden biri Babülmendep’in boğazından geçer. Husiler burayı sabote ettiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstanbul’un fethinden sonra yeni yollar keşfederek dünyayı sömüren ve ahlaksızca ticaret yaparak olağanüstü zenginliğe kavuşan Batı, Yemen’deki Husilere karşı bu defa tüm havarileri toplayamadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD, sinsi İngiliz dostlarıyla beraber Husileri etkisizleştirmeye çalışıyor. İspanya, Kanada, Arabistan, Mısır&#8230; Ne doğudan ne de batıdan bir havari kendisine katılmıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Galiba onlar da “ABD’nin canı cehenneme!” demeye başladılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve Batı, Babülmendep’ten geçemediği için ticari yükünü çok daha uzak yollardan geçirmeye başladı. Böylece hem daha fazla zaman hem de daha fazla para kaybetmeye başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Babülmendep şimdilik kapandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2024 ise “Hüzün Kapısı açıldı.” ifadesiyle tarihe geçecek.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">674</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hizipçi İstihbaratçılık</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2023/06/15/hizipci-istihbaratcilik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jun 2023 17:51:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[casus]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[espiyonaj]]></category>
		<category><![CDATA[istihbarat]]></category>
		<category><![CDATA[kontrespiyonaj]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[partizanlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=475</guid>

					<description><![CDATA[Casusluğun tarihi çok eski tarihlere uzansa da modern anlamda istihbaratçılığın ve casusluk metotlarının gelişimi o [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Casusluğun tarihi çok eski tarihlere uzansa da modern anlamda istihbaratçılığın ve casusluk metotlarının gelişimi o kadar eski değildir. Bu da gayet normaldir. Tabii bunu birtakım hayalperestlere anlatmak zordur. Batı’da 16. yy.’a ve bizde ondan da sonraki tarihlere kadar gidebilen istihbaratın kurumsallaşması sürecini gözardı eden hayalperestler, “Börü Budun”, “İhtiyarlar Heyeti”, “Aksaçlılar” gibi sözde geçmişi çok eski tarihlere uzanan ve günümüze kadar devam eden istihbarat kuruluşlarından söz edebiliyorlar. Daha da kötüsü akademik nitelikli çalışmalarda bu hayal ürünü örgütlere yer verilebiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de istihbarat kavramına bakış son derece ezberci ve gerçek dışı algılara dayanmaktadır. İstihbaratın ve istihbaratçılığın ne olduğu konusunda insanları yanlış yönlendiren birçok dizi, film çekilmiş; çok sayıda roman ve köşe yazısı yazılmış; programlar yapılmıştır. Hâliyle meselenin özünden epeyce uzaklaşılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimileri için casuslar birer şeytan kimileri içinse tanrı / yarı tanrıdır. Toplumun umutsuzluğa düştüğü yerde “Nasılsa güçlü bir derin devletimiz var, onlar iyisini bilirler” şeklinde telkinlerde bulunan insanlar çıkabiliyor. Oysa toplumun umutsuzluğa düşmesi ne kadar yanlışsa insanların ülkeye karşı sorumluluklarını çeşitli yerlere aktarmak da o kadar yanlıştır. Umut, mücadele gücünün devam etmesi için vardır, bitirilmesi için değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstihbarat kısaca haber ve duyum toplama eylemine işaret eder. “Dil alma”, “münhiyan” (haber getiren) kimi kelimeler de istihbarat tarihimizde kullanılan kelimelerdendir. İstihbaratçının yaptığı işi modern anlamda karşılayan en iyi kelime “intelligence” olsa gerektir. Zira bu kelime hem istihbarat anlamına hem de akıl, zekâ anlamlarına sahiptir. Günümüz istihbaratında “casus hamileri” dönemi çoktan geçmiş olmalıydı. Neden “geçmiştir” demediğim sorusunun cevabı bu yazının konusudur. Ondan önce yukarıda yazdığım hatırlatmaları yapmak istedim. Kavramın içeriğine değinmemin sebebi ise istihbaratçının yaptığı işin haber almaktan ibaret olmadığına değinmek; analiz, değerlendirme vb. süreçleri olduğunu hatırlatmaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi yazının asıl konusuna geleyim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birçok genç için ajanlık, çekici bir hayaldir. Yakışıklı veya güzel, iyi giyinen, kafası bozuldu mu eline silah alıp istediğini öldüren, karşı cinsin odağında, parası olan, gizemli karakterlerin başkarakter olduğu filmler bugünün; geçmişteki sözlü ve yazılı kahramanlık hikâyeleri dünün hayal dünyasında çekici imajlar yaratıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa toplumun yarısından fazlasına gidip “Ajan olmak istiyorsan birkaç dil öğren, kendini her alanda geliştir, bolca oku, çokça düşün, değerlendir” vs. derseniz artık toplumun yarısından daha azına hitap etmeye başlayacaksınız. Bu da yalnız bizde değil, birçok toplumda görebileceğiniz bir sonuçtur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstihbaratçıların eskisinden çok daha nitelikli olmaları gereği, istihbarat kurumlarının ulusal güvenlik politikasındaki yerini göstermektedir. Öyleyse istihbarat kurumları ülke güvenliğinde önemli bir yere sahiptir. Bu kurumların yozlaşmaması, partizanlığa kapılmaması, hiziplerin hakimiyetine girmesi söz konusu olamaz. Böyle bir durumda devletin değil şahısların ya da grupların menfaatleri öne çıkar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Herkesin bir yana gittiği, kendi başına ve kendi düşüncesine göre hareket ettiği kurumlara sahip bir devletin durumunu şu şekilde düşünebilirsiniz: Gökyüzünde süzülmekte olan bir kuşun kanatları bir anda uyumsuzluk içine düşer. Kuş kâh alçalır kâh yükselir; bir o rotaya, bir bu rotaya sapar. Gökyüzüne uçarken varmak istediği hedefi yolun sonunda ıskalar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Osmanlı devletinin istihbarat alanında kurumsallaşmadan önceki yapısı, casus hamileri ve onların adına çalışan casuslardan ibaretti. Osmanlı ülkesinin sınırlarının çok geniş olması kurumsallaşmanın önünde bir engel gibi görülebilir. Yine de zaman içinde teknolojinin gelişmesi mesafelerin kısalmasını beraberinde getirmiştir. Britanya gibi devletler çok uzak diyarlara gidip buralardan istihbarat elde ederken diğer yandan kurumsallaşma sürecini sürdürmüştür. Osmanlı ise adem-i merkeziyet<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a> anlayışı nedeniyle çeşitli sıkıntılar yaşamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir paşanın, casusların getirdiği bilgileri şahsi menfaatine göre gizlemesi, çarpıtması, yükselişi için kullanması, geçmişin partizanlığıydı. Gücünün doruğunda bir devlet, işte bu partizanlığın yarattığı parazitlerle içten içe kemirildi. Şüphe yok ki devletin çürütülmesinde tek neden casusluk faaliyetlerinin durumu değildi. Ancak olaya casusluk ve karşı casusluk faaliyetleri açısından bakıldığında ciddi dersler çıkarılabiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde ise partizanlık vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazımın başında bahsettiğim partizanlar şaşıracak ama istihbaratçılar da insandır ve toplumun içinden çıkmakta, Sirius’tan gelmemekte, hatalar yapabilmektedir. Partizanlık başta olmak üzere her türlü unsur üzerinden bölünmüş bir toplumdan çıkan istihbaratçılar arasında da partizanlar olacaktır. Günümüzde fütursuzca kullanılan “Filanca siyasetçinin adamı olan filanca istihbaratçı güvenilirdir” gibi cümlelerin ne anlama geldiğini anlayamıyoruz çünkü durumun farkında bile değiliz. Bu tarz haberleri hep birlikte görüyoruz, okuyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyasetçinin adamı olmaz, devletin adamı olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Partilerin veya parti liderlerinin istediği yönde hareket eden asker, istihbaratçı, bürokrat vs. ülkeye faydaya sağlayamaz. “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır” ilkesinden hareketle her türlü partizanlıktan uzak durup asli görevi yerine getirmek gerekir. Şahıslar ve partiler geçicidir. Aslolan vatandır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlerleyen günlerde bu konuya tarihten örnekler vererek değinmeye devam edeceğim.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> Bknz. Emrah Safa Gürkan, “On Altıncı Yüzyılda Osmanlı İstihbaratının Kurumsal Yapısı”, “<strong>Türk Askerî Kültürü</strong>”, 4. Baskı, Kronik, Mart 2021, İstanbul. Sf. 424-471.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">475</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
