<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>manipülasyon &#8211; Demir Yolcu</title>
	<atom:link href="https://demiryolculuk.com/tag/manipulasyon/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<description> Dünyayı elinde tutan, onu anlayış ile tuttu; halka hükmeden, bu işi bilgi ile yaptı. (Kutadgu Bilig)</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Mar 2026 20:07:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/03/cropped-LOGOSp-1-32x32.png</url>
	<title>manipülasyon &#8211; Demir Yolcu</title>
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">203450429</site>	<item>
		<title>Küresel Mafyanın Rejimi: Korku ve Aşağılama</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/03/09/kuresel-mafyanin-rejimi-korku-ve-asagilama/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 20:07:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[aşağılama]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[işkence]]></category>
		<category><![CDATA[koçbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[manipülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[naziler]]></category>
		<category><![CDATA[zihne saldırı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1389</guid>

					<description><![CDATA[Küresel Mafyanın Rejimi: Korku ve Aşağılama Hollandalı Psikiyatrist Joost Meerlo, ülkesi Naziler tarafından işgal edildikten [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Küresel Mafyanın Rejimi: Korku ve Aşağılama</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hollandalı Psikiyatrist Joost Meerlo, ülkesi Naziler tarafından işgal edildikten sonra direnişe katıldı. Gestapo’nun sorgusundan geçti. Anlattığına göre kendisini sorgulayan Nazi subayı önce kendisine arkadaşça yaklaştı. İstediğini alamayınca gerçek kimliğine -düşman kimliğine- döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Zihne Saldırı” eserinde beyin yıkamayı, manipülasyonu ve propagandayı anlattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Meerlo’dan birkaç alıntı yapalım:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kore Savaşı’nda Çinlilere esir düşen ABD’li Albay Frank Schwable, işkence gördükten sonra söylenene göre zoraki itiraflarda bulunur. ABD’nin Çin halkına karşı biyolojik silah kullandığını anlatır. ABD’ye döndükten sonra çıkarıldığı mahkemede kullandığı şu cümleye dikkat edelim:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Sözler bana aitti ama düşünceler onlara aitti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">1933 yılındaki meşhur Reichstag Yangını’ndan sorumlu tutulan kişi, Hollandalı Marinus Van der Lubbe’ydi. Hollandalı psikiyatristler onun akli dengesinin yerinde olmadığını biliyorlardı. Lubbe psikolojik işkenceden geçiyordu, ruh hâli normalden de dengesizdi ve mahkemeyi izleyenler onu aptal olarak adlandırıyor, kahraman olabileceğinden şüphe ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve Lubbe, işkence sonrası suçunu güya kabul etti; büyük bir ısrarla cezalandırılmak istedi. Hapse girmek ya da asılmak istiyordu. Şaşılmayacaktır ki Naziler asmayı tercih ettiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ergenekon kumpaslarındaki Alparslan Aslan geldi mi gözünüzün önüne?</p>



<p class="wp-block-paragraph">1936-1938 yılları arasındaki meşhur Moskova duruşmalarını da anlatıyor Meerlo. Bir zamanların ünlü devrimcileri suçlarını itiraf etme yarışına giriyor, dolaylı yoldan alçak birer hain olduklarını söylüyorlardı. Meerlo, “Yargılanan kişiler bir zamanlar insandı. Şimdi ise sistematik olarak kuklaya dönüştürülüyorlardı. Kuklacıları onları yönlendiriyor, hareketlerini manipüle ediyordu.” diyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Zihne Saldırı”da en dikkat çekici kısım şu olsa gerek: “&#8230;insanların direncini kıran şeyin doğrudan fiziksel acı değil, sürekli aşağılanma ve zihinsel işkence olduğunu biliyorduk.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve son olarak Malinowski’den alıntı yapar Meerlo: “Büyücünün büyü yaptığı yerli, bundan duyduğu korkuyla o kadar hipnotize olabilir ki oturur, kaderini kabul eder ve ölür.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bu alıntıları yapmamızın bir sebebi var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Korku ve aşağılama gibi psikolojik işkenceler günümüzde kitlelere yönlendirilmiştir. Gerçi tarihin ilk devirlerinden beri böyledir ama bilimin ve teknolojinin nimetlerinden bolca faydalanan “küresel mafya”lar, kitleleri korkuya boğuyor ve aşağılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir yandan dinî ve milli korkuları dayatıyor: “Din elden gidiyor, vatanı bölecekler. Çocuklarımız köle olacak, Allah’a savaş açtılar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında bunlar birer telkindir. Birtakım sorunları dile getirmek ve çare aramak ya da aranmasını istemek başkadır; bu sorunların, tehlikelerin zihne yerleşmesini sağlama alçaklığı başkadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Unutmayın ki o alçaklar daima koçbaşları arasından çıkar. Yıllar önce bir Osmanlı paşasının dediği gibi “Surette sadık, sirette hain olanlar&#8230;” arasından çıkar. Ulusalcı, Türkçü, Atatürkçü&#8230; her kılıkta karşınıza çıkabilirler. Yaptıkları tek şey psikolojik manipülasyondur. Gülünç komplo teorilerine gerçeklerden bir doz koyar, yönünüzü şaşırtırlar. Yaptıkları şey sizi uyarmak değil, olması planlananları kabul ettirmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir yandan da aşağılama vardır. Bu, iki türlü yapılır:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birincisinde bir hurma, bir hırkaya razı etmek vardır. Güçlünün veya zenginin her alanda önde gelebileceği, her alanda kanunu delebileceği, herkes kuyruğa girerken bunların kuyruğa girmeden hak elde edebileceği, “sıradan” olduğu telkin edilmiş vatandaşlara kabul ettirilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkincisinde siyasetçiler ve bürokratların rolü daha fazladır: Devletin makamlarına sığınan, burnu arşa sürterek gezen, zeka ve ahlaktaysa hakir gördüklerinden geride olan, daima kendisine bol gelen ve komik görünen takım elbiseler giyen koca göbekliler en ön saftadır. Bir sorunu olan vatandaşın karşısına geçerler, bir kaşlarını yukarı kaldırırlar, azarlayıp nasihat ederken anlarsınız ki Türk cumhuriyetine ettikleri yemini çoktan unutup kapıkulu olmuşlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devletin haddinden fazla kutsanması mutlaka halkın aşağılanmasından geçer.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yalçın Küçük, “Korkak, mutlaka hain oluyor.” diyor. Galiba bu kadar çok haine, bu kadar çok koçbaşına şaşmamalı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1389</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Altıncı Harp Sahası: İnsan Zihni</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/02/02/altinci-harp-sahasi-insan-zihni/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 10:52:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[altıncı harp sahası]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel savaş]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[ifşa]]></category>
		<category><![CDATA[manipülasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1372</guid>

					<description><![CDATA[Altıncı Harp Sahası: İnsan Zihni Dr. Fabio İbrahim, Dr. Monika Daseking ve Steffen Rhode tarafından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Altıncı Harp Sahası: İnsan Zihni</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. Fabio İbrahim, Dr. Monika Daseking ve Steffen Rhode tarafından yayımlanan bir çalışmada bilişsel harp “dijital ve analog ortamlar kullanılarak kimliği belirsiz aktörler tarafından, çatışma ve barış dönemlerinde, tanımlanmamış hedef kitlelerin bilişsel süreçlerini ve davranışlarını istikrarsızlaştırmak ve etkilemek amacıyla bilginin kasıtlı olarak yayılması” şeklinde tanımlanır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Wikipedia’da yer alan bir başka tanım daha nettir: “Bireylerin ve toplumların algı, dikkat, hafıza, muhakeme ve karar alma süreçlerini hedef alan, düşman unsurların psikolojik, teknolojik ve enformasyon temelli yöntemlerle zihinsel işleyişe müdahale ettiği saldırı türüdür.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı kaynağa göre bilişsel savaş, altıncı harp sahası olarak tanımlanır ki bu tanımlara göre harp sahası denilen yer de insan zihnidir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="683" height="1024" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2026/02/ChatGPT-Image-2-Sub-2026-13_40_09-683x1024.png" alt="" class="wp-image-1374" style="aspect-ratio:0.6670044148512702;width:347px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2026/02/ChatGPT-Image-2-Sub-2026-13_40_09-683x1024.png 683w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2026/02/ChatGPT-Image-2-Sub-2026-13_40_09-200x300.png 200w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2026/02/ChatGPT-Image-2-Sub-2026-13_40_09-768x1152.png 768w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2026/02/ChatGPT-Image-2-Sub-2026-13_40_09.png 1024w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bilişsel savaşa dair birçok çalışmada sosyal medyanın üstünde durulur. Sosyal medyanın yararları ve zararları konusunda genel tavır, iyi amaçlar için kullanılırsa zararsız olduğu yönündedir. Oysaki bilişsel savaşın saldırgan unsurları için bizim sosyal medyayı ne amaçla kullandığımızın pek bir önemi yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilişsel savaşın tanımına baktığımızda sosyal medyanın iyi amaçlar için kullanılmasıyla değil, bilinçli bir şekilde kullanılmasıyla zararsız hâle geldiği söylenebilir. İyi niyet de kişinin aldanmasına, zarar görmesine veya istemeden zarar vermesine neden olabilir. Özellikle istemeden zarar verme noktasında sosyal medya iyi bir alandır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilişsel savaş insan zihnini hedef aldığına göre nasıl ki hedefteki bir şehri koruyan güçlü surlara ihtiyaç duyulmuşsa, nasıl ki modern zamanlarda hava savunma sistemlerine ihtiyaç duyulmuşsa bilişsel savaşta da insan zihnini çevreleyen koruyucu unsur olarak güçlü bilince ihtiyaç vardır. İlk aşamada bunun yolu da eğitimdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysaki şu anda eğitim alanındaki durum şudur: Bir öğrenci deneme çözer, çözdüğü denemede sosyal medyayla ilgili alıntı bir paragraf çözer, mesajın zihinlere yerleştirildiği düşünülür. Ne var ki öğrencilerin geneli tabiri caizse “ekran süremize laf sokuluyor” düşüncesindedir. Yani bu ve buna benzer yaklaşımlar etkisizdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine konuyla ilgili olarak belirtmek istediğimiz bir başka tanıklığımız da vardır. Son günlerde paragraf sorularıyla ilgili olarak biri çalışkan diğeri ders çalışma anlamında ortalama seviyede diyeceğimiz iki öğrenci, paragraf sorularıyla ilgili olarak “Algımız, düşünce yapımız değiştirilmek isteniyor.” şeklinde rahatsızlık dile getirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Demek ki iki öğrenciyi de rahatsız eden ortak bir durum ve buna dair ikisinin de dikkatini çeken ortak bir veya birkaç kaynak var. Her iki öğrencinin de haklı olduğu söylenebilir. İnsan zihnine gizlice yerleştirilmek istenen şeyler fark edildiği zaman büyük rahatsızlık ve endişe yaratması kaçınılmazdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilişsel savaş ve milli eğitimimiz bir başka yazımızın konusu olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gündem üstünden devam edelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerikan devletinin resmi kurumları Epstein vakasını yeniden gündeme taşıdı. Bu vaka herhalde diğer gündeme gelişlerinden daha fazla ses getirdi. Böylece bilişsel savaşın en önemli örneklerinden birini teşkil etmeye başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede anti-Amerikancılığın arttığı düşünülür ki duygusal anlamda öyledir ancak pratik anlamda öyle olduğu şüphelidir. Yazımızın başında da ifade ettiğimiz üzere sizin duygu ve amaçlarınızdan ziyade bilinç durumunuz önemlidir. Son gündemi takip ettiğiniz zaman ABD’nin ifşa ettiği kaynaklara olan inanç -doğru veya yanlış olduğundan bağımsız şekilde- üst düzeydedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Resmi Amerikan kaynakları bu ifşaları tasniflediği yani çok kötü olanları ayırdığı anlamında açıklamalar yapsa da şeytani seviyede kötü bir örgütün ifşasında çok daha sorumlu davranmak gerekirdi. Sosyal medyanın nasıl bir yer ve bilişsel savaşta nasıl bir silah olduğunu NATO çalışmalarından da anlaşıldığı üzere Amerikan devleti iyi tespit etmiştir. Aynı durum Çin ve Rusya için de geçerlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu örgütün ifşasında neden daha sorumlu davranılmalıydı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">1- Epstein’in maillerinden hareketle birçok kişinin bu örgütle bağlantısı ifşa oldu. Artık bu kişilerin içinde birilerinin iyi bir imaja sahip olacaklarını düşünemeyiz. Bu, istismar edilebilir. Birçok kişi, samimi olmayan nedenlerle rakip ya da düşman olarak gördüğü kişileri bu konu üzerinden karalamaya çalışabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2- Artık sosyal medyada doğal karşılayabileceğimiz bir şekilde bilgi kirliliği, sahte videolar, sahte görseller devreye girdi. At izi çok daha hızlı bir şekilde it izine karıştı. Baphometh yeniden popüler bir sosyal medya ünlüsü oldu. Ezoterizm, semboller<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a> haddiden fazla dikkat çekti. Eğer ABD tamamen iyi niyetli olsaydı, gizem fetişizmini ve özellikle video ve görsel kirliliği konusunda yapay zekâyı hesaba katardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">3- Bu gibi ifşalar bir sistemin ifşasından çok psikolojik anlamda olumsuz durumlar yaratabilir. Sistemin gerçekten ifşası için duygulardan, ideolojik sınırlardan uzak olmak gerekir. Bu tavrı ortaya koyanlar için Epstein meselesinin esas yönü bu olmalıdır. Oysa kitle daha çok magazinin, romantizmin, dramın, karşıt görüşü şeytanlaştırmanın peşindedir. Zira bu unsurlar daha çok etkileşim getirmektedir. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi biraz geçmişe gidelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Niall Ferguson’un “Rothschild Hanedanı” adını taşıyan iki ciltlik çalışmasında, birkaç asır önce Frankfurt sokaklarında yer alan “Judensau” (Yahudi domuzu) adlı bir resim hakkında bilgi verilir. Bu resmin altında, Simeon adında bir çocuğun 15. asırda Yahudiler tarafından öldürüldüğü yazılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine Hitlerden çok önce bile Avrupalıların Yahudilere yaklaşımının son derece olumsuz olduğunu biliyoruz. Özellikle bebek yiyen canavar Yahudi çok popüler olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son cümleden sonra ister istemez günümüze ışınlanıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Epstein’le birlikte Batı dünyasının bebek yiyen Yahudi canavarı uyanmaya başladı. Dinlerarası diyalog adı altında anti-semitizmi düşürmeye çalışan bir numaralı ülke bugüne kadar ABD’ydi. Oysa ABD’nin bizzat yaydığı ifşalar, anti-semitizmi tırmandıracak türdendir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sosyal medyada ise şu iddia dolanıyor: “MOSSAD, Trump’a saldırması için şantaj yapıyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Soru şu: Anti-semitizmi ciddi şekilde yükseltme pahasına mı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer öyleyse MOSSAD’ın aklı yok demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysaki şu durumda olay, MOSSAD’ın aklının olmaması değil, bilişsel savaş yoluyla kitlenin “muhakeme”sinin yok edilmesidir. Sosyal medya bunun gibi birçok örnekle doludur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD, sosyal medyanın da dahil olduğu ve bilişsel savaşın gerçekleştiği ortamı “bilgi ortamı” şeklinde tanımlar. Bilgi, muhakeme gücü için ham maddedir. Bilgi olmadan ya da yanlış bilgiyle yapılan analizin doğru sonuç vermesi mümkün değildir. İşte burada iyi niyetin önemi biraz azalıyor. Kendini felsefi ve ahlâki açıdan iyi yetiştirmemiş bireyler bilgisizlik veya yanlış bilgiyle sınandığında tanrıya dönüşüyor. İnsanı yanlıştan döndürecek olan şeylerden biri iyi niyettir; tanrı, iyi niyeti kendince haklı sebeplerle öldürüyor ve yanlışında ısrar etmeye devam ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda temas ettiğimiz ezoterizm ve şeytani semboller, bilişsel savaşın “dikkat” tarafıyla ilgiliydi. Epstein ifşasına dair siyasal söylemler, “muhakeme” kısmıyla ilgiliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki en tehlikeli boyut, “hafıza” kısmıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kökeni 19. yy. sonlarına dayanan “hızlı ve yavaş düşünme” fikri, sosyal medyanın ne kadar tehlikeli bir silaha dönüşebileceğinin göstergesidir. Hızlı düşünme “Sistem 1” ve yavaş düşünme “Sistem 2” olarak adlandırılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hızlı düşünme, ani ve sorgulamaksızın karar almayla ilişkilendirilir. İki sistemin de artıları ve eksileri vardır ancak Sistem 1, sosyal medyanın anlık akışına ve kısa mesajlara hatta başlıklara indirgenmiş paylaşımlara çok uygun bir düşünce yapısıdır. Anlık bir görsel, anlık bir video, anlık bir başlık kişinin ya da kitlenin psikolojik durumunu etkileyebilir. Bir kişi linç edilebilir hatta intihara sürüklenebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilgi ortamının sosyal medya ayağında dikkat edilmesi gereken esas noktalardan birisi anonim hesaplardır. Anonim hesaplarca seçilen isimler, profil fotoğrafları, biyografik bilgiler ciddi psikolojik etki yaratmaktadır. İnsan psikolojisi, sahte olduğunu veya bir başkasının fotoğrafı olduğunu bilse bile anonim kişilik sayesinde fotoğraf üstünden manipüle edilebilir. Çünkü burada bir “özdeşleştirme” söz konusudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyleyse biz sosyal medyada anonim hesaplarla öncülük etmeye çalışan, bir fikre mensupmuş gibi görünen, sürekli bilgi aktaran, kitleleri yönlendiren hesapların gerçek kişiliklerini biliyor muyuz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük bir bölümünün kim olduğunu bilmiyoruz. Önemli mi? Evet, önemli. Sosyal medyada en sık sorulan sorudur: “Kaynak?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzeysel olarak ele alacağımız dört örnek:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birinci örneğimizde, 2021 yılında bir valinin açıklamasına dair haber yayımlanıyor. Haberde zamanın valisinin “Kadınlara bile iş veriyoruz.” cümlesi başlık olarak kullanılıyor. Birçok site ve sosyal medya hesabı tepki yaratacak cümlelerle haberi paylaşıyor. Birçok vatandaşımız da kadınların önemine dair ahkâm kesiyor. Oysa valinin açıklamasına dair insanların doğru anlayıp eleştirdiği tek kısım, vatandaşların iş beğenmediğiyle ilgiliydi. Haberin içeriğine bakıldığında, yani hızlı düşünüp etkileşim yarışına girilmediğinde görülüyor ki “Kadınlara bile iş veriyoruz.” söylemi hem valiye ait değil, işveren tarafından dile getirilmiş hem de ağır işler kastedilmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkinci örneğimizde ise daha önce hakkında yazı da yazdığımız “geyik” örneği var. Zaten işler kötü giderken ve her masumun ölümü insanlığın kıyametiyken bir geyiğin şehre inmesi “bulaşıcı telkin” yoluyla sosyal medyada hızlı şekilde yayıldı. Yine herkes kopyala-yapıştır yoluyla bilgili ve tespit yapan kişi rolü üstlendi. Aynı şeyler sürekli paylaşılarak bilinçli ya da bilinçsiz ama ideoloji fark etmeksizin “kıyamet alameti” söylemi yaygınlaştırıldı. Tarihte kıyametin kopacağına kitlelerin inandırıldığı birkaç örnek vardır ve hiçbirinin sonu iyi olmamıştır. Birçok eğitimli, bilgili, kültürlü (!) insanımız da dinselleşmiş, dinselleştirmiş, dinselleşip dinselleştirdiğinin farkına varmamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Epstein’in adasında şeytani hazlarla doyanlar nasıl bugünü hesap edemedilerse etkileşim hazzıyla bilincini körleştirenler de aynı sistemin hizmetkârı oldular.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üçüncü örneğimiz daha yakın zamanlıdır. Bir içerik üreticisi Hakkari’ye gidip Türk bayraklarının asıldığına şahit olduğu bir video çeker. Bir başka kullanıcı “Komutanım demişti ki bunlar sinsidir.” mealinde bir paylaşım yapar. Bir başka kullanıcı ise ilgili videonun altına sanki kendi komutanı bunu söylemiş gibi bir başkasının anısını -yalan da olabilir- kendine mâl eder. Böylece ortaya çıkan sonuç psikolojik anlamda şu olur: Doğuda Türk bayrağı asılamaz, Türk bayrağı asılırsa sinsilik vardır; doğu, Türkiye’den kopmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç Türk bayrağı olmasaydı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı bulaşıcı telkin döngüsü devam ederdi. Bayrak olunca sinsilik, olmayınca hainlik. Her şartta umutsuzluk, karamsarlık, güçsüzlük satmak revaçtadır. Pollyanna mutluluğu satanlarla İvan İlyiç’in bunalımını satanlar kıyasıya kapışıyor. Bu sanal kapışma, toplumu gerçek hayattaki trajik ve utanç verici olaylardan daha çok etkiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekstra bir örnek daha:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Papa Eftim hakkında yazılıp çizilenler birbirinin kopyasıdır ve yeni bir bilgi içermez. Herkes aynı şeyleri tekrar eder durur. Eftim, tıpkı bir sosyal medya kullanıcısı gibi kimlik değiştirip “Teoman Ergene” olur ve akademiden başlayarak tüm kitleler aynı şeyleri birbirine anlatır. Birçok yazımızda belgeleriyle gösterdik bunları ve göstermeye devam edeceğiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı durum Kuşçubaşı Eşref, İngiliz Kemal, Cicero gibi isimler için de geçerlidir. 1950’lerden itibaren yeni sanal kişilikler kullanılarak gerçek ve yalan birbirine sokulmuştur. Bilişsel savaşta Eftim ve torunları gibi Türkçü, Kemalist görünenler sinsi bir yolla Kemalizm’in altını oymaya çalışmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilişsel savaşta en önemli nokta da burasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kemalizm bu ülkenin kuruluş felsefesidir, devletin ideolojik çekirdeğidir. Onu yok etmek için geniş kapsamlı bir saldırı yürütüldüğü açıktır. Biz ise her zaman şunu söyledik, söylemeye de devam edeceğiz: Büyük Taarruz durmuş değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve istihbarat açısından da kendi asrının en büyük harekâtıdır hatta bugün de aşılmış değildir. Öyle olsaydı, bilişsel savaşın unsurlarına karşı aynı kararlılık ve azimle mücadele edilirdi. Ne yazık ki toplumun önüne düşenler, kendini binbir imajla ve etiketle pazarlayanlar, ekranda olmaktan haz duyanlar, küfür yemek pahasına konuşulmayı sevenler, yanlış bilgiyle yanlış kişilere referans olanlar, sloganla fikri birbirine karıştıranlar, hayatı boyunca hiç kitap okumayıp sosyal medya sayesinde okumuş adam rolüne bürünenler, kendi kendine sanal bir kimlik yaratarak o sanallığın etrafında topladıkları kitleyler mutlu olanların ufkunu Mustafa Kemal’in ufkuyla kıyaslamak mümkün değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mustafa Kemal; aklı, bilimi, felsefesi, ahlâkı sayesinde dehadır. Bunlara sahipmiş gibi yapanlar, adammış gibi muamele görebilirler ama hep “mış”ta, “miş”te kalırlar.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> Şüphe yok ki meselenin böyle bir boyutu da var ancak bizce bu organizasyon daha farklı bir noktayı gözler önüne seriyor. Onu da “Leviathan” başlıklı yazımızda anlatmıştık.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1372</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahtekarlık Sendromu: Sanal Tapınağın Tanrıları -1</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2025/06/04/sahtekarlik-sendromu-sanal-tapinagin-tanrilari-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Jun 2025 09:39:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel savaş]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet tutkusu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[dezenformasyon]]></category>
		<category><![CDATA[ego]]></category>
		<category><![CDATA[kibir]]></category>
		<category><![CDATA[manipülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[network]]></category>
		<category><![CDATA[renata salecl]]></category>
		<category><![CDATA[sahtekarlık sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1255</guid>

					<description><![CDATA[Sahtekarlık Sendromu: Sanal Tapınağın Tanrıları &#8211; 1 Renata Salecl, “Cehalet Tutkusu: Neyi Neden Bilmek İstemeyiz?” [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Sahtekarlık Sendromu: Sanal Tapınağın Tanrıları &#8211; 1</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Renata Salecl, “Cehalet Tutkusu: Neyi Neden Bilmek İstemeyiz?” adlı kitabında şöyle yazmış:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Pek çok kişinin yeterince fark edilememekten şikayet ettiği bir çağda, sahtekar sendromu bu kişiler için acı verici olsa da neoliberalizmin dayanağı olan başarı ve fark edilme ideolojisine meydan okuma ihtimalina kapı aralandığından toplumun geneli için pekala özgürleştirici olabilir.”<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sahtekarlık sendromu günümüzde bir maskeler çağı başlattı. Ahlaksızlar ahlaksızlığa ahlak maskesi giydirirken cahiller de cehalete ve inanmaya bilme maskesi giydirdiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilişsel savaşın en önemli unsuru diyebileceğimiz sosyal medya hepsinin imdadına yetişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her şeyi bilen, çok zeki, karizmatik, mümkünse akademik ünvanı olan, şık giyinen, her şeyi ve herkesi yargılama hakkı olan fenomenler türedi. Fenomenler kitle hipnozu yarattı ve bir kişinin yüceltilmesi fenomenlerin duygularına, linç edilmesi de yine fenomenlerin hasetlik duygusuna, eksik ve yanlış bilgiye dayanan saldırılarına dayandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ahlak ve bilgi yönünden zayıf olup yöneten ya da yönlendiren durumunda olanlar, yönetilen oldukları gerçeğini hiçbir zaman görememekle lanetlendiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sosyal medyadaki video editleri; her hareketini, her mimiğini, her sözünü kameralara göre ayarlayan insanlar yarattı. Birçoğunun fark etmediği gerçek ise şudur: Bir zaman sonra tüm bu yüceltme videolarından antipati doğdu. Ne yapsa batan insanlara dönenler bunalıma girdiler, yaşlanma süreçleri hızlandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sahtekarlık sendromunun bir başka göstergesi daha vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sosyal medyada bir kullanıcı herhangi bir olayı anlatan bir haber üzerine paylaşım yapar. Paylaşımda yazdığı bilgi pek bilinmiyordur. Ancak bu bilginin doğruluğu veya yanlışlığı değil, ne kadar yayılacağı önemliyse on binlerce kişi bunu paylaşabilir. Paylaşımlar hep ilk paylaşımın tekrarı ya da biraz değiştirilmiş şekli olacaktır. İlk defa bu bilgiyi öğrenenler hiç sorgulamaksızın bunu zaten biliyormuş gibi paylaşan ve beğeni peşinde koşan kimseler olacaktır. Sosyal medyada ikide bir döndürülen, ümitsizlik ve korkudan başka bir şey doğurmayan “geyik ve kıyamet” konulu paylaşımları incelerseniz göreceksiniz. Bu konuyu daha önce de yazdık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, insanın billişsel kıyametidir. Kıyamette ölen bilinç, her türlü yanlış bilgiye açık hale gelir. Yeter ki fark edilme kaygısı giderilsin. Yeter ki kişi, herkesten farklı ve yüce bir konumda olsun. Yeter ki şan ve şöhret elde edilebilsin.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir diğer nokta imaj meselesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Epiktetos, “Meselelerin özüne bakmak yerine görünüşlerin peşine takılmış giden insanlar çıldırmış olmalı!” demiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Epiktetos dünya var oldukça devam edecek bir gerçeği dile getirdiği için “der” de diyebiliriz. Doğru şeyler yapan, doğru şeyler yazan, doğru şeyler konuşan insanların şanı da yürüyor felsefesi de.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna karşın, hayatın geçici olan şeylerini alanlardan geriye bir şey kalmıyor. Belirsiz zamanlara ait masalların kötülük ve ahlaksızlık timsali kralları oluveriyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“İmaj, her şeydir.” denilir. Başkalarının insafına bırakılmış imaj ise hiçbir şeydir. Hiçbir şey olup her şey olduğunu düşünenin imajı değil, kaderi başkalarının elindedir. Fark edilmeyeceği korkusuyla yaşayanlar, insanların ölümlü ve kusurlu oldukları gerçeğini göz ardı ederek mutluluklarını onların duygularına bırakırlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sahtekarlık sendromu yaşayan kişilerde menfaat ön plandadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">II. Meşrutiyet ilan edilmeden önce “Ben kendime kemik bulmuşum, bırakın yalamaya devam edeyim.” diyen Rıza Tevfik, rejimin değiştiği gün büyükçe bir süvari atına binmiş, istibdat zamanında reddettiği hatipliğini padişaha övgüler dizerek her yerde kullanmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllar sonra bugün, aslında iyi bir hatipten başka hiçbir şey olmayan Şair Rıza Tevfik’in “Abdülhamit’e biz komplo kurduk, 31 Mart bizim işimizdi.” şeklindeki sözde itirafı akademiden sosyal medyaya kadar birçok kişinin dilindedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Esasında devir değiştikçe eskiye lanet, yeniye pişmanlık, şimdiye itirafçılık söz konusudur. Temelinde halkla ilişkiler vardır. Rıza Tevfik iyi bir hatipti, halka ve siyasetçilerle beraberdi. Papa Eftim iyi bir imajcıydı, milliyetçilerle ve siyasetçilerle beraberdi. Müstear isimle bir kitap yazdı ve kendine tarih içinde bir imaj yarattı. Bu konuda çok yazdık, yazmaya devam edeceğiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugünlük bu kadar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Network” sayesinde parlayanlarla devam edeceğiz. &nbsp;&nbsp;</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> Ertürk Akşun, Şimdi Canavarlar Zamanı, Destek Yayınları, 2024.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1255</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
