<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>koçbaşı &#8211; Demir Yolcu</title>
	<atom:link href="https://demiryolculuk.com/tag/kocbasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<description> Dünyayı elinde tutan, onu anlayış ile tuttu; halka hükmeden, bu işi bilgi ile yaptı. (Kutadgu Bilig)</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Mar 2026 20:07:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/03/cropped-LOGOSp-1-32x32.png</url>
	<title>koçbaşı &#8211; Demir Yolcu</title>
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">203450429</site>	<item>
		<title>Küresel Mafyanın Rejimi: Korku ve Aşağılama</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/03/09/kuresel-mafyanin-rejimi-korku-ve-asagilama/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 20:07:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[aşağılama]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[işkence]]></category>
		<category><![CDATA[koçbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[manipülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[naziler]]></category>
		<category><![CDATA[zihne saldırı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1389</guid>

					<description><![CDATA[Küresel Mafyanın Rejimi: Korku ve Aşağılama Hollandalı Psikiyatrist Joost Meerlo, ülkesi Naziler tarafından işgal edildikten [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>Küresel Mafyanın Rejimi: Korku ve Aşağılama</strong></p>



<p>Hollandalı Psikiyatrist Joost Meerlo, ülkesi Naziler tarafından işgal edildikten sonra direnişe katıldı. Gestapo’nun sorgusundan geçti. Anlattığına göre kendisini sorgulayan Nazi subayı önce kendisine arkadaşça yaklaştı. İstediğini alamayınca gerçek kimliğine -düşman kimliğine- döndü.</p>



<p>“Zihne Saldırı” eserinde beyin yıkamayı, manipülasyonu ve propagandayı anlattı.</p>



<p>Meerlo’dan birkaç alıntı yapalım:</p>



<p>Kore Savaşı’nda Çinlilere esir düşen ABD’li Albay Frank Schwable, işkence gördükten sonra söylenene göre zoraki itiraflarda bulunur. ABD’nin Çin halkına karşı biyolojik silah kullandığını anlatır. ABD’ye döndükten sonra çıkarıldığı mahkemede kullandığı şu cümleye dikkat edelim:</p>



<p>“Sözler bana aitti ama düşünceler onlara aitti.”</p>



<p>1933 yılındaki meşhur Reichstag Yangını’ndan sorumlu tutulan kişi, Hollandalı Marinus Van der Lubbe’ydi. Hollandalı psikiyatristler onun akli dengesinin yerinde olmadığını biliyorlardı. Lubbe psikolojik işkenceden geçiyordu, ruh hâli normalden de dengesizdi ve mahkemeyi izleyenler onu aptal olarak adlandırıyor, kahraman olabileceğinden şüphe ediyordu.</p>



<p>Ve Lubbe, işkence sonrası suçunu güya kabul etti; büyük bir ısrarla cezalandırılmak istedi. Hapse girmek ya da asılmak istiyordu. Şaşılmayacaktır ki Naziler asmayı tercih ettiler.</p>



<p>Ergenekon kumpaslarındaki Alparslan Aslan geldi mi gözünüzün önüne?</p>



<p>1936-1938 yılları arasındaki meşhur Moskova duruşmalarını da anlatıyor Meerlo. Bir zamanların ünlü devrimcileri suçlarını itiraf etme yarışına giriyor, dolaylı yoldan alçak birer hain olduklarını söylüyorlardı. Meerlo, “Yargılanan kişiler bir zamanlar insandı. Şimdi ise sistematik olarak kuklaya dönüştürülüyorlardı. Kuklacıları onları yönlendiriyor, hareketlerini manipüle ediyordu.” diyor.</p>



<p>“Zihne Saldırı”da en dikkat çekici kısım şu olsa gerek: “&#8230;insanların direncini kıran şeyin doğrudan fiziksel acı değil, sürekli aşağılanma ve zihinsel işkence olduğunu biliyorduk.”</p>



<p>Ve son olarak Malinowski’den alıntı yapar Meerlo: “Büyücünün büyü yaptığı yerli, bundan duyduğu korkuyla o kadar hipnotize olabilir ki oturur, kaderini kabul eder ve ölür.”</p>



<p>Bütün bu alıntıları yapmamızın bir sebebi var.</p>



<p>Korku ve aşağılama gibi psikolojik işkenceler günümüzde kitlelere yönlendirilmiştir. Gerçi tarihin ilk devirlerinden beri böyledir ama bilimin ve teknolojinin nimetlerinden bolca faydalanan “küresel mafya”lar, kitleleri korkuya boğuyor ve aşağılıyor.</p>



<p>Bir yandan dinî ve milli korkuları dayatıyor: “Din elden gidiyor, vatanı bölecekler. Çocuklarımız köle olacak, Allah’a savaş açtılar.”</p>



<p>Aslında bunlar birer telkindir. Birtakım sorunları dile getirmek ve çare aramak ya da aranmasını istemek başkadır; bu sorunların, tehlikelerin zihne yerleşmesini sağlama alçaklığı başkadır.</p>



<p>Unutmayın ki o alçaklar daima koçbaşları arasından çıkar. Yıllar önce bir Osmanlı paşasının dediği gibi “Surette sadık, sirette hain olanlar&#8230;” arasından çıkar. Ulusalcı, Türkçü, Atatürkçü&#8230; her kılıkta karşınıza çıkabilirler. Yaptıkları tek şey psikolojik manipülasyondur. Gülünç komplo teorilerine gerçeklerden bir doz koyar, yönünüzü şaşırtırlar. Yaptıkları şey sizi uyarmak değil, olması planlananları kabul ettirmektir.</p>



<p>Bir yandan da aşağılama vardır. Bu, iki türlü yapılır:</p>



<p>Birincisinde bir hurma, bir hırkaya razı etmek vardır. Güçlünün veya zenginin her alanda önde gelebileceği, her alanda kanunu delebileceği, herkes kuyruğa girerken bunların kuyruğa girmeden hak elde edebileceği, “sıradan” olduğu telkin edilmiş vatandaşlara kabul ettirilir.</p>



<p>İkincisinde siyasetçiler ve bürokratların rolü daha fazladır: Devletin makamlarına sığınan, burnu arşa sürterek gezen, zeka ve ahlaktaysa hakir gördüklerinden geride olan, daima kendisine bol gelen ve komik görünen takım elbiseler giyen koca göbekliler en ön saftadır. Bir sorunu olan vatandaşın karşısına geçerler, bir kaşlarını yukarı kaldırırlar, azarlayıp nasihat ederken anlarsınız ki Türk cumhuriyetine ettikleri yemini çoktan unutup kapıkulu olmuşlardır.</p>



<p>Devletin haddinden fazla kutsanması mutlaka halkın aşağılanmasından geçer.</p>



<p>Yalçın Küçük, “Korkak, mutlaka hain oluyor.” diyor. Galiba bu kadar çok haine, bu kadar çok koçbaşına şaşmamalı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1389</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin Karanlık Dönemi! Athenagoras&#8217;tan Eftim&#8217;e, FETÖ&#8217;den Noel Babacılara</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/11/20/turkiyenin-karanlik-donemi-athenagorastan-eftime-fetoden-noel-babacilara/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Nov 2024 20:53:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[athenagoras]]></category>
		<category><![CDATA[balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[biat]]></category>
		<category><![CDATA[chris erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[cihan patriği]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[dinlerarası diyalıg]]></category>
		<category><![CDATA[dinlerarası diyalog]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[fetö]]></category>
		<category><![CDATA[koçbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[menderes]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa dönmez]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[zeki erenerol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1154</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye&#8217;nin Karanlık Dönemi: Athenagoras&#8217;tan Eftim&#8217;e, FETÖ&#8217;den Noel Babacılara “Vendee Savaşı’nı kendimi Katolik yaparak sonlandırdım, kendimi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>Türkiye&#8217;nin Karanlık Dönemi: Athenagoras&#8217;tan Eftim&#8217;e, FETÖ&#8217;den Noel Babacılara</strong></p>



<p class="has-text-align-right">“<em>Vendee Savaşı’nı kendimi Katolik yaparak sonlandırdım, kendimi Müslüman yaparak Mısır’a yerleştim, kendimi ultramontanist yaparak İtalya’daki papazların gönlünü kazandım. Eğer bir Yahudi halkını yönetseydim, Süleyman Tapınağı’nı yeniden inşa ederdim.”</em></p>



<p class="has-text-align-right">Napolyon</p>



<p>Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın katıldığı belediye seçimlerinden sonra Mustafa Kemal Atatürk, Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’a belediye seçimlerini kimin kazandığını sorunca Soyak “Bizim partimiz.” cevabını verdi. Ebedi Başkomutan’ın cevabı netti:</p>



<p>“Hayır, efendim; hiç de öyle değil! Hangi fırkanın kazandığını ben sana söyleyeyim: Kazanan idare fırkasıdır çocuk! Yani jandarma, polis, nahiye müdürü, kaymakam ve valiler&#8230; Bunu bilesin.”<sup data-fn="45c49148-8cb5-4968-8f85-69d7a10e2b26" class="fn"><a id="45c49148-8cb5-4968-8f85-69d7a10e2b26-link" href="#45c49148-8cb5-4968-8f85-69d7a10e2b26">1</a></sup></p>



<p>Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın katıldığı seçimlerde Atatürk’ün yansız kalmasından rahatsız olanlar vardı. Tıpkı İnönü gibi Milli Mücadele öncesinde Amerikan mandasını savunan ve ABD Başkanına “&#8230;ve çağın peygamberisiniz.” diye mektup yazan Yunus Nadi de yazdığı yazılarda çok ileri gidiyordu.</p>



<p>1 Haziran 1936’da İnönü’nün talimatıyla yayımlanan genelgeye göre İçişleri Bakanı, Parti Genel Sekreteri; illerin valileri, parti il başkanları; denetçiler ise hangi bölgedeyseler o bölgenin denetçileri yapıldı.</p>



<p>Bu adımlara göre devlet ve parti birleştiriliyordu. 1933’te Nazilerin “Parti ve Devlet Birliği Yasası” çıkardığı yasa aynen Türkiye’de uygulanmak isteniyordu.</p>



<p>1936’da Mustafa Kemal Atatürk, düşüncelerine ve uygulamalarına karşı olduğu CHP Genel Sekreteri Recep Peker’i görevden uzaklaştırdı.</p>



<p>Karşı devrimin hücumları 1938’de başladı.</p>



<p>İnönü, Atatürk döneminin gözde bakanları Tevfik Rüştü Aras ve Şükrü Kaya’yı tasfiye ederek yerlerine Refik Saydam ve Şükrü Saraçoğlu’nu getirdi.</p>



<p>İkinci Dünya Savaşı başladığı zaman Türkiye’nin tarafsız kalması ne kadar doğruysa İnönü iktidarının Nazi Almanya’sı lehine tarafsız kalması o kadar yanlıştı. Savaş boyu ABD ve İngiltere gibi ülkelerin uyarılarına karşın Boğaz’dan geçen Alman gemilerinin görmezden gelinmesi gibi işlere imza atılıyordu.</p>



<p>1944 yılına gelindiğinde Hitler’in savaşı kaybedeceği iyiden iyiye anlaşıldı. Yani totaliter rejimler kaybediyor, demokratik rejimler kazanıyordu. Böylece İnönü’nün kıvrak manevralar yapması gerekti.</p>



<p>1944’teki Nihal Atsız-Sabahattin Ali Davası’nın “Irkçılık-Turancılık Davası”na evrilmesini bu doğrultuda okumalısınız.</p>



<p>Atatürk’ün temsil ettiği milli iradenin demokrasi projesinin önünü kesenler, 12 Temmuz 1947’de memleketi hayalini kurdukları gibi gizli Amerikan mandası demek olan Batı’nın sandık demokrasisine teslim ettiler. Atatürk’ün uzaklaştırdığı Amerikancı veya saltanatçılara “yeni dönem” adı altında kucak açan bir iktidar ancak mandacı olabilirdi.</p>



<p>İkinci Dünya Savaşı sürerken Türkiye’ye parmak sallayanlar, savaş bitince kafa sallamaya başladılar.</p>



<p>Türkiye’den istenen onca tavizden biri ise ekümeniklikti.</p>



<p>1946 yılında Fener Rum Kilisesi’nin başına Patrik Maksimos vardı. Ancak o dönemin modası olduğu ve “Türkiye’de Din Oyunları” başlıklı yazımızda anlattığımız üzere Maksimos’un Batı karşıtı olmak -pardon- Komünist olmak gibi bir huyu vardı (!).</p>



<p>Ve demokrasi rüzgarlarının yarattığı etkiden olacak Maksimos birdenbire hastalanıverdi. Sağlık sorunları arttı, makamını terk etmek zorunda kaldı.</p>



<p>Demokrasi Mesihi Truman’ın çağrısına uyan havari Athenagoras, Truman’ın alnından öpüp Türkiye’ye geldi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="526" height="640" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/athenagoras.jpg" alt="" class="wp-image-1155" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/athenagoras.jpg 526w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/athenagoras-247x300.jpg 247w" sizes="(max-width: 526px) 100vw, 526px" /></figure>



<p>Maksimos’tan sonra patrik seçilen Athenagoras Türkiye vatandaşı değildi. Lozan’a aykırı olan bu durum hükümet tarafından hemen ortadan kaldırıldı. O gün iktidarda olan (Demokrat Parti) Adnan Menderes Athenagoras’ı kısa sürede Türk vatandaşı yapıverdi.</p>



<p>“Türkiye’de Din Oyunları” yazımızda ABD’nin Komünizm bahanesiyle tüm dünyada nasıl örgütlendiğini anlattık. Orta Çağ’da misyoner bir düşünce olarak ortaya atılan dinlerarası diyalog, her dinden dinciyi güya Komünizm karşıtlığı maskesiyle yan yana getiriyordu.</p>



<p>Moon tarikatına Uzak Doğu’da böyle bir görev verildiği zaman Dünya Anti Komünist Ligi de bu tarikat tarafından örgütlendi.</p>



<p>Moon tarikatı dinlerarası diyalog adı altında misyonerlik faaliyetini yürütedursun, Türkiye’de de Komünizmle Mücadele Derneği’nin Erzurum temsilciliğinde görev alanlardan biri FETÖ elebaşısı (“İslami terör örgütü uyduruldu, diye zırvalayan koçbaşlarından Mustafa Dönmez ve benzerleri üzülebilir!) Fetullah Gülen’di.</p>



<p>FETÖ ve Moon arasındaki benzerlik yıllardır anlatılır ama olan şey aslında benzerlik değildir, aynılıktır.</p>



<p>O dönemlerde Türkiye’de, ‘uydurduğu hikayelerle kendi sahte kahramanlık tarihini yaratmaya çalışan Papa Eftim kişisine yakınlığıyla bilinenlerden biri Hamdullah Suphi Tanrıöver’di.</p>



<p>Onun da Athenagoras’a yakınlığını, daha 1940’larda dinlerarası diyalog üstüne düşüncelerini, Atatürk hayattayken yerin dibine soktuğu Fener’i Atatürk’ten sonra nasıl yerin dibine soktuğunu “Türkiye’de Din Oyunları” başlıklı yazımızda anlattık.</p>



<p>Ve Tanrıöver’in hayranlık duyduğu Patrik Athenagoras’la Papa VI. Paul 1965’te bir araya gelerek 1054 yılında Katolik ve Ortodoks kiliselerinin aldığı aforoz kararını dinlerarası diyalog kapsamında karşılıklı olarak kaldırdı.</p>



<p>Yeri gelmişken belirtelim: Papa VI. Paul, 3 yıl süren (1962-1965) II. Vatikan Konsili’nin öncüsüydü. Bu Konsil, dinlerarası diyalog adı altında yapılan misyonerlik faaliyetlerini de hızlandıracaktı.</p>



<p>Lozan’a aykırı bir şekilde vatandaş yapılarak patrikliği onaylanan Athenagoras’a, Lozan’da aldığımız mübadele kararına karşı Rumlara giderek “Türk’üz deyin, burada kalın…” diyerek muhalefet eden Papa Eftim kişisi hiç gecikmeden biat edecekti.</p>



<p>Atatürk döneminde gazetelere “Aforozumun kaldırılması gibi bir talebim yoktur.” kabilinden beyanatlarda bulunan Eftim kişisi, yakın arkadaşı Tanrıöver gibi Athenagoras’a hayranlık duyuyor; Cihan patriği diyerek kutsaliyet atfediyordu.</p>



<p>Eftim’in Athenagoras’a biadını açıklayan gazete haberine bakalım:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img decoding="async" width="204" height="772" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/biatci-eftim.png" alt="" class="wp-image-1156" style="width:248px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/biatci-eftim.png 204w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/biatci-eftim-79x300.png 79w" sizes="(max-width: 204px) 100vw, 204px" /></figure>



<p>4 Şubat 1949 tarihli Yeni Sabah gazetesinin haber metnini de aynen aktaralım:</p>



<p>“Papa Eftim, Patrikten af diledi</p>



<p>(Papa Eftim) Athenagoras’a bir telgraf göndermiştir.</p>



<p>Papa Eftim, Athenagoras’a ‘Başbuyurmanımız, Ortodoks cihan patriği (ekümenik) ve papamız’ diye hitab ettikten sonra şimdiye kadar yapılan Patrik seçimlerinin Türk milletinin arzusu hilafına olduğunu belirtmekte ve kendisinin seçiminden Türk milletinin ve temsil ettiği müstakil ortodoks kilisesinin sevinç duyduğunu kaydetmektedir. Papa Eftim, telgrafını şu cümlelerle bitirmektedir:</p>



<p>‘Size biat etmeğe ve kilisede bundan böyle sizin kudsal adınızı anmayı dini borç bilirim. Türk Ortodoks kilisesini tanımanızı ve onu ziyaret ve takdis eylemenizi saygılarımla diler, kutsal ellerinizden öperim.’</p>



<p>Dün bu telgraf hakkında bir arkadaşımız papa Eftimi evinde ziyaret etmiş, Arkadaşımızın sualini papa Eftim şöyle cevaplandırmıştır.</p>



<p>‘- Evet cihan patriği (ekümenik) 1 nci Athenagorasa böyle bir telgraf çektim. Büyük bir Türk dostu olan Athenagoras bizim için kutsal bir varlıktır.</p>



<p>Ona biat etmeği Türk müstakil ortodoks kilisesi adına bir borç bilirim.</p>



<p>Diğer ortodoks kiliselerinin bir kısmı müstakil olduğu gibi Türk ortodoks kilisesi de müstakildir ve bu kilise kanunlara tamamiyle uygundur. Büyük Athenagorasın bizi takdis edeceği günü heyecanla bekliyoruz.’</p>



<p>Fener patrikhanesinin bu talebe karşı nasıl bir vaziyet alacağı ortodoks cemaati arasında merakla beklenmektedir.”</p>



<p>Papa Eftim’in kafa yapısını daha iyi anlayabilmek için haberlerle devam edip analizini yapmaya geçeceğiz.</p>



<p>14 Nisan 1949 tarihli Yeni Sabah gazetesinin haberine bakalım:</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="405" height="476" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/anlasamiyor.png" alt="" class="wp-image-1157" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/anlasamiyor.png 405w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/anlasamiyor-255x300.png 255w" sizes="(max-width: 405px) 100vw, 405px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="410" height="422" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/anlasamiyor-2.png" alt="" class="wp-image-1158" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/anlasamiyor-2.png 410w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/anlasamiyor-2-291x300.png 291w" sizes="auto, (max-width: 410px) 100vw, 410px" /></figure>



<p>İlk sayfa haberi:</p>



<p>“Papa Eftim, yeni Patrikle de anlaşamıyor</p>



<p>Rum ortodoks patriki Athenagorasa Amerikadan yeni geldiği sırada müstakil Türk ortodoks kilisesi başpapazı Eftim kendisine müracaat etmiş ve evvelce verilmiş olan afaroz kararının ref’i ile kilisesinin tanınmasını istemişti.”</p>



<p>Haberin devamı:</p>



<p>“Papa Eftim</p>



<p>Patrik Athenagoras, Eftim’in bu müracaatına karşı, kendisini hususi surette patrikhaneye davet etmiş ve görüşmek istemiştir. Papa Eftim ise Athenagorasın bu davetin bu davetini; hususi mahiyette olduğu için kabul etmemiştir.</p>



<p>Papa Eftim kendi kilisesinin hariç memleketlerdeki gibi dini bakımdan patrikhaneye bağlı, fakat idari bakımdan ‘Türk ortodoks kilisesi’ adı altında müstakil kalmasını istemektedir.”</p>



<p>Durun, hemen yorumlamayın. Sabredin. Başka haberlerimiz de var.</p>



<p>19 Nisan 1949’a geldiğimizde Yeni Sabah gazetesinde “Athenagoras ve Türk Ortodoks Kilisesi” başlıklı bir haber daha görürüz:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="260" height="670" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/cihan-patrigi-tanidik.png" alt="" class="wp-image-1159" style="width:302px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/cihan-patrigi-tanidik.png 260w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/cihan-patrigi-tanidik-116x300.png 116w" sizes="auto, (max-width: 260px) 100vw, 260px" /></figure>



<p>Görüldüğü üzere Papa Eftim, kendisinin patrik seçileceği iddialarına karşı Athenagoras’ı ekümenik olarak tanıdıklarını açıklıyor.</p>



<p>Şimdi Atatürk döneminde birkaç gazete haberine bakalım.</p>



<p>Milliyet gazetesinin 23 Şubat 1932 tarihli haberini çok dikkatli okuyun:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="239" height="672" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/baristi-mi.png" alt="" class="wp-image-1160" style="width:273px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/baristi-mi.png 239w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/baristi-mi-107x300.png 107w" sizes="auto, (max-width: 239px) 100vw, 239px" /></figure>



<p>“Papa Eftim Fener’le Barıştı mı?</p>



<p>Kiliselerin iadesi temas ile halledilecek bir meseleymiş!</p>



<p>Rumca Metaritmisis gazetesi Papa Eftim efendinin Fener taraftarı ile barıştığını, Patrikhaneyi Ortodoksluğun başı olarak kabul ettiğini, hatta işgal ettiği Kafatyani ve Hristos kiliselerini iadeye karar verdiğini yazıyordu.</p>



<p>Dün bu tahavvül hakkında Papa Eftim efendinin fikrini sorduk. Dedi ki:</p>



<p>&#8211; Türk ortodoks cemaatinin istinat ve takip ettiği gaye, memleketin umumi menfaatlerine hizmet etmektir. Halk fırkasının esas programındaki umdeler bizim umdelerimizdir. Fener kilisesinden ayrılması münhasıran teşkilatı itibariledir. Yoksa dini ve mezhebi bir fark yoktur. Her iki kilisenin dini ortodokstur. Ahkamı, ayinleri, merasimi birdir.</p>



<p>İstanbulda intişar eden Rum gazeteleri, Türk ortodokslarının Türk camiası içinde ve Türk vatandaşlığı etrafında ilan ettiği prensipleri, İstanbulda sakin ortodoksların kabul etmiş olduklarını tekrar ediyorlar. Şu halde mefkure ve gayede birleşmiş oluyoruz. (&#8230;) Kiliselerin geri verilmesi meselesine gelince, bu da ayrıca temas ile halledilecek bir meseledir.”</p>



<p>1 Ocak 1938 tarihli Akşam gazetesinin “Fener kilisesi ve B. Papa Eftim” başlık haberine bakalım:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="280" height="529" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/riyakar-adam.png" alt="" class="wp-image-1161" style="width:322px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/riyakar-adam.png 280w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/riyakar-adam-159x300.png 159w" sizes="auto, (max-width: 280px) 100vw, 280px" /></figure>



<p>Bu haberde ise Papa Eftim, Doğu Ortodoks Kilisesi’ni tamamen benimsemediğini belirtiyor. Yalnız daha sonra “oruntamak” sözcüğünü kullanması dikkat çekicidir. Athenagoras’ı ekümenik papası olarak tanıyan Eftim, bu haberde kendi kilisesinin Doğu Ortodoks Kilisesi’ni oruntadığını söylüyor.</p>



<p>Oruntamak, öz Türkçede temsil etmek anlamına gelir.</p>



<p>Eftim aynı metin içinde iki yere birden tabiri caizse selam çakmayı biliyor. Bir taraftan Fener’le ilgisi olmadığını iddia ederek Ankara’yı, diğer taraftan temsilciliğe vurgu yaparak Fener’i teskin ediyor. Daha önce kendisinin Fener’i işgal sırasında Ankara nezdinde temsilcilik belgesi aldığını yazmıştık. O belgeyi 1935’te evinin duvarında muhafaza ediyordu:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="271" height="471" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/temsilci.png" alt="" class="wp-image-1162" style="width:345px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/temsilci.png 271w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/temsilci-173x300.png 173w" sizes="auto, (max-width: 271px) 100vw, 271px" /></figure>



<p>Atatürk zamanında Fener’le hiçbir bağının olmadığını ifade eden Eftim’in 1940’larda Athenagoras Türkiye’ye gelir gelmez ondan af dilemesi, onu kutsal bir şahsiyet olarak gördüğünü söylemesi, üstüne üstlük ekümenik ilan etmesi ne anlama geliyor?</p>



<p>Değerlendirmemizi yapmadan önce, Athenagoras’la da anlaşamayan Eftim’in tekrar Fener’e cephe aldığını görüyoruz. Onu cihan patriği ilan eden, dini önderi olarak gören Eftim istediğini alamayınca bu sefer Athenagoras’ın Türk düşmanı olduğunu hatırlayıveriyor. Milli Mücadele ile ilk atılımını yapan, 1930’larda Atatürk tarafından kenara çektirilen Eftim, Kıbrıs meselesiyle birlikte yeniden ortaya çıkıveriyor.</p>



<p>Buradan itibaren konunun daha iyi anlaşılması için Gustave Le Bon’un “Kitlelerin Psikolojisi” başlıklı eserindeki tespitini aktaralım: “İlk deformasyon, bulaşıcı telkinin özünü oluşturur.”</p>



<p>Sabit fikirli kişiler, gerçeklik algısını yitiren kitleleri oluştururlar. Bu kitleler halüsinasyon görmeye başlar. Halüsinasyon görmeye başladığı anda artık ünlü bir matematikçi ve kunduracı arasında bir fark kalmaz.</p>



<p>Teoman Ergene işte böyle sahneye çıktı. Kendi kendine ekümenik ilan ettiği Athenagoras onu affetseydi böylece daha önce yayımladığımız üzere siyasi nedenlerle işgal ettiğini kabul ettiği kiliseleri sağlama alacaktı. Bu olmayınca Kıbrıs meselesini fırsat bilerek tekrar sahneye çıktı.</p>



<p>1950’de Demokrat Parti iktidara geldi, 1951’de Teoman Ergene doğdu.</p>



<p>Teoman Ergene, “İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları” kitabıyla yıllarca sözde akademik çalışmalara, araştırmamacı yazarlara kaynaklık etti.</p>



<p>Teoman Ergene’nin deformasyonu öyle bir halüsinasyona yol açtı ki artık onun yazmadığı şeyler de uydurulmaya başlandı. Erenerol soyadının Atatürk tarafından verildiğini iddia eden de İzmir’de Atatürk’ü karşılamaya gitmediği halde bir belgeselin kesilmiş görüntülerini Papa Eftim’e mâl eden de Ankara’nın talimatıyla kilisesini kurduğunu iddia eden de ortaya çıktı.</p>



<p>Teoman Ergene’yle birlikte Athenagoras’a biat ettiği günleri geride bırakan Eftim, bakın bu sefer Athenagoras’ı nasıl afaroz ediyor:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="227" height="709" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/30-Temmuz-1955-afaroz.png" alt="" class="wp-image-1163" style="width:262px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/30-Temmuz-1955-afaroz.png 227w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/30-Temmuz-1955-afaroz-96x300.png 96w" sizes="auto, (max-width: 227px) 100vw, 227px" /></figure>



<p>Bugüne kadarki yazılarımızda hepsine belgelerle cevap verdik. Ankara’nın Fener’le Eftim arasındaki meseleye dair tavrını, Adliye Vekili’nin “Papa Eftim yetkisini aşıyor, kendi kendine papaz atıyor, onu hükümetin politikası konusunda uyardık.” ve “Kilise kurmak istediğimiz haberleri yayıldı.” dediği açıklamalarını, 1923’te kendisinin hükümetin adamı olmayıp Fener’den maaş aldığının vurgulandığı TBMM tutanaklarını yayımladık.</p>



<p>Mezar taşına kadar yazdıkları güya Atatürk’e ait olan “Baba Eftim bu memlekete bir ordu kadar hizmet etmiştir.” şeklindeki uydurma sözü de kendisinin ve ailesinin isim değişikliği meselesini de ele alacağız.</p>



<p>Halüsinasyonu bitirmek için çok daha fazlasıyla devam edeceğiz.</p>



<p>Şimdi sıklıkla vurguladığımız “Hayatta hiçbir şey tesadüf değildir.” sözünü hatırlatarak devam edeceğiz. &nbsp;</p>



<p>Eftim’in başlattığı deformasyonun devam etmesi, halüsinasyonun sürmesi için çok önemliydi. Onun bıraktığı yerden devam eden çocukları ve torunları, adeta hipnoz halindeki kitlelere telkinde bulunmaya devam ederek Eftim efsanesi üstünden gerçeklik algısına zarar verdiler.</p>



<p>Ne var ki Türk milleti dünya tarihinin dünü, bugünü ve yarını için en büyük gerçektir. Onun da yıkılması mümkün değildir.</p>



<p>Dinlerarası diyalog FETÖ’ye mâl edilse de bu misyonerlik projesini sürdüren koçbaşları vardır. Hamdullah Suphi Tanrıöver’i kamuoyuna sorarsanız Atatürkçü ve Türkçü&#8230; Hangi Atatürkçü, hangi Türkçü Athenagoras’ı ululamıştır?</p>



<p>Hangi Atatürkçü, hangi Türkçü bir Perinçek’le, bir Dilipak’la gezen ve Türkiye’nin önündeki engelin Atatürk ilkeleri ve laiklik olduğunu söyleyen Dugin’in gözüne girmeye çalışmıştır?</p>



<p>Hangi Atatürkçü, hangi Türkçü dinlerarası diyalogçularla vakıf kurmuştur?</p>



<p>Aranızda ilk dinlerarası diyalog etkinliğini düzenlemekle övünen biri var mı?</p>



<p>Önceki yazılarımızda yayımladığımız ve kendi kaynaklarından aldığımız görsellere tekrar bakın:</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="726" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/GQr6frYXwAAPdRm-1024x726.png" alt="" class="wp-image-1164" style="width:793px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/GQr6frYXwAAPdRm-1024x726.png 1024w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/GQr6frYXwAAPdRm-300x213.png 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/GQr6frYXwAAPdRm-768x545.png 768w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/11/GQr6frYXwAAPdRm.png 1134w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Şurası bir gerçektir: Var olmak için Athenagoras’ı ekümenik olarak tanıyan bir adamın torunları da var olmak için aynı yolu takip edecektir. Bir gün Perinçek’in kanalına çıkan, ertesi gün Türkçülerin dergisine yazan bir zihniyetin tek gayesi şahsi olarak var olabilmektir.</p>



<p>Oysa “Her yerde olan, hiçbir yerde değildir.”</p>



<p><strong>Türkiye’nin Karanlık Dönemi!</strong><br>Adnan Menderesin Türk vatandaşı yaptığı Athenagoras’tan Eftim’e FETÖ’den Noel Babacılara dinler arası dialog maskesi bir bir düşecek ve her şey daha aydınlık olacaktır!</p>



<p>Başa çıkılamayacak tek Fener, Fenerbahçe’dir. Koçbaşları, tasmalarından kazığına bağlı oldukları ve terör örgütü olduğunu kabul etmediklerini itiraf ettikleri<sup data-fn="f6f0e7aa-ff77-419e-a121-50a7eceab857" class="fn"><a id="f6f0e7aa-ff77-419e-a121-50a7eceab857-link" href="#f6f0e7aa-ff77-419e-a121-50a7eceab857">2</a></sup> FETÖ’nün yediği tokattan dolayı bunu iyi bilirler. Rumların Fener’i için Türk milletinin refleksi her daim sağlamdır. Bunun için de gidip Türkiye’yi Rusya’ya şikayet eden şaklabanlara veya kendi kendine tarih kurgulayıp konfor alanı yaratan hipnozculara ihtiyaç yoktur.</p>



<p>Kardinallere, papazlara, koçbaşlarına duyurulur.</p>



<p>Bir sonraki yazımıza kadar esen kalın!</p>


<ol class="wp-block-footnotes"><li id="45c49148-8cb5-4968-8f85-69d7a10e2b26">Serbest Cumhuriyet Fırka, Mustafa Kemal Atatürk tarafından Fethi Okyar&#8217;a kurduruldu. Partinin genel sekreteri ise Nuri Conker&#8217;di. Çetin Yetkin, çok partili demokratik hayata geçiş için yakın arkadaşlarını görevlendiren Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün bu girişimine İnönü&#8217;nün muhalif olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bknz. Çetin Yetkin, &#8220;Karşıdevrim&#8221; Kilit Yayınları. <a href="#45c49148-8cb5-4968-8f85-69d7a10e2b26-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 1"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/21a9.png" alt="↩" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />︎</a></li><li id="f6f0e7aa-ff77-419e-a121-50a7eceab857">https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/cianin-gladyosu-nasil-calisir-2-h1488.html <a href="#f6f0e7aa-ff77-419e-a121-50a7eceab857-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 2"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/21a9.png" alt="↩" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />︎</a></li></ol>]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1154</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Alfred Rüstem ve Papa Eftim: Gerçekler ve Yalanlar</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/09/23/alfred-rustem-ve-papa-eftim-gercekler-ve-yalanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Sep 2024 18:18:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Blinski]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Rüstem]]></category>
		<category><![CDATA[chris selçuk erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[emmanuel çalıkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[fener rum kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[karamanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[koçbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[kripto]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[mussolini]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[ortodoks]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[pavlos karahisaridis]]></category>
		<category><![CDATA[Rum]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ortodoks Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[zeki erenerol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1097</guid>

					<description><![CDATA[ALFRED RÜSTEM VE PAPA EFTİM: GERÇEKLER VE YALANLAR Milli mücadele kahramanı olmak, yalnızca bir savaşı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>ALFRED RÜSTEM VE PAPA EFTİM: GERÇEKLER VE YALANLAR</strong></p>



<p>Milli mücadele kahramanı olmak, yalnızca bir savaşı kazanmak ya da düşmanı yenmek değildir. Bu, kendi hayatını hiçe sayarak, gözünü kırpmadan en büyük fedakârlığı yapmaktır. Bir düşünün: Sevdiğiniz her şeyden, ailenizden, dostlarınızdan, geleceğinizden, hayallerinizden vazgeçmeye hazır olabilir misiniz?</p>



<p>Milli Mücadele’nin gerçek kahramanları işte tam da bunu yapanlardı.</p>



<p>Onlar, bir ulusun yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı anlarda geri çekilmeyen, korkuya teslim olmayan kişilerdi. Gözlerinde o derin kararlılık ve yüreklerinde tarifsiz, beklentisiz bir cesaretle savaşa atıldılar, çünkü biliyorlardı ki bu mücadele, yalnızca kendileri için değil, gelecek nesillerin özgürlüğü içindir.</p>



<p>Bu insanlar ölüme yürürken bile Türk milletinin umudu ve direnci oldular.</p>



<p>Ve işte tam da bu yüzden, isimleri asla unutulmaz, çünkü onlar sadece bir savaşı değil, bir ulusun onurunu, umudunu ve ruhunu kurtardılar.</p>



<p>Şimdi size aynı dönem yaşamış iki şahsiyetten bahsedeceğim.</p>



<p>Biri, kahraman olduğunu asla dile getirmedi, diğeriyse “Teoman Ergene” müstear ismiyle kendi yazdığı sahte kahramanlık hikayeleriyle kendini yüceltti.</p>



<p>Gerçek kahramanı bulmak size kalıyor!</p>



<p>Israrla saklanan uydurulmuş ve geçmişimizin geçekleriyle yüzleşmeye hazır mısınız?</p>



<p>Buyrun, başlıyoruz.</p>



<p>İlki Alfred Blinski!</p>



<p>Mustafa Kemal’in yanında yer aldığı için 11 Mayıs 1920’de onunla birlikte Padişah tarafından idama mahkum edilen bu adı daha önce pek duyduğunuzu sanmıyorum ama anlatınca eminim ki pek çoğunuz hatırlayacaksınız.</p>



<p>Alfred Blinski, Mısır kökenli Polonyalı olup Osmanlı zamanında Türkiye’nin hizmetine giren Saadettin Nihat Paşa’nın ve İngiliz bir annenin çocuğu olarak 1862’de Midilli Adası’nda dünyaya geldi. 1864’de ailesi İzmir’e yerleşti. İlk ve orta öğrenimini İzmir İngiliz Okulu’nda, liseyi Kadıköy Fransız Frerler Okulu’nda tamamlayıp Avusturya’da Leberg Siyasal Bilgiler’den mezun olduktan sonra İstanbul’a döndü.</p>



<p>Henüz 20 yaşında olmasına rağmen Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid hükümetinde Bulgaristan Komiserliği Fransızca Katipliği; Bulgaristan, Fransa, Yunanistan, Büyük Britanya ve Romanya&#8217;daki elçiliklerde çeşitli görevlerde bulundu. ABD’deki büyükelçilikte 2. katiplik ve maslahatgüzarlık görevindeyken 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı&#8217;na gönüllü olarak katıldı ve fahri yüzbaşı yapıldı. Savaştan sonra Yunan Muharebesi Madalyası ile ödüllendirildi.</p>



<p>Savaştan sonra 1911’de Karadağ elçiliğine, 24 Haziran 1914’te büyükelçi olarak Washington’a atandı.</p>



<p>Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte ciddi sorunlarla baş başa kaldı. En önemli sorun, parasını ödediğimiz halde Amerikalıların Sultan Osman ve Reşadiye savaş gemilerimizi bize vermedikleri gibi bunları Yunanistan’a verme kararı almış olmalarıydı. Zırhlı gemilerin Yunanlılara verilmesini önlemek için ABD başkanıyla bile görüştü ama bu karardan vazgeçmediler.</p>



<p>Alfred Blinski, Sadrazam Said Halim Paşa’ya yazdığı raporda şöyle diyordu: “Yunanlılar 20 seneden beri Türkler aleyhine yaptıkları propagandalarla Amerika’da Türk aleyhtarlığı yaratıyorlar ve bunu engellemek için gazetelere makaleler yazıyorum, demeçler veriyorum. Amerikan basınında İngilizlerin ve Fransa’nın desteğiyle Müslüman Türklerin Hıristiyan Ermenileri kılıçtan geçirdiği ve Amerikan Başkanının harekete geçmesi yolunda aralıksız propaganda yapıyorlar. Amerikan basını Türk milletinin insanlık ailesine ait olmadıklarını tekrarlayarak Türk devleti ve milletimiz aleyhinde olmadık hakaretlerde bulunuyorlar.”</p>



<p>Alfred Blinski temsil ettiği Türk milletine yapılan hakaretleri içine sindiremiyordu ve İstanbul’dan da beklediği cevabı alamayınca bu azgın ve asılsız saldırılara karşı koymaya karar verdi.</p>



<p>8 Eylül 1914 günü “Evening Star” gazatesine bir açıklamada bulunarak Ermenilerin katledildiği haberlerinin koca bir yalan olduğunu; Fransa, Rusya ve İngiltere’nin geçmişte yaptıklarını hatırlatarak sözü ABD’nin Filipin işgalinde Filipin halkına uyguladığı “Water Cure” işkencelerine getirdi ve Amerika’da her gün yaşanan linç dahil yüz karası suçları hatırlatıp İngiltere’nin ve Fransa’nın ABD’yi kışkırtarak savaşa sokmak istediğini söyledi.</p>



<p>Bu açıklamaların yayımlanmasından sonra ABD Başkanı Wilson küplere bindi ve Büyükelçiyi istenmeyen adam ilan etmek istedi ancak Dışişleri Bakanı Bryan “Bunu yapmak Osmanlı topraklarındaki çıkarlarımızı bozar ve oradaki kapitülasyonlarımızı suya düşürür.” deyince bundan vazgeçtiler.</p>



<p>11 Eylül günü Dışişleri Bakanı Bryan, Büyükelçiyle görüşerek “Başkan Wilson’dan özür dilerseniz ülkemizde kalmaya devam edebilirsiniz.” deyince Alfred Blinski, “Özür dilenecek bir şey yok. Sözlerimin ardındayım ve benim görevim Osmanlı hükümetinin haklarını ve Türk milletinin onurunu korumaktır.” dedikten sonra, 15 gün içerisinde ülkenizi terk ediyorum’ dedi.</p>



<p>Öyle de yaptı. İstanbul’a döndü.</p>



<p>1915 yılında İsviçre&#8217;de yayımladığı “La Guerre Mondiale et la Question Turco-Arménienne” (Dünya Savaşı ve Türk-Ermeni Meselesi) adlı bir kitap yazarak Ermeni meselesine Osmanlı bakış açısını ve Ermenilerin siyasi kışkırtmalarla Türk milletine karşı nasıl hareket ettiklerini kısacası Ermeni meselesinin gerçek yüzünü Avrupa’ya anlatmaya çalıştı (Aynı tarihlerde ise Papa Eftim olarak tanınan Pavlos Karahisaridis, Kurtuluş Savaşı sonrasında ihanetten idama çarptırılacak olan Yunan iş birlikçisi amcazadesi ve yakınlarının kapısını aşındırarak savaşa katılmamak için papaz olmanın yollarını arıyordu.)</p>



<p>Blinski, Ermeni propagandalarına karşı Türk aydınları ile birlikte büyük ve etkili bir lobi oluşturdu.</p>



<p>Mütareke başlayınca İstanbul’a döndü ve İstanbul’da yaşayan 20 Adanalı ile buluştu. 21 Aralık 1918’de bölgenin işgaline karşı koyacak Kilikyalılar Cemiyeti’ni kurdular.</p>



<p>Alfred Blinski milli mücadelenin başarıya ulaşmasını, cumhuriyetin kurulmasını beklemeden “Ben bu ülkenin vatandaşıyım ve kendimi Türk olarak görüyorum.” deyip adını Ahmet Rüstem olarak değiştirdi ve bir de Müslümanlığı seçti.</p>



<p>Ahmet Rüstem 17 Eylül 1919 günü İstanbul’dan ayrılarak milli mücadeleye katılmak için Sivas’a gitti. 19 Eylül günü Mustafa Kemal’le buluşarak milli mücadeleye katılmak istediğini bildirdi. O gün Mustafa Kemal, Blinski’ye, “Koca diplomattan pek çok istifadeler ümit ediyoruz. Yalnız bizim çocukların bazen dili dolaşıp Alfred demeleri mahcubiyetimize neden oluyor.” diyerek katılmasını onaylamıştı.</p>



<p>Ahmet Rüstem o günden sonra Mustafa Kemal’in yanından ayrılmayarak Sivas Kongresine katıldı ve milli mücadeleye destek verdi.</p>



<p>7 dil bilen Ahmet Rüstem Bey ilk mecliste milletvekili olarak görev aldı. 1920 yılında Avrupa’ya gitti ve orada İngiliz, Fransız, ABD ve Mısır gazetelerine sürekli makaleler yazarak Mustafa Kemal’in devrimlerine ve milli mücadeleye büyük destek sağladı.</p>



<p>7 dil bilmesi ve diplomatlık yapmış olması nedeniyle çok fazla imkan bulabilmesi mümkün olduğu halde Türkiye&#8217;de kalıp devletten ve Mustafa Kemal’den hiçbir talepte bulunmadan Mustafa Kemal’in “vatan hizmetlerinden dolayı” ona bağladığı 150 TL maaşla 1935 yılında 73 yaşında İstanbul’da vefat ettiği güne kadar geçimini sağladı.</p>



<p>“Size hamam vereyim, bana Beyoğlu’nda ev verin.” türünden taleplerde bulunmadı ve mezar taşına da “Bu ülkeye bir ordu kadar hizmet etmiştir.” gibi uydurma bir söz yazdırılmadı.</p>



<p>Tarihte özel bir yer edinmek ve kahraman olarak anılmak böyle bir şeydir.</p>



<p>Gelelim kendisini ısrarla kahraman olarak tanımlayan ikinci şahsiyetimiz Papa Eftim kişisine.</p>



<p>“Papa Eftim bu ülkeye bir ordu kadar hizmet etmiştir.” gibi hiçbir zaman söylenmemiş yani uydurulmuş sözü Mustafa Kemal’e mâl ederek kendini hiç sıkılmadan kahraman gibi gösteren, kendi deyimiyle “kurnaz” bir papazın icraatlarını kendi sözleri ve belgeleriyle görelim.</p>



<p>Papa Eftim’in oğlu Aris Selçuk ERENEROL, torunu Sevgi ERENEROL ve kız torununun çocuğu olan Chris Selçuk Erenerol tarafından sık sık iddia edilen “Türk Ortodoks Kilisesi’ni Mustafa Kemal’in emriyle kurduk.” sözünün koca bir yalan olduğunu da Papa Eftim’in kendi sözleriyle ortaya dökeceğiz.</p>



<p>Bakın, Eftim, “Türk Ortodoks Kilisesi” olarak anılan kilisenin kuruluşunu, ne için ve nasıl kurulduğunu hayret verici sözlerle aynen şöyle anlatıyor:</p>



<p>“(&#8230;) Taraf-ı riyasetten bugün Umum Türk Ortodokslarının arzuları dairesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine tabi Umum Türk Ortodoksları Patrikhanesi’nin teşkil edildiği ve patrik kaymakamının intihab olunacağı (seçileceği) ve bu intihabın Ortodoksluk mezhebinin ahkam-ı şerifesine ezher-i cihet muvafık ve mutabık bulunacağı ve bununla beşinci bir Ortodoks patrikhanesi ihdas olunmayıp (kurulmayıp) on yedi asır evvel Kayseri’den İstanbul’a Roma imparatorlarının pay-ı tahtı olmak hasebiyle nakledilmiş olan riyaset-i ruhaniyenin Kayseri’ye tekraren intikalinden başka bir şey olmadığı&#8230;”</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="817" height="437" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/1-2.jpeg" alt="" class="wp-image-1099" style="width:546px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/1-2.jpeg 817w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/1-2-300x160.jpeg 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/1-2-768x411.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 817px) 100vw, 817px" /></figure>



<p>Anladınız mı, demek ki neymiş?</p>



<p>Roma imparatorlarının Kayseri’den İstanbul’a götürdükleri kiliseyi tekrar Kayseri’ye taşıyorlarmış!</p>



<p>Türk Ortodoks Kilisesi denilen kilise, yeni bir kilise değil, Fener Kilisesi’nin devamıdır.</p>



<p>Ve güya artık Anadolu’daki Ortodokslar Türk olarak hareket edeceklerdir.</p>



<p>Oysa önceki yazılarımızda gerek Serafim Rizos gerekse Zincidereli Çalıkoğlu’nun anlattıklarını aktarmıştık. Papa Eftim, Serafim’e “Maksat, Serafim Efendi, köprüyü geçelim.” diyor; Zincidereli Çalıkoğlu ise “Papa Eftim’e hiçbir zaman inanmadık. Selçuklu olarak anılmaktansa Yunanistan’da yoksul Yunanlar olmayı seçtik.” cevabını veriyordu.</p>



<p>Ayrıca güya patrik seçilen Prokobiyos, kilisede görev verilen Meletiyos gibi isimler de Papa Eftim’in baskısı ve bombalı tehdidiyle Zincidere Manastırı’ndaki kongreye katılıyordu.</p>



<p>Ağzından tek kelime doğru söz çıkmadığı gibi sürekli yalan güncelleyen zevatın tekrarlayıp durduğu “Bunlar Türk’tü”, “Atatürk ‘en büyük hatam’ dedi” gibi zırvaların ne denli boş, hadsizce ve Mustafa Kemal’e hakaret olduğunu hatırlatan gerçeklerdir bunlar.</p>



<p>Mustafa Kemal’in ailesine ahlaksızca iftiralarda bulunan Dilipak gibilerle kol kola girip küresel çeteye karşı mücadele ediyoruz, diye bol keseden atan maskeli yüzlerin maskesi düşmeye devam edecek.</p>



<p>Onlar “Belki Dilipak, Graham Fuller’le kahve içerken bizi de çağırır” ümidiyle yanıp dursunlar, biz devam edelim.</p>



<p>Zincidere Manastırı’nda yapılan kongre sonrasında kurulan kilise, Ankara’nın emriyle kurulmadı. Ankara Hükümeti, kurulan kiliseyi onayladı. Papa Eftim’in kendisi zaten Fener papazıydı, Fener’den maaş alıyordu ve bunu ifade eden Adliye Vekili’nin “Le Petit Parisien” gazetesinden Jean Schlicklin’e verdiği mülakattan bir bölümü aktarmadan önce TBMM’deki beyanını tekrar verelim:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="945" height="997" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/meclis6.jpeg" alt="" class="wp-image-1100" style="width:551px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/meclis6.jpeg 945w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/meclis6-284x300.jpeg 284w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/meclis6-768x810.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 945px) 100vw, 945px" /></figure>



<p>Adliye Vekili, Schlicklin’e aynen şunları söylemişti:</p>



<p>“Papa Eftim, Türk Ortodoksları adına yetkisini aşan işlere karıştı. Hükümet onu tutumunu düzeltmeye zorladı. Mesela papazlar atamak istedi, onu kesinlikle engelledik. Hükümetin yeni patrikhaneyi kuran bir yasa önerdiği yönünde bir haber yayıldı. Bu haberin hiçbir temeli yoktur. Hükümet, bu konuda izlediği politikaya sadık kalarak ancak toplulukların kendileri tarafından düzenli ve fiili olarak kurulan bir Türk Ortodoks Kilisesi’ni tanıyabilir. Biz, işler böyle olursa memnun oluruz, ancak tekrar söylüyorum, kesinlikle bu işin organizasyonuna karışamayız.”</p>



<p>Hükümetin patrikhane kuracağı yönündeki haberleri yayanları bir düşünün. Açıkça görülüyor ki bu yalanı yayan da yine kurnaz bir papaz olan Eftim’di. Bu yalanın en büyük yayıcısı da yine kendi çocukları ve torunları oldu.</p>



<p>Önceki yazılarımızdan hatırlayalım: Papa Eftim, “Teoman Ergene” mahlasıyla yazdığı kitabında da zaten Atatürk’ten emir almadığını, Atatürk’ten bile önce mücadeleye başladığını iddia etti.</p>



<p>Gel gelelim bu iddiasının içi boştu çünkü 1918’den önce ne yaptığını kendisi de yazmadı. Oysa Mustafa Kemal “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni kurduğu zaman Papa Eftim ne yapıyordu, bunu bilmiyoruz. Kendisi o günleri hızlıca geçer. Ancak o günlerin bir tanığı vardır: G. Pandelidis.</p>



<p>Keskin’de yerel bir okulun yöneticiliğini yapan Pandelidis bir mülakatta, Papa Eftim’in yerel bir örgüt olan “Ftani o İpnos”u ve Ortodoks-Ermeni ortak beyannamesini desteklediğini anlattı.</p>



<p>1919’daki Theofani Yortusu’nda yaşanan bir olay da ilginçtir. “Küçük Asya Helenizminin Rasputin’i Papa Eftim’le Keskin Maden’de” isimli kitabın yazarı Fotiadis anlatıyor: “Kiliseden çıkıp suyun kutsanacağı göle doğru ilerlerken Papa Eftim kasabasının iki genç erkeğine iki bayrak verdi ve onları inananların başına geçirdi. Bayraklar açıldığında birinin Türk, diğerinin Yunan bayrağı olduğu görüldü.”</p>



<p>Bu tanıklık çok önemlidir.</p>



<p>Çünkü Papa Eftim’in ve kurduğu kilisenin özeti budur:</p>



<p>1- Papa Eftim, birazdan göreceğiniz üzere Fener’le olan meselesinin dini değil siyasi olduğunu açıklıyor. Milli mücadeleye Atatürk’ten önce başladığını iddia edenlerin ezel ebed mandacı olması nasıl bir garabetse memleket işgal altındayken Türk ve Yunan bayraklarını yan yana getirmek de öyle bir garabettir.</p>



<p>2- Yunanistan bayrağının bulunması tesadüf değildir. Papa Eftim, yukarıda alıntıladığımız tutanakta da yer aldığı gibi Fener Kilisesi’nin papazıydı. Fener’den gelen parayla hamam yaptırdı, Fener’de görevli papazlarla kilise kurdu ve birini de patrik yaptı. Fener’in maaşlı adamıydı ve kendini zorla Ankara nezdinde mümessil yani temsilci seçtirdi.</p>



<p>Papa Eftim’in kurduğu kilisenin bağımsız olmasıyla ilgili büyük tarihçi (!) Teoman Ergene’nin yani Papa Eftim’in kendisinin yazdığı “İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları” kitabından alıntılar yapacağız.</p>



<p>Şimdi daha da dikkat kesilin çünkü kilisenin Fener’den bağımsız olmasıyla ilgili okuduklarınız hep yüzeyseldi. Güya Papa Eftim “Türk’üm” diyor, Fener de ısrarla Türklüğü reddediyor ve sonra da kilise bağımsızlığını iddia ediyor gibi düşünülse de aslında Fener’in o dönemdeki iki güçlü ismi, Papa Eftim ve Damyanos Damyanidis’i karşı karşıya getirmesi vardır.</p>



<p>Olayları kendi anlatımıyla özetleyelim:</p>



<p>Papa Eftim, Fener Rum Kilisesi’ni işgal ettikten sonra güya çıkan asılsız dedikodulara meydan vermemek için kiliseyi terk etti. Beyoğlu Tarlabaşı’ndaki evine çekildi. Burada beyanname hazırlamakta iken Galata’daki Ortodoks cemaati arasında bir ihtilaf meydana geldi.</p>



<p>Papa Eftim’e göre Patrik Grigoryos’la Galata Ortodoks Cemaati Merkez Heyeti Başkanı Damyanos Damyanidis arasında çıkan ihtilafta Damyanidis haklıydı.</p>



<p>Buraya çok dikkat edin:</p>



<p>1- Boya tüccarı Damyanidis, militan bir kralcıydı!</p>



<p>2- Papa Eftim güya Fener’den bağımsızdı ama Venizelistler ve kralcılar arasında taraf oluyordu!</p>



<p>Papa Eftim nasıl taraf oldu?</p>



<p>Güya, Patrik Grigoryos’un emriyle Papa Eftim’e giden bir heyet, kendisinden Damyanidis’e karşı yardım istedi. Papa Eftim bu yardıma, “Siz Fener’siniz, ben Türk’üm” mü dedi?</p>



<p>Hayır, işin aslını kendisinden okuyalım:</p>



<p>“(&#8230;) Fakat heyet azaları, Papa Eftim’in bir türlü yakasını bırakmıyorlardı. Kendisine karşı besledikleri sevgiden güvençten bahisle gururunu okşamağa, duygularını şahlandırmağa uğraşıyorlardı.</p>



<p>İnanınız ki sayın okuyucularım, her biri birer çocuk gibi yalvarıyorlardı. Kati bir muvafakat cevabı almadıkça kendisinden ayrılmayacaklarını, gözlerini nemlendirerek söylüyor, ısrarında ayak diriyorlardı.”</p>



<p>Fener Kilisesi’nin kurduğu heyet her nasılsa Papa Eftim’e göre kendisine büyük bir sevgi ve güven besliyordu. Öyle ki Papa Teoman -çok afedersiniz- Papa Eftim’in yazdığına göre Patrik Grigoryos’un onun bu teklifi kabul etmesinden çok memnun oluyor, onu kendisine bağlamak istiyor ve üstüne de beş yüz lira gönderiyordu!</p>



<p>Güya Galata cemaati tarafından büyük bir hürmetle karşılanan Papa Eftim, kendisine hürmet eden (!) Damyanidis’in güven içinde kiliseyi terk etmesiyle görevini yerine getiriyor.</p>



<p>Ama&#8230;</p>



<p>İşler yine kendisine müthiş sevgi duyan Fener Kilisesi’nin bu kez Damyanidis’i Papa Eftim’e karşı kullanmasıyla değişiyor!</p>



<p>Papa Eftim, anlattığına göre kendisine içten bağlılık duyan Damyanidis başta olmak üzere Galata’daki Panaiya Kilisesi tarafından büyük bir sevinçle karşılandı. Cemaat onu o kadar seviyordu ki ona başpapazlık teklif etti.</p>



<p>Eftim bu teklifi ileri bir tarihte konuşulmak üzere erteletti.</p>



<p>Ve yine kendi iddiasına göre Patrik Grigoryos birdenbire ona duyulan sevgiden ötürü paniğe kapılıyor ve bu kez derhal emrindeki heyet üyelerini toplayarak “Papa Eftim’in ruhani sıfatlarına son vermek, Eftim’i Damyanidis’e ezdirmek” gibi kararlar aldırıyor.</p>



<p>Uzatmadan sonraki olaylara geçelim.</p>



<p>Damyanidis, içten bağlılık duyduğu (!) Papa Eftim’e karşı harekete geçip tekrar Galata’daki Rum cemaatinin başına geçti. Ancak bu hareketi mahkemelere taşınınca tekrar Papa Eftim’le dost oldu. Güya ondan özür diledi ve Papa Eftim’in tabiriyle iyi çocuk olan Rum militan Damiyanidis, yine onun tabiriyle Fener’den soğutuldu.</p>



<p>Eftim’in önce “Beni sevinçle, gösterilerle karşıladılar.” dediği, daha sonra “Bana sevgilerini gizliyorlardı.” dediği Rum cemaatinin sözde desteğiyle birlikte Papa Eftim, Türk Ortodoks Kilisesi’ni Panaiya Kilisesi’ne taşıma kararı alıyor.</p>



<p>Bakın, Papa Eftim’in kilisesini kurduğu bu süreçte, Atatürk’ün adına hiç rastladınız mı?</p>



<p>Mustafa Kemal neresinde bu işin?</p>



<p>Hiçbir yerinde yoktur!</p>



<p>Çünkü Eftim’in bizzat kendi ifadesiyle bu mücadelesi kendi şahsına aittir.</p>



<p>Ne var ki bilinçli olarak yaptırılan çalışmalar ve haberlerle sürekli yalanlar söylüyorlar. Mustafa Kemal’in kilise işgal ettirecek birisi gibi yansıtıldığı adi ve adli yalanlara başvuruyorlar.</p>



<p>Bakın, Chris Selçuk Erenerol isimli şahsın danışmanlığını yaptığı Namık Kemal Zeybek’in de etkin olduğu “Onaltıyıldız” isimli siteden bir haber ve haberin alt metni:</p>



<p>“Yol Açıldı&#8230;</p>



<p>Fener Rum Patrikhanesi, aralarında 1924’te Atatürk’ün emriyle el konulan Galata’daki Meryem Ana Kilisesi’nin de bulunduğu üç kilisenin iadesi için tarihinde ilk kez Türkiye’de yargıya başvuracak.”</p>



<p>Şunu da ekleyelim: Papa Eftim’in yazdığı kitapta neredeyse bir tek tarihe rastlayamazsınız. Olayları anlatır, bazı yerlerde derinlemesine iner ama kitabı alıp okursanız bırakın Atatürk’ün emrini görmeyi doğru düzgün tarih bile göremezsiniz. Ancak uydurulmuş hikayeler ve bol bol çelişki görürsünüz.</p>



<p>Şimdi Papa Eftim’in işgal ettiği kiliseleri geri vereceği üzerine 22 Şubat 1932 tarihli Akşam gazetesinin haberine bakalım:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="247" height="381" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-22-Subat-1932.png" alt="" class="wp-image-1101" style="width:311px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-22-Subat-1932.png 247w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-22-Subat-1932-194x300.png 194w" sizes="auto, (max-width: 247px) 100vw, 247px" /></figure>



<p>24 Şubat 1932 tarihli Akşam gazetesinin haberine göre ise bu kiliselere Atatürk’ün emriyle el konulmayıp Papa Eftim bu kiliseleri işgal ettiğini ve bunun siyasi nedenlere dayandığını kabul ettiğini kendi beyanından öğreniyoruz:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="258" height="336" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-24-Subat-1932.png" alt="" class="wp-image-1102" style="width:325px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-24-Subat-1932.png 258w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Aksam-24-Subat-1932-230x300.png 230w" sizes="auto, (max-width: 258px) 100vw, 258px" /></figure>



<p>Bu noktada Tevfik Rüştü Aras’ın Mart 1931 tarihli Vakit gazetesinde yayımlanan ve Türkiye’nin laik bir memleket olduğuna vurgu yaparak Papa Eftim’in veya ruhban sınıfının tanınmadığını açıkladığı beyanını okuyalım:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="260" height="365" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/vakit-2-1.jpeg" alt="" class="wp-image-1103" style="width:326px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/vakit-2-1.jpeg 260w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/vakit-2-1-214x300.jpeg 214w" sizes="auto, (max-width: 260px) 100vw, 260px" /></figure>



<p>Ankara’nın laiklik vurgusuna karşın Papa Eftim’in sürekli gündemde kalmaya çalıştığını, tıpkı torunlarının yaptığı gibi sözde bir taraftan laikliği desteklediğini diğer taraftan siyasete bulaştığını gösteren bir belgeye daha yer verelim:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="435" height="628" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/mussolini.png" alt="" class="wp-image-1104" style="width:488px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/mussolini.png 435w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/mussolini-208x300.png 208w" sizes="auto, (max-width: 435px) 100vw, 435px" /></figure>



<p>Görüldüğü üzere Papa Eftim, “Türkiye bir gün tekrar Roma İmparatorluğu’na katılacaktır” diye tehdit eden faşist Mussolini’ye güya Türkiye’ye olan muhabbetlerinden ötürü teşekkür ediyor. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, durumdan Ankara’yı haberdar ediyor.</p>



<p>Papa Eftim Fener’in afaroz kararı karşısında yapmasını istediği 32 sayfalık “Papa Eftim Efendi’nin Ortodoks Ahaliye Müracaatı ve Patrikhane’ye Karşı Savunması”nda topladığı birçok Ermeni ve Rum yetimi Amerikan yetimhanesine bıraktığını övünerek anlatıyor.</p>



<p>Amerikan yetimhanesi dediği yer Amerika’nın meşhur misyonerlik teşkilatı olan ve Osmanlı zamanlarında sağlık sektörünü kullanan ‘Amerikan Board Teşkilatı’nın Kayseri’de kurduğu Amerikan Hastanesi’dir!</p>



<p>Bu hastane hem yetimhane hem de esir hapishanesi olarak kullanılıyordu.</p>



<p>Hem Türk yurduna saldıran hem de ona güya yardım eli uzatarak misyonerlik faaliyetleri yürüten Batılı emperyalistlerin bu faaliyetlerine “Ne var canım bunda?” diyecek kadar gevşek birçok kimsenin olduğunu biliyoruz. Bu gevşeklik onlara şatafatlı köşklerde işgalcilerle iş birliği yapan yavşak tavırlı dedelerinden kalmış olabilir.</p>



<p>Ancak vatan evlatları vatanı savunmak konusunda bir an bile gevşeklik gösteremez. Onun görevi düşmana karşı sonuna kadar mukavemet göstermek, düşmanın her hamlesine karşı misliyle mukabele etmektir.</p>



<p>Tehcir sırasında da çok faal olan Amerikan misyonerlerinin sözde sahip çıktığı Ermeni yetimlerden Hınçak çıktı, ASALA çıktı.</p>



<p>Yine hiçbir şeyin tesadüf olmadığı noktaya geldik.</p>



<p>Türkiye’de ilk Dinlerarası Diyalog Etkinliği’ni gerçekleştiren, 41 ülkeyle beraber gerçekleştirildiği yalanıyla Noel Baba Barış Köyü projesi adı altında Türkiye ve KKTC vatandaşlarını dolandırdığını belgelerle ispat ettiğimiz, Türk Ortodoks Kilisesi’nin eski basın sözcüsü Sevgi Erenerol’un da üyeleri arasında bulunduğu sözde Noel Baba Barış Konseyi’nin davetlileri arasında kimler yok ki:</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="337" height="249" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Amerikan-Board-Heyeti.png" alt="" class="wp-image-1105" style="width:453px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Amerikan-Board-Heyeti.png 337w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/09/Amerikan-Board-Heyeti-300x222.png 300w" sizes="auto, (max-width: 337px) 100vw, 337px" /></figure>



<p>Daha önceki yazılarımızda Dinlerarası Diyalogun Orta Çağ’dan itibaren misyonerlik maksadına dayandığını anlattık. Nur cemaatinden adeta futbolcu transfer eder gibi Hristiyanlığa geçirilen isimleri yazdık.</p>



<p>Ne bunlar ne de yalan üstüne yalan yumurtlayan Noel Baba’nın cini Muammer Karabulut’un Atatürk’e iftiraları tesadüf değildir.</p>



<p>Türkiye’deki vatanseverlerin en büyük düşmanı, en sık karşılaştıkları ve maalesef sıklıkla da yaptıkları şeydir hamaset.</p>



<p>Yalanlarını hamaset rüzgarlarının önüne katarak Kemalistlerin ve kendilerini milliyetçi zanneden ülkücülerin arasında yer açmaya çalışan sahtekarları anlatmaya devam edeceğiz.</p>



<p>Her şeyi daha net anlatması adına Fatih Rıfkı Atay’ın “ÇANKAYA”daki sözlerini hatırlatarak bitirelim:</p>



<p>“Ankara’ya gidebilenler, Ankara’ya gelebilenler, orada bulunabilenler, kendilerini birer kahraman gibi görüyorlardı.”</p>



<p>Not: Kapak fotoğrafında “Kendimi Türk olarak hissediyorum.” diyen ve adını Ahmet Rüstem olarak değiştiren Alfred Bilinski’nin Mustafa Kemal’in yanında iken ve meclisin bahçe duvarının üstünde konuşurken çekilmiş tek kare fotoğraftan başka hiçbir görüntüsünün ya da belgenin olmadığı Papa Eftim (Pavlos Karahisaridis) yer almaktadır.</p>



<p>Bir sonraki yazıya kadar ve gerçeğe ulaşmak için esen kalın!</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1097</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Din Oyunları</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/08/21/turkiyede-din-oyunlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Aug 2024 17:37:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[5gvirusnews]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[abdurrahman dilipak]]></category>
		<category><![CDATA[alexander dugin]]></category>
		<category><![CDATA[athenagoras]]></category>
		<category><![CDATA[balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[cengiz çandar]]></category>
		<category><![CDATA[chris selçuk erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[dincilik]]></category>
		<category><![CDATA[dinlerarası diyalog]]></category>
		<category><![CDATA[erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[fetullah gülen]]></category>
		<category><![CDATA[hamdullah suphi tanrıöver]]></category>
		<category><![CDATA[kasım gülek]]></category>
		<category><![CDATA[KKTC]]></category>
		<category><![CDATA[koçbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[kripto]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[Mason]]></category>
		<category><![CDATA[muammer karabulut]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[niyazi öktem]]></category>
		<category><![CDATA[noel baba barış konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[noel baba vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[said-i nursi]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[siyasal islam]]></category>
		<category><![CDATA[truman]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ortodoks patrikhanesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[yobaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1058</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de Din Oyunları: Tanrıöver, Fener Papazı, FETÖ ve Noel Babacılar “Ağaç, sapı kendi dallarından yapılan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Türkiye’de Din Oyunları: Tanrıöver, Fener Papazı, FETÖ ve Noel Babacılar</strong></p>



<p>“Ağaç, sapı kendi dallarından yapılan balta ile kesilir.”</p>



<p>Mustafa Kemal, Nutuk’ta “<strong>Bunca yüzyıllarda olduğu gibi bugün de milletlerin bilgisizliğinden ve bağnazlığından yararlanarak binbir türlü siyasi ve kişisel amaç ve çıkar sağlamak için, dini alet ve araç olarak kullanmak girişiminde bulunanların, içeride ve dışarıda varlığı bizi bu konuda söz söylemekten, ne yazık ki, uzak bulundurmuyor. İnsanlıkta, din hakkındaki bilgi ve anlayış, her türlü hurafelerden sıyrılarak gerçek bilim ve tekniğin ışığından arınmış ve mükemmel oluncaya kadar, din oyunu aktörlerine, her yerde tesadüf olunacaktır.</strong>” diyor.</p>



<p>Mustafa Kemal zamanın çok ötesinde bir deha olduğunu bu sözleriyle bir kez daha gösteriyor. Çünkü birazdan hep birlikte, <strong>din oyunu aktörlerinin Sivas Kongresi sırasında yürürlüğe koyamadıkları Amerikan mandasını</strong> Ebedi Başkomutan’ın ölümünden sonra aşamalar hâlinde nasıl hayata geçirdiklerini göreceğiz.</p>



<p>Böylece hiçbir sinsiliğin ortaya çıkmaktan kurtulamayacağını da göreceksiniz.</p>



<p>Bir önceki yazımızda ulus devlet ve <strong>laik devlet olamayışımızı Mustafa Kemal’e bağlayan paçozlara cevap verdik</strong>. Bu yazımızda da Mustafa Kemal’in yukarıdaki sözlerinden yola çıkarak hatırlatalım: <strong>Laiklik, bir milletin tamamı şu veya bu dinden olunca gerekliliğini yitiren bir kavram değildir. Laiklik, irtica zehrinin panzehiridir.</strong></p>



<p>Laikliği birçok dinin bir arada yaşamasını sağlayan bir kavramdan ibaretmiş gibi sunmaya çalışan <strong>diyalogçuların gizli misyonerlik oyununu</strong> anlatmaya başlayalım.</p>



<p>Dinlerarası diyalog ve ona kaynaklık eden fikirler aslında <strong>Haçlı Seferleri ve Batı emperyalizminin yükselişi</strong> sırasında birbirinin zıttı olan iki noktaya dayanır.</p>



<p>Birinci nokta, Haçlı Seferleri sırasında İslam coğrafyasında bir türlü başarı elde edilememesi ya da elde edilen başarıların uzun süreli olamamasıdır.</p>



<p><strong>İkinci nokta, Batı emperyalizminin bilhassa Uzak Doğu’da gerçekleştirdiği emperyalist işgallerin kalıcı olmasını sağlamaktır.</strong></p>



<p>İlk noktada 12. yy.a kadar gideriz ve karşımıza Vatikan’daki eski ekollerden olan Fransiskenlerin kurucusu <strong>Assisili Francis</strong> çıkar. Francis’e göre misyonerler Müslüman ülkelere göç ederlerse İncil’i öğretebilir ve Hristiyan dinini yayabilirlerdi.</p>



<p><strong>Cusalı Nicolas</strong> ise günümüz diyalog anlayışına daha yakın bir fikre sahiptir. Fatih’in İstanbul’u fethetmesi üzerine yeni Haçlı seferi planlayan Avrupalı otoritelerin aksine Nicolas, <strong>Hristiyanların diğer dinlerin mensuplarıyla barış içinde toplanmalarını istiyordu çünkü onun inancına göre bu toplantıların sonunda diğer dinlerin mensupları Hristiyanlığın doğru olduğunu görüp din değiştireceklerdi.</strong></p>



<p>İkinci noktaya yani <strong>1860’lara gelince dinlerarası diyalogun sistemleşmeye başladığını görürüz</strong>. Artık Batı emperyalizmi, Haçlı Seferleri’ndeki güç dengelerini bozup uzak memleketlerde sömürgeciliğe başlar. Uzak Doğu dinleriyle Orta Doğu menşeili Hristiyanlık arasındaki farkları kaldırarak misyonerlik faaliyetlerine hız kazandırmak gerekir.</p>



<p>İlk olarak 1853 yılında Londra’da “<strong>İnsancıl Dini Cemiyet</strong>” kurulur. Bu cemiyet daha sonra “<strong>Hür Dini Cemiyet</strong>”e evrilir. Adında da anlaşılacağı üzere tüm üyeleri Mason olan bu cemiyet, daha sonra kurulacak olan “<strong>Dünya Dinleri Parlamentosu</strong> / <strong>Dinlerin Dünya Parlamentosu</strong>”, “<strong>Etiksel Kültür Kurumu</strong>”, “<strong>Dünya Misyonerlik Konferansı</strong>”, “<strong>Dünya Kiliseler Birliği Konseyi</strong>”, “<strong>Evrensel Hristiyanlığın Birleşimi İçin Kutsal Ruh Cemiyeti</strong>” (Birleşim Kilisesi / <strong>Moon</strong>) gibi oluşumlara da kaynak oldu.</p>



<p>Emperyalizm açısından dikkate değer bir noktadır: “<strong>Dünya Dinleri Parlamentosu</strong>”, ilk kongrelerine dünyanın birçok yerinden din adamlarını çağırırken Amerikan yerlilerini çağırmamıştır.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Bir diğer diyalogçu kuruluş olan Birleşim Kilisesi -Türkiye’de bilinen adıyla Moon tarikatı- ve FETÖ arasındaki benzerlikler sıklıkla dile getirilir. Bu kiliseye tekrar değineceğiz.</p>



<p>Bir önceki yazımız “<strong>Kripto İhanet ve Kin Kardeşliği</strong>”nde mübadelenin, Karabulut gibilerin sinsi ithamlarına karşın, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda çok önemli rol oynadığını yazdık. Yine Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Celal Bayar’la bir anısının Ercan Yavuz’un yazısında kaynak olarak gösterildiğini yazmıştık.</p>



<p>Böylece bir kez daha hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığını hatırlatarak Tanrıöver ve Bayar isimlerinin “<strong>Atatürk’ün en büyük üzüntüsü</strong>” iftirasına kaynaklık etmelerinin de tesadüf olmadığını belirtelim.</p>



<p><strong>İki ismi bir araya getiren şey</strong> Anadolu Ortodokslarının Türklüğü ya da Atatürk’ün üzüntüsü iddiası değil, <strong>Dinlerarası Diyalog</strong> ve <strong>Athenagoras</strong>’tır!</p>



<p>Tabiri caizse gaza şimdi basıyoruz. Emniyet kemerlerinizi takın!</p>



<p><strong>1924 Anayasasındaki Türklük tanımına karşı çıkan ilk grup TBMM’deki milliyetçilerdi</strong>. Türklük tanımına muhalefet edenlerden biri, <strong>Hamdullah Suphi Tanrıöver</strong>’di. Tanrıöver’in, maddenin tartışıldığı günkü konuşmasını özetle aktaralım:</p>



<p>“&#8230;<strong>Bir taraftan da hükümet mücadele ediyor, ecnebiler tarafından tesis edilmiş olan müessesatta çalışan Rum’u, Ermeni’yi çıkarmaya çalışıyor. Biz bunları Rum’dur, Ermeni’dir diye çıkarmak istediğimiz vakit bize ‘Hayır, Meclisinizden çıkan kanun mucibince bunlar Türk’tür’ derlerse ne cevap vereceksiniz?</strong>”</p>



<p>Tanrıöver Bursa’nın işgal edildiği günlerde Mustafa Kemal’i ve Türk kurmayını TBMM’de sıkıştırmaya çalışmışsa da Mustafa Kemal’in alkışlar eşliğinde yaptığı konuşmayla gerekli cevabı almıştı. Mustafa Kemal, Tanrıöver ve onun gibi düşünenlere, “<strong>Biz istikbalimizi millete emanet edip mücadeleye başlamışken sudan vazifelerle uğraşanlar</strong>” demişti.</p>



<p><strong>Tanrıöver’in özel kalemi olarak da görev yapan Mustafa Baydar</strong>’ın anlattığına göre Reşit Galip ve Sadri Maksudi gibi isimlerin de bulunduğu bir toplantıya Atatürk’ün emriyle çağrılan Tanrıöver’e Türk Ocaklarının vazifesini tamamladığı anlatılmış, o da buna muhalefet etmişti. Ocakların kapatılmasıyla ilgili rapora bir tek Tanrıöver imza atmamış, Atatürk buna sinirlenerek raporu yırtmıştı. Rapor tekrar yazılmış, bu sefer Tanrıöver de imza atmak zorunda kalmıştı.</p>



<p>Türk Ocakları neden kapatıldı?</p>



<p>Bunu da kısaca cevaplayalım ki konu daha iyi anlaşılsın.</p>



<p>Çoğu araştırmacı Nazilerle olan ilişkilerini öne sürer. Atatürk’ün bundan rahatsızlık duyduğunu ifade eder. Ancak tek neden bu değildir. Türk Ocakları; Hasan Ferit Cansever, Enver Ziya Karal, Uluğ İğdemir gibi isimlerin ifade ettiği gibi pek çok yerde belediyelere müdahale etmeye başlamış, Serbest Fırka kurulunca birçok Türk Ocaklı genç bu partiye yazılmıştı.</p>



<p>Ve Mustafa Baydar, bu konuyu “<strong>Atatürk kendi direktifi, kendi kontrolü altında yeni bir nesil yetiştirecek ve eserini ona emanet edecekti</strong>.” şeklinde özetleyerek sözü Atatürk’e bırakır:</p>



<p>“&#8230;<strong>Memleketin ve inkılabın içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı masuniyeti için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lazımdır. (&#8230;)</strong>”</p>



<p>Daha önceki yazılarımda bahsettiğim <strong>misoneistler</strong> -yeni olandan korkanlar- daima eskiyi aradılar, inkılapları hiçbir zaman yürekten desteklemediler, bazen bunu gizlemek için inkılap yanlısı uç beyanlarda bulundular, <strong>Sivas’taki mandacılık fikirlerinden hiçbir zaman vazgeçmediler</strong>.</p>



<p>Baydar, Tanrıöver’den “<strong>Her zaman eskiyi arardı.</strong>” diye bahseder.</p>



<p>Ve Mustafa Kemal’den sonra memleketi adım adım ABD’nin mandası hâline getirmeye başladılar.</p>



<p>Emperyalistlerin dinlerarası diyalog dünyasına hoş geldiniz.</p>



<p>Sizleri kapıda yine Tanrıöver ağırlıyor ve <strong>çok sevdiği dostu Athenagoras</strong>’tan da bahsederek aynen şunları anlatıyor:</p>



<p>“<strong>İstanbul Patrikhanesi, çok ihatalı sezişleri ve görüşleri olan büyük bir din adamının (Athenagoras!) riyasetinde kendi üzerine yepyeni bir vazife almıştır. Onu, ihtilaflı devirlerden sonra bizden uzak bir müessese hâlinde değil, manevi nüfuzunu milletimizin selameti lehine, insan haklarının masuniyeti lehine kullanırken görüyoruz.</strong></p>



<p><strong>(&#8230;) Biz aynı sesi milletlerarası kongrelerde Amerika’nın birçok merkezlerinde Türkiye ve Türklük lehinde bir derin iman perdesi ile konuşurken dinledik. Orada Papalık makamı, burada on altı asırlık resmi ve büyük bir dini makam bir noktada birleşmişlerdir.</strong></p>



<p><strong>(&#8230;) Komünizmin temsil ettiği istila hırsı nesillerce devam edecektir. Araya girmesi muhtemel sathi uzlaşmalara rağmen daha uzun müddetler biz ve bizden sonra gelenler onunla uğraşmaya mecbur olacağız. Bu vaziyete nazaran Avrupa’nın, Amerika’nın dinlerarası bir tesanüt araması ne kadar doğru bir fikirdir.</strong>”</p>



<p>Evet, Hamdullah Suphi Tanrıöver, ABD’de dinlerarası diyalog toplantılarına katıldı.</p>



<p>Evet, İnönü’nün emriyle bir gecede Türk vatandaşı yapılarak “<strong>ekümenik</strong>” sıfatıyla Türkiye’ye gönderilen ve Truman’ın doktrinini temsil eden Athenagoras ve Tanrıöver sıkı dosttur. <strong>Tanrıöver, Athenagoras’ı bizzat Türk Ocaklarında ağırlamıştır!</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="526" height="640" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/truman-athenagoras.jpg" alt="" class="wp-image-1059" style="width:390px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/truman-athenagoras.jpg 526w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/truman-athenagoras-247x300.jpg 247w" sizes="auto, (max-width: 526px) 100vw, 526px" /></figure>



<p>Evet, “<strong>komünizmin temsil ettiği istila hırsı</strong>” büyük bir bahanedir. El birliğiyle memleketi dinciliğin ve onun hamisi olan ABD’nin kucağına atmıştır.</p>



<p>Athenagoras’ın marifetlerini uzun uzadıya anlatmaya gerek yoktur. Bilindiği üzere kendisi Truman’ın Yunanistan ve Türkiye gibi ülkelere Sovyet tehlikesine karşı yardım doktrinini uygulayan önemli bir isimdir. Her iki ülkeyi de ilgilendiren kullanışlı birisidir. Hem Katoliklerle karşılıklı aforozu kaldırarak dinlerarası diyalog faaliyeti yürütmüş hem de komünizmle mücadele bahanesiyle misyonerlik faaliyetleri ve ABD emperyalizmi için çalışmıştır.</p>



<p>Tanrıöver’in özel kalemi Mustafa Baydar, <strong>Tanrıöver’in Athenagoras’a çok değer verdiğini ve onunla ABD seyahatinde (dinlerarası diyalog toplantısında) tanıştığını anlatır</strong>. Ayrıca Athenagoras’la kesinlikle posta yoluyla haberleşmediğini, Fener papazına yazdığı mektupları kendisine vererek gönderdiğini anlatır.</p>



<p>Ve <strong>Athenagoras</strong>, <strong>Tanrıöver’e gönderdiği imzalı bir fotoğrafının arkasına</strong> aynen şunu yazar:</p>



<p>“<strong>Çok kıymetli ve sevgili arkadaşımız ekselans Hamdullah Suphi Tanrıöver’e en samimi sevgi, takdir ve muhabbet hislerimizle ve sıhhati afiyetleri için candan dualarımızla.</strong></p>



<p><strong>2 Haziran 1949, İstanbul Rum Patriği Atinagoras</strong>.”<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a></p>



<p>Bitmedi!</p>



<p>Komünizmle mücadele amacıyla “<strong>Selamet</strong>”, “<strong>Sebilürreşad</strong>” gibi dergilerde dinin kuvveti üzerine yazılar yazan Tanrıöver, Athenagoras’tan imzalı fotoğrafı kaptığı 1949’da <strong>Vatan gazetesinde</strong> (9 Şubat tarihli) şunları yazıyor:</p>



<p>“<strong>Üç belli başlı ihtilal yakın Avrupa tarihinde din müesseseleri aleyhine hareket etti: Fransız İhtilali, Rusların Komünist İhtilali ve bizim Milli Mücadele’yi takip eden ve birçok mazi müesseseleri aleyhine inkişaf eden ihtilalimiz.”</strong></p>



<p><strong>(&#8230;) Ara sıra işitir veya okursunuz, din insanla Allah arasında bir meseledir. Yanlış ve müdafaası mümkün olmayan kaba ve kötü bir yanlış.</strong>”</p>



<p>Baydar soruyor, “<strong>Ne demek istiyorsunuz?</strong>” diyor ve ekliyor: “(Tanrıöver<strong>) Cevap vermedi veya veremedi&#8230;</strong>”</p>



<p>Büyük aydınımız (!) Tanrıöver bir başka yazısında ise özetle <strong>“Bir müessese kalplerde yıkılmadıkça yıkılmaz. Kalplerde kurulmadıkça kurulmaz.</strong>” diyor. O din aktörlerini besleyen, kendi ifadeleriyle o aktörlere ekmek veren müessese hangisiydi?</p>



<p><strong>Rauf Orbay’ın, Refet Bele’nin millet açlıktan kıvranırken “Ekmeğini yedik” diyerek vazgeçemediği müesseseydi. Yani saltanat ve hilafetti.</strong></p>



<p>Şaşırdınız mı? Şaşırmayın.</p>



<p>Hamdullah Suphi Tanrıöver ve dedeleri “<strong>Yavrum, bizim bir de Karagümrük’te tekkemiz var.</strong>” diye anlattığı <strong>Cerrahi</strong> tarikatına mensuptu.</p>



<p>Sürekli yazıyoruz ancak bunu sürekli vurgulamak gerekiyor: <strong>Hiçbir şey tesadüf değildir.</strong></p>



<p><strong>Bugünkü Cerrahilerin eski şeyhinin inkılap sözcüğüyle oynayarak “inkilab” (köpekleşme) dediğini hatırlayın.</strong> Aynı şahıs Türkiye’deki hamile kadınların sokağa çıkmasını sakıncalı görürken ABD’deki Cerrahi şeyhinin cenazesine de Kanada’daki Cerrahilerin toplantılarına da birçok modern giyimli hanımefendi katılıyordu. Başı açık kadınlar burada dua etse nasıl bir linç kampanyası başlatılacağını siz düşünün.</p>



<p>ABD’nin, İngiltere’nin düzenine son derece saygılı ve uyumlu cemaatlerle tarikatların Türkiye’deki tavırları kuyruk acısından başka bir şey değildir.</p>



<p>Tanrıöver’i, son derece önemli bir iddiayı buraya taşıdıktan sonra geçeceğiz.</p>



<p><strong>Siyasal İslamcı Yazar Hasan Külü</strong>nk, Hamdullah Suphi Tanrıöver’le ilgili bir iddia ortaya atmıştı. Külünk, Tanrıöver’in <strong>Nurcu Osman Yüksel Serdengeçti</strong>’ye “<strong>Bu Menemen Olayı var ya, onu biz yaptık. Kabakçı taifesine (esrarkeşlere) üç beş kuruş verdik. Nümayiş tertipledik. Fakat kontrolden çıktı, zavallı Kubilay kurbanı oldu.</strong>”</p>



<p>Külünk’ün iddiasına göre bu sözde sırrı Nurcu Serdengeçti de Külünk’e emanet etmiş.</p>



<p>Tanrıöver’in “<strong>Dağ Yolu</strong>” kitabının ikinci cildi, “<strong>Kubilay’ın Kesik Başı</strong>” başlığıyla başlar. Orada yazdığına göre Kubilay’ın Türk Ocakları üyesi olduğunu iddia ediyor. Mürteciler hakkında isabetli şeyler yazan Tanrıöver, gerçekten Serdengeçti’ye böyle bir şey söyledi mi?</p>



<p><strong>Ergenekon kumpaslarında Menemen’in Kemalistler tarafından tezgahlandığı iftirasını hatırladınız mı?</strong></p>



<p>Tanrıöver, Serdengeçti ve diğerleri&#8230;</p>



<p>Bu gizli veya açıktan dincilik yapanların yolu hep önce birbirine, sonra ABD’ye çıkar.</p>



<p>Bakın, Athenagoras’ın hatırlı dostlarından olup <strong>Fener Kilisesine gidip gelen Said-i Nursi</strong>, papazın gizli Müslüman olduğunu düşünürdü. ABD hakkındaki fikirlerine bakalım:</p>



<p>“&#8230;<strong>Kürre-i arzın şimdiki en büyük devleti Amerika’nın bütün kuvvetiyle din hakikatlerine taraftar çıkması ve İslamiyet’le Asya ve Afrika’nın saadet ve sükunet ve müsalaha (barış) bulacağına karar vermesi ve yeni doğan İslam devletlerini okşaması ve teşvik etmesi ve onlarla ittifaka çalışması, kırk beş sene evvel olan müddeayı isbat ediyor, kuvvetli şahit olur.</strong>”</p>



<p>O zamanın dilinden ziyade kendi cehaletinden dolayı Said-i Nursi’nin birçok ifadesi karmaşıktır. Bu nedenle birçok Nurcu da kendi içinde Nursi’nin yazdıklarının çarpıtılması iddiasıyla kapışır.</p>



<p>Ama buradaki ABD aşkıyla ilgili kapışamaz!</p>



<p><strong>ABD devam eden süreçte ne güzel de okşadı İslam devletlerini, değil mi?</strong> Dinlerarası Diyalogun temelini atarak Müslüman din adamlarını misyonerlik faaliyetleriyle “<strong>yeşil kardinal</strong>” yapıp komünizmle mücadele bahanesiyle Türkiye’yi, nükleer silah bahanesiyle Irak’ı ne de güzel okşadı.</p>



<p>Bakın&#8230;</p>



<p>Adından da anlaşılacağı üzere <strong>Birleşim Kilisesi</strong>, <strong>Kore’nin %40’ını kısa zamanda Hristiyan yapmıştı</strong>.</p>



<p><strong>Kore’deki en önemli komünizmle mücadele aparatıydı.</strong> Göbekten ABD’ye bağlıydı, her zaman olduğu gibi.</p>



<p><strong>CIA</strong>, hangi kiliseyi kullanarak “<strong>Dünya Anti Komünist Ligi</strong>”ni örgütlemişti? Cevap: Birleşim Kilisesi!</p>



<p><strong>FETÖ elebaşı Fetullah Gülen, Komünizmle Mücadele Derneği’nin Erzurum’daki kurucularındandı. Celal Bayar, Adnan Menderes, Turgut Özal da derneğin bilinen üyelerindendir.</strong></p>



<p><strong>Ve Papa’ya 1998 yılında “Rabbin aciz kulu” olarak hizmet etmeye hazır olduğu mektubunu yazan Gülen’in FETÖ’sü,</strong> dinlerarası diyalog ve misyonerlik faaliyetlerinin en önde gelen taşeronuydu. Üstelik <strong>Dinlerarası Diyalog Sekreterliğinin Türkiye’yle ilk teması 1984 yılında</strong> gerçekleşti. Bu temasta aracı olan kişi o zamanın <strong>CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek</strong>’ti. <strong>Gülek’in diyalog projesi için gittiği ilk isimse FETÖ elebaşıydı</strong>.</p>



<p>Bu arada dikkat çekici bir nokta: Bir önceki yazımızda işlediğimiz “<strong>Sürgündeki Ortodoks Türkler</strong>” yazısı hatırlayacağınız üzere <strong>Ocak 1998 tarihli Aksiyon</strong>’da yayımlanmıştı. <strong>Şubat 1998’de de Fetullah’ın Papa’ya mektubu kendi yayın organı olan Aksiyon</strong>’da yayımlandı.</p>



<p><strong>FETÖ</strong>, <strong>Vatikan</strong>’la olan münasebetlerini kuvvetlendirirken <strong>Nurcuların “Yazıcı” kolundan iki şahıs vaftiz edilerek “Türk Dünyası Presbiteryen Kilisesi”ne alındı.</strong> Turgay Üçal ve Yavuz Kapusuz, vaftiz edilip din transferi gerçekleştirildikten sonra İstanbul ve Ankara’da bu kilisenin pastörleri oldular.</p>



<p>Günümüzde Fenerbahçe-Galatasaray arasında kolayca transfer gerçekleşmez. Sözleşmesi biten futbolcu bile bu kulüplerin birinden diğerine geçerken adeta kaos çıkar. İşlerin bu noktaya gelmesinde rolü olanların başında FETÖ’nün gelmesi de enteresan bir noktadır.</p>



<p>Dar alanda kısa paslaşmalar ve pastörler&#8230;</p>



<p>Ve günümüze geliyoruz.</p>



<p>Karşımıza daha önce birçok kere anlattığımız <strong>Noel Baba Barış Konseyi isimli sözde vakıf</strong> çıkıyor. Kurucularını ve üyelerini hatırlayalım: <strong>Muammer Karabulut, Sevgi Erenerol, Niyazi Öktem, Cengiz Çandar, İsak Haleva, Abdurrahman Dilipak&#8230;</strong></p>



<p><strong>Muammer Karabulut, 90’larda kendince atağa geçiyor. “Grün Magazin” adında bir Almanca dergi çıkarıyor.</strong> <strong>Dergi, turizm üzerine. Daha sonra gelsin Noel Babalar, kiliseler, turistler ve nihayet Kıbrıs’taki dolandırıcılık projesinden de anlaşılacağı üzere dolarcıklar.</strong></p>



<p><strong>Sevgi Erenerol, Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin eski basın sözcüsüydü</strong>. Aynı zamanda <strong>Ayasofya Derneği</strong>’nin kurucu başkanıydı. <strong>Şimdilerde görevini Menzil’e otobüs kaldıran, FETÖ’ye övgüler dizen Namık Kemal Zeybek’in danışmanlığını da üstlenen Chris Selçuk Erenerol’a devretti.</strong></p>



<p>Bu arada eklemek gerekir: Bu satırların yazıldığı sırada <strong>Chris Selçuk Erenerol</strong>’un “<strong>Türk töresinin inançlara etkisi</strong>” başlıklı yazısına denk geldik. <strong>Bir taraftan Atatürk sonrası yöneticilerin memleketi gericiliğe götürdüğünü yazarken diğer taraftan Alexander Dugin’den alıntı yapıyor</strong>. Dugin’in yazısındaki Hristiyan Slav geleneğinin Türk kültürüne bağlanmasını bir tarafa bırakalım.</p>



<p>Yazısını sosyal medya üzerinden kendisine sunduğu Dugin’in Türkiye ve Atatürk hakkındaki görüşlerine çok kısaca göz atalım ve yazdığı yazının kendisiyle nasıl çeliştiğini anlayalım.</p>



<p><strong>Alexander Dugin, bir çeşit “Yeni Osmanlı” yaklaşımı sergileyen bir stratejisttir. Erenerol’un bahsettiği gericilerin ve aynı zamanda Graham Fuller’in görüşlerine yakın düşünür. Ona göre Türkiye, çok merkezli ve çok milletli emperyal İslamiyet’i terk ederek Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde laik bir ulus devlet kurmuştur. Bu da Fransız orijinlidir. Böylece Türkiye, kendi tarihinden ve jeopolitiğinden ilk kopan devlet olmuştur.</strong></p>



<p>Dugin’in Putin üzerindeki etkisi tartışılır<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a> ama <strong>Perinçek</strong>’le ilişkisi tartışılmaz. Slavların Hristiyanlığıyla Türk kültürünün benzeşmeyip Murat Adji’nin de çalışmalarında ispatladığı üzere Slavların din başta olmak üzere pek çok alanda Türk kültüründen etkilendiğini &#8211;<strong>misyonerlerin iddiasının aksine</strong>&#8211; saatlerce konuşuruz ama <strong>Perinçek ve Erenerol ailesinin ilişkisini sorgulayamayız</strong>.</p>



<p><strong>Perinçek </strong>ve <strong>AKP yani siyasal İslam ilişkisini</strong> konuşmaksa asla mümkün değildir (!).</p>



<p>Her şey açık ve nettir. Görüldüğü üzere tesadüf diye bir şey yoktur.</p>



<p>Kürtçü ve FETÖ’ye övgüler dizdiği sabit olan <strong>Cengiz Çandar</strong>’ı, <strong>dinlerarası diyalog teorisyeni FETÖ’cü Niyazi Öktem</strong>’i, siyasal İslamcının önde gideni <strong>Abdurrahman Dilipak</strong>’ı ayrıca yazmaya gerek yok.</p>



<p>Ne yapmışlardı?</p>



<p>Mesela <strong>1993 yılında ilk dinlerarası diyalog etkinliğini gerçekleştirmişlerdi</strong>. Birçok toplantılarına da <strong>Fener Kilisesi</strong> görevlilerini davet etmişlerdi. Ancak mesela Fener’den Kalayci isimli papazı hem kendi etkinliklerine davet etmişler hem de Demre’de ayin yapacağı zaman protesto etmişlerdi.</p>



<p>Daha önce sormuştuk ama böyle bir hizmette bulunmamışlardı: <strong>Dinlerarası diyalog etkinliği gibi çeşitli etkinliklerinin konuşma kayıtlarını yayımlayın. Niyazi Öktem, Fener yetkilileri vs. neler konuşmuş, hep beraber görelim</strong>.</p>



<p><strong>Sansürlemeden </strong>paylaşmanız mümkünse tabii.</p>



<p>2000’li yılların başlarında, laik Türkiye’ye dışarıdan vurulmaya çalışılan darbe siyasal İslam’dı. İçeriden vurulan darbe ise FETÖ ve onun çeşitli kitleler içine sızdırdığı <strong>koçbaşları</strong>ydı. Bunlar laik bir memlekette utanmadan din siyaseti yaptılar. Diyalogu kendilerine araç edinerek Türkiye’nin birçok din ve mezhepten meseleyi üstlenmesini sağlamaya çalıştılar.</p>



<p>Tüm bu çabalar boşuna değildi.</p>



<p><strong>Diyalog adı altında memlekette çeşitli dinlerin kiliselerini, havralarını sürekli gündeme getirir veya Ayasofya Derneği üstünden sürekli siyasal İslamcıların duygularını ateşlemeye çalışırsanız yaptığınız şeyler yalnızca dinciliğin harlamasına hizmet eder.</strong></p>



<p>Muammer Karabulut, “<strong>Şehit Ayasofya- Bilgelik, İman ve Sevgi’nin Anasıdır</strong>” isimli bir başka saçma yazı yazıyor. Bilindiği üzere “sevgi” sözcüğünden sonra özel isim olarak kullanılmamışsa kesme işareti kullanılmaz. Gönderme yapıldığını anladınız. Şimdi yazıdaki şu cümleyi dikkatle okuyun:</p>



<p>“<strong>Ayasofya adı, temelleri, misyonu ve tarihe tanıklığı ile tartışmasız Hristiyanlık tarihinin en önemli eseri, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenlik sınırlarında yer alan ve sahiplenmesi ile birlikte korunması da gereken en öncelikli eserdir.</strong>”</p>



<p>Bu satırlar Dilipak, Erenerol ve Karabulut ilişkisini özetler niteliktedir.</p>



<p><strong>Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir din devleti değildir</strong>. <strong>Hele ki tarihi yalanlar üzerine inşa edilmiş karakterleri gündemine alarak dilenciye sadaka verir gibi kimseye sadaka verecek de değildir. Yıllardır “Devlet bize bakmıyor.” diye sağa sola beyan verenlerin, insanlara yazı yazdıranların, yazdığı yazılar paylaşılsın diye millete mesaj atanların bakıcısı da değildir.</strong></p>



<p>Bir insanın kendisinde kabiliyet ve samimiyet varsa o insan her işi kendi yoluna koyar.</p>



<p>Varsa tabi&#8230;</p>



<p><strong>Son olarak bütün diyalogçuların yolunun ABD’den geçtiğini</strong>, Kemalistlerin arasına sızan <strong>koçbaşlarının</strong> gerçekte siyasal İslam’ı tahrik ederek nasıl güçlendirdiğini gösteren bir örneği de hatırlatarak yazımızı noktalayalım.</p>



<p><strong>ABD’nin Irak’ı -Said-i Nursi’nin ifadesiyle- okşadığı bir zamanda Noel Babacı Karabulut bakın kime barış ödülü veriyor</strong>:</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="618" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/yeni-1024x618.png" alt="" class="wp-image-1060" style="width:749px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/yeni-1024x618.png 1024w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/yeni-300x181.png 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/yeni-768x463.png 768w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/yeni.png 1026w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p><strong>Kaynakça</strong></p>



<p>Yazı Fotoğrafı: <strong>Cumhuriyet</strong> gazetesi, 4 Mart 1962.</p>



<p>Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar, “<strong>Dinlerarası Diyalog ve Tarihçesi</strong>”.</p>



<p>Teoman Ergene (Papa Eftim), “<strong>İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları</strong>”.</p>



<p>Mustafa Baydar, “<strong>Hamdullah Suphi Tanrıöver ve Anıları</strong>”.</p>



<p>Hamdullah Suphi Tanrıöver, “<strong>Dağ Yolu 2</strong>”.</p>



<p>Selim Kurt, “<strong>Dugin’in Avrasyacılık Anlayışında Türkiye’nin Yeri</strong>”.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> Kendi yazım şekli.</p>



<p><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> Dahası, İngilizlerin “Kremlin’de Bir Kemalist” diye tanımladıkları Rusya lideri, Kemalizm karşıtı ve İslamcı müttefiki Dugin’den pek hoşlanmaz!</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1058</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Papa Eftim&#8217;in Gizemli Kişiliği</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/08/08/papa-eftimin-gizemli-kisiligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Aug 2024 12:17:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[cemal kutay]]></category>
		<category><![CDATA[chris selçuk erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[foti benlisoy]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan Türkler]]></category>
		<category><![CDATA[ilyas bazna]]></category>
		<category><![CDATA[karamanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[koçbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[kripto]]></category>
		<category><![CDATA[kuşçubaşı eşref]]></category>
		<category><![CDATA[muammer karabulut]]></category>
		<category><![CDATA[mübadele]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa dönmez]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[namık kemal zeybek]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[pavlos karahisaridis]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>
		<category><![CDATA[şerif mardin]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[teoman ergene]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ortodoks Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[zeki erenerol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1029</guid>

					<description><![CDATA[HAİNLER VE ÖNEMSİZLER: TARİHE MÂL OLMANIN SİNSİ YOLLARI Kendilerini efsaneleştirerek tarihe mâl olmak isteyenler, “hainler” [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>HAİNLER VE ÖNEMSİZLER: TARİHE MÂL OLMANIN SİNSİ YOLLARI</strong></p>



<p>Kendilerini efsaneleştirerek tarihe mâl olmak isteyenler, “<strong>hainler</strong>” ve “<strong>önemsizler</strong>” olmak üzere ikiye ayrılırlar. Hainlerin her zaman bahaneye ihtiyaç duydukları bir gerçektir. Önemsizlerin de kurguya veya abartılı olaylara ihtiyaç duyduklarını biliyoruz.</p>



<p>“Hainler” kategorisinde buna en somut örneklerden Yunan saflarına geçen <strong>Çerkez Ethem</strong> ve <strong>Kuşçubaşı Eşref</strong> birinci gruba örnektir. “Börü budun” gibi uydurma teşkilatları yazan, Kuşçubaşı Eşref’in fotoğrafını da yazısına ekleyen <strong>FETÖ’nün koçbaşlarından Dönmez denilen paçoz</strong>, okuma yeteneği varsa ve zekası yeterse <strong>Polat Safi’nin “Eşref” ve Ahmet Efe’nin “Efsaneden Gerçeğe Kuşçubaşı Eşref”</strong> kitaplarını okuyabilir.</p>



<p>“<strong>Kavas Çiçero</strong>” <strong>İlyas Bazna</strong> “önemsizler” grubuna tek olmasa da eşsiz örnektir. Türkiye’de bilhassa yabancı elçiliklerde hizmet edenlerin “kavas” olarak adlandırıldıklarını, kavasların önemsiz kimseler olduklarını, sıradan kimse olmaktan nefret ettiğinden korkularını ve vicdanını uyutmak için kendini aldattığını anlatan “Çiçero” takma adlı İlyas Bazna, kalpazanlıktan hüküm giydi. 1960’ta İstanbul’dan Münih’e taşındı. Gece bekçisiydi. 1970’te öldüğünde en çok korktuğu “önemsiz ve değersiz” kimsenin en âlâsıydı.</p>



<p>Kurtuluş savaşımızda kahramanlık destanı yazan onca efsane isimlerimiz varken birilerinin her nedense (!) sahte kahraman yaratmak için “Kavas Çiçero” İlyas Bazna’nın hayatını “Ankara Casusu Çiçero” adıyla beyaz perdeye aktardığı <strong>1951 yılında bir de ilginçliklerle ve tuhaflıklarla dolu bir kitap yayımlandı.</strong></p>



<p><strong>PAPA EFTİM’İN GİZEMLİ KİŞİLİĞİ</strong></p>



<p>Kitabın adı “<strong>İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları</strong>”ydı. Yazarı ise <strong>Teoman Ergene</strong>’ydi.</p>



<p><strong>Kim olduğu asla bilinmeyen ve tanıyanın, görenin olmadığı Teoman Ergene bu kitapla doğmuş ve bu kitapla ortadan kaybolmuştu.</strong> Gökten kitapla inip sonra göğe dönen biri olmadığına göre mutlaka kim olduğunu merak ediyorsunuz. Meraklanmayın, biraz sabırlı olun! Emin olun, yazının sonuna geldiğinizde çok şaşıracak ve tüm bildiklerinizi unutacaksınız.</p>



<p>Önce Araştırmacı Yazar Foti Benlisoy’un verdiği bir bilgi ve değerlendirmeyi aktaralım:</p>



<p>“<strong><em>Türk tarih yazımında, özellikle de Papa Eftim’in bitmek bilmez bir alakanın konusu olduğu çoğu popüler nitelikli milliyetçi çalışmalardaysa Papa Eftim ve onun Milli Mücadele yıllarındaki faaliyetleri adeta menkıbeleştirilir. Papa Eftim’i milli bir kahramana dönüştüren bu anlatı, büyük ölçüde Teoman Ergene’nin 1951 yılında yayımlanan İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları adlı çalışmasına dayanmaktadır. Profesör Harry Psomiades, bu kitabın büyük ihtimalle Papa Eftim’in bizzat kendisi tarafından kaleme alınmış bir yarı otobiyografi, yarı roman olduğunu iddia eder.</em></strong></p>



<p><strong><em>Gerçekten, söz konusu kitap Papa Eftim’in önceki yazılarıyla ciddi paralellikler arz ettiğinden, hatta bazen bunları bütünüyle yinelediğinden bu argüman makul görünmektedir.</em></strong></p>



<p><strong><em>İşte bu gayriresmi otobiyografi, Papa Eftim üzerine Türkçe literatürde adeta temel kaynak konumundadır. Hatta ‘İstiklâl Harbinde Türk Ortodoksları’nı neredeyse satır satır tekrar eden ve böylece Papa Eftim mitini yeniden üreten kitaplar dahi piyasaya sürülmüştür.</em></strong>”<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a></p>



<p>Teoman Ergene’nin kim olduğunu Papa Eftim’in kız torununun çocuğu olan, <strong>Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Chris Selçuk Erenerol’un aynı zamanda danışmanlığını da yaptığı Namık Kemal Zeybek’ten alıntıyla yayımladığı mesajından öğreniyoruz</strong>:</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="593" height="1024" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/x-platform-1-593x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-1033" style="width:448px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/x-platform-1-593x1024.jpeg 593w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/x-platform-1-174x300.jpeg 174w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/x-platform-1.jpeg 720w" sizes="auto, (max-width: 593px) 100vw, 593px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/atesten-adamlar-1-768x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-1034" style="width:444px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/atesten-adamlar-1-768x1024.jpeg 768w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/atesten-adamlar-1-225x300.jpeg 225w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/atesten-adamlar-1-1152x1536.jpeg 1152w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/atesten-adamlar-1.jpeg 1200w" sizes="auto, (max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>



<p>Görüldüğü üzere paylaşım 7114 görüntüleme alırken 315 beğeni ve 54 defa yeniden paylaşım almış.</p>



<p><strong>Böylelikle Papa Eftim ve Milli Mücadele konulu kaynakların ana kaynağı olan “İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları” isimli kitabın yazarının Papa Eftim olduğunu bizzat torunu onaylamış oluyor ve konu aydınlığa kavuşuyor.</strong></p>



<p>Elbette aydınlığa kavuşacaktır çünkü gerçeğin ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır.</p>



<p>Kuşçubaşı Eşref’in efsaneleştirilmesinde Eşref ve <strong>Mason locası üyesi olan Cemal Kutay</strong> kafa kafaya vermişlerdi. Yukarıda yazdığım çalışmalarla hakikatler ortaya çıkmıştı. Said Nursi’nin efsaneleştirilmesinde de Şerif Mardin ve Cemal Kutay hayli çalışmış, Mustafa Yıldırım’ın “Meczup Yaratmak” isimli eseriyle yine hakikat ortaya çıkmıştı. Önemsiz “Kavas Çiçero” İlyas Bazna ise kendi hakikatini kendi itiraf etmişti.</p>



<p>Bugüne kadar yayımladığımız ve bundan sonra yayımlayacağımız (<strong>İlk kez yayımlanacak ve şok edici</strong>) belgelerle de hakikat ortaya çıkmaya devam edecektir. Papa Eftim’in “Teoman Ergene” adıyla yazdığı kitapta değinmekten kaçındığı ne varsa hepsini okuyacaksınız.&nbsp;</p>



<p>“<strong>Teoman Ergene</strong>” ismini Papa Eftim’in yüksek şuuruna mı yoksa başka bir şeye mi bağlamamız gerektiğini hep beraber göreceğiz. Bu noktada çoğunlukla, bizzat yazdığı kitaptan alıntılar yapacağız ve karşılığında belgeleri koyarak, soruları ekleyerek ilerleyeceğiz.</p>



<p><strong>Yunanistan’daki Yunan milliyetçisi Kayserili papaların yazıp çizdiklerinden örnekler vereceğiz. Böylece Mustafa Kemal’in mübadele konusunda hata yaptığını, Rumlardan çok Türkleri gönderdiğini iddia eden iftiracıların yalanlarına daha derinlemesine cevaplar vererek gerçek yüzlerini deşifre edeceğiz.</strong></p>



<p>Mustafa Kemal Atatürk’e atfedilen “<strong>Papa Eftim bize bir ordu kadar hizmet etmiştir.</strong>” sözü neden hiçbir kaynakta yer almıyor? Dahası, hayatındaki tek serveti, doğasındaki üstünlüğü Türklüğünde bulan Ebedi Başkomutan’ın Papa Eftim için söylediği iddia edilen “<strong>Benden daha Türk’tür</strong>.” ifadesine yüklenen sinsiliğin ardındaki gerçeği şimdi daha iyi anlayacaksınız.</p>



<p>Merak etmeyin, <strong>çok bekletmeyeceğiz.</strong></p>



<p>Biz, doğru zamanı beklemesini bilenleriz: <strong>Akıl ve sabırız</strong>.</p>



<p><strong>Mustafa Kemal&#8217;in kılıcı, karanlığı örten perdeyi yırtarak hakikati bir kez daha aydınlatacaktır.</strong></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1">[1]</a> Foti Benlisoy, Stefo Benlisoy, “Türk Milliyetçiliğinde Katedilmemiş Bir Yol ‘Hristiyan Türkler’ ve Papa Eftim”, İstos, İstanbul 2016, ss. 25-26.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1029</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kibir ve Manipülasyon: Türkiye&#8217;nin Siyasi Arenasındaki Maskeli Yüzler</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/08/02/kibir-ve-manipulasyon-turkiyenin-siyasi-arenasindaki-maskeli-yuzler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2024 15:34:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[ATA Parti]]></category>
		<category><![CDATA[balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[chris selçuk erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[koçbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[kripto]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[namık kemal zeybek]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ortodoks Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1020</guid>

					<description><![CDATA[KİBİR VE MANİPÜLASYON: TÜRKİYE’NİN SİYASİ ARENASINDAKİ MASKELİ YÜZLER Nazi Almanyasının Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ne [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>KİBİR VE MANİPÜLASYON: TÜRKİYE’NİN SİYASİ ARENASINDAKİ MASKELİ YÜZLER</strong></p>



<p>Nazi Almanyasının Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ne diyordu: “<strong>Öyle büyük bir yalan söyle ki kimse aksini ispatlamaya cesaret edemesin.</strong>”</p>



<p>Bu strateji, yalanın boyutunun büyüklüğü ve tekrarlanması sayesinde insanların bu yalana inanmasını hedefler. Bu sahtekarca yaklaşım, büyük bir yalanın daha inandırıcı hale gelmesini ve sorgulamanın zorlaşmasını sağlar.</p>



<p><strong>Yazımızın konusu, Goebbels’in bu taktiğinin günümüzde güncellenmiş yöntemini kullananlar üzerinedir.</strong></p>



<p>Büyük kabahatleri olan insanlar büyük maskelere ihtiyaç duyarlar. Oldukları şeyi gizlemek için olmadıkları şeylerin en uç noktalarındaymış gibi gözükürler. Böylece geçmişteki şüpheli, şaibeli ve hatta belgelerle kanıtlı ilişkileri veya davranışları ortaya konduğunda geri plandandan habersiz olanlar, maskeleri düşürülen bu şahıslar için, “Olur mu? Baksana adam ne kadar fanatik!” diye sahip çıkacaktır ya da “Delidir, ne yapsa yeridir.” diyecektir ve ciddiye alınmayacaklardır.</p>



<p>Her iki durumda da kazanan hep maskeli ve hileli oynayan taraftır.</p>



<p>Ülkemiz büyük bir tımarhaneye çevrilirken delinin her türlüsünü bulmamak, her türlü deliyi her türlü yerde görmemek mümkün müdür?</p>



<p><strong>Bir deli çıkar siyasi parti kurar, öbür deli çıkıp diğer deliye kefil olur. Vasıfsızlar sokma akılla adam olmaya çalışırken delilerden menfaat temin etmeye çalışır.</strong></p>



<p>Bir zamanlar ermiş kişilerin aynı anda birçok yerde olabildiğine, ölünce birçok yerde türbesinin olabileceğine inanılırdı. Bir kurtarıcı evliya ya da Mesih beklentisi içinde hâlâ buna inananlar vardır ki inanç meselesidir, bizi ilgilendirmez. Mühim de değildir.</p>



<p>Ancak kendilerini evliya mertebesinde gören siyasi döneklerin bu durumu yanlış anladıklarını ifade etmek durumundayız.</p>



<p>Mesela onlar aynı anda her siyasi partide olabileceklerini zannediyorlar. Bir yerden bir yere döndülerse geçmişlerinden asla bahsetmiyorlar. <strong>Gittikleri her yerde “mış” gibi yaparak ulu bilge, yaşlı kurt, büyük rehber, önemli dava adamı gibi davranıyorlar.</strong></p>



<p>Bir bakıyorsunuz derin devletin ta kendisi oluyorlar mesela. Sonra bir bakıyorsunuz, TMT’li mücahitleri ifşa ve ihbar edecek hainlikten Kıbrıs davasının büyük adamı olmaya soyunuyor bu paçozlar. Küresel çetenin de içini dışını ezbere biliyorlar. Hoş, Türkçe konuşmaya ve yazım kurallarına bile vakıf değiller ama olsun! Onlar bu millet için büyük velinimettirler. Siyasi döneklerimiz öyle yapıyorlarsa bunda ilahi bir mesaj vardır!</p>



<p>Yerseniz!</p>



<p><strong>Kıbrıslı Sabahattin İsmail’in geçmişini</strong>, Kıbrıs’ta Türkleri katleden Rum terör örgütü EOKA liderleriyle birlikte hareket ettiğini ve şimdi en keskin Türkçü, milliyetçi görünen dönek olduğu için eski tüfek sağcıların da solcuların da kendisini sevmediklerini yazmıştım. Arşivleri tarıyorsunuz, solcuların ayrı milliyetçilerin ayrı nefret kustuklarını görüyorsunuz.</p>



<p>Çünkü döneklerin genel özelliğidir: Gittikleri her yere lütuf olduklarını düşündüklerinden sağa sola saldırmaya devam ederler. Benimsedikleri her yeni düşünce üzerine attıkları uç nitelikteki nutuklar onların gerçek yüzünü gizlemez ama şaibeli geçmişlerini bilenlerde nefret uyandırır. Yazının sonuna bırakacağım farklı görüşlerden insanların yazılarını okumayı ihmal etmeyin.<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a></p>



<p><strong>Noel Babacı Blackbird Muammer Karabulut</strong> da böyledir. <strong>Dilipak’la</strong> birlikte hareket ettikleri için kendisine tepki gösteren ve yakın çevresinden olduğunu yazdığı kimselere yüksekten bakarak cevap veriyordu. Önceki yazılarımda yazmıştım.</p>



<p><strong>Kibir, insanın ruh karanlığı ve kendine içirdiği en ölümcül zehirdir.</strong></p>



<p>Yukarıda anlattığım siyasi dönekliğin -pardon- ermişliğin en dikkat çekici örneğini <strong>Namık Kemal Zeybek</strong> teşkil eder.</p>



<p>Bir gün bakarsınız katıldığı bir toplantıda “Tanrı Türk’ü korusun.” yazılı kitapçıkları (<strong>Marmara Belediyeler Birliği toplantısı</strong>) görünce bunların dağıtılmasına karşı çıkmak için Alparslan Türkeş’e diklenecek kadar Türk-İslamcıymış (Türk-İslam sentezi projesinin uygulayıcısı ki bugün şaman kıyafetleriyle ekranlarda boy gösterse de gerçek yüzü budur.).</p>



<p>Arşivleri karıştırırsınız, bir bakarsınız ki 1988’de Emin Çölaşan’a verdiği söyleşide “<strong>MHP misyonunu tamamladı</strong>”, “<strong>Tarihteki yerini aldı.</strong>”, “<strong>Ülkücü Hareket diye bir şeyi ben bugün mevcut saymıyorum.”, “Türkeş bir köşede oturmalıdır.</strong>” gibi sözlerini görürsünüz.</p>



<p>Burada tarihe tekrar dikkat çekmek istiyorum: 1988. Yani Turgut Özal’la birlikte özelleştirmeli, liberal değil neoliberal yıllara giriyoruz. Neoliberalizmle birlikte dinciler kendilerini ılımlı İslam’a götüren sözde yumuşama sürecine giriyorlar. Yine aynı yıllarda Türkiye’de yaratılan karanlıktan ve günümüzde aslında hiç de böyle olmadığını görüyoruz.</p>



<p><strong>Zeybek’in “MHP misyonunu tamamladı.” cümlesi, İslamcı Arvasi’nin Türk-İslam sentezinin milliyetçileri İslamcı yapacak köprü olduğu düşüncesinin siyasi ifadesidir.</strong> Dinciler tıpkı Ergenekon kumpaslarında olduğu gibi o günlerde de zafer kazandıklarını zannediyorlardı.</p>



<p>Ve devam ediyor Zeybek: “<strong>Hizmet tamamlanmıştır. Türkiye artık değişmiştir. Türkiye, yeni bir Türkiye olmuştur. Her şeyi değişmiştir ve bu değişikliklere cevap vermek üzere ANAP kurulmuştur.</strong>”</p>



<p>Buyrun&#8230; Zeybek’in misyonu, her şeyin değiştiği ve değişikliğe liderlik etmek üzere kurulan ANAP’ın yeni Türkiye iddiasıyla bitiyor.</p>



<p>Unutmayalım ki MHP, Türk-İslam sentezcileri tarafından kuruldu. Sentezci de olsa radikal de olsa aynı misyonu paylaşıyor ve 90’lara geldiğimizde misyon bitiveriyor. 2013 öncesinde daha sık duyduğumuz “Yeni Türkiye” sesleri yükselmeye başlıyor.</p>



<p>Tesadüflere inanmam. Devam ediyorum.</p>



<p>Namık Kemal Zeybek’in siyasi kariyeri, her sene kulüp değiştiren futbolcuları kıskandıracak cinstendir. <strong>MHP, ANAP, DYP, BBP, DP</strong>&#8230; Şimdi bir de genel başkanı olduğu ATA Partisi var.</p>



<p><strong>Dediğim gibi, siyasi dönekler geldikleri yere saldırmayı severler. Namık Kemal Zeybek’in yaptığı gibi&#8230;</strong> Mesela 2002 genel seçimleri için Bahçeli’nin bir yerden talimat alıp rengi sararmış bir şekilde erken seçim kararı aldığını anlatır ama aynı seçimlerde hem 1. sıradan milletvekili adayı olur hem de seçimlerden sonra MHP MYK üyesi olur.</p>



<p>Misyonunu tamamladığını söylediği MHP’den&#8230;</p>



<p>İşte birçok yazımda anlattığım “<strong>koçbaşı</strong>” tam olarak böyle bir şeydir.</p>



<p>Namık Kemal Zeybek 2000’li yılların başlarında, MHP’deyken dinlerarası diyalogu, FETÖ’yü, Fener Rum Kilisesi patriğini eleştiriyor. Uzun uzadıya bu yapının zararlarını anlatıyor.</p>



<p>Daha sonra sırasıyla BBP ve DP’ye katılıyor. <strong>2010 yılında FETÖ’nün ABD’de düzenlediği “The Gulen Movement” isimli konferansa katılıyor</strong>. ABD gezisi sırasında yanında kim var? Daha sonra AKP’den İzmir milletvekili olacak <strong>Hüseyin Kocabıyık</strong>&#8230; FETÖ elebaşısını son 1000 yılın en büyük Türk büyüklerinden biri olarak gösteren şahıs.</p>



<p>Ve Zeybek, o zaman bacanağı <strong>Aydın Doğan</strong>’a ait olan Radikal’de FETÖ’yü övdüğü dizi yazıları yazmaya başladı. Kendisi <strong>Yiğit Bulut</strong>’un da kayınpederi olur.</p>



<p>2011 yılına geldik. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, FETÖ’nün faaliyetlerine son vermesini ve dershanelerin kapatılmasını istiyor. “Ben gül bahçesinde güller gördüm.” diye atılıyor ortaya <strong>Zeybek ve 3 Nisan 2011 tarihli Zaman’da şunları yazıyor</strong>:</p>



<p>“<strong>Bu camia, tüm dünyada çok önemli işler yaptı, yapıyor. Dünyada Türkiye’yi, Türklüğü, İslam’ı en güzel şekilde temsil ediyorlar. Bunu bizzat gördüm, görüyorum.</strong></p>



<p><strong>Afrika’da, Orta Asya’da, şimdilerde ABD’de yapılan hizmetleri gördüm. Bunları takdir etmemek mümkün mü?</strong></p>



<p><strong>Ben gül bahçesinde güller gördüm. Bu gülleri övdüm, övmeye de devam edeceğim.</strong></p>



<p><strong>Faaliyetlerin durması, okulların kapanması gibi bir şey söz konusu olamaz.</strong>”</p>



<p>Hadi şimdi de övmeye devam etsene!</p>



<p>Babaerenlerin yoldaşı, deruni devletin piri Namık Kemal Zeybek ne derse o olacaktır (!).</p>



<p>Tabii ki öyle olmadı!</p>



<p>Yukarıda alıntı yaptığım yazısında Devlet Bahçeli’ye ince gönderme yaparak “<strong>Akıllı adamdır, o bir şey dememiştir.</strong>” diye önemli adam pozu kesen, bilgelik taslayan Zeybek, 2014 yılında karşılaştığı Gazeteci Yıldıray Çiçek’e “Onun kıymetini bilemedik, değerini anlayamadık.” diyor.</p>



<p>Kadim bilgemiz, “<strong>Tanrı</strong>” sözünden irite olup Allah’a sarılan ulu şamanımız, kadim sırların piri Namık Kemal Zeybek’in tüm hayatı aslında hiçbir şeyi bilmediğini de bize fazlasıyla gösteriyor.</p>



<p>Çıkıp “<strong>Fetullah kim ki ben Fetullahçı olayım?</strong>” dediği programı açıp izleyebilirsiniz. Siyasi kariyerine bakarsak gerçekten de her yerde olanın aslında hiçbir yerde olmadığını göreceksiniz. Zeybek, şucu ya da bucu değildir. Ülkede yükselen bir fikir veya siyasi hareket varsa Zeybek oradadır ve öncü gibi davranmaktadır.</p>



<p>Şimdi yazımın giriş bölümünü tekrar okuyun. Daha sonra TV programlarındaki sözde şaman ayinlerinde <strong>güya 1-2 saniyeliğine Atatürk’ün zuhur ettiği olağanüstü (!) olayları araştırın</strong>.</p>



<p>Şimdiye kadar neredeyse hiç kimsenin fark etmediği ama Türk milliyetçiliğine din kılıfı giydirilmesi gibi Kemalizm’e de din kılıfı giydirilmeye çalışıldığını yazmış olayım. Bu çabalarda Namık Kemal Zeybek başı çekenlerdendir. Bu konuyu da ileride ayrıca yazacağım.</p>



<p>Şimdi gelelim yine aynı kuruluş ve bu kuruluşa bağlı kişilere.</p>



<p><strong>Türk Ortodoks Kilisesi eski Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol ve yeni Basın Sözcüsü Selçuk Erenerol’un yolu neden ve nasıl oluyor da FETÖ ve diğer dinci gruplarla bağını belgelediğim herkesle sürekli kesişiyor?</strong></p>



<p><strong>Türkçülük, milliyetçilik ve en önemlisi Atatürkçülük iddiasında bulunan bu şahısların FETÖ’cülerle ve dinci görünen cemaatlerle bir araya gelmelerini sağlayan ortak paydaları ne olabilir ki?</strong></p>



<p><strong>Namık Kemal Zeybek’in Pennsylvania’da FETÖ elebaşısıyla hem de baş köşede otururken çekilen fotoğrafında manipülasyon olduğu üzerine Shakespeare misali romantik yazı yazan, üstelik bunu Dilipak ve Karabulut’un yöneticisi olduğu 5G’de yayımlayan Selçuk Erenerol, ATA Partisi Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek’in genel başkan danışmanı olmasını kim ya da hangi nedenler sağladı?</strong></p>



<p>Şimdi aklımızı yitirmiş gibi yapalım ve Zeybek’in Pennsylvania’da tesadüfen bulunduğunu, FETÖ elebaşının çiftliğine tesadüfen gittiğini, baş köşede tesadüfen oturduğunu, terör elebaşının o masada tesadüfen oturduğunu düşünelim.</p>



<p>O zaman Namık Kemal Zeybek, Türkiye’ye dönünce FETÖ’yü övdüğü yazı dizisini yazarak kendi kendine manipülasyon yaptı.</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="544" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/namik-kemal-zeybek-feto-iliskisi-ata-parti-1024x544.webp" alt="" class="wp-image-1025" style="width:612px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/namik-kemal-zeybek-feto-iliskisi-ata-parti-1024x544.webp 1024w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/namik-kemal-zeybek-feto-iliskisi-ata-parti-300x159.webp 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/namik-kemal-zeybek-feto-iliskisi-ata-parti-768x408.webp 768w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/08/namik-kemal-zeybek-feto-iliskisi-ata-parti.webp 1140w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p><strong>Zira ben fotoğrafı yorumsuz bırakmıştım. Altını hep beraber siz doldurdunuz</strong>.</p>



<p><strong>Çok yakında yine tarihe damga vuracak olan, ilk defa gün yüzüne çıkaracağımız ve ilk kez yayımlanacak olan belgeleri görececek ve soluksuz okuyacaksınız!</strong></p>



<p><strong>Öyle görünüyor ki o belgeleri hep beraber şakınlıktan sözcüklerimiz kifayetsiz kalarak yorumlayacağız!</strong></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> <a href="https://ilkkursun.site/namik-kemal-zeybek-feto-iliskisi" target="_blank" rel="noopener">https://ilkkursun.site/namik-kemal-zeybek-feto-iliskisi</a></p>



<figure class="wp-block-embed"><div class="wp-block-embed__wrapper">
https://www.odatv.com/siyaset/yigit-bulut-ailece-dondu-8527
</div></figure>



<figure class="wp-block-embed is-type-wp-embed is-provider-g-ndem-ar-ivi wp-block-embed-g-ndem-ar-ivi"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="LfsFcVYY3i"><a href="https://www.gundemarsivi.com/fetonun-hizmetcisi-siyasi-parti-kurdu/" target="_blank" rel="noopener">FETÖ&#8217;nün Hizmetçisi Siyasi Parti Kurdu!</a></blockquote><iframe loading="lazy" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;FETÖ&#8217;nün Hizmetçisi Siyasi Parti Kurdu!&#8221; &#8212; Gündem Arşivi" src="https://www.gundemarsivi.com/fetonun-hizmetcisi-siyasi-parti-kurdu/embed/#?secret=FOP9jrULsV#?secret=LfsFcVYY3i" data-secret="LfsFcVYY3i" width="500" height="282" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe>
</div></figure>



<figure class="wp-block-embed"><div class="wp-block-embed__wrapper">
https://www.turkgun.com/kose-yazisi/161823/siyasi-sizofren-zeybek-yine-durmuyor
</div></figure>



<figure class="wp-block-embed is-type-wp-embed is-provider-halk-n-kurtulu-partisi wp-block-embed-halk-n-kurtulu-partisi"><div class="wp-block-embed__wrapper">
https://www.hkp.org.tr/turkiyenin-trajedisi-fetonun-pervaneleri-bunlar/
</div></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1020</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Noel Baba ve FETÖ&#8217;nün Ortak Yüzü: &#8220;Blackbird&#8221; ve Diğerleri!</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/04/25/noel-baba-ve-fetonun-ortak-yuzu-blackbird-ve-digerleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Apr 2024 10:41:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[dilipak]]></category>
		<category><![CDATA[dinlerarası diyalog]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[fetö]]></category>
		<category><![CDATA[koçbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[muammer karabulut]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[niyazi öktem]]></category>
		<category><![CDATA[noel baba]]></category>
		<category><![CDATA[noel baba vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi erenerol]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=934</guid>

					<description><![CDATA[Noel Baba ve FETÖ&#8217;nün Ortak Yüzü: “Blackbird” ve Diğerleri! Ergenekon Kumpas tezgahında yabancı istihbarat servislerinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Noel Baba ve FETÖ&#8217;nün Ortak Yüzü: “Blackbird” ve Diğerleri!</strong></p>



<p>Ergenekon Kumpas tezgahında yabancı istihbarat servislerinin fark edilmeyen operasyonlarından birinin de, <strong>FET</strong><strong>Ö’nü</strong><strong>n koçbaşlarını</strong><strong> </strong>alıp Türk toplumuna yön verecek şekilde çeşitli yerlere yerleştirmek olduğunu yazmıştım.</p>



<p>Bu koçbaşları <strong>akıl</strong> ve <strong>ahlak</strong> bakımından çok zayıf ve her birinin hastalık derecesinde zaafları bulunduğu için sinsice tezgahlanmış bir oyunla Türk milletine kurulan Ergenekon kumpasında onlar da içeri alındılar.</p>



<p>Her <strong>casus</strong> ve <strong>sızıntı</strong> gibi onların da kendilerini tanıtacak parolaları vardı. Bilinçli olarak dramatize edilen tutuklamalarda kahraman edasıyla poz verirken emniyette ya da savcılıkta parolaları ağızlarından düşüverdi: “Askerler bana işkence yaptı.”, “Ben zaten darbeye karşıydım.”, “Eskiden solcuydum. Vb.”</p>



<p>Bu cümleler hem casusların hem de <strong>dev</strong><strong>şirilmeyi kabul edenlerin</strong> ortak parolasıydı sanki. Bu cümleleri kurduktan birkaç ay sonra sessiz sedasız tahliye edildiler.</p>



<p>KKTC’de 3 sabıkası bulunan Noel Baba’nın cini Muammer <strong>KARABULUT</strong> da sözde barış köyü projesi için “CHP darbecidir.” diye dilekçe verirken iktidara yanaştığı gibi içeri alınırken de <strong>FET</strong><strong>Ö</strong>’ye <strong>sinyal </strong>çakmıştı.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Emniyet ifadesinde, 1980’de solcularla birlikte gözaltına alındığını ve <strong>askeri </strong>sıkıyönetim zamanında <strong>Mamak </strong>cezaevinde kaldığını iddia etti. (17 gün!)</p>



<p>Noel Babacılarla ilgili yazıları takip edenler, <strong>diyalog</strong> konusunda FETÖ’ye atıf yaptığımızı hatırlayacaklardır. Bu, öyle basit bir atıf değildir ya da iki farklı diyalogçunun birbirine benzetilmesi değildir.</p>



<p><strong>Noel Baba</strong>, özbeöz <strong>FET</strong><strong>Ö imalatıdır</strong>!</p>



<p>Nasıl olduğunu kendi belgeleri ve sözleriyle anlatayım size.</p>



<p><strong>KARABULUT, </strong>emniyet ifadesinde, Noel Baba Barış Konseyi Derneğini <strong>1996 yılında Cengiz Ç</strong><strong>ANDAR, </strong><strong>İsak ALEVA, Niyazi ÖKTEM, Ahmet MUMCU </strong>ile birlikte kurduğunu açıkça söyledi.</p>



<p>“Yetmez ama evet”in mimarı Cengiz <strong>ÇANDAR</strong>’<strong>ı</strong> zaten tanıyorsunuz. <strong>Tuncay G</strong><strong>ÜNEY</strong>’<strong>den </strong>bile önce “<strong>Türkiye ya büyüyecek ya küçülecek</strong>” diye yazan, 15 Temmuz&#8217;da FETÖ&#8217;yü aklamak için darbe girişiminin devlet içinden planladığını öne süren sözde yazardır. <strong>ABD</strong> ve <strong>CIA</strong>’yla olan ilişkilerini anlatmaya gerek bile yok.</p>



<p>Noel Babacı cinler sözüm ona Tanrıya ve paraya dayanan <strong>küresel güçlerle</strong> mücadele ediyorlardı, değil mi?</p>



<p>Yerseniz!</p>



<p>Ancak buradaki asıl isim <strong>Niyazi ÖKTEM</strong>’dir.</p>



<p><strong>ÖKTEM, </strong>bilhassa FETÖ’nün <strong>dinlerarası diyalog</strong> projesi için kitaplar yazmış etkin bir FETÖ’cüdür.</p>



<p>“<strong>İnanç </strong><strong>Sarmal</strong><strong>ında Batı Dünyası ve Karşılaştırmalı Gülen Hareketi” </strong>isimli kitabının tanıtım yazısında aynen şu ifadeler yer alıyor:</p>



<p>“Opus Dei gibi Gülen Cemaati de inanç boyutunun geliştirdiği bir baskı grubu, bir tür sivil toplum kuruluşudur. Güçlenmiş ve globalleşmiştir. Mensupları arasında genelde hizmet bilinci yaygındır. Ancak, belli bir dönemde menfaat güdüsüyle cemaate yaklaşanlar, sıkıştıkları zaman saf değiştirebilirler. Bu tür saf değiştirmelere sadece Gülen Cemaati’nde değil başka yerlerde de tanık olmaktayız.”</p>



<p>(Şimdi <strong>Opus Dei</strong> hakkında çok kısa bir hatırlatma yaparak geçeceğim. Bu karanlık örgütün vazgeçilmez tek ilkesi “<strong>kaostan düzen </strong>yarat”tır. Yani <strong>ÖKTEM</strong>’in dediği gibi hizmet, din, iman, yardım falan filan değildir.)</p>



<p><strong>ÖKTEM</strong>’<strong>e </strong>göre Türkiye “<strong>açık toplum</strong>”, “<strong>şeffaf devlet</strong>”, “<strong>çoğulcu demokrasi</strong>”, “<strong>karşılıklı saygı ruhuyla”, barış</strong> içinde bir arada yaşamalıdır.</p>



<p>Açık toplum, şeffaf devlet, çoğulcu demokrasi&#8230; Burada sizinde burnumuza bir <strong>Soros</strong> kokusu geliyor mu?</p>



<p><strong>ÖKTEM</strong>’<strong>in </strong>bir diğer kitabı “<strong>Çağımız Hristiyan &#8211; Müslüman Diyalog Önderleri</strong>” isimli kitabı da hayli bombadır. <strong>KARABULUT </strong>gibi cinlerin sözde barış çağrısına kaynak olan kitapta çağımızın diyalog önderleri olarak ele alınanlardan iki tanıdık isim: <strong>Fetullah G</strong><strong>Ü</strong><strong>LEN ve Said-i Nursi</strong>!</p>



<p><strong>ÖKTEM</strong>’<strong>in </strong>bir diğer kitabı da “<strong>Diyalog Yazıları</strong>”dır. Buradan bir şeyler yazmaya gerek yok. Sanki iyi bir halt etmiş gibi utanmadan <strong>CIA projesi </strong>bir kavrama dair yazılarını bir araya getirmiş ve yayınlamış.</p>



<p>Evet&#8230;</p>



<p>Şimdi <strong>KARABULUT</strong>’<strong>un </strong>adını tekrar <strong>Ergenekon</strong>’<strong>la, Muzaffer TEKİN</strong>’<strong>le, ulusalcılarla </strong>yan yana anmaya çalışın bakalım.</p>



<p>Mutlaka bir mide kasıntısı hissedersiniz.</p>



<p><strong>KARABULUT </strong>gibiler <strong>Ergenekon</strong>’<strong>dan</strong> önce ve sonra iki görev gördüler:</p>



<p>1- <strong>Koçbaşları; </strong>ulusalcı, Kemalist, milliyetçi; sivil, asker; yazar, akademisyen&#8230; birçok kişiyi toplumun ruhunu okşayacak çeşitli uç söylemlerle öne çıkardılar. Onlarla fotoğraf çektirdiler. Onlarla yayınlara çıktılar ve onların yanındayken bağırıp çağırarak hizmet ettikleri veya yanaşmak istedikleri cephelerden görünecek <strong>iş</strong><strong>aret fi</strong><strong>şekleri</strong> attılar.</p>



<p>Sonuç ne mi oldu? <strong>Muzaffer TEKİ</strong><strong>N </strong>2014 yılına kadar hastalığı yüzünden acılar içinde hücrede yastığını ısırırken <strong>KARABULUT </strong>kısa bir süre yattıktan sonra <strong>tahliye oldu!</strong><strong></strong></p>



<p>2- <strong>CIA </strong>ve <strong>MOSSAD gibi </strong>istihbarat servislerinin <strong>sadık hizmetkarı FETÖ</strong> bu <strong>koçbaşlarını</strong> alıp <strong>Ergenekon</strong>’<strong>dan </strong>sonra bir nevi <strong>kanaat önderi</strong> yapmaya çalıştı. Bu şahısların birçoğu -örneğin <strong>bal porsuğu</strong>&#8211; <strong>Ergenekon mağduru</strong> gibi davranarak, <strong>Ergenekon</strong>’<strong>da korkusuzca savaşanların karakterini kopyalayarak</strong> insanların duygularına oynadılar.</p>



<p>Ancak uydurulmuş maske olsa dahi <strong>KARABULUT</strong>’<strong>a mağdur maskesi</strong> uymuyorsa diğer <strong>koçbaşlarına</strong> da öyle uymuyor. Yani görmek isteyene maskenin ardındaki gerçek nal gibi sırıtıyor.</p>



<p>Bu yazıları okumadan önce birileri kulağınıza <strong>dinci Abdurrahman DİLİPAK, Cengiz ÇANDAR, Niyazi ÖKTEM gibileri </strong>ve Türk Ortodoks Patrikanesi Basın Sözcüsü <strong>Sevgi ERENEROL</strong>’<strong>un</strong>, <strong>diyalog çatısı</strong> altında <strong>KARABULUT</strong>’<strong>un </strong>sözde vakfında kurucu ve yöneticiler arasında birlikte yer alıdığını fısıldasa inanmazdınız, değil mi? </p>



<p>İşte tam bu noktada <strong>sinsice kurumsallaşmış k</strong><strong>ö</strong><strong>tülüğe</strong> geliyoruz!</p>



<p>Aklımızı zorlayan bu bilgiler okuyanlara fazla gelebilir; okuyanları üzebilir. Aslında içinde bulunduğumuz durumu çok iyi özetleyen ve <strong>g</strong><strong>ö</strong><strong>zünüzü açacak</strong>, sizi rahatlatacak bir film repliğiyle devam etmek istiyorum.</p>



<p>Johnny Depp’in başrolünde oynadığı “Sleepy Hollow” filminde şöyle bir replik vardır: “Zor dünyanın zor dersi&#8230; Sen de öğrensen iyi edersin. Kötülük pek çok maske giyebilir. <strong>Hiçbiri iyilik maskesi kadar tehlikeli değildir.</strong>”</p>



<p>Şimdi tekrar konumuza dönelim ve devam edelim.</p>



<p><strong>Kemalizm</strong> ancak cesur ve temiz bir yürekte, açık ve işleyen bir akılda yaşar.</p>



<p>Yüreği ancak <strong>para</strong><strong>, mal m</strong><strong>ü</strong><strong>lk, </strong><strong>ün, makam </strong>sesiyle çarpan, aklında yalnızca <strong>zenginlik</strong>&nbsp; hırsı yaşayan, güce tapan kimselerin en sinsi taktiği, maske giyerek kalabalıkların arasına karışmaktır.</p>



<p>Böylece <strong>malvarlıklarını koruyacaklardır</strong>.</p>



<p>Bilirsiniz ki <strong>Mustafa Kemal</strong>’<strong>e açıktan</strong> veya <strong>gizli</strong> düşman olan herkesin bir <strong>kuyruk acısı</strong> vardır.</p>



<p>Kimisi padişahlara kul olmak varken vatandaş olmaya tepkilidir. Kimisinde ise eskisi gibi rahat <strong>din tü</strong><strong>ccarl</strong><strong>ığı </strong>yapamayacak olmanın acısı vardır.</p>



<p>Bilirsiniz, mesela <strong>Fener Rum Kilisesinin</strong> “Burada bir Türk asılıncaya kadar&#8230;” dedikleri ve açılmayacağı iddia edilen <strong>kin kapısı</strong> vardır.</p>



<p>Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi <strong>ERENEROL</strong>, <strong>mübadele konusunu kendisine kin kapısı mı yapmıştır </strong>vebu söylemler üstünden Mustafa Kemal’e sinsice saldırmak veya saldırı alanı açmak için mi “Mustafa Kemal’in <strong>mübadele kararının yanlış olduğunu</strong> ve <strong>Türklerin Yunanistan’a gönderildiğini</strong>” iddia ediyor?</p>



<p>Oysaki Yunanistan’a gönderilenler Bizans’tan kalan Rumlardır ve karşılığında Türkler oradan alınarak vatanımıza getirilmiştir.</p>



<p><strong>Papa Eftim ve ailesi iç</strong><strong>in, B</strong><strong>üyük Millet Meclisi tarafından çıkartılan </strong><strong>ö</strong><strong>zel bir yasa ile Türk topraklarında kalmaları sağlanmıştır.</strong> Kısacası mübadeleyi dinsel bir durum gibi propaganda malzemesi ederek sinsi bir kin mi besleniyor veya gizlenmek istenen başka bir şey yoksa bu ne anlama geliyor?</p>



<p>Akıl süzgecinizden bir geçirin bakalım ve şu soruyu sorun; Yunanistan sadece Hristiyan diye Türkiye’den gönderilen Türkleri mi yoksa Ayasofya’da ibadet yapamayacak olan Bizans’ın Rumlarını mı kendi ülkesine aldı?</p>



<p>Bu topraklarda <strong>Türk’ü uyandıran,</strong> kulluktan çıkarıp <strong>vatandaş yapan</strong>, emperyalizme en büyük darbeyi <strong>Türk adında devlet kurarak vuran</strong>, <strong>Türk’ü hayata d</strong><strong>ö</strong><strong>ndüren adamdır Mustafa Kemal!</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Türklük şuurunu </strong>layığıyla yaşayan ve “Ya istiklal ya ölüm!” emrini tereddütsüz yerine getiren her Türk, o gün de bugün de <strong>Ebedi Ba</strong><strong>şkomutan</strong> “Git!” diye emir verse <strong>cehenneme gider!</strong><strong></strong></p>



<p>Ama gel gelelim Mustafa Kemal, Türk’ü <strong>cehennemden çıkaran adamdı</strong><strong>r!</strong><strong></strong></p>



<p>Ona “Türk’ü gönderdi, Türk olmayanları aldı.” kabilinden türlü iftira atanları biz <strong>siyasal İslamcı</strong> iltisaklı bilirdik.</p>



<p>Meğer <strong>dincinin her türlüsü</strong>, Türk’ün <strong>Mustafa Kemal</strong>’<strong>ine </strong><strong>sinsice düşmanmış.</strong><strong></strong></p>



<p>Gerçeklerin önünde sonunda ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.</p>



<p>Gün gelir <strong>mübadeleden yırtanlar</strong>, yarın <strong>nereyi vatan biliyorlarsa </strong>oraya kaçarlar.</p>



<p>Son söz:</p>



<p>Bulunduğun yeri cennet edemiyorsan kaçtığın her yer cehennemdir!</p>



<p>NOT: Vereceğim adresteki üyeler listesini bir inceleyin bakalım: <a href="https://www.stcpc.org/uyeler-asya/" data-type="link" data-id="https://www.stcpc.org/uyeler-asya/" target="_blank" rel="noopener">https://www.stcpc.org/uyeler-asya/</a></p>



<p><strong>NOT: </strong>Bir sonraki yazımızda şaşıracağınız<strong> fotoğraf</strong> ve<strong> belgeler</strong> geliyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">934</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
