<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>hikaye &#8211; Demir Yolcu</title>
	<atom:link href="https://demiryolculuk.com/tag/hikaye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<description> Dünyayı elinde tutan, onu anlayış ile tuttu; halka hükmeden, bu işi bilgi ile yaptı. (Kutadgu Bilig)</description>
	<lastBuildDate>Fri, 29 Jul 2022 11:01:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/03/cropped-LOGOSp-1-32x32.png</url>
	<title>hikaye &#8211; Demir Yolcu</title>
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">203450429</site>	<item>
		<title>Kurtlar Vadisi İtiraf</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2022/07/29/kurtlar-vadisi-itiraf/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Jul 2022 11:01:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[iskender büyük]]></category>
		<category><![CDATA[itiraf]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[kurtlar vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[pusu]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=354</guid>

					<description><![CDATA[Havanın kasvetli ve ofisinin sakin olduğu bir gecede Polat Alemdar, koltuğunda öylece oturmuş, sanki karşısındaki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Havanın kasvetli ve ofisinin sakin olduğu bir gecede Polat Alemdar, koltuğunda öylece oturmuş, sanki karşısındaki kapı açılacak da içeri birileri girecekmiş gibi gözlerini karşıya dikmişti. İçinde daha önce hissetmediği türden bir sıkıntı vardı. Bu sıkıntı gece boyu sürdüğü için hiç değilse uyumaya çalışarak geceyi atlatmaya karar verdi. Oturduğu yerden kalkarak siyah kanepesine uzandı. Derin bir nefes aldı. Uyumakta zorlanıyordu. Bir sağına, bir soluna döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Koltuğua uzandıktan sonra aradan ne kadar geçmiş, uykuya dalabilmiş mi ayırdında değildi. Derken bir tıkırtı duydu ve yılların alışkanlığıyla başını koyduğu minderin altına sakladığı silahı alıp arkasını döndü. Karşısındaki adamı görünce bir an şaşırıp kaldı. Palaska Zafer yıllardan sonra karşısındaydı. Karşısındaki kişi çok farklı görünse de nereden biliyorsa onun Palaska Zafer olduğuna emindi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Senin ne işin var burada” diye sordu ama cevap alamadı. Karşısındaki adam öylece susuyor, hesap sormak ister gibi dik dik kendisine bakıyordu. İçi ürperdi. Sonra birdenbire mekân ve zaman değişiverdi. Yine nereden ve nasıl biliyorsa Kıbrıs’ta olduğunu biliyordu. Durumu yadırgamıyor, karşısındaki manzarayı seyrediyordu. Türk askerleri zorlu bir tepede Rumlarla şiddetli bir çatışma içerisindeydi. Gökyüzünden paraşütleriyle inmekte olan Türk komandolarını seçebiliyordu. Bir süre sonra gözü, önünde yere yatıp siper alan bir adama çarptı. Bu, Palaska Zafer’di. Nedense ona Zafer diyesi gelmiyor, görüntünün çok başka olduğunu fark etse de onu Zafer olarak görmeye devam ediyordu. Adam tüfeğiyle ateş etmekteyken bir anda durdu ve acılar içinde bağırmaya başladı. Polat’ın içi ürpermiş, bir yandan vicdanı sızlamaya, üzülmeye başlamıştı. Adamın vurulduğunu düşünmeye başladı. Adam midesinin üst kısmını tutuyor, acılar içinde bağırıyordu ama üzerinde kan yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Polat ne yapacağını şaşırmış, geçmişte düşmanı olan bu adamla arasında bir bağ kurmaya başlamıştı ama yardım edemiyordu. Sanki dizlerinin bağı çözülmüştü. Derken bir an koşa koşa gelen beyaz önlüklü bir doktor görünce gülümsedi ancak bu gülümseme uzun sürmedi. Doktoru gözü bir yerlerden ısırıyordu. Genç, hafif kilolu bu doktor, annesinin tedavisinde bir süre yer alan doktor olmalıydı. Genç doktor dizinin üstüne çöküp hastasına sordu,</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Nasılsın? Neyin var? Neden bağırıyorsun?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Midemin üstünde çok şiddetli bir ağrı var. Duramıyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Bir problem yok. Gayet iyisin. Anneni çok özlemiş olmalısın ki şımarık davranıyorsun. Sana şimdi bir antidepresan yazıyorum. İlk hapı şimdi atabilirsin.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adam çaresiz hapı attı. Bulundukları yerde devam eden çatışma bir anda durdu. Her yerde ölüm sessizliği vardı. Mutluluk mu yoksa hüzün mü karar veremediği bir duygu yaşıyordu. Sesler kesilince kafasını kaldırıp etrafına baktı. Kimsecikler yoktu; Türk askerleri, Rum askerleri, Palaska Zafer demek istediği adam, doktor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Polat Alemdar, arkasını dönüp gitmek üzere hazırlandığı sırada büyük bir dehşet içine düştü. Henüz toprakla örtülmüş bir mezar, yüzlerini seçemediği birkaç yaşlı adam ve o sima&#8230; Elindeki küreği yere bırakmakta olan güzel giyimli, tıraşlı, bıyıklı adamı görünce gözleri öfkeyle patlar gibi şişti. Elini beline atıp tabancasını çıkararak “İskender” diye haykırıp atılmak istiyordu ama silahının olmadığını fark etti. Neden sonra kendini savunmasız hissetmeye başlamıştı. Aslında karşısındaki adam, daha önce çok gördüğü İskender Büyük’e benzemiyordu ama o yine de nedense onun İskender olduğunu biliyordu. Ağır ve temkinli adımlarla mezara doğru yaklaşırken mezar taşındaki yazıyla irkildi: “Kıbrıs kahramanı Yüzbaşı Zafer burada yatmaktadır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mezara doğru ilerlemeye devam ederken İskender sandığı adamın konuşmalarını belli belirsiz duyuyordu. Adam, “Bunca yıl hizmet ettik. Şimdi sen mezardasın, ben gazete manşetlerinde. Yakındır, beni de içeri alırlar.” diyor, eski dostuyla dertleşiyordu. Polat birkaç adım daha attıktan sonra durdu. Zaten anlayamadığı bir şekilde mezara yaklaşamıyor, hep aynı mesafede kalıyordu. Seslenmek istedi ama buna da takat bulamadı. Palaska Zafer’den sonra bu adamla da arasında bir bağ kurdu. Ailesini düşünüp tuhaf bir vicdan azabı çekti. Sanki İskender dediği adamın hakkında söylenenlerden kendisi sorumluymuş gibi bir duygu taşıyordu. Sonra birden, iri ve heybetli, siyah deri ceketli bir adamın İskender’in omzuna elini koyduğunu gördü. Gördüğü kişiye şaşıramadan tekrar mekân değişmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi soğuk ve ıssız bir odadaydılar. Polat çevik zekâsıyla hemen buranın cezaevi hücresi olduğunu anladı. Etrafına bir göz attı ve kenarları paslı, çürük bir yatakla oturulsa insanın belini acıtacak beyaz plastik sandalyeyi gördü. Belinde sızlama hissetti. En son, karşısındaki masada oturmuş bir şeyler yazan heybetli adamı gördü. Adam harıl harıl sanki acelesi varmış gibi bir şeyler yazmaya çalışıyor, erken mi yoksa geç mi yazdığını kestiremediği ruh hâlini bir şekilde Polat’a aktarıyordu. Polat bir süre düşündükten sonra bu adamın Kaşifoğlu olduğunu hatırladı ama her nedense o da çok farklı görünüyordu. Hemen onunla da arasında bir bağ oluştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaşifoğlu olarak bildiği adam acele giden ecele gider misali yazmaya devam ederken çok yorulduğundan olacak bir anda yüzünde bir acıyla kalbini tutup masaya kapaklandı. Polat sanki akciğeriyle midesi arasında bıçak saplanmış gibi yüksek sesle bağırıyor, sesini duyurmaya çalışıyordu. Kaşifoğlu gözünün önünde ölüyor ama gelen giden olmuyordu. Neyse ki anormal gecikmeyle de olsa sağlık ekibi geldi. Genç bir kadın ve orta yaşlardaki erkek doktorların üstünde beyaz önlükleri vardı. İkisi birden son derece ağır hareket ediyor, sanki adam ölmüyormuş gibi gülüşüyorlardı. Lakayt görüntüleri karşısında Polat sinirlenip elini tekrar beline attı ama yine çaresizlik hissini tattı. Kaşifoğlu’nu kendi kaldırıp götürmek istiyor, dizlerinde takat bulamıyordu. Erkek doktor, kadın doktora hava atmak için Kaşifoğlu’nun iri bedenini sırtına atladı. Polat nihayet konuşmayı başarıp,</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Ambulansla 5, bilemedin 15 dakika! Acele edin! Adam ölüyor!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Polat Alemdar bu panik duygusunu en son Çakır’ın ölümünde yaşamış, o zaman bile kendini böyle çaresiz hissetmemişti. Kadın doktor, erkek doktora “Biraz daha dayan&#8230; Hastaneye kadar sırtında götürürsün abladan izin çıkar” diyordu. Polat bu sözlere bir anlam veremedi. Hep birlikte ağır ağır hastaneye gittiler. Erkek doktor, sırtından indirdiği Kaşifoğlu’nu bir cenaze arabasına bıraktı. Sanki bir şey olmamış gibi önlük cebinden yüzük çıkarıp kadın meslektaşına verdi. Polat Alemdar ikisini de eşek sudan gelinceye kadar dövmek istiyor fakat hâlâ o çaresizlik hissini her zerresinde yaşıyordu. Artık takati kalmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Umutsuzluk içinde tekrar cezaevine doğru yönelen Polat, sanki karşısındaki adamları bekliyormuş gibi hiç şaşırmamış, keskin bakışlarla kendisine bakan kır saçlı bir adama doğru yönelmişti. Adamı daha önce görmemiş, tanımamışsa da güven duygusuyla kendinden emin bir şekilde yanına geldi. Arkasındakilerin yüzlerini seçemiyordu. Yine de hepsinin genç ve babayiğit olduğunu, en az kır saçlı adam kadar güven verdiklerini hissedebiliyordu. Kır saçlı adam zeki ve keskin bakışlarını Polat’tan ayırmıyor ve nihayet ellerindeki kelepçeyi doğrulturken ağzından şu Kuran-ı Kerim’in şu ayetleri dökülüyordu,</p>



<p class="wp-block-paragraph">“De ki ‘Eğer ben bir yanlış yapmışsam bunun zararı banadır. Eğer doğru yolu bulmuşsam bu da Rabbimin bana vahyettiği Kuran sayesindedir. Doğrusu o, işitendir, yakın olandır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Polat’ın içinde tuhaf bir mutluluk duygusu vardı. Vicdan azabından kurtulacağını düşünüyordu. Kır saçlı adam tekrar ayetler okudu,</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Doğrusu onlar hesaba çekileceklerini ummuyorlardı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Polat birden uzandığı koltuktan sıçradı. Yüzü ter damlaları içinde kalmıştı ve bileklerini tutuyordu. Bir süre hızlı hızlı nefes aldı, sonra sakinledi. Gördüğü kâbusu gece boyu yaşadığı sıkıntıya bağladı. Yavaşça yerine yattı ve elini alnına götürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ertesi gün tüm gazetelerin manşetlerinde Polat Alemdar vardı. Gazete haberlerinden en dikkat çekici olanı şöyleydi:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Polat Alemdar İtirafçı Oldu!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir süredir sesi soluğu çıkmayan Alemdar, kimsenin beklemediği bir zamanlamayla savcılığa giderek itirafçı olmak istediğini söyledi. Edindiğimiz bilgilere göre, Alemdar, içinde bulunduğu tüm operasyonları ve bildiği cinayetleri anlatacağını, ‘İhtiyarlar Heyeti’ olarak bildiği kişilerden biri uzun, biri orta boylu, biri kısa üç kişinin kimler olduğunu açıklayacağını ifade etmiş.”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">354</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Neo-Osmanlı Sokağı&#8217;nda Son Gün</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2022/05/02/neo-osmanli-sokaginda-son-gun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 May 2022 18:33:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[neo-osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[püsküllü]]></category>
		<category><![CDATA[tengri]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[türkoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=237</guid>

					<description><![CDATA[Kemal Sunal’dan “fes başıma, fes başıma” türküsünü mırıldanarak fesini başına geçirdi. Şalvarını ve yeleğini giydi. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Kemal Sunal’dan “fes başıma, fes başıma” türküsünü mırıldanarak fesini başına geçirdi. Şalvarını ve yeleğini giydi. Gözlerini sımsıkı kapattı, içinden “İnşallah bu sefer bir şeyler çıkmıştır” diyerek dua etti ve iç çekip aynanın karşısına geçti. Yüzünün her tarafını iyice kontrol etti ama yok&#8230; Hâlâ tek bir tüy bile yoktu yüzünde.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Acaba ben Osmanlı değil miyim? Berber Abi atalarımızın sakallarının ayaklarına kadar indiğini söylemişti. Yoksa ben Venedik doçunun esir düşen köse oğlunun soyundan mı geliyorum? Allah’ım uzak et. Amin inşallah.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Umudunu yitiriyordu ki birden sokaktan gelen marşı duydu: “Tarihi çevir; nal sesi, kısrak sesi bunlar!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hemen kendini toparladı. Günlük feyzi gelmişti. Feyz alamadan sallayamıyordu. Az salladığı zaman az adam yerine konuyordu, çok salladığı zaman çok adam yerine konuyordu. Bu çok adam yerine konmalar yeterince artınca “şeyh” oluyordun.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hemen yeni ayakkabılarını giydi ve aşağı indi. Beş dakika boyunca “selamun aleyküm, aleyküm selam” seremonisi oldu. Bir kişi kazara dalıp selamı fark etmedi mi üç günlüğüne Portekizli kâfir ilan ediliyordu. Selam vermeyi unutana da bir hafta boyunca Şarlken’in tohumu deniyordu. Neo-Osmanlı’da kanunlar böyleydi. Kanunları ise Şeyhler Şeyhi koyuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Püsküllü, ilk olarak berbere gitti. Berber Feyzi ile selamlaştılar. Feyzi diğer berberlere benzemezdi. Kendi spreylerini kendi formülleriyle yapardı. Çok yetenekliydi. Eline asasını alır, şalvarını giyer, “Mübarek Deve C-180” adını verdiği arabasına binerek başka şehirlerden malzemeler toplardı. Yine bir gün kendi topladığı malzemelerden sprey yapmıştı. Bu sefer spreyinin asıl malzemesi “doğru” denilen bir ottu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Püsküllü geçip bir koltuğa oturdu. Gazetelerin manşetlerine büyük bir özenle göz gezdirdi:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ekonomiyi Bu Yıl Şaha Kaldıracağız”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bu Yıl Ekonomiyi Şaha Kaldıracağız”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Şaha Kaldıracağız Bu Yıl Ekonomiyi”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bu Yıl Kaldıracağız Şaha Ekonomiyi”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Püsküllü çok mutluydu. Feyzi Abisine,</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Yahu bu gazeteleri hep aynı kişilerin satın aldığı ne iyi oldu, abi. Eskiden bizleri hiçe sayıyorlardı. Kafamız karışıyordu. Böyle pek demokratik oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Aynen öyle, Püsküllüm. Bu gazetelerin eski sahipleri 33. dereceden Mason’du. Ayrı ayrı başlıklar atarak kafamızı karıştırıyorlardı. Artık tek başlık, tek gazete, tek patron.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sırada Feyzi, berber koltuğunda oturan müşterisine dönerek,</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Sıhhatler olsun, Davut. Yeni sprey için hazır mısın?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Hazırım, abim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Ya Hak!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Feyzi, spreyini Davut’un kafasına boca etti. Davut’un gözlerine bir an dünya alem dar geldi. Gözleri buğulanıyor, içinde tuhaf bir duygunun yerleştiğini hissediyordu. Sanki biri bir şey derse hemen ona agresif bir cevap verecekmiş gibi duruyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Davut’un durumundan habersiz Püsküllü ve Berber Feyzi, sohbetlerine devam ediyorlardı. Püsküllü artık zamanının geldiğini düşünüp Feyzi Abisinin gözüne girmek üzere konuşmaya başladı:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Abi&#8230; Geçenlerde Şeyhler Şeyhi’nin sohbetini dinlemek nasip oldu. Allah ondan razı olsun. Onun anlattıkları üzerine ne kadar sosyal medya paylaşımı varsa hepsine göz attım. Araştırma yapmaktan gözlerim acıdı. Kolay mı? Bütün gece bir fotoğraf dolusu yazı okudum!</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Rabbim senden razı olsun, kardeşim. Anlat bakalım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Abi&#8230; Bu İttihatçılar ne biçim adamlarmış? Memlekette yakıp yıkmadıkları yer kalmamış!</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Yok ya!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hem Püsküllü hem de Feyzi ürkmüşlerdi. Oturduğu yerden ok gibi fırlayan Davut’un çıkışını kimse beklemiyordu. Davut, sözlerine devam etti:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Balkanlarda savaşanlar kimlerdi? Hastane yokken hastane, doktor yokken doktor oldular! Yalnız Osmanlı topraklarında değil tüm cihanda savaşanlar, açık veya gizli savaş verenler Türk subayları değil miydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Püsküllü şaşırdı:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Öyle miydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Öyleydi ya! Trablusgarp’ta savaşanlar kimlerdi? Memleketin her tarafı yangın yeri olmuş; Rumların, Ermenilerin yakıp yıkmadıkları yer kalmamış. İngiliz askerlerinin, İtalyan askerlerinin emperyalist botlarıyla basmadıkları toprak kalmamış. Diğer yandan Meclis-i Mebusan’a bakıyorsun, her gün bir oylama: Bugün Türklerden nereyi alsak? Araplar toprak istiyor, Rumlar “evet” diye el kaldırıyor. Ermeniler toprak istiyor, Rumlar “evet” diye kaldırıyor. Kendileri çalıp kendileri oynuyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Püsküllü ne diyeceğini bilemedi. Beklemediği bu tepki karşısında saçmalamaya başladı:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Harf devrimi yaptınız! Bir gecede cahil kaldık! Atalarımızın mezar taşlarını okuyamıyoruz!</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Atanın kabrinde ne yazıyor da okuyamıyorsun? Dedenin mezar taşında Masonların 1717 Anayasası’nın Osmanlıca çevirisi mi var?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Püsküllü cevap vermedi. Davut devam etti:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Halk asırlardır süren savaşlardan ötürü yalnız yorgun, hasta, fakir düşmedi.&nbsp; Aynı zamanda ağır bir cehalet batağına saplandı. Okullar Türkiye’nin her yanına yayılamadı. Eski eğitim sistemi zaten bütün milleti kapsamıyordu. Ne biliyordu da bu millet cahil kalacak? Harf devrimiyle, zorunlu eğitimle cehalete savaş açtı, Mustafa Kemal!</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Köprülü bile harflerin değişmesine karşı çıkmamış mıydı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Hayır! Köprülü 1928 yılında karşı çıksa da 1938 yılında devrimi taltif edici yazı yazmış, devrimin olumlu etkilerini görmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Püsküllü için duydukları yabancı şeylerdi. Sanki biri Osmanlıca değil de Almanca konuşuyordu karşısında. Gerçi dilinin Osmanlıca değil Türkçe olduğunu bile bilmiyordu. Tekrar söze girdi:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Eee&#8230; İttihatçılar ve Mustafa Kemal, Mason değiller miydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Siz gerçekten “tarihi çevir” olayını yanlış anlamışsınız. Siz bunu tarihi tersine çevirmek anlayıp haini kahraman, kahramanı hain yapmışsınız! Bu ülke için savaşanlara “hain” diye saldırıyorsunuz, bu ülkenin altını oyan sarıklı casusları ise önderiniz yapıyorsunuz! O zaman ben sana Masonları, Tapınak Şövalyelerini kısaca anlatayım da öğren. Bak bakalım, tarih nasıl nasıl tersine çevrilmiş!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Püsküllü bir an Feyzi’ye baktı. Berber Feyzi, Davut’un neden böyle olduğunu anlamıştı. Davut devam etti:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Tapınak Şövalyeleri 1118-1119 yılları arasında, hac görevini yerine getirmek isteyen Hristiyanları korumak için kuruldu. Şövalyeler Orta Doğu’ya gidince önce çok saygı gördüler. İlk zamanlar çok ahlâklı, dindar, saygın kimselerdi. Ne var ki Orta Doğu öyle bir yerdi ki Hristiyanların rafızî Hristiyan, Musevilerin rafızî Musevi, Müslümanların rafızî Müslüman saydıkları tarikatlardan etkilendiler. Müslüman gibi görünen ama Müslüman olmayan İbn Meymun’un, İlluminati’nin kurucusu Adam Weishaupt’a ilham verdiğini biliyor muydun?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Püsküllü saf saf gülerek:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; İbn Meymun kim ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8212; Evet&#8230; Kime ne anlatıyoruz? Neyse&#8230; Sonra Tapınak Şövalyeleri sapıtıp yoldan çıktı. Avrupa’ya döndüklerinde ağır baskılara maruz kaldılar. Kimilerine göre yok oldular, kimilerine göre yeraltına çekildiler. Nihayetinde Masonluk dahil ne kadar gizli örgüt kurulduysa köklerini bunlara bağladılar. Masonların ve benzeri örgütlerin öğretileri ile rafızîlerin öğretileri birbirine geçti. Kısacası&#8230; Bugün kim sapkın, kim doğru yolda? Önce bunu öğrenin. Sapkınlık öğreniyorsunuz, İsrailiyat öğreniyorsunuz ve sonra milleti imansızlıkla, Masonlukla suçluyorsunuz!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Davut, “Burası bana çok yabancı” diye düşünüyordu. Daha fazla duramayacağını hissetti. Doğup büyüdüğü sokak birdenbire çok yabancı gelmişti. Önce Türk olduğunu hatırladı ve sonra kendisine şaşkınlıkla bakan Berber Feyzi ve Püsküllü’ye acıyarak baktı. Bir şey söylemeden berberden çıkıp gitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yarım saat sonra o sokak bir hayalete dönmüştü. “Doğru” denen ottan yapılan sprey kutusu ise bomboş bir şekilde berber tezgâhının üstünde duruyordu. Yerler ise fes ve şalvar doluydu. Sanki içindeki insanlar bir anda kaybolup gitmişlerdi. Neo-Osmanlı Sokağı’nda artık kimse yaşamıyordu.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">237</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
