<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>devlet &#8211; Demir Yolcu</title>
	<atom:link href="https://demiryolculuk.com/tag/devlet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<description> Dünyayı elinde tutan, onu anlayış ile tuttu; halka hükmeden, bu işi bilgi ile yaptı. (Kutadgu Bilig)</description>
	<lastBuildDate>Sun, 24 Aug 2025 10:40:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/03/cropped-LOGOSp-1-32x32.png</url>
	<title>devlet &#8211; Demir Yolcu</title>
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">203450429</site>	<item>
		<title>Res Publica&#8217;dan Sırası Gelenin Despotluğuna</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2025/08/23/res-publicadan-sirasi-gelenin-despotluguna/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 14:09:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[despot]]></category>
		<category><![CDATA[devla]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[laik]]></category>
		<category><![CDATA[laos]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[res publica]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh bedrettin]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh said]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1319</guid>

					<description><![CDATA[Res Publica&#8217;dan Sırası Gelenin Despotluğuna İngilizcede “republic” olarak yer alan kelime, Latince “res” (şey) ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Res Publica&#8217;dan Sırası Gelenin Despotluğuna</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İngilizcede “republic” olarak yer alan kelime, Latince “res” (şey) ve “public” (kamu) kelimelerine dayanır. “Halka / kamuya ait şey” anlamına geldiğini söyleyebiliriz, son aşamada bir kuruluş olarak “devlet” sözcüğünün karşılığıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arapçadan gelen “devl” ise “sürekli olarak değiştirmek”, “art arda getirmek”, “sürekli döndürmek” gibi anlamlara sahiptir. Sözcüğün Arapçadaki anlamlarını aktaran Prof. Dr. Kemal Gözler, Batı dillerindeki “state” karşılığının etimolojisine de atıf yaparak bu kelimenin de “durum” anlamına geldiğini belirtir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Prof. Dr. Yalçın Küçük ise Gizli Tarih’in birinci cildinde “&#8230;devla sözcüğünün, çok eşli Arabik dünyada, kadın açısından, sıranın kendine gelmesi anlamının da olduğunu biliyoruz, işte o geceye ‘devla’ diyoruz.” bilgisini verir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte “cumhuriyet” sözcüğü de Arapçadır fakat Bernard Lewis’in verdiği bilgiye göre sözcüğü türetenler Fransız İhtilali’nden sonra Türklerdir. Yani etimolojik olarak Arapça olsa da Türk’ün türetmesidir. Arapçada yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cumhur, “halk” demektir ve dolayısıyla cumhuriyet de “halk egemenliği” demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi ders kitaplarımızda içi doldurulmayan bir aforizmaya geliyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hep şu anlatılır: “Cumhuriyet, erdemdir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neden içi doldurulmaz bu cümlenin? Neden Millî Mücadele başta olmak üzere tarihimizdeki pek çok olay çocuklarımızın beyinlerine hakaret edercesine yüzeysellikle anlatılır?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mesele, çocukların anlamaması mıdır? Öyleyse doğa bilimlerine dayanan derslerin büyük ölçüde iptal edilmesi ya da eksiltilmesi gerekecektir. Bu, vahim bir hata olurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyleyse neden önemli kavramların, değerlerin, sözlerin içi doldurulmaz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü sömürenler, “tedavülde olanlar”<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a>, kendi sinsi anlayışlarıyla bunları da çaldılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cumhuriyetin erdem olduğunu söylemek ise maalesef zihinlerde bir hamasete dönmüş oldu. Oysa gerçek budur. Erdem olmayan yerde cumhuriyet olmaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Res publicanın başına geçmek, yani millete ait olanı emanetine almak, erdem gerektirir. İktidarı grupların ya da şahısların lehine almak, düpedüz gaspçılıktır. Gaspçılar, erdemsizdir. Olay bu kadar basittir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi günümüzü de ilgilendiren bir noktaya gelelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Semitik toplumlarda peygamberlik birçok defa babadan oğula geçti. Bunların kimisi kraldı kimisi sıradan insanlardı. Yine de Tanrı’nın elçiliği gibi bir görev babadan oğula geçebiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Müslümanlar, son dinin İslamiyet ve son peygamberin Hz. Muhammed olduğuna inandılar. Bu da demektir ki Müslümanlar için peygamberlik sona eriyor, Muhammed’in herhangi bir çocuğu peygamberliği devralamıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlk halifelerde de durum böyle oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk tarihinde dikkat ederseniz dört halife vardır, beşinci halifeye bağlılık duyanlarsa tarikatçılardan çıkmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dört halifenin hiçbiri, bir öncekinin oğlu değildi. Öyle ki Osman zamanında akraba kayırmacılığı ciddi sorunlara yol açtı. Ali, akraba kayırdığı söylenen Osman’dan sonra geldi ve Ali’yi öldüren de hanedanlık kurdu. Muaviye, Osman’ın yakın akrabasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuca gelelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şeyh Bedrettin, bunu biliyordu ve ona göre hanedanlık, gaspçılıktı. Nazım Hikmet’in “Şeyh Bedrettin Destanı”ndan ötürü yanlış bilinse de Bedrettin bir reformcuydu. Öğrencileri isyan etmiş ancak o isyanın başında Bedrettin yer almamıştı. Fetret Devri’nde Musa Çelebi tarafından görev aldığı için “talihli” olan Çelebi Mehmet’in hedefine oturdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün nerede imparatorluk, hanedanlık yanlısı varsa orada Şeyh Sait yüceltilirken kendi tarihimizde Bedrettin’i isyancı, hain olarak yazanları görebiliyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Halktan yana olanın isyancı, halkın egemenliğinden yana olanın hain olarak anlatıldığı bir ortamda despotluk vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Despotluğun temeli ise korkudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Korku, insanları yönetmenin en önemli yollarından biridir. Hobbes’un “Leviathan”ı buna dayanırken Alman Yahudisi Lev Strauss, Hobbes’a dayandı. ABD’de Neo-Conlar Strauss’a ve AKP de Neo-Conlara dayandı. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Roma’nın cumhuriyetten imparatorluğa geçişi, ahlâksızlığın da tarihidir. Kimileri bu tespiti yanlış bulsa da gerçek budur. Hastalıklı kafalara sahip olan imparatorlar, hedonist bir anlayışa sahipti ve bunların en önde gelen örneği Caligula’ydı (Gaius).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jul Sezar, Augustus, Caligula, Cladius&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sezar, güya cumhuriyete karşı değildi ve Romalı idareciler ona “diktatör” dediler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Augustus, imparatorluğun kurucusuydu ama itinayla cumhuriyeti yıkmak ifadesinden kaçınıyor ve bunu dile getirenleri gazaba uğratıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Caligula’yı anlatmaya gerek yok. İğrenç kişiliğiyle bugün sadece Youtube’un içerik üreticileri için bir malzemeden ibarettir. Cumhuriyetin kimler elinde yıkılabileceğine ise güzel bir örnektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cladius, beklemediği bir tahtı almış bir zavallıydı. Caligula vahşice öldürülürken bir köşede saklanıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özellikle Caligula hastalıklı bir şahsiyet olmasına rağmen iyice delirdiği günlere kadar nasıl tahtta kalabildi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cevabı basit: Sömürenlerin iktidarı için ideal bir adamdı. Korku yaratıyordu, toplumu geriye götürüyordu ve korkuyla yönetilen halk geriledikçe daha da köle oluyordu. Bu da plütokrasinin istediği şeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nasıl ki Şeyh Bedrettin’i hain yapıp Şeyh Sait’i ululadılarsa aynısını tarih açısından Midhat Paşa’da da görüyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Despotlardan taraf olanlar için Midhat Paşa bir haindi. Oysa İsmail Hakkı Uzun Çarşılı’nın çalışmalarından TDV İslam Ansikolpedisi’ne kadar Paşa’nın karakterinden, dürüstlüğünden, vatanseverliğinden, yaptığı yeniliklerden söz edilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yalnız hemen hepsine şöyle bir not düşülür: Safdildi, her şeyi çekinmeden söylüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu, anlatılmak istenen ne olursa olsun, “Korkmadı, konuştu çünkü halkçı ve demokrattı.” şeklinde anlamak gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihimizin bir başka cilvesine temas edelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Midhat Paşa’nın sadrazamlık görevinden kısa sürede azledilmesinin nedeni neydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">İngilizlerin at oynattığı Mısır’da Hidiv, istediği zaman Osmanlı padişahlarına sormadan dış borç alabilmek istiyordu. Paşa buna karşı çıktı, payitaht ise bunun kabulünü istiyordu. Safdil dedikleri Midhat Paşa günlerce diretti, sonunda azledildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Despotluk düzeninin sahipleri, direnenleri sevmezler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Paşa’ya “İngilizlerin adamıydı.” denmesinin temelinde Ruslarla olan kötü ilişkileri yatar. Oysa Paşa, Balkanlarda görev aldığı dönemde Osmanlı’yı en çok uğraştıran unsur Rus istihbaratıydı. Başımıza bela oldular ve Paşa’yı boğdurtan Abdülhamid’in zamanında Yeşilköy’e kadar geldiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir diğer dikkate değer nokta da Osmanlı’nın son başarılı ileri harekâtlarından birinin başında Midhat Paşa’nın olmasıdır. İngilizler karşı çıkmasına rağmen Lahsa Seferi gerçekleşmiş ve belli bir başarı elde edilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reformları ve Midhat Paşa gibi değerli devlet adamlarını daha sonra tekrar ele alacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak hatırlatmak istedik ki Midhat Paşa’dan ileri gitmenin yolu Mustafa Kemal’e ve Türk Cumhuriyeti’ne çıkar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Midhat Paşa’dan geri giderseniz Caligula’ya rastlarsınız. Gerisi cehennem, ilerisi cennettir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son olarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Laik bir cumhuriyetiz ve laiklik, cumhuriyeti tamamlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Laos” isim kökünden gelen “laikos” sıfatı, Yunancadır. Laos, halk demektir ve laik de halktan olup ruhban sınıfına ait olmayan demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dinsizlik olarak algılatmaya çalıştıkları şey, tarikatlardan güç alan despotluk düzeninde işte budur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mustafa Kemal, halkın egemenliğini ilan ettiği zaman despotizme yatkın olan her türlü grubun defterini dürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne var ki asırlar boyu korkutulmuş bir halk, korku duygusunu içinden atamayıp ileri gitmekte tereddüt edenlerin yüzünden egemenliğinden oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biz varsak Cumhuriyet yaşayacaktır. Bir an bile tereddüt etmeyeceğiz. Bununla birlikte Mustafa Kemal’in emrettiği gibi “Birbirimize daima gerçeği söyleyeceğiz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Halka yalan söylemek, onu korkutmak, umutsuzluğa düşürmek yoktur. Halkın egemenliği için, halka cesaret vermek gerekir. “Korku, ölümün kardeşidir.” ve biz cesaretin arkasında saf tutacağız. Birinde kölelik, diğerinde özgürlük vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Özgürlük olmayan memlekette, ölüm ve çöküş vardır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ömer Naci’nin dediği gibi: “Mustafa Kemal, seni takip edeceğiz!”</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> Devlet sözcüğüyle aynı köke, yani “devla”ya dayanıyor. Bknz. <a href="https://www.anayasa.gen.tr/devlet-kelimesi.html" target="_blank" rel="noopener">https://www.anayasa.gen.tr/devlet-kelimesi.html</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1319</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Homo Homini Lupus&#8221;</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2025/03/28/homo-homini-lupus/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Mar 2025 09:13:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[hilmi özkök]]></category>
		<category><![CDATA[homo homini lupus]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[leviathan]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[paul wolfowitz]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1236</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;HOMO HOMİNİ LUPUS&#8221; Latince “terrere”; “korkutmak, dehşete düşürmek, titretmek” anlamlarını taşır. “Korku” ve “dehşet” anlamlarını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>&#8220;HOMO HOMİNİ LUPUS&#8221;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Latince “terrere”; “korkutmak, dehşete düşürmek, titretmek” anlamlarını taşır. “Korku” ve “dehşet” anlamlarını taşıyan “terör” sözcüğüyle “korkunç”, “dehşet verici” anlamına gelen “terrible” bu kökten gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Thomas Hobbes’a göre insanlar bencil ve çıkarcıdır. “Homo homini lupus” yani “insan, insanın kurdudur”. Bu nedenle sert bir otoritenin olmadığı yerde kaos vardır. Bu savaş ve kaos ortamının sonunda insanlar ortak bir anlaşmaya varırlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vardıkları bu anlaşmanın sonunda “Leviathan” yani mutlak egemen doğar. Egemen kimse onun hukuku geçerlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hobbes’a göre demokrasi, istediğin istasyonda bineceğin ve istediğin istasyona gelince inebileceğin bir tramvaydır. Oluşum sürecinde demokrasi, devletin temelindedir ancak egemenliğin sürdürülmesinde veya gücün artırılmasında zayıftır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özetle devletin nedeni korkudur, insan da insanın kurdudur. Birbirini yiyen insan, yeni bir sözleşmeye imza atar ve özgürlüğüyle cesaretini vererek güvenliği alır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bizde bu anlayışta olanların brövesini Hilmi Özkök çizmişti. “Hoca Hilmi”nin çizdiği brövede elbette Atatürk olmayacaktı ki böyle zihniyetin sembollerinden olması mümkün değildi de.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Demokrasimizin kurtları ise Paul Wolfowitz gibi Yahudilerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2002 yılının bir salı akşamında Erdoğan’la yemek yediler ve böyle buyurdu Yahudi Hobbes: “Kendisiyle ilk görüşmemdi. Çok etkilendiğimi söylemeliyim. Dürüstçe ifade etmem gerekirse zaten kendimi buna hazırlamıştım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pentagon’un iki numaralı adamı diyordu ki “Türkiye’nin laik demokrasiye döneceğine dair umut veriyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pentagon’un iki numaralı adamı olmak bu kadar kolay değilse Wolfowitz’in gördüğü şeyin demokrasi olmadığına emin olabiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Hobbes’un görüşlerini küresel ölçekte taşıyan bu kurtlar, korkuyu da küresel ölçeğe taşıyorlardı. Irak’ın kitlesel imha silahları vardı. Neyse ki ABD’nin de Hill &amp; Knowlton gibi PR şirketleri vardı. Reklamcılar korkularımızı gerçek kıldı, Kuveyt Savaşı sırasında ekranlara çıkarılan küçük bir kızın ABD’yken bu savaşın mağduru ve tanığı olabildiğine bile inandık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tek kutuplu dünyanın Leviathan’ına saygı duruşuna geçenleri de aynı medyanın ve basının gücüyle Atatürkçü, milliyetçi, solcu, İslamcı vs. sandık. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bizim Milli Mücadelemiz, kurdumuz olmaya gelenlere karşı kurdun kim olduğunu gösterdiğimiz mücadeledir. Devletimizin nedeni budur, toplumun sözleşmesi de budur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karanlığa karşı aydınlığın mücadelesinde dikkatimizi toplayacağımız en önemli nokta, aydın sıfatıyla önümüze konulanların gerçekte kim olduğunu anlayabilmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Akılcıl esaslara dayalı şüpheden hakikat doğar. Şüphe etmeden hakikati gördüğünü sanan herkes karanlığa teslim olmuştur.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1236</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Noel Baba&#8217;dan Sevgilerle!</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/03/25/noel-babadan-sevgilerle/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Mar 2024 09:30:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[5gvirusnews]]></category>
		<category><![CDATA[abdurrahman dilipak]]></category>
		<category><![CDATA[balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[KKTC]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[noel baba]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=796</guid>

					<description><![CDATA[Milli Mücadele yıllarında dünyanın mazlum milletlerinden gelen maddi ve manevi desteğin yoğunlaştığı sıralardı. Mesela Hindistan’da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Milli Mücadele yıllarında dünyanın mazlum milletlerinden gelen maddi ve manevi desteğin yoğunlaştığı sıralardı. Mesela Hindistan’da yaşayan Müslümanlar arasında para toplayanlar yalnızca zengin insanlar değildi. Kayıtlara düşmüş olaylardan birinde, bir kişinin kendi bebeğini satmak istediğini görürüz. Durumu görüp duygulanan bir kişinin de bebeği almayıp bağışta bulunduğunu öğreniriz. Ayrıca özellikle Londra’ya giden Hint Müslümanlarından oluşan heyetlerin Türkiye için görüşmeler yaptığı da bilinir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte böyle dönemler en duygusal dönemlerdir, dolayısıyla vatansever kimselerin gözünü açık tutması gereken dönemler de bu dönemlerdir. Duygunun en yoğun olduğu an, insan aklının kör olduğu andır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Mustafa Kemal aklı uyumaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Milli Mücadele için samimiyetle çalışan Hint Müslümanlarının arasına karışmış bir adam, Mustafa Kemal’le tanıştırıldı. Ebedi Başkomutan ona sıcak yaklaşmadı. Soğuk davrandı ve kendisini uğurladıktan sonra kendisine bu tavrın nedeni hayretle soruldu. Ancak cevap ve cevabın haklılığı daha hayret vericiydi. Mustafa Kemal, Mustafa Sagir için şunu söylüyordu:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Casustur, casus!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçekten de Sagir, Afganistan’dan Avrupa’ya kadar pek çok ülkede bağımsızlık yanlısı öğrencileri fişleyen, liderlerin arkasından iş çeviren ve suikast düzenleyen bir haindi. Henüz yedi yaşında keşfedilip yetiştirilmiş biriydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mustafa Kemal adaleti asla ayrım yapmadı çünkü sorumluluk büyüktü. İngiliz emperyalizmine hizmet etmeye çocuk yaşta gönüllü olup özel yetiştirilen Sagir, mahkemede yargılanıp idam edildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak sosyal medyada karşılaştığım bir haber bana bir kez daha gösterdi ki yeni Mustafa Sagirler, vatanseverlerin arasında dolanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Twitter tarafından önüme düşürülen “5G Virüs News-Platformu”nun bir paylaşımı ve sonrasında sayfalarında yaptığım inceleme ve sonrasında yaptığım araştırma, beni Türkiye’den başlayıp Avustralya’ya ve oradan Amerika’ya uzanan bir yolculuğa çıkardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yolculuğumun adını da “Noel Baba Gezisi” koymaya karar verdim. Sonraki yazılarımda neden bu ifadeyi kullandığımı daha iyi anlayacaksınız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beni araştırmaya iten şey, büyük harflerle yazdıkları “Devlet Simon’dan Korkuyor mu?” paylaşımı oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kafası çalışan bir adam bu paylaşımın niye yapıldığını bilir. Anlatacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başka bir paylaşımda “Tek dünya sapkınlığının önündeki en büyük engel ulus devletleridir.” vurgulu bir paylaşım var. Var mı aramızda buna itirazı olan?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Var ama bizim aramızda değil. İtirazı olanın adı kendi sitelerinin künyesinde yazıyor. Anlatacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ulusalcı geçinip Kıbrıs’a kurmaya çalıştıkları (veya kuruyormuş gibi yaptıkları) her zerresiyle diyalogçuluk köyü olan Noel Baba köyünü anlatacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ergenekon’da bir görünüp bir kaybolan sözde mağdurların, kendi kendine efsane komutan damgası vuran ahlaksızların, her partiye girip çıkan sözde iş insanlarının ne olduğunu anlatacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yazıların sonunda Türk çocukları şunu anlayacaktır: Vatana hizmet edip karşılığını beklemeyenler ve yapılan hizmeti unutanlar Mustafa Kemal’in askeridir. Parmağı kanasa vatana hizmet sayıp karşılığını bekleyenler paralı askerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hepsini anlatacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama daha önce anlattığım ve hatırlatmak istediğim bir hikayeyle “giriş”i yapalım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Orta Çağ Avrupa’sında, büyük şehirlerden birinde terk edilmiş bir bina varmış. Bir rahip bu şehre geldiği zaman terk edilmiş binayı görmüş. Eskiden birçok rahibin kaldığı binaya korkudan kimse yaklaşmıyormuş. Meğer iblis vaktiyle bu binaya yerleşmiş. Her gün din adamlarının dairesine gider, domuz ve tavuk sesleri çıkararak zavallıları korkuturmuş. Yeni rahip kendisini uyaranlara aldırmaksızın bu binaya yerleşmiş. Derken akşam olmuş; iblis, tavuk ve domuz sesleri çıkarmaya başlamış. Ne yaparsa yapsın ne tuhaf hâllere girerse girsin rahip korkmuyormuş. Çaresizlik içinde rahibin karşısına çıkmış. Rahip, iblise “Tanrı’ya olan düşmanlığın yüzünden ne hâllere düştün. Domuz gibi viyaklıyorsun, tavuk gibi gıdaklıyorsun.” demiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tanrı’yla savaşmayın. Kazanamayacağınız gibi hâlden hâle düşersiniz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devleti Yahudi bir müteahhitle yarıştıracak kadar paçoz zihniyetinizi ortaya koymuşsunuz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Demek devlet korkuyor, öyle mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyleyse arkanıza yaslanın, “Jingle Bells” şarkısı eşliğinde şarabınızdan bir yudum alın, aynada kendinize bakmaya hazırlanın.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yolculuğa çıkma sırası sizde. Hazır mısınız?</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Devamı geliyor.)</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">796</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türk Alpları Nasıl Yaşar(dı)?</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/03/12/turk-alplari-nasil-yasardi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Mar 2024 18:02:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[elfr]]></category>
		<category><![CDATA[erdem]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[vatan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=743</guid>

					<description><![CDATA[Başlıktan da anlaşılacağı üzere yazıda yalnız Türk alplarının geçmişte nasıl yaşadığının değil, bugün de nasıl [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Başlıktan da anlaşılacağı üzere yazıda yalnız Türk alplarının geçmişte nasıl yaşadığının değil, bugün de nasıl yaşadığı veya yaşaması gerektiği üzerine düşüncelerimi yazacağım. Türk milletine canı pahasına hizmet etmek isteyen herkesin aklında tutması gerektiğine inandığım noktalara değineceğim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her milletin fedakar kahramanları vardır. Bu kahramanlar genellikle birbirine benzer özelliklere sahiptir. Gerçekte yaşamış olan kahramanlar da tamamen kurgu ya da sembolik olan kahramanlar da ideal kahraman tipini yansıtır. Türk mitolojisindeki “alp” tipiyle İskandinav mitolojisindeki “elfr” tipi de böyledir. Birbirine hem fonetik hem de karakteristik anlamda benzer.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk alpı toplumu iyi tanır. Millet için her türlü fedakarlığa hazırdır. Kendi hayatını millete adayan alp, hem akıllı hem de ahlaklı olmalıdır. Göz önünde olmaktan hoşlanmaz; genellikle dağda yaşar, yani toplumdan uzaktadır. Vatanı olan tabiata son derece saygılıdır. Erdemsiz davranışlarda bulunanlardan, yalakalardan, art niyetli menfaatçilerden tiksinir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir alpın düşmanı her zaman çok güçlü olmalıdır. Böylece aklı ve iradesi daima keskin kalacaktır. Ona kimse “Bu vatanı sevdiniz, karşılığında da zengin bir hayatınız olacak.” sözü vermemiştir. Her şeyini vatanı ve milleti vermiştir. Dolayısıyla çektiği zorluklar karşısında yılmaz, düşmana teslim olmaz, kendini satmaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Akıllı ve ahlaklı her insan gibi alp da yaptığı hizmeti unutur. Biz bu ülke için şunu yaptık, bunu yaptık diye sağda solda ahkam kesmez. Yaptığı işlerin karşılığında devletten ayrıcalık beklemediği gibi millete efendilik taslamaz. Tabiri caizse Ali kıran baş kesenlik yapmaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde en büyük sorunlardan biri, kendi kendine kahramanlık payesi verenlerin ahlaksızlığıdır. Akıl ve ahlak bağlantılı olduğu için bu tiplerin düşmanlar tarafından tuzağa düşürülmesi kadar kolay bir iş yoktur. Kendi kuyularını kendilerinin kazması ise trajiktir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir devlet görevlisi yapacağı hizmeti yapmalı ve sonra da unutmalıdır. Aksi takdirde yaptığı hizmet onun en büyük düşmanı olur. İnsanlıktan çıkar, kendinde her türlü hakkı bulur. Sevdiğini iddia ettiği devletin kanunu çiğner. Sevdiğini iddia ettiği milletin hayatına kabus gibi çöker, milletin evlatlarına kıyar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Artık o iflah olmaz birisidir. Bir zamanlar hizmet etmek için yetiştirildiği devletin paraziti oluverir. Her iktidara taşeronluk yapar. Yabancı istihbarat servislerinin güdümündeki basın ve medya kuruluşları tarafından göklere çıkartılır. Yalancının mumu yatsıya kadar yanacağı için kısa zamanda foyası ortaya çıkar. Millet tarafından kınanır. Gençliğin hayal kırıklığı olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisi de nasıl bir canavara dönüştüğünü o sırada anlar. Dehşete düşer. Ne var ki iş işten geçmiştir. Devlet tarafından üstü çizilir. Hak ettiği muameleyi görür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Unutmayalım:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bir terör örgütü veya herhangi bir suç örgütünün devlete ve toplum yaşamına verdiği zarar, bir devlet görevlisinin vazifesine ihanet etmesi kadar yıkıcı olamaz!” (Ali Özoğlu)</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">743</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karanlık Öncesi Sis</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2024/01/03/karanlik-oncesi-sis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jan 2024 08:39:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[CIA]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[hilafetçiler]]></category>
		<category><![CDATA[hizbuttahrir]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[mossad]]></category>
		<category><![CDATA[muhafazakar]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[rasim ozan]]></category>
		<category><![CDATA[soruşturma]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=654</guid>

					<description><![CDATA[Aslında bugünkü yazının konusu başkaydı ama o konuyu ileri bir tarihe erteledim. Fatih Altaylı’nın hakkında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Aslında bugünkü yazının konusu başkaydı ama o konuyu ileri bir tarihe erteledim. Fatih Altaylı’nın hakkında resen soruşturma başlatıldığını öğrendim, ardından devletlü (!) Rasim Ozan’ın konuyla ilgili yorumunu okudum. Böylece konu yeniden “Oded Yinon Planı” ile ilgili yazılarımda ifade ettiğim noktaya geldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oded Yinon Planı yazılarında dikkat çektiğim noktalardan biri şuydu: İsrail’in Filistin’e karşı yürüttüğü operasyonlar ve bu operasyonların şiddet, Müslüman topluluklarının birleşmesini değil de yöneticilerinden halkına kadar bölünmesini sağlar. İsrail’in sahadaki operasyonlarından çok saha dışındaki operasyonları önemlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mesela değindiğim noktalardan biri de Filistin meselesinin İslam dünyasını radikal İslam’a sürüklemesiydi. Irak bunun örneklerinden biriydi. İran’daki İslam Devrimi sonrası halkın sokakta Filistin’i sloganlara taşıması da bir başka örnekti. Carter’ın İsrail-Filistin barışı ile ilgili çalışmalarıysa boşuna sekteye uğramamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de de kımıldanmalar oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kulüpler karşı çıkmasına rağmen FB-GS derbisi Riyad’a götürüldü, bu iki kulübe de ileri demokrasinin tadına baktırıp bunu kabul ettirdiler. Ardından “Atatürklü tişört” krizi ortaya çıktı. Millet oynanmak istenen Atatürksüz cumhuriyet oyununa karşı net tepki gösterdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fırsat bu fırsat hilafetçiler de Filistin bahanesiyle sokağa döküldüler. Emniyet güçlerinin “silahlanmaya meyilli” olarak rapor ettiği Hizbu’t-Tahrir, IŞİD’in de kullandığı bayraklarla -devletlü (!) Rasim buna İslam bayrağı diyor- kendi çapında devlete meydan okudu. Yani Filistin meselesi bir kez daha bir başka ülkede kaos ve ayrılık çıkması için kullanıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi Fatih Altaylı’nın, şeriatçı bir vatandaşı yumruklayan Türk genciyle ilgili “Eline sağlık” yorumu üzerine hakkında başlatan “kin ve nefrete teşvik” soruşturmayla ilgili devletlü (!) Rasim’in yorumuna bakalım:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rasim Ozan’a göre Altaylı, DEVLET’in adamıymış (Büyük harfli vurgu ona ait). DEVLET içinde Altaylı’yla ilgili hazırlıklar varmış. DEVLET’in bir kısmı onun yanındayken DEVLET’in muhafazakâr kanadınınsa şalteri atmış, Altaylı’nın üstünü çizmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rasim aynı zamanda “Rejimin muhafazakâr kanadı” gibi ifadeler de kullanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tıkır tıkır işletilen bir “bölme-ayırma” politikası yürürlüktedir. Buna göre CIA ve MOSSAD’ın hedefi tam da Oded Yinon’un kafa yapısını yansıtmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son yazılarımda devlet ve milletin birbirinden ayrılmak istendiğini anlatmıştım. Şimdi devletin aslında zayıf olduğunu, aslından uzaklaştığını, kendi içinde çatışma yaşadığını şuurlara yerleştirmeye çalışıyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hâlbuki devletin takke ya da şapka giymesi onu aslından uzaklaştırmaz. Devlet nasıl davranması gerekiyorsa öyle davranıyordur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rasim’in yaptığı açık ve net bir itiraftır: Tıpkı FETÖ gibi devletin birçok kurumuna sızan bir “paralel yapı” daha vardır ve bunlar devleti ele geçirmeye çalışmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devletin yok o kanadı, bu kanadı&#8230; Devletin aklı birdir ve kanatlar uyum içinde hareket etmek zorundadır. Kanatlar birbirinden uyumsuz hareket ediyorsa ortada uçmakta olan bir cisim yoktur, düşmek üzere olan bir cisim vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte Türk milletinin bilinçaltına bu düşüş yalanını yerleştirmeye, onu güvensizliğe ve birbirine karşı kine, nefrete tahrik etmeye çalışanların yapmaya çalıştığı şey budur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mesela “Anayasa Mahkemesi” ve “Yargıtay” tartışmaları da başka bir hâl aldı. Hukukçular bir konuşuyorsa siyasetçiler ve dış kapının mandalları on konuşuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hukukun ne kadar uygulandığını oturup tartışabilirsiniz ama özellikle “Ben hukuk devletiyim.” diyen bir devlet için adaletin ve adalet kurumlarının birliğinin önemini tartışamazsınız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay bir grubu serbest bıraksın, Anayasa Mahkemesi başka bir grubu sevindirsin. Sonra el ele 80’e geri dönelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer başta askerler olmak üzere her eski ve mevcut devlet görevlilerine en ufak bir eleştiride “darbeci” denmeseydi, siyasetçiler de neoliberallerin ekmeğine yağ sürüp Fullerlerin önünde ceket ilikleyerek devletin refleksini kısıtlamasaydı bugün psikolojik açıdan çok daha rahat bir ülkede olacaktık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama ülkeyi bekâ korkusuyla yönetmeye kalkanlar -anladılar veya anlamadılar- korku ikliminin hüküm sürdüğü yerde mutlaka var olacak Siyonistlerin bunu ne şekilde kullanacağını hesap edemediler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kibirleri yüzünden yaptıkları hiçbir yanlıştan da dönmediler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir önceki yazımda da yazdığım gibi Türkiye’nin ölüm fetvası demek olan politikaları uygulamaya koyamayan ABD, Türkiye’ye savaş açalı çok olmuştur. O ülkenin benim ülkeme kaybettirdikleri ise konuşulmamış, TSK derdest edilerek kayıpların hesabı ve sorumlusu olarak gösterilemk istenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neoconlar ve Siyonistler muhalefete düşmezler. İktidarı kaybettikleri anda kaos için harekete geçerler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlar için asıl hedef aslında rejim de değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlar için asıl hedef, politikaları ve esas hedefleri için yaşayan ülkeler yaratmaktır. Bunu yapıyorlar da&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Mustafa Kemal’in ülküsü ve milletin asırlara dayanan tarihi Türkiye’deki birçok oyunu -bazen Allah’a emanet gitse de- bozuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Allah da işlere bir yere kadar karışır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Teğmenler Cuntası” iftirası, “Atatürksüz cumhuriyet kalkışması”, hilafetçilerin sokağa dökülmesi, tescilli FETÖ’cülerin devletin adamı gibi davranmaya kalkması, terör ve verdiğimiz şehitler, yeraltı dünyasının millete yansıyan yansımayan kaotik potansiyel taşıyan faaliyetleri, kafaların içindeki buram buram bölünme, sosyal medyanın yarattığı büyük kopukluk ve asosyallik, ilkokullara kadar inen çete faaliyetleri, yine küçük çocuklara kadar indirilen mafya özentiliği, TV’lere yansıyan ve akıl sınırlarını zorlayan ahlâksızların cinsel ilişkileri ya da cinayetleri, en önemlisi de iç cephedeki ihanetler, daha birçok şey&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne güzel kaynaklardan beslenmişiz, besleniyoruz. Değil mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu günlerde ne kendinizi kutsayın ne de başkalarını&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimsenin kahraman olmadığı, kahramanları da kimsenin dinlemediği bir zamandayız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2013 öncesinin hasretiyle yananlar, ikinci bir hayal kırıklığına hazırlar mı?</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">654</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yok Olmaya Hazır mısın?</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2023/10/02/yok-olmaya-hazir-misin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Oct 2023 10:06:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[sadakat]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[vatan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=545</guid>

					<description><![CDATA[Vatanı için savaşmak isteyen bir kimseye sorulması gereken ilk soru şu olmalıdır: Yok olmaya hazır [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Vatanı için savaşmak isteyen bir kimseye sorulması gereken ilk soru şu olmalıdır: Yok olmaya hazır mısın?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her savaş yıkım getirir. Düşman sana ait olanları yıkmadan sen onları gözden çıkarmaya hazır mısın?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yolda herkes şahsi çıkarları ya da ihtirasları için seni satabilir. Yalnız savaşmaya hazır mısın?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Milleti için mücadele eden insanların birçoğu yokluk içinde ölmüştür. Tesadüf mü?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu insanların birçoğu sarayların, köşklerin kalabalığında yalnız kalmıştır. Tesadüf mü?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük işler, erdemle yücelen ruhların işidir. Bunun içindir ki eski bir Türk geleneği şöyledir: Tanrı, kut verdiğini tepesinden tutup göğe kaldırır. Onlar hem bu dünyada hem de ölümün dünyasında yücedirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Seneca, “Zenginlik bilgeye göre köle, budalaya göre efendidir.” der.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunmak için mücadeleye girdiğini söyleyenler, tüyü bitmemiş yetimin geleceği üstüne villalar diktiler. Onlar, dünyanın hakikatini anladıklarını sanmışlardı. Kendilerini hak ettikleri şeyleri aldıkları yalanıyla avuttular.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüyü bitmemiş yetim, hep yetim kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Nasılsa herkes yiyor, biraz da biz yiyelim” diye ahlâktan vazgeçenler, sayıları kalabalık diye kötülerden oldular.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa sarayda imparatorun en yakınına kadar yükselen Seneca yine şöyle söylemişti: “Ne sayıları kalabalık diye kötülerden ol ne de sana benzemiyor diye birçoğuna düşman ol.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa sayıları kalabalık diye kötülerden olanlar, kendi insanlarını hakir gördüler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kucaktan kucağa koşan bir piç değil, karşılık beklemeden cepheden cepheye koşan bir hiç olmaya hazır mısın?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tarihten Küçük Bir Not</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Emir Timur’un veziri Emir Atlamış, Mısır’da üç yıl dilencilik yapmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayli de kazançlı çıkmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geri döndüğünde bir dünya istihbarat raporunu Emir Timur’a sunmuştur çünkü&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dilenciliğin tek makbulü budur.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">545</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hizipçi İstihbaratçılık</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2023/06/15/hizipci-istihbaratcilik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jun 2023 17:51:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[casus]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[espiyonaj]]></category>
		<category><![CDATA[istihbarat]]></category>
		<category><![CDATA[kontrespiyonaj]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[partizanlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=475</guid>

					<description><![CDATA[Casusluğun tarihi çok eski tarihlere uzansa da modern anlamda istihbaratçılığın ve casusluk metotlarının gelişimi o [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Casusluğun tarihi çok eski tarihlere uzansa da modern anlamda istihbaratçılığın ve casusluk metotlarının gelişimi o kadar eski değildir. Bu da gayet normaldir. Tabii bunu birtakım hayalperestlere anlatmak zordur. Batı’da 16. yy.’a ve bizde ondan da sonraki tarihlere kadar gidebilen istihbaratın kurumsallaşması sürecini gözardı eden hayalperestler, “Börü Budun”, “İhtiyarlar Heyeti”, “Aksaçlılar” gibi sözde geçmişi çok eski tarihlere uzanan ve günümüze kadar devam eden istihbarat kuruluşlarından söz edebiliyorlar. Daha da kötüsü akademik nitelikli çalışmalarda bu hayal ürünü örgütlere yer verilebiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de istihbarat kavramına bakış son derece ezberci ve gerçek dışı algılara dayanmaktadır. İstihbaratın ve istihbaratçılığın ne olduğu konusunda insanları yanlış yönlendiren birçok dizi, film çekilmiş; çok sayıda roman ve köşe yazısı yazılmış; programlar yapılmıştır. Hâliyle meselenin özünden epeyce uzaklaşılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimileri için casuslar birer şeytan kimileri içinse tanrı / yarı tanrıdır. Toplumun umutsuzluğa düştüğü yerde “Nasılsa güçlü bir derin devletimiz var, onlar iyisini bilirler” şeklinde telkinlerde bulunan insanlar çıkabiliyor. Oysa toplumun umutsuzluğa düşmesi ne kadar yanlışsa insanların ülkeye karşı sorumluluklarını çeşitli yerlere aktarmak da o kadar yanlıştır. Umut, mücadele gücünün devam etmesi için vardır, bitirilmesi için değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstihbarat kısaca haber ve duyum toplama eylemine işaret eder. “Dil alma”, “münhiyan” (haber getiren) kimi kelimeler de istihbarat tarihimizde kullanılan kelimelerdendir. İstihbaratçının yaptığı işi modern anlamda karşılayan en iyi kelime “intelligence” olsa gerektir. Zira bu kelime hem istihbarat anlamına hem de akıl, zekâ anlamlarına sahiptir. Günümüz istihbaratında “casus hamileri” dönemi çoktan geçmiş olmalıydı. Neden “geçmiştir” demediğim sorusunun cevabı bu yazının konusudur. Ondan önce yukarıda yazdığım hatırlatmaları yapmak istedim. Kavramın içeriğine değinmemin sebebi ise istihbaratçının yaptığı işin haber almaktan ibaret olmadığına değinmek; analiz, değerlendirme vb. süreçleri olduğunu hatırlatmaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi yazının asıl konusuna geleyim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birçok genç için ajanlık, çekici bir hayaldir. Yakışıklı veya güzel, iyi giyinen, kafası bozuldu mu eline silah alıp istediğini öldüren, karşı cinsin odağında, parası olan, gizemli karakterlerin başkarakter olduğu filmler bugünün; geçmişteki sözlü ve yazılı kahramanlık hikâyeleri dünün hayal dünyasında çekici imajlar yaratıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa toplumun yarısından fazlasına gidip “Ajan olmak istiyorsan birkaç dil öğren, kendini her alanda geliştir, bolca oku, çokça düşün, değerlendir” vs. derseniz artık toplumun yarısından daha azına hitap etmeye başlayacaksınız. Bu da yalnız bizde değil, birçok toplumda görebileceğiniz bir sonuçtur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstihbaratçıların eskisinden çok daha nitelikli olmaları gereği, istihbarat kurumlarının ulusal güvenlik politikasındaki yerini göstermektedir. Öyleyse istihbarat kurumları ülke güvenliğinde önemli bir yere sahiptir. Bu kurumların yozlaşmaması, partizanlığa kapılmaması, hiziplerin hakimiyetine girmesi söz konusu olamaz. Böyle bir durumda devletin değil şahısların ya da grupların menfaatleri öne çıkar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Herkesin bir yana gittiği, kendi başına ve kendi düşüncesine göre hareket ettiği kurumlara sahip bir devletin durumunu şu şekilde düşünebilirsiniz: Gökyüzünde süzülmekte olan bir kuşun kanatları bir anda uyumsuzluk içine düşer. Kuş kâh alçalır kâh yükselir; bir o rotaya, bir bu rotaya sapar. Gökyüzüne uçarken varmak istediği hedefi yolun sonunda ıskalar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Osmanlı devletinin istihbarat alanında kurumsallaşmadan önceki yapısı, casus hamileri ve onların adına çalışan casuslardan ibaretti. Osmanlı ülkesinin sınırlarının çok geniş olması kurumsallaşmanın önünde bir engel gibi görülebilir. Yine de zaman içinde teknolojinin gelişmesi mesafelerin kısalmasını beraberinde getirmiştir. Britanya gibi devletler çok uzak diyarlara gidip buralardan istihbarat elde ederken diğer yandan kurumsallaşma sürecini sürdürmüştür. Osmanlı ise adem-i merkeziyet<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a> anlayışı nedeniyle çeşitli sıkıntılar yaşamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir paşanın, casusların getirdiği bilgileri şahsi menfaatine göre gizlemesi, çarpıtması, yükselişi için kullanması, geçmişin partizanlığıydı. Gücünün doruğunda bir devlet, işte bu partizanlığın yarattığı parazitlerle içten içe kemirildi. Şüphe yok ki devletin çürütülmesinde tek neden casusluk faaliyetlerinin durumu değildi. Ancak olaya casusluk ve karşı casusluk faaliyetleri açısından bakıldığında ciddi dersler çıkarılabiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde ise partizanlık vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazımın başında bahsettiğim partizanlar şaşıracak ama istihbaratçılar da insandır ve toplumun içinden çıkmakta, Sirius’tan gelmemekte, hatalar yapabilmektedir. Partizanlık başta olmak üzere her türlü unsur üzerinden bölünmüş bir toplumdan çıkan istihbaratçılar arasında da partizanlar olacaktır. Günümüzde fütursuzca kullanılan “Filanca siyasetçinin adamı olan filanca istihbaratçı güvenilirdir” gibi cümlelerin ne anlama geldiğini anlayamıyoruz çünkü durumun farkında bile değiliz. Bu tarz haberleri hep birlikte görüyoruz, okuyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyasetçinin adamı olmaz, devletin adamı olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Partilerin veya parti liderlerinin istediği yönde hareket eden asker, istihbaratçı, bürokrat vs. ülkeye faydaya sağlayamaz. “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır” ilkesinden hareketle her türlü partizanlıktan uzak durup asli görevi yerine getirmek gerekir. Şahıslar ve partiler geçicidir. Aslolan vatandır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlerleyen günlerde bu konuya tarihten örnekler vererek değinmeye devam edeceğim.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> Bknz. Emrah Safa Gürkan, “On Altıncı Yüzyılda Osmanlı İstihbaratının Kurumsal Yapısı”, “<strong>Türk Askerî Kültürü</strong>”, 4. Baskı, Kronik, Mart 2021, İstanbul. Sf. 424-471.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">475</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Akılsız Şehzade Hikâyesi</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2023/06/09/akilsiz-sehzade-hikayesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jun 2023 10:17:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[şehzade]]></category>
		<category><![CDATA[tengri]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=468</guid>

					<description><![CDATA[Masal ülkelerinden birinde bir padişah hüküm sürermiş. Padişah son günlerini yaşarken pek kederliymiş çünkü veliahtı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Masal ülkelerinden birinde bir padişah hüküm sürermiş. Padişah son günlerini yaşarken pek kederliymiş çünkü veliahtı olabilecek tek bir şehzade varmış. O şehzade pek akılsız biriymiş. Ne babası gibi kurnaz ne anası gibi sakin ne de ülkeden dönmemek üzere sürgün giden kardeşi kadar babasına benziyormuş. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günlerden bir gün kederli padişah ülkenin en akıllı adamlarından birini veziri yapmış. Asıl niyeti adamı akılsız oğluna atabey yapmakmış ama birçok insan gibi bu adam da başta teklifi kabul etmemiş. Nihayet vezirlik karşılığında “Tamam” demiş, “Ama ne kadar sabrederim ne kadar başarılı olurum bilemem.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vezir, tecrübe sahibi olması ve devlet işlerini öğrenmesi için şehzadeyi yanında gezdirirmiş. Bir gün devlet divanı toplanmış. Tek vuruşta düşmanı ikiye yaran Kasapzade Mahmut Paşa da divanda imiş kurnazlığıyla ün yapan Keleşoğlu Selim de&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplantı başlamış. Devlet meseleleri, padişahtan sonraki işler hararetli bir şekilde tartışılıyormuş. Her şikâyetlenen endişe ve kızgınlıkla dönüp şehzadeye baksa da şehzade ya ensesini kaşıyormuş ya da ağzı açık gülerek hazineyi düşünüyormuş. Tam devlet adamları isyana gelecekken şehzade birden haykırmış,</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Ya Hak, dedim, oku bir attım, kebap oldu!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Herkes şaşkınlıkla şehzadeye ve vezire bakıyormuş. Neyse ki vezir kısa bir süre düşündükten sonra,</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Şehzademiz öyle maharetlidir ki tavşana ok atmak yerine kayaya ok attı. Kayadan kıvılcım çıktı, kıvılcım bütün ormanı yaktı. Böylece avına ok bile atmadan onu kebap yapmış oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pire için yorgan yakan şehzadenin ülkeyi neler için yakabileceği sonucunu düşünemeyen devlet adamları daha bir şaşırsa da en azından anlamış olmanın verdiği rahatlıkla meseleleri görüşmeye devam ettiler. Yine ortam hararetlenmişti ki vezirin korktuğu başına geldi. Şehzade bir anda kendini ortaya atarak,</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Ya Hak dedim, bir ok attım, çorba oldu!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sefer herkes biçare dönüp vezire bakmış. Vezir ilk başta kem küm etmiş, sonra çaresiz,</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Bana bakmayın paşalar, bu zırvanın sonu gelmez, durumu ben de size açıklayamam.</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mehmet Barlas uzun zaman önce bu hikâyeyi özetleyerek yazmış. Ben Dede Korkut gibi uzatarak yazdım. Vardığımız sonuç da -şükür ki- başka başkadır. O, “Kıssadan hisse: Şehzadeler akıllı olmalıdır. Arada bir zırvalama hakları bile pek yoktur” sonucuna varmış.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa bu hikâyeden bin türlü sonuç çıkar ama cumhuriyette yaşayan ve kendine aydın diyen bir kimse, bir şehzade aramaz ve şehzadenin nitelikleri üstüne düşünmez. Milletin olan milletindir, deyip buna göre düşünür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Veliaht cumhurbaşkanı olabilir mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Olamaz&#8230; Ama tarihte “olmaz diye bir şey de olmaz” diyebiliriz. Nitekim Esad ve Aliyev aileleri bize pek uzakta değil. Gelişen teknolojiye göre Kim Yong-un ve babası Kim Yong-il de uzakta sayılmaz hatta böyle giderse Kore’yle pek çok ülke bir telefondan ziyade bir füze kadar birbirine uzak olacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdiden böyle diyebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir yerde cumhuriyet varsa orada saray olmamalıdır. Bir yerde cumhuriyet varsa orada kamunun malı bir şahsa veya bir aileye ait görülmemelidir. Cumhuriyetle yönetilen bir ülkede hiçbir devlet adamı, “Ey vatandaş, asgarîyi beğenmiyorsun boğazına dursun” diyemez. Kimsenin böyle bir hakkı yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki bin sene önce besleyip doyuran kağanlarımız vardı ama bugün halk kendini yönetmesi gerektiğine göre olaya böyle de bakamayız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cumhuriyeti korumaktan acizsek ama yıkamıyorsak ve bahçeyi arkadan dolanıp çaktırmadan hanedan kuruyorsak o başka&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyle bir çağdayız ki demokrasi dediğimiz sistemi adamakıllı uygulatmıyorlar. Ülkelere etki etme gücüne sahip olan iç ve dış unsurlar zaten çoğunluğu cahil veya olaylardan habersiz olan halkın geleceğini halkın azim ve kararına bırakmıyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden ülkelerin çoğu cahil bırakılıyor. Yoksa demokrasiyle idare edilen bir ülkede eğitim, adalet ve liyakat ülkenin temelidir. Gerçi her rejimde böyledir ama en kritik oldukları yer demokrasidir. Bunlardan biri bile olmazsa orada her şey ağır aksak gider. Ülkenin idaresi ailelerin veya grupların kontrolüne girer. Bu da devletin varlığını içeriden tehdit eden en önemli tehlikedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Akılsız şehzade hikâyesi şimdilik bize sadece bir tek kıssadan hisse verir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sen cumhuriyetsin. Hem onu korumalı hem de akılla idare edilmelisin. Malın mülkün padişahtan şehzadeye geçmesi mümkündür ve çok kolaydır ama aklın babadan oğula geçeceğinin garantisi yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O yüzden birilerinin ütopya gibi göstermeye çalıştığı liyakatli insanların cumhuriyetine sımsıkı sarılmalı ve çalışmaya devam etmeliyiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yoksa “Ya Hak!” diye orman yakanlar bitmez.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">468</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Devlet Aklı&#8230; mı?</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2023/05/20/devlet-akli-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 May 2023 18:34:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[derin devlet]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyarlar heyeti]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[tengri]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[türkoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=429</guid>

					<description><![CDATA[“Bilginin kıymetini bilgili bilir Akıla hürmet bilgiden gelir.” Kutadgu Bilig Seçimin ilk turu geride kaldıktan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><em>“Bilginin kıymetini bilgili bilir</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Akıla hürmet bilgiden gelir.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kutadgu Bilig</p>



<p class="wp-block-paragraph">Seçimin ilk turu geride kaldıktan sonra, Müslümanların Mehdi, Hristiyanların Mesih, Musevilerin Moşiah beklediği gibi memleket meselelerini kafaya takan insanlar da “aksaçlı” beklemeye başladı. Sosyal medyada, medyada, basında bir “devlet aklı” modası aldı yürüdü. Bazı sosyal medya hesapları ciddi bir şekilde “Devlet aklı şunu istiyor” kabilinden paylaşım yapıyor, yazdığı on iddiadan on birinde yanılıyor. Bazı hesaplar “Derin devlet nerede?” gibi tuhaf sorular soruyor. Bazı hesaplar da olan biten her şeyi derin devlete veya onunla bağlantılı olduğunu düşündüğü siyasetçilere bağlıyor. Özellikle bu son grup kendi kahramanını, kendi tapınmasını kendi yaratıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beklenti giderek büyüyor, büyüdükçe hayal kırıklıklarının sayısı ve boyutu da artıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kurtlar Vadisi dizisinde Tapınak Şövalyelerinin anlatıldığı bölümlerden sonra önce her şey bu tarz ezoterik tarikatlara bağlandı. 90’lı yılların sonunda yazılan ama çok kimsenin haberi olmayan birtakım örgütleri de bu noktada konuşmaya başladık. Tapınak Şövalyeleri vardı, Masonlar vardı, Opus Dei vardı, İlluminati vardı. Neden bunların karşısında Türklere ait gizli bir örgüt olmasındı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hemen kendi hayallerimize, kendi düşüncelerimize, kendi ideallerimize uygun örgütler yaratmaya başladık. Bu örgütlerin bazısı Türk-İslam sentezcisi, bazısı düpedüz İslamcı, bazıları Türkçü oldu. Ezoterizmin karşısına eski veya yeni Türk inançlarını, geleneklerini koyduk. Tarihteki olayları değerlendirirken karanlıkta kalan boşlukları keyfimize veya düşüncemize göre bu tarz gizli örgütlere bağladık. Böylece ülkenin gücüne, geleceğine dair umudumuz artarken sanallığımız, sahte dünyamız daha da güçlendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aliya İzzetbegoviç, “Mehdi bizim tembelliğimizin adıdır” demiş. Zannederim “İhtiyarlar” vb. örgütler de bizim tembelliğimizin adıdır. Türk genci ya aşırıya kaçıp Teşkilat-ı Mahsusacılık oynamaya kalkıyor ya da “Nasılsa güçlü bir derin devlet var” mazeretiyle düşünce tembelliğine kaçıyor. Türk milleti için iki durum da tehlikelidir. Devlet fanatikliğinde başka ülkeler yalnız söylemde düşmandır. Gerçekte düşman tam da günümüzde olduğu gibi toplumun karşıt görüşlü diğer kitleleridir. Odasının duvarında asılı sahte bir kılıç, uydurma sembollerle dolu tablolar, videolara kaydedilen bir dolu tehdit cümleleri ve ihanet ithamlarıyla topluma tedirginlik salan bir tipten daha zarar verici bir ajan yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bunlar toplumun psikolojisinin bozuk olmasından, umutsuzluktan, duygu ve hayallerinin kullanılmasından, aklının önüne set çekmesinden ve bozuk bir eğitim sisteminin getirdiği yarım cehalet hâlinden kaynaklıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devleti tanımak ve tanımlamak gerekir. Ardından çok ilgi duyuyorsak derin devleti tanımlamalıyız. Eğer ne oyun kurduğunu anlamak istiyorsak devlet aklını tanımaya çalışmalıyız. Ancak bunlardan sonra ortaya sağlıklı, gerçekçi düşünceler çıkabilir. Bu düşüncelerin doğruluğu mühim değildir; önemli olan, mantıklı ve verimli düşünebilmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devlet de derin devlet de televizyon dizilerinde, sinema filmlerinde, politik kurgu romanlarında, “DerinAdam31” hesaplarında, milleti belli bir siyasî yöne çekmek için edebiyat parçalayan ama devlet / derin devlet maskeli ideoloji aşılamaya çalışanların söylemlerindeki gibi kavramlar değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir insan, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” dedikten sonra suçluları savunabilir mi? Karşıt görüşlü herkesi hain ilan edip masum insanları öldürenleri kahraman ilan edebilir mi? Uyuşturucu ticareti, bozgunculuk, yağmacılık, rüşvetçilik, yolsuzluk, torpilcilik organizasyonlarının devlet için yapıldığını iddia edebilir mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşar Nuri Öztürk’ün inançla ilgili şu tespitinden hareketle bir analoji yapalım. Rahmetli Öztürk, “Deizm” isimli kitabında şöyle diyordu:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Bir insanın Allah’a imanının varlığında şaşmaz ve tek gösterge şudur: Para ile Allah yan yana geldiğinde bunların hangisi seçiliyor. Hangisi seçiliyorsa seçimi yapanın gerçek tanrısı odur.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ardından, Fromm’un mutlaka okunmasını tavsiye edeceğim “Psikanaliz ve Din” kitabından şu tespiti aktarıyor: <em>“Paraya, başarıya ve piyasanın iktidarına tapma, modern putperestliğin ortak ve etkili bir biçimidir.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte birçoklarının devlet sevgisine, derin devlet fantezisine en yakışan tespitler de bunlardır. Para, makam, güç gibi unsurları bir kişinin devlete aidiyetini çok net bir biçimde belirler. Kimileri devleti değil devletten elde edeceği gücü, makamı sever. Kimilerinin hayalinde, güya canından çok sevdiği devleti için adam öldürmek ve bunun karşılığında kanunların işletilmediği, herkesin korktuğu ve saygı duyduğu, karşı cinsin peşinde divane olduğu bir yaşam elde etmek yatar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kolay yoldan zirveye çıkmanın yollarından biri, devlet sayesinde güç elde edip kanunların üstüne çıkmaktır. İskender Öksüz Hoca, “Ahlâkın sınırları kanunun sınırlarından dardır.” diye yazmıştı. Yani kanunu çiğniyorsan ahlâkın sınırlarını aşmışsındır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sırtını kendi iradesinden başka bir güce dayayan; aklını, şerefini, namusunu verip karşılığında rahat bir yaşama kavuşma gayesi güden kimse hangi makama gelirse gelsin acizdir. Hayatın sınamasından korkmayan, zorluklarla mücadele eden, savunduğu değerlerin dışına çıkmayan ve zıttı bir yaşam sürmeyen kimseler ne kadar çoksa devlet o kadar güçlüdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devletini seven bir kimse seçim yapmak zorundadır. Ya devlet kendisini sevenlerden güç alacaktır ya da devletini sevdiğini iddia edenler sülükleşerek devletin gücünü emecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Suç imparatorluğu kurup lüks villalardan gariban savunan kimseler, taksiyle giderken otobüste gördükleri vatandaşlar için de ağlıyorlar mıdır?</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devlet aklını anlamak, ideolojilerin yarattığı duygulardan geçmez. Herkesin kendi ideolojik dünyasında devlet kendisinden yanadır çünkü doğru olan her şey, var olan her kurum ondan yanadır. Duygusal yorumlarla akla dayanan değerlendirmeler çok farklı şeylerdir. Devlet aklını arayan bir kimse derinlere indiği zaman nefret ettiği ve hain dediği bir kimsenin kahraman olduğu gerçeğiyle karşılaşabilir. Yine aynı kimse, çok sevdiği ve saygı duyduğu bir kişinin hain olduğunu öğrenebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devlet her yerde olmak zorundadır. Devlet her vatandaşına sahip çıkmak zorundadır. Devlet, kendine düşman edilen vatandaşını da hesaplar, onu kazanır. Devlet için kimileri nötrdür; günlük siyaset içinde her an rolü değişebilir. Devlet belki de herkesin kulağına bir şeyler fısıldar. Belki ekranda gördüğümüz herkes devletin görevini yerine getirdiğini, bir diğerinin bundan haberdar olmadığını zannediyordur. Oyun kurmak isteyen bir aklın yapması gerekenler de bunlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devletleşen iktidarlar, devletleşen partiler bir devletin vücuduna yapışan kenelerdir. Devlet dışı her türlü menfaat grubunun devletin bekâsı için en büyük tehlike olduğunu bilim insanları söylüyor. Torpilin, hemşericiliğin, akrabacılığın kol gezdiği şu ülkede partizanlığın ne denli tehlikeli boyutlara ulaştığını varın, siz hesap edin.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devlet görevlisinin siyasî bir tercihi olabilir ama devlet görevlisi bir kimse partizan olamaz. Devlet görevini kötüye kullanamaz. Tarikat, cemaat, dergâh pirlerinin elini öpüp devlet emrinin gereğini değil de devlet dışı güçlerin emrini yerine getiremez. Ahiretini isteyen camiye gitsin, devleti rahat bıraksın. Tabii toplumu ve devleti rahat bırakmak, başkalarının yaşam tarzına müdahale etme hakkını “ilahi düzen” adına kendinde bulan hadsizlerin en önemli özelliğidir. Böyle de devlet olunmaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">TV dizilerinin etkisiyle sahte bir tarih, sahte bir toplum, sahte bir devlet anlayışı inşa ediliyor. Türklük tanımı yaparken Türklüğü yozlaştıran sinsi sentezcilerle onların vereceği zarardan elde edeceği büyük kârı düşünüp elini avuşturan siyasal İslamcılara dikkat edin. Devlete en büyük zararı bunlar vermişlerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">Partizan olmayın. Görevinizi en iyi şekilde yapın. Devlet meselelerini akılla değerlendirin. Duygusal yorumlardan kaçının. Zira stratejinin temeli akıldır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Size bir devlet sırrı (!)&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Taptığınız hiçbir siyasetçi oyun filan kurmuyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">429</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Osman Bey Kimin Komutanıydı?</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2022/04/24/osman-bey-kimin-komutaniydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Apr 2022 15:35:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[dukak]]></category>
		<category><![CDATA[kutadgu bilig]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[osman bey]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[selçuk bey]]></category>
		<category><![CDATA[tengri]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[türkoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=212</guid>

					<description><![CDATA[Püsküllü delinin geriye bıraktığı içi boş meselelerden birisi, Vahdettin’in Atatürk’e verdiği söylenen altınlardır. Bu konuya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Püsküllü delinin geriye bıraktığı içi boş meselelerden birisi, Vahdettin’in Atatürk’e verdiği söylenen altınlardır. Bu konuya Hüseyin Nihal Atsız da değinmekte ve Vahdettin’in eskiden beri beslediği yarış atlarını satıp elde ettiği 40.000 altını Atatürk’e verdiğini söylemektedir. Kimi araştırmacılarsa Vahdettin’in atı olduğuna dair bir belge bulunmadığını söyleyerek buna karşı çıkmaktadırlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki 40.000 altın verildi, belki verilmedi ama bunun millî mücadele örgütlenmesini yapmak için verilip verilmediği tartışılır. Eğer Nutuk’tan hatırlayacak olursak Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a gitmek için istediği görev ve izin belgesine yetkili makamlar tarafından belli belirsiz bir imza atıldığını göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Yine Cevat Çobanlı’nın Atatürk’e “Bir şey mi yapacaksın, Kemal?” diye sorduğu gece bu ikili Damat Ferit’in evinden ayrılıyorlardı. Damat Ferit’in evine gitmelerinin sebebi ise yine Samsun’a gitmek için onu ikna etmekti. Atatürk bu konuda gerçek niyetini açık etmeden Samsun’a gidiş izni isterken Çobanlı onun ne yapmak istediğini anlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“40.000 altın aldı, gidip başka bir devlet kurdu” ve “Atatürk, Osmanlu subayı idi” söyleminden hareketle Atatürk’e saldıranların ne kadar haksız ve ne kadar şuursuz olduklarını kendi tarihimizden çok kısa iki örnekle anlatacağım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Selçuk Bey’in babası Dukak, “temür yalı” (demir yaylı) olarak geçmiştir. Dukak’ın tam konumu bilinmese de önemli bir noktada olduğu biliniyor. Öyle ki hizmetinde olduğu Oğuz Yabgusu onu dinlemeden sefere çıkmazdı. Bir gün Oğuz Yabgusu, Türk boylarından birinin üstüne yürümek istedi. Dukak buna karşı çıkınca aralarında şiddetli bir tartışma oldu. Yabgu, Dukak’ın yüzünü kılıçla yaraladı. Dukak da onun kafasına gürzüyle vurup atından düşürdü. Bir süre sonra Oğuz’un önde gelenleri tarafından barıştırıldılar ve bunun şerefine şölen düzenlendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Selçuk Bey, babasını kaybettiği zaman 20 yaşında bile değildi. Buna rağmen Oğuz Yabguluğunun dikkatini çekmiş ve yükselmişti. O da bir Oğuz Yabguluğu komutanı idi. Bir gün yabgu ile ters düştü ve maiyetindeki Kınıklarla beraber ülkeden ayrıldı. Daha sonra Müslümanlığı seçti, Müslüman olmayan Türklere karşı yapılan seferlere katıldı. Tuğrul Bey ve Çağrı Bey tarafından kurulduğu söylense de Selçuklu’nun en azından kuruluş temellerini Selçuk Bey atmıştır. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Osman Bey, Selçuklu sultanının emrindeydi. Selçuklu sultanından aldığı icazetle fetih yapıyordu. Ne var ki Selçuklu devletinin durumu ortadaydı. Osman Bey, çevresindeki güçlere karşı giriştiği gazada başarılar elde etmişti. İyice güçlenen Osman Bey’le ilgili Aşıkpaşazade’nin yazdıkları şöyledir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Dursun Fakıh, ‘Hanım, sultandan izin isteyelim’ dedi. Osman Gazi dedi ki, ‘Bu şehri ben kendi kılıcımla aldım. Bunda sultanın ne dahli var ki ondan izin alayım? Ona sultanlık veren Allah bana da gaza ile hanlık verdi. Eğer minneti şu sancak ise ben kendim dahi sancak kaldırıp kâfirlerle uğraştım. Eğer o, ‘Ben Selçuk Hanedanındanım’ derse ben de Gök Alp oğluyum derim. Eğer bu ülkeye ben onlardan önce geldim, derse Süleymanşah Dedem ondan önce geldi.’”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Osman Bey de Selçuklu komutanı idi. Selçuklu’dan sancak almış ve gaza ediyordu. Günü geldi, sultandan yardım alamayan ve Selçuklu’nun durumunu gören Osman Bey bağımsızlığını ilan edip kendi devletini kurdu. Üstelik Osman Bey, Selçuk Hanedanına karşı onlardan daha soylu olduğunu ifade etmiş oluyordu. Bu da cumhuriyet ile birlikte en eski devirlerimizin resmî tarih kitaplarımıza girmesi, varlığımızın hanedanların lütfu olmadığının anlatılmasıyla uyumlu bir gerçektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görüleceği üzere hiçbir devletimizin kurucusu Mars’tan gelmemiştir. Selçuk Bey, Selçukluları kurduysa mutlaka önceden başka bir devlette yaşıyordu. Osman Bey için de aynı şey geçerlidir. Bumun Kağan, Kutluk Bilge Kül Kağan, Bilge Kül Kadir Han, Alp Tegin ve Sebük Tegin&#8230; Bunlar için de aynı şey geçerlidir. Hiçbiri ayrı bir devletten gelmemiştir ve aralarında bir önceki devlete hizmet ederken sonra onunla savaşanlar dahi vardır. Şimdi tarihimize mâl olmuş bu isimlere saldırmak bir yana, onlarla övünenler, söz konusu Türkiye Cumhuriyeti olunca bilgisizce, şuursuzca Atatürk’e saldırıyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devlet bilinci, devletçilik öyle sizin kafanıza börk giyip, elinizde kılıçla deli deli hareketler yapıp sosyal medyaya atarak diğer delilerden takdir kazanmaya çalışmakla olmuyor. Tarihi anlamaya çalışmak gerekir ki bu da delilerin yoksun bırakıldıkları bir meziyettir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="800" height="525" data-id="213" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2022/04/16-rbmVGkjw45JAb2uZ6ELAfl9EpRbHnceuykkwacQr.jpeg" alt="" class="wp-image-213" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2022/04/16-rbmVGkjw45JAb2uZ6ELAfl9EpRbHnceuykkwacQr.jpeg 800w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2022/04/16-rbmVGkjw45JAb2uZ6ELAfl9EpRbHnceuykkwacQr-300x197.jpeg 300w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2022/04/16-rbmVGkjw45JAb2uZ6ELAfl9EpRbHnceuykkwacQr-768x504.jpeg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>
</figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">212</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
