<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>demiryolculuk &#8211; Demir Yolcu</title>
	<atom:link href="https://demiryolculuk.com/tag/demiryolculuk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<description> Dünyayı elinde tutan, onu anlayış ile tuttu; halka hükmeden, bu işi bilgi ile yaptı. (Kutadgu Bilig)</description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Apr 2026 19:24:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/03/cropped-LOGOSp-1-32x32.png</url>
	<title>demiryolculuk &#8211; Demir Yolcu</title>
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">203450429</site>	<item>
		<title>&#8220;Uçurum, Uçurumu Çağırır&#8221;</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/04/15/ucurum-ucurumu-cagirir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 19:24:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[okul saldırısı]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1465</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;“Uçurum, Uçurum Çağırır”&#8220; Önce Şanlıurfa, ardından Kahramanmaraş&#8230; Ünvanını Kuvayımilliye ruhundan alan iki şehrimizde ardı ardına [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center">&#8220;<strong>“Uçurum, Uçurum Çağırır”</strong>&#8220;</p>



<p>Önce Şanlıurfa, ardından Kahramanmaraş&#8230; Ünvanını Kuvayımilliye ruhundan alan iki şehrimizde ardı ardına okul baskını oldu. Bu iki terör eyleminde öğrenciler, öğretmenler, güvenlik görevlileri ve polisler yaralandılar ya da hayatlarını kaybettiler.</p>



<p>Ülkedeki gençlerin hatta çocukların bu tip terör eylemlerine varacak kadar şiddete yönelmiş olması, çoğu kimse için mafya dizilerinin bir sonucu oldu.</p>



<p>Mafya dizilerinin bir etkisi olduğu inkâr edilemez ama bu iki terör eylemi de mafya dizilerine özenmenin sonucu olamayacak kadar farklı eylemlerdir. İki olayda da saldırganlar intihar ettiler. Mafya olmak isteyen, kameralar gelince silahını bırakıp teslim olurdu.</p>



<p>Öldürmeyi, yaralamayı, işkenceyi merak eden ve sanal ortamdaki hemen her kanal üstünden her yaştan vatandaşa ulaşarak psikolojik zorbalık yapan hasta ruhluların varlığı görmezden gelinmemelidir.</p>



<p>Hatırlayın, yakın zamanda katledilen bir hanım öğretmenimizi öldüren katil de öldürmeyi merak ediyordu. Bu, mafya dizilerine bağlanacak bir şey değildir.</p>



<p>Bu dizilerin olumsuz etkileri vardır. Bizde suçu anlatan diziler “Bunlar hayatın gerçekleridir.” gerekçesiyle savunulsa da suç dünyasının gerçeği; elmayı daldan düşürür gibi patır patır adam öldüren ama yufka yürekli, yeri geldiğinde sevdiği ya da evli olduğu kadını aldatan ama mert karakterli, haraç vs. kesmeyen ama belirsiz kaynaklarla lüks içinde yaşayan karakterler değildir.</p>



<p>Suç dünyasında kurnazlık, dosta ihanet, namertlik, ihaleye fesat karıştırma, tehdit, rüşvet, hakka girme, zorbalık, şantaj, para için kadın satma, menfaat için vatan satma vardır.</p>



<p>Bir kısım gençlerin bunlara özendiği çok açıktır.</p>



<p>Ancak söz konusu terör eylemlerinin gerçeği bambaşkadır. Acı vermekten ve acı çekmekten hoşlanan katil ruhlu kimseler her zaman olmuştur. Önemli olan bu hasta ruhları besleyen ve serbestçe dolaştıran kaynaklardır.</p>



<p>Bunlar da ne öyle fırsattan istifadecilerin sansür naralarıyla ne de özgürlük gibi kutsal bir kavramı başıboşlukla karıştıran sinsilerin nutuklarıyla tespit edilemez.</p>



<p>Bu, çok geniş kapsamlı bir konudur ve uzun bir süreçtir. Çözüm sunmadan önce sorunu, sorunu tespit edince de kaynağı tespit etmek gerekir. Çözüm ondan sonra gelmelidir.</p>



<p>Aziz Nesin’in “Ölmüş Eşek” kitabında, tahtalıköyden Eşekarısı dostuna mektup yazan Ölmüş Eşek’in anlattığı bir olay vardır. Ölmüş Eşek’in cansız bedeni yerde yatarken başına toplanan kalabalıktan bir kısım insanlar ahlarla, vahlarla sızlanırken bir kısmı Avrupa’da, Amerika’da neler olduğunu anlatır. Diğer bir kısmı da sürekli “Yahu ne duruyoruz? Adam ölüyor yahu!” deyip durur.</p>



<p>Sonuçta kimse bir şey yapmaz. Bu konuşmalardan sonrası Türkiye’nin değişmeyen trajikomik halleridir.</p>



<p>İşte biz bugün X denen platformda bu durumdayız.</p>



<p>Kur’an’da “Bilenle bilmeyen hiç bir olur mu?” ayeti vardır. Bilenle bilmeyenin bir olmaya yaklaştığı bir zamandayız. Demek ki hâlâ uçurumun kenarındayız.</p>



<p>Mustafa Kemal’in uçurumun kenarından alıp bayındır hale getirdiği o yıkık ülkeyi yeniden harabe yapmak istiyorlar.</p>



<p>Ve biz, Ölmüş Eşek’in başında toplananlar gibiyiz.</p>



<p>Doktor mu suçlu, hasta mı? Öğretmen mi suçlu, öğrenci mi? Ülkeden göçenler hain mi, ülkede kalanlar enayi mi?</p>



<p>X’te “Menemen soğanlı mı olur, soğansız mı?” diye bir paylaşım yapılsa altında kıyamet kopar. İşte toplum bu kadar kışkırtılmış vaziyettedir.</p>



<p>Dindar ve kindar bir nesil isterken başarılı bir şekilde aşılayabildikleri tek şey kindarlık oldu. Dindar gibi görünen ama neoliberallerin piyasa İslam’ını temsil eden kitle de cabasıdır.</p>



<p>Doğruları söyleyen dindara da tahammülü olmayan hatta Müslüman dahi saymayanlara dindar ve kindar diyebiliriz.</p>



<p>Türkiye’nin içinde bulunduğu paradokslardan bir tanesine küçük bir örnek verelim.</p>



<p>Kimi vatandaş IŞİD vb. terör örgütlerinin bulunduğu ve gençlerin çetelere özendiği bir zamanda bireysel silahlanmayı gündeme taşırken kimi vatandaş da bu tehlikeli örgütlerin olduğu bir zamanda bireysel silahlanmanın zararlı olabileceğini düşünüyor.</p>



<p>Güvenlik güçleri ve yargı kurumları yok mudur? Elbette vardır. Ancak toplum kendini tehlikede hissetmeye başladığı zaman herkes kendine şunu sorar: Güvenlik güçlerinin yetkisi kısıtlanırken, yargı kurumlarının verdiği cezalar caydırıcılıktan uzaklaştırılırken saldırganla benim arama kim girecek? Bir namlu bana doğrulduğu zaman, yargısı ve güvenlik gücüyle soğukkanlı olmamı sağlayacak bir asayiş mevcut mudur?</p>



<p>Hiçbir polis, canlı bombayı durdurması gerektiğinde “Soruşturma yer miyim? Görevimden olur muyum?” diye düşünmemelidir. Güvenlik güçlerini hem birtakım sözde sivil toplum kuruluşlarının uyduruk hümanist argümanlarından hem de siyasi partilerin sıkıştırmalarından kurtarmak gerekir.</p>



<p>Sivil ve asker-polis arasındaki bağ eskisi gibi kuvvetlendirilmeli ve güvenlik güçlerinin siyasetçiler karşısında daha öz güvenli olması sağlanmalıdır.</p>



<p>Görülüyor ki Türk gençleri sokağa çıktığında polislerin bir kısmı hayli etkilidir. Herhangi bir saldırgan karşısında ise tereddüt ve alttan alma hali daha fazladır.</p>



<p>Siyasi iktidarın tüm bu meselelerde tavrı bellidir.</p>



<p>Okul baskını olur, Gladio der. Yolsuzluk ortaya çıkar, komplo der. Ekonomi geriler, muhalefet der. Sorun çıkar, sansür ister. Eğitim hepten bozulur, laiklik der. Eleştiri olur, darbe der. Aydın konuşur, tutukla der. Belediyeyi kaybeder, operasyon der.</p>



<p>Hem bunları başkalarının üstüne atarak olumsuzlukları kabul eder hem de güllük gülistanlık bir tablo çizerek dünyanın bizi kıskandığını iddia eder.</p>



<p>Ne diyelim?</p>



<p>Mağduru daha da mağdur etmeyi dünya standartlarında çağdaş hukuk olarak görmeye devam edelim. Batılılara uyacağız diye bize uymayan standartları hayatımızın her alanında başımızın tacı yapalım. Varsın, başımızda eğreti dursun.</p>



<p>Ama bir şeyi de unutmayalım.</p>



<p>Çürüğü ayıklamazsan çürük, taze olanı da bozar.</p>



<p>Suça sürüklenen çocuk, taze bahar kokan çocukları hayat dalından koparmaya devam ediyor.</p>



<p>Aslı Latince olan bir söz vardır: &#8220;Uçurum, uçurumu çağırır.&#8221;</p>



<p>Hatalar hataları ve yıkımlar yıkımları çağırır. </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1465</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zorbalığın Sermayesi Cehalettir</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/03/30/zorbaligin-sermayesi-cehalettir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 19:25:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1460</guid>

					<description><![CDATA[Zorbalığın Sermayesi Cehalettir Sadrazamlar, vezirler, din adamları, memurlar, askerler kendileri için büyük çiftlik kurmaya başladıklarında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Zorbalığın Sermayesi Cehalettir</strong></p>



<p>Sadrazamlar, vezirler, din adamları, memurlar, askerler kendileri için büyük çiftlik kurmaya başladıklarında padişahların otoritesi azalmaya başladı. Büyük çiftlikler kuranlar, önce padişahın yetkilerine ortak olmaya başladılar. Sonra yeri geldiğinde saray kadınlarıyla bile dikta kurup padişah devirmeye başladılar.</p>



<p>Pek çoklarının kuyruk acısıyla sızlandığı gibi padişahı yıkan cumhuriyet rejimi değildir; padişahı yıkan yüzlerce, binlerce padişahtır.</p>



<p>16. yy.ın ikinci yarısından itibaren tımar sisteminin bozulmaya başlamasıyla beraber köylülerin elindeki kıymetli topraklar hileyle gasp edilirken iş birlikçilik yapan tımarlı sipahiler henüz kendi sonlarını hazırladıklarını da bilmiyorlardı.</p>



<p>Köy ağaları, gaspçı düzenlerinin devam etmesi için köylüyü ezmek zorundaydı. Köylüyü ezmek için köylünün cahil kalması şarttı. Köylü cahil kaldıkça ağaların düzeni devam edecekti.</p>



<p>Bu yüzden gaspçılar, padişahtan çok padişahçı oldular. Milleti bir hurma, bir hırka edebiyatına alıştırdılar.</p>



<p>Asıl dertleri padişah değildi, zorbalıklarına isyan edilince padişaha ve dine sığınıyorlardı.</p>



<p>Şahısların düzeninde başka şahıslar önemli değildir ve vatan ancak büyük bir çiftliktir.</p>



<p>Bu yüzden vatan kavramına da ulus kavramına da hep karşı oldular. Yenilik istemediler, bilimi ve teknolojiyi reddettiler.</p>



<p>Fotoğraf makinesinin içinde cinler olduğuna inanan cahillerin şey oldukları düzen onlara daha uygundu.</p>



<p>Padişahlık arzulayanların, padişahların gücüne güç katmaya uğraşanların esas gayesi her zaman kendi saltanatları olmuştur.</p>



<p>Güçlü isimler birer semboldür.</p>



<p>Dünkü padişaha bağlılıkları, bugünkü padişahta daha fazla menfaat bulduklarında biter.</p>



<p>Görünüşleri de padişahtan padişaha değişir. Yönettikleri düzense aynı kalır.</p>



<p>Cumhuriyetin ve devrimlerin kıymetini bilmek bu yüzden önemlidir.</p>



<p>Şahıslara biat eden bir köle misin, yoksa akıl ve ahlak mayasıyla yoğrulmuş bir özgürlük mü istersin?</p>



<p>Bilinmelidir ki bu çağda otoriter rejimleri arzulayanlar, büyük hırsızlardan trafik magandalarına kadar hiçbir ahlaksızlıktan şikâyet edemezler.</p>



<p>Güçlünün güçsüzü ezdiği düzen, sadece ahlaksızlık düzenidir.</p>



<p>Unutmayın,</p>



<p>Başınıza bir tane padişah seçmiyorsunuz. Her köşe başına bir zorba seçiyorsunuz. Padişahlar pek de seçilerek gelmezler.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1460</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tek Kutuplu Dünya, Hürmüz&#8217;de Batıyor!</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/03/22/tek-kutuplu-dunya-hurmuzde-batiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2026 09:57:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[dincilik]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[hürmüz]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[mezhepçilik]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[rusya]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1454</guid>

					<description><![CDATA[Tek Kutuplu Dünya, Hürmüz’de Batıyor! Fransız Yazar Claude Farrere, 1922 yılında Mustafa Kemal ile görüşmek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>Tek Kutuplu Dünya, Hürmüz’de Batıyor!</strong></p>



<p>Fransız Yazar Claude Farrere, 1922 yılında Mustafa Kemal ile görüşmek için İzmit’e geldi. Ayağının tozuyla nasihat etmeye kalktı: Daha fazla kan dökülmemeli, artık savaşa son verilmeli, barış masasına oturulmalı.</p>



<p>Mustafa Kemal’in cevabı sert olur: “Bize bunları söylemek için gelen bir kişiyle konuşacak bir şeyimiz olamaz.”</p>



<p>Son günlerde İran’a sürekli nasihat eden sözde siyasetçileri ve gazetecileri görünce Mustafa Kemal’in Farrere’ye verdiği cevabı hatırlamamak mümkün olmuyor.</p>



<p>İsrail, Filistin’de katliam yapıyor. Uzun süredir sürdürdüğü baskı politikasını en vahşi renklere bürüyor, katliam yaptığı yerlerde şölenler düzenletiyor, sonra Epsteingilleri de yanına alarak İran’a saldırıyor.</p>



<p>Bu sefer İran’da masum insanları öldürüyor. Bir ülkenin doğrudan sivil ve asker liderlerini hedef alıyor. Sivillerin ölümünü küçümsüyor, BM’de ülkelerin aklıyla alay ediyor.</p>



<p>Ve Hürmüz’ün suları kabarıp savaş beklenmedik bir hâl alınca içeride, dışarıda “sahibinin sesi” yine harekete geçiyor.</p>



<p>İran’a nasihat edenlerin derdini anlayabiliyoruz. O derdin ne olduğunu, bir kez daha özetleyelim:</p>



<p>Bugün Japonlar kendi siyasetçilerine ABD karşısında eğilip büküldükleri için çok kızsalar da “tarihin sonu” tezini ortaya atan Francis Fukuyama da Japon asıllıydı. Atom bombasının getirdiği anomaliden olacak, kasabın bıçağını yalayan koyun sendromuna kapılan sözde siyasetçi ve fikir adamları, Japon halkının yüzünü kızartıyor.</p>



<p>Fukuyama, “Tarihin sonu geldi!” diyordu, “Tarihin Sonu ve Son İnsan” isimli kitabında. “Tarihin sonu geldi, Batı usulü liberalizm ve demokrasi kazandı.”</p>



<p>Sovyetler 1991’de yıkılmış, güya tarihin sonu da 1992’de gelmişti.</p>



<p>Crumpton’un “İstihbarat Sanatı” kitabında anlattığı gibi ABD’de bir rehavet başladı. Kongre üyeleri arasında CIA’nın ve ordunun bütçesinin azaltılmasını isteyenler vardı. ABD artık rakipsizdi, komünistler yoktu, Çin dikkate alınamazdı, Orta Doğu eldeydi. Bu kadar para harcamaya gerek yoktu.</p>



<p>Ancak güneş doğduğu sürece her zaman hayat vardır. Bir hayat biterken diğeri başlar. Asyalı bir millet olan Türklerin mezarlıklarına gidin. Yeni mezar alanlarının başlangıçta kuru bir arazi olduğunu görürsünüz. Bir süre sonra ise artık orada yeni bir hayat başlayacağını, toprağın hayat bulacağını, yol kenarlarını ve mezarları çiçeklerin, ağaçların dolduracağını göreceksiniz.</p>



<p>Türkçede “bit-” fiili hem sona ermek hem de başlamak anlamındadır.</p>



<p>Sovyetler dağıldığı zaman eski Sovyet toplumları zor ve onur kırıcı günler yaşadılar. Türkiye’de bazı gazeteler yalan yazıyordu. Yoksul bir halkın Türkiye’ye turizm için geldiğini iddia ediyordu. Daha sonraki resmi açıklamalara göre Türkiye’de bir milyon kaçağın olduğu anlaşılıyordu.</p>



<p>Natalia, Nataşa’ya dönüyor ve Sovyetlerin gizli evrakları, II. Dünya Savaşı’nda savaşmış askerlerin miğferleri, ekipmanları, madalyaları ticari müzelerde satılıyordu. Bunları bulabileceğiniz ticari müzeler hâlâ mevcuttur.</p>



<p>Epsteingillerin insan kaynakları (!) Doğu Avrupa’da hazine bulmuştu.</p>



<p>“Kural temelli dünya” dediler ve askeri operasyonları, terörle mücadeleyi, kendini savunma hakkını sadece kendilerine hak gördüler.</p>



<p>Eski tarihin sonu, yeni tarihin başı oldu.</p>



<p>Rusya, Primakov’la kıpırdanmaya başladı ve Putin’le kendine geldi. Çin, 1991’de kendine bile zar zor yettiği sanayi alanlarında ihtiyaç fazlası veren bir ülkeye döndü.</p>



<p>Tek kutuplu dünyaya karşı alternatifler doğmaya başladı.</p>



<p>Türk dünyasının en azından rahat bir nefes almaya başlayacağı, zaman zaman sıkıntılar yaşayacak olsa da istikrarı yakalayacağı dönem de bu dönem olacaktır.</p>



<p>Rusya’nın kuzeyden güneye, Çin’in doğudan batıya ulaşma arzusunda Türk cumhuriyetleri kilit rol oynadığı için Türkistan’a nispeten istikrar yerleşmeye başladı.</p>



<p>Rusya kendince Türk dünyası açılımları yaptı, bazı medya grupları “Türkistan” ifadesini yeniden kullanmaya başladı. Rusya-Çin-ABD-Avrupa-İsrail arasındaki mücadele, Türk dünyasında korunaklı bir çatı oluşturdu.</p>



<p>Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan arasında bazı toprak değişimleri oldu; tansiyon azaldı. Alfabe birliği de Türkiye’nin Batı emperyalizmiyle karşı karşıya geldiği ölçüde hızlanmaya başladı.</p>



<p>Liberal hatta neoliberal olacak kadar özgürlükçü olan Batı, bir yandan “sanal tiranlık” inşa ederken diğer yandan kural temelli dünyayı yıkmaya başladı.</p>



<p>İsrail’in Filistin’de yaptığı katliamlar, aslında kural temelli dünyanın yıkımıydı.</p>



<p>Emperyalist, her zaman zalimdir. Baskıcıdır, zorbadır. Liberal filan değildir. Batı emperyalizmi dünyayı sanal bir kafese çevirirken, basını ve medyayı sahtekârlıkla özdeşleştirirken, bilimi ve teknolojiyi sadece yıkım için kullanırken Batı’nın özgürlükçülüğüne methiyeler düzenlerin tedirgin olduklarını gözlemliyoruz.</p>



<p>Tedirginler, terliyorlar.</p>



<p>Yüzsüz oldukları için saf değiştirmekte bir sakınca görmeyecekler ama “Ya kabul görmezsek?” sorusu hepsinin içini kemiriyor.</p>



<p>Memleketin nasıl soyulduğunu anlatan haberleri “en uzun lahmacun rekoru” haberiyle gölgemeye çalışan maskaralar, Batı’nın hiçbir değer taşımayan köle insan projesinin örneğini teşkil ettiler. Değerleri olmayan köle insan, yarın Batı’yı da satmak isteyecektir.</p>



<p>Milli Mücadele zaferle sonuçlanınca Ankara lehine taraf değiştiren kalemler ve silahlar, Milli Mücadele’den önce tam bağımsızlığı ve yaşama hakkını horlayan hırıltılı seslerden ibarettir.</p>



<p>Ne mezhepçilerin derdi Sünnilik-Şiilik ne de özgürlükçü geçinenlerin derdi İran halkının özgürlüğüdür. Sünni liderlerin İsrail&#8217;le yakın dostluğu, sözde özgürlükçülerin ikiyüzlülüğü artık daha fazla konuşuluyor. Tıpkı Batı ülkelerinde Siyonist çıkarlarının getirdiği zararların sorgulanmaya başlaması gibi&#8230;</p>



<p>Tüm maskeliler, ekmeğinin peşindedir.</p>



<p>Ancak ekmek var, ekmek var&#8230;</p>



<p>Sürgünden sürgüne koşan Dante diyordu ki: “<strong><em>Başkasının ekmeğinin ne kadar tuzlu, başkasının merdiveninden çıkmanın ne denli zor olduğunu göreceksin.</em></strong>”</p>



<p>Sürünerek çıkanlar ve önüne ne gelirse yiyenler için böyle bir zorluk hiç olmadı.</p>



<p>İsrail ve ABD öyle bir şey yaptı ki hem kendi iplikleri pazara çıkıyor hem de dincilerin ve sözde özgürlükçülerin maskesi düşüyor. </p>



<p>Kural temelli dünya yıkılıyor ama tek kutuplu dünya, efsanevi kıtalar gibi sular altına gömülüyor.</p>



<p>Yeni dünyanın doğum sancıları can yakıcı olsa da insan onurunun ayaklar altına alındığı bir dünyadan daha acı değildir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1454</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kara Düzende Eğitim: Yetiştirmek Değil, Elemek!</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/03/21/kara-duzende-egitim-yetistirmek-degil-elemek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 08:59:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[çok partili sistem]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[ismail hakkı tonguç]]></category>
		<category><![CDATA[köy enstitüleri]]></category>
		<category><![CDATA[oligarşi]]></category>
		<category><![CDATA[sandık]]></category>
		<category><![CDATA[tek parti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1451</guid>

					<description><![CDATA[Kara Düzende Eğitim: Yetiştirmek Değil, Elemek! Köy Enstitülerinin mimarlarından İsmail Hakkı Tonguç şöyle diyor: “Demokrasinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>Kara Düzende Eğitim: Yetiştirmek Değil, Elemek!</strong></p>



<p>Köy Enstitülerinin mimarlarından İsmail Hakkı Tonguç şöyle diyor: “Demokrasinin iki çeşidi vardır. Bir zor ve gerçek olanı; öbürü de kolayı, oyun olanı&#8230; Topraksızı topraklandırmadan, işçinin durumunu sağlama bağlamadan, halkı esaslı bir eğitimden geçirmeden olmaz birincisi, köklü değişiklikler ister. Bu, zor demokrasidir ama gerçek demokrasidir.</p>



<p>İkincisi kağıt ve sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin; toprağı, işi olsun olmasın; demagojiyle serseme çevrilen halk, bir sandığa kağıdı atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır. Bu, oyundur; kolaydır.</p>



<p>Amerika bu demokrasiyi yayıyor işte. Biz demokrasinin kolayını seçtik, çok şeyler göreceğiz daha&#8230;”</p>



<p>Halkın eğitilmediği ülkelerde vatandaşların sandığa attıkları oy, kendilerini yönetecek olan siyasetçiyi değil, oligarkı belirler.</p>



<p>Oligarkın masalı şöyle başladı: “Komünizm geliyor, vatan ve din gidiyor.”</p>



<p>Oligarşi korkuya dayalı bir sistemdir. Birbiriyle çelişmesine bakmadan birçok unsur üstünden halkı korkutur, bu korkuya kelepçe eklenir.</p>



<p>Devrimini tamamlamamış bir ülke çok partili sisteme geçmemeliydi. Ne var ki II. Dünya Savaşı sonunda Türkiye’ye böyle bir şans tanınmadı. İnönü iktidarının 1946’dan itibaren politikaları değişti. Menderes, karşı devrimcilik ithamlarına o dönemin CHP’sinin icraatlarını göstererek cevap verdiği zaman haklıydı.</p>



<p>Bu haklılığı meşru bir gerekçe hâline getirip Amerikan usulü demokrasiyi iyice yerleştirmekte en büyük rolü üstlenmek için sakınca görmedi. O da 1955’ten sonra giderek despotlaştı. Eğitimsiz toplumların demokrasisiyle ancak despotların doğacağının canlı bir örneğiydi.</p>



<p>Denilebilir ki siyasetçiler, kendiler tarafından değil, gölgeler tarafından yönetilecek bir ülkeyi kendi elleriyle yarattılar. Yüzüklerin Efendisi’ndeki “Sauron’un Ağzı” misali en güzel sözlerinde bile oligarşiden esintiler fısıldadılar.</p>



<p>Türkiye’deki eğitim sisteminin amacı yetiştirmek değil, elemektir. Bu, mevcut düzenin devamı için önemli bir noktadır.</p>



<p>Vahşi kapitalizm, tenzili rütbeyle vatandaşlıktan köleliğe çevirdiklerini bir yarış sistemi içinde insani anlamda yok ediyor.</p>



<p>Bir aileden evladını alıyor, çocuklara ve gençlere memur gibi mesai yaptırıyor, herkesi aynı tornadan çıkmış gibi biçimlendiriyor -biçimsizleştiriyor da diyebiliriz-, yıllarca süren ve idealizmden çoktan uzaklaşarak anlamsızlaşmış eğitimin sonunda elemeye tabi tutuluyor.</p>



<p>Elemede kıstas ezberdir. Aileden alınacak temel eğitimi sakat bırakan sistem, insani açıdan yeterince olgunlaşmamış ve okulda gördüğü dersleri birer formalite icabı almış insanların köleliğine seviye atlatıyor.</p>



<p>Üniversiteler çoktan çürümeye başlamış. Akademisyenler intihalin binbir türlü yolunu buluyor. Bir zamanlar itibarlı yerlerden biri olan rektörlük makamı, cahil ve dalkavuk kimselerle dolmuş.</p>



<p>Bugün trafikteki magandalığın, okullardaki sözde çeteleşmenin, kamusal alanlardaki öküzlüğün, hayatın her alanındaki görgüsüzlüğün, en hayati konulara bomboş gözlerle bakanlardaki algısızlığın, ideolojisi olmayanların sosyal medyada gördükleri çarpık veya yanlış bilgilerle kendi aile üyelerine besledikleri nefretin, en saygın ve önemli mesleklerdeki itibarsızlaşmanın ve çok daha fazlasının sebebi işte bu sistemdir.</p>



<p>Bu sistem bir eğitim sistemi değildir. Eğitim sistemi olsaydı, her şeyden önce insan yetiştirmeyi hedeflerdi.</p>



<p>Sistemdeki bütün mantıksızlıklar, dönüm noktası denilen sınavlardaki “eleme zorunluluğu”na dayandırıldığına göre bu sistem, insan eleme sistemidir.</p>



<p>Demek ki oligarşideki temel amaç, insanlıktan elemektir.</p>



<p>Eğitim sistemi sürekli değiştirilmiyor. Türkiye’de eğitim alanlarında yapılanlar reform denemez, her sene değiştiği için darbe denilebilir.</p>



<p>Şimdi farklı bir noktadan konuya yaklaşalım:</p>



<p>Sosyal medya, anlık akışın egemen olduğu bir yerdir. Günümüzde hayatımıza iyice yerleşmiştir.</p>



<p>Aynı konu hakkındaki her haber, anlık akışa göre değişiyor. Devam eden bir sürecin sonunda verilmesi gereken kararlar, anlık akıştan dolayı sürekli verildiği için kafa karışıklığı meydana getiriyor. &nbsp;</p>



<p>“Eğitimde reform yaptık.” diyen bir bakanın sosyal medya danışmanları her gün sosyal medyayı takip ederek vatandaşın tepkilerini gözlemlediği zaman aynı kararsızlık bu sefer karar alıcılarda ortaya çıkıyor.</p>



<p>Böylelikle uzun vadede sonuç alınabilecek reformlar, yerini yeni reformlara bırakıyor.</p>



<p>Sosyal medya, bugünün insanlarını adeta şaşkınlık içinde bıraktı. Karar alınamıyor, tepki verilemiyor, tutarlı olunamıyor, sağlam kaynaklara dayanmakta zorluk çekiliyor.</p>



<p>Oligarşide hükümetin ve vatandaşın arasındaki ilişki, körlerin sağırların birbirini ağırlamasından ibaret kalıyor.</p>



<p>Böylece her geçen gün “gelecek” biraz daha “eleniyor”.</p>



<p>Türk vatanı, bütün Türklerin vatanıdır.</p>



<p>Bu gerçeği hatırlamak, cumhuriyetin ne olduğunu kavramak, Türk vatanında tekelcilik yapanlara geleceği dar edecektir.</p>



<p>Devrimi tamamlayacak, sürdürecek, koruyacak bir tek parti; onu yok etmek için sıraya giren çok partili sistemin yaptığı gibi yapmayarak bütün milleti kendi bünyesinde birleştirecekti.</p>



<p>Teşkilatlı millet, bilinçli millet, Türk cumhuriyetini koruyacaktı.</p>



<p>Gerçek bir devlet, vatandaşına hukuk öğretir ki halkın egemenliği korunsun. Gerçek bir devlet, şirket ya da banka gibi davranmaz. Memleketin her sorununu çözmeyi görev bilir ki refah sağlansın.</p>



<p>Oligarşide aklı ve ahlakı elemek istiyorlar ki özgürlük anlamsızlaşıp insanlar başıboşluk içinde savrulsun.</p>



<p>Kendini başkalarına bağlama. Herkesten ve her kurumdan önce sen kendini yetiştir.</p>



<p>Eğitim için mekan şart değildir. Eğitim anlamını yitirince mekan, ancak sınırlamak oluyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1451</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Korkma, Savaş, Diren!</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/03/16/korkma-savas-diren/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 16:59:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[füze]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[netanyahu]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[uss gerald ford]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1444</guid>

					<description><![CDATA[Korkma, Savaş, Diren! Tüm despotların en büyük silahı korkudur; çünkü insan özgürlüğünün en büyük düşmanı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>Korkma, Savaş, Diren!</strong></p>



<p>Tüm despotların en büyük silahı korkudur; çünkü insan özgürlüğünün en büyük düşmanı korkudur.</p>



<p>İnsanı esir eden üç şey; korku, ahlâksızlık, akılsızlıktır.</p>



<p>Aklın ve ahlâkın dengesi şaştığı zaman özgürlük anlamını yitiriyor ve başıboşluğa dönüyor.</p>



<p>Başıboş insanın özgürlüğe dair attığı nutuksa toplumların aklını yitirmesi için çırpınmasından ibaret oluyor.</p>



<p>“Bir tuşla bir ülkeyi yerle bir edecek süper güçler” demagojisi bitti. Laf ebeleri, bu tip sözler içine gizledikleri korkuyu da yanlarına alarak firara hazırlanıyorlar.</p>



<p>ABD’lilerin kendi kara doktrinleri ne diyordu: “Bir ülkeyi istediğiniz kadar havadan bombalayın, atomlarına kadar ayırın ama karadan işgal etmedikçe fethetmiş olamazsınız.”</p>



<p>Amerikan ordusu bu doktrini her zaman itinayla doğruladı.</p>



<p>Sadece yaktı, yıktı ama her seferinde de rezil oldu.</p>



<p>Türklerin tarihini yakıp yıkmanın tarihi olarak anlatanlar, ABD’nin cehennem yaratıcılığını kutsayıp durdular.</p>



<p>Fiyasko devlet adamları, fiyasko savaşlar yaratarak kendi ülkelerinin itibarını beş paralık ettiler.</p>



<p>“Sahibinin sesi”, sosyal medyada “Eğer bir ülkenin bombalanması gerekiyorsa bombalanacaktır, çözüm böyle olacaksa böyle olacaktır.” diye atıp tutsa da kara harekâtı için başka milletleri tetikçi yapmaya çalışanların zavallılığını gizlemek imkânsız hâle geldi.</p>



<p>“Sahibinin sesi”, şanlı Türk ordusunun yaptığı her operasyonda hoplayıp zıplayıp demokrasi masalları anlatırken de ABD ordusunun cinayetlerini alkışlarken de mobil bankacılığın para şıngırdatmalı bildirimleriyle köçeklik yaptılar.</p>



<p>Emperyalizmin ve siyonizmin hayalleri, Kızıldeniz’de USS Gerald R. Ford uçak gemisinin alevlerine karışmaya başladı.</p>



<p>Bir tuşla ülkeler yıkan tasmalı imparatorlar, bir fotoğraf makinesiyle ifşalanan sapıklıkları karşısında akıllarını yitirdiler.</p>



<p>Olmayan şahsi itibarlarını, devletlerinin uluslararası itibarlarını yok ederek kurtarmaya kalktılar.</p>



<p>Ve yine rezil oluyorlar.</p>



<p>Ve her gerçek bize, adım adım gelen isyanı fısıldıyor: “Korkma, savaş, diren!” &nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1444</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Küresel Mafyanın Rejimi: Korku ve Aşağılama</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/03/09/kuresel-mafyanin-rejimi-korku-ve-asagilama/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 20:07:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[aşağılama]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[işkence]]></category>
		<category><![CDATA[koçbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[manipülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[naziler]]></category>
		<category><![CDATA[zihne saldırı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1389</guid>

					<description><![CDATA[Küresel Mafyanın Rejimi: Korku ve Aşağılama Hollandalı Psikiyatrist Joost Meerlo, ülkesi Naziler tarafından işgal edildikten [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>Küresel Mafyanın Rejimi: Korku ve Aşağılama</strong></p>



<p>Hollandalı Psikiyatrist Joost Meerlo, ülkesi Naziler tarafından işgal edildikten sonra direnişe katıldı. Gestapo’nun sorgusundan geçti. Anlattığına göre kendisini sorgulayan Nazi subayı önce kendisine arkadaşça yaklaştı. İstediğini alamayınca gerçek kimliğine -düşman kimliğine- döndü.</p>



<p>“Zihne Saldırı” eserinde beyin yıkamayı, manipülasyonu ve propagandayı anlattı.</p>



<p>Meerlo’dan birkaç alıntı yapalım:</p>



<p>Kore Savaşı’nda Çinlilere esir düşen ABD’li Albay Frank Schwable, işkence gördükten sonra söylenene göre zoraki itiraflarda bulunur. ABD’nin Çin halkına karşı biyolojik silah kullandığını anlatır. ABD’ye döndükten sonra çıkarıldığı mahkemede kullandığı şu cümleye dikkat edelim:</p>



<p>“Sözler bana aitti ama düşünceler onlara aitti.”</p>



<p>1933 yılındaki meşhur Reichstag Yangını’ndan sorumlu tutulan kişi, Hollandalı Marinus Van der Lubbe’ydi. Hollandalı psikiyatristler onun akli dengesinin yerinde olmadığını biliyorlardı. Lubbe psikolojik işkenceden geçiyordu, ruh hâli normalden de dengesizdi ve mahkemeyi izleyenler onu aptal olarak adlandırıyor, kahraman olabileceğinden şüphe ediyordu.</p>



<p>Ve Lubbe, işkence sonrası suçunu güya kabul etti; büyük bir ısrarla cezalandırılmak istedi. Hapse girmek ya da asılmak istiyordu. Şaşılmayacaktır ki Naziler asmayı tercih ettiler.</p>



<p>Ergenekon kumpaslarındaki Alparslan Aslan geldi mi gözünüzün önüne?</p>



<p>1936-1938 yılları arasındaki meşhur Moskova duruşmalarını da anlatıyor Meerlo. Bir zamanların ünlü devrimcileri suçlarını itiraf etme yarışına giriyor, dolaylı yoldan alçak birer hain olduklarını söylüyorlardı. Meerlo, “Yargılanan kişiler bir zamanlar insandı. Şimdi ise sistematik olarak kuklaya dönüştürülüyorlardı. Kuklacıları onları yönlendiriyor, hareketlerini manipüle ediyordu.” diyor.</p>



<p>“Zihne Saldırı”da en dikkat çekici kısım şu olsa gerek: “&#8230;insanların direncini kıran şeyin doğrudan fiziksel acı değil, sürekli aşağılanma ve zihinsel işkence olduğunu biliyorduk.”</p>



<p>Ve son olarak Malinowski’den alıntı yapar Meerlo: “Büyücünün büyü yaptığı yerli, bundan duyduğu korkuyla o kadar hipnotize olabilir ki oturur, kaderini kabul eder ve ölür.”</p>



<p>Bütün bu alıntıları yapmamızın bir sebebi var.</p>



<p>Korku ve aşağılama gibi psikolojik işkenceler günümüzde kitlelere yönlendirilmiştir. Gerçi tarihin ilk devirlerinden beri böyledir ama bilimin ve teknolojinin nimetlerinden bolca faydalanan “küresel mafya”lar, kitleleri korkuya boğuyor ve aşağılıyor.</p>



<p>Bir yandan dinî ve milli korkuları dayatıyor: “Din elden gidiyor, vatanı bölecekler. Çocuklarımız köle olacak, Allah’a savaş açtılar.”</p>



<p>Aslında bunlar birer telkindir. Birtakım sorunları dile getirmek ve çare aramak ya da aranmasını istemek başkadır; bu sorunların, tehlikelerin zihne yerleşmesini sağlama alçaklığı başkadır.</p>



<p>Unutmayın ki o alçaklar daima koçbaşları arasından çıkar. Yıllar önce bir Osmanlı paşasının dediği gibi “Surette sadık, sirette hain olanlar&#8230;” arasından çıkar. Ulusalcı, Türkçü, Atatürkçü&#8230; her kılıkta karşınıza çıkabilirler. Yaptıkları tek şey psikolojik manipülasyondur. Gülünç komplo teorilerine gerçeklerden bir doz koyar, yönünüzü şaşırtırlar. Yaptıkları şey sizi uyarmak değil, olması planlananları kabul ettirmektir.</p>



<p>Bir yandan da aşağılama vardır. Bu, iki türlü yapılır:</p>



<p>Birincisinde bir hurma, bir hırkaya razı etmek vardır. Güçlünün veya zenginin her alanda önde gelebileceği, her alanda kanunu delebileceği, herkes kuyruğa girerken bunların kuyruğa girmeden hak elde edebileceği, “sıradan” olduğu telkin edilmiş vatandaşlara kabul ettirilir.</p>



<p>İkincisinde siyasetçiler ve bürokratların rolü daha fazladır: Devletin makamlarına sığınan, burnu arşa sürterek gezen, zeka ve ahlaktaysa hakir gördüklerinden geride olan, daima kendisine bol gelen ve komik görünen takım elbiseler giyen koca göbekliler en ön saftadır. Bir sorunu olan vatandaşın karşısına geçerler, bir kaşlarını yukarı kaldırırlar, azarlayıp nasihat ederken anlarsınız ki Türk cumhuriyetine ettikleri yemini çoktan unutup kapıkulu olmuşlardır.</p>



<p>Devletin haddinden fazla kutsanması mutlaka halkın aşağılanmasından geçer.</p>



<p>Yalçın Küçük, “Korkak, mutlaka hain oluyor.” diyor. Galiba bu kadar çok haine, bu kadar çok koçbaşına şaşmamalı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1389</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnancı Zincire Çevirenlerin Diyarı</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/03/02/inanci-zincire-cevirenlerin-diyari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 07:55:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[işgal]]></category>
		<category><![CDATA[kandahar]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[siyasal islam]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1378</guid>

					<description><![CDATA[İnancı Zincire Çevirenlerin Diyarı Bir ülkede devleti yönetenler kendi halklarını kafa koparma, asma, parçalama, yakma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>İnancı Zincire Çevirenlerin Diyarı</strong></p>



<p>Bir ülkede devleti yönetenler kendi halklarını kafa koparma, asma, parçalama, yakma gibi eylemlerle tehdit ediyorlarsa o ülkede kopan, asılan, parçalanan, yakılan ilk şey insanlık ve milli birlik olacaktır.</p>



<p>Milli birliği bozulan ülkelere demokrasiyi (!) 1 tonluk bomba taşıyan uçaklar getirir. Nefretle yönetilen ülkelerin topraklarında kanlı baharlar filizlenir. Kendi milletini zorbalayan bir idareci, bir gün mutlaka rezil duruma düşecek ve boynuna geçirilen ilmikle değil güç zehirlenmesiyle yok olacaktır.</p>



<p>Kendi ülkesini olduğu gibi zorbalara teslim edenler ve direnenlere umutsuzluk aşılayanlarsa kanlı baharları bekleyen tüm ahmaklar gibi ellerini gökyüzüne açacak; ABD’den, Siyonistlerden medet umacaktır.</p>



<p>Bugünün İran’ın yaşadıklarını 100 yıl önce biz de yaşadık. Her zaman söylediğimiz gibi nasıl ki tarih bugüne ışık tutabiliyorsa bugün de bazen geçmişin psikolojisini aydınlatır.</p>



<p>Tarihi çarpıtarak ideolojik fitnelerle insanımızı birbirine düşman etmekten çekinmeyen ajanlar ve sosyal medyanın kerameti kendinden menkul birtakım maymunları, tarihî meseleleri topluma daima alakasız ya da kırpık, çarpık bilgi ve görüşlerle sunar.</p>



<p>Oysaki hiçbir devlet sizi kara kaşınız için sevmez, kara kaşınız için sizden nefret etmez. Menfaati için nefret duyduğu dudakları öpebilir ya da hainlik fısıldadığı kulakları koparabilir. Bir adamı sadece koluna takmakla güç zehirlenmesi yaşatıp diktatörlüğe soyunduran emperyalist lider, bir gün o diktatörü kendi koltuğu için de ekonomik menfaatleri için de satabilir. Koltuğu için kendi halkını kandırmaya teşebbüs eden bu lider, kendini tanrı ilan etmesine ramak kalmış zengin diktatörü üç kuruşluk menfaat için satar.</p>



<p>100 yıl önce de gerçek buydu, bugün de gerçek budur.</p>



<p>Türkiye’de meşrutiyet ilan etmek isteyen çevreleri destekler görünen İngilizler, meşrutiyetin hemen arkasından tavır değiştirmekte gecikmediler. İngiliz Dışişleri Bakanı Sir Edward Grey, İstanbul’daki İngiliz diplomatlara gönderdiği bir telgrafta İslam ülkelerindeki sömürgelerinden bahsederek Türkiye’de meşrutiyetin sağlamlaşmasının kendi zararlarına olacağını, eskiden istibdatı bahane ederek kendi yumuşak yönetimlerini örnek gösterdiklerini ama şimdi meşrutiyetin gelişmesi ve sağlamlaşmasının kendi aleyhlerine döneceğini anlatıyor.</p>



<p>Ve sonra İttihatçıların, Osmanlıların da üstü çiziliyor.</p>



<p>Bir asır önce de bir asır sonra da çözümü İngilizlerde, Amerikalılarda, Ruslarda arayanlar çok oldu. Bunları değerlendirirken daima hain ilan etme amacıyla düşünmezsek olaylara daha gerçekçi yaklaşırız. Öyle ya da böyle ortada bir istibdat idaresi vardır, memleketin gençleri ne acıdır ki Mason kulüpleri başta olmak üzere yabancıların cemiyetlerinde buluşmakta, ancak orada rahatça fikirleşebilmektedir. Burada suç, bu gençlerde midir? Birazdan tekrar bu konuya geleceğiz.</p>



<p>Bu meseleye başka yazılarımızda tekrar değineceğiz ama şu iki noktayı hatırlatalım:</p>



<p>1- Grey’in ne kadar haklı olduğunu Milli Mücadele ve sonrasında gördük.</p>



<p>2- Batılılar daima sömürge olarak gördükleri ülkelerin geri kalmasını isterler. Sonuç itibariyle onlar açısından en önemlisi kendi menfaatleridir. Batı’nın kafasındaki insanlık kendinden ibaret olduğu için bilim, teknoloji ve felsefede yaptıkları bunu fark ederek takip edilmelidir. Fransa’yı yenilikçi bir padişah döneminde Mısır’a getirmekten alıkoyan bir reform var mıdır?</p>



<p>***</p>



<p>Evin Cezaevi’nde yaşananları az çok bilirsiniz. Cehennemlik olmaları için tecavüz edilen kadınlar uydurma değil gerçektir. Rejimin ilk günlerinde 12 yaşındaki çocukların eline silah verip muhafız yapan, onların çocukça düşüncelerini zalimleştiren, her köşe başına elinde cariye kataloguyla gezen imam salan din adamları, İran’ı asırlar boyu geriye götürmüş ve atalarımızın da çok eskiden beri yaşadığı bu ülkeyi tam da emperyalistlerin istediği gibi çoraklaştırmıştır.</p>



<p>“Davulun sesi uzaktan hoş gelir.” misali zorbanın tokmağını küçümseyenler, mazlumun başına inen darbeden incinmezler. Böylelerinde cehalete dayanan hamaset duygusu ağır basar. Tanrı’nın bekçiliğine soyunan bir kimsenin ne kadar zalimleşebileceğini iyi düşünmeden herhangi bir dinî rejimin kurulmasını isteyenler rüya aleminde gezmektedirler.</p>



<p>Duayla memleket yönetmeye kalkarsan İsrail gibi, Amerika gibi şeytanları çağırırsın.</p>



<p>Üstelik halkın da demokrasiyi bir hanedandan, o hanedanı kollayan bu şeytanlardan medet umar hâle gelir.</p>



<p>İran ve İsrail el ele dinciliği bitiriyor aslında.</p>



<p>Asıl mesele şu: Yeni Osmanlı hayalleriyle bölgeyi kendine düşman eden, kazanım elde edeceğini sanan, mafyalaşmış zenginlere iş alanı açmaya kalkan, bölgede sözünün geçtiğini zanneden siyasetçiler haritanın farkında mıdır?</p>



<p>Çevremizde bombalanmayan, yıkılmayan, demokrasiyle (!) tanışmayan kaç ülke kaldı?</p>



<p>Kemalizm sadece Türkiye’ye değil bütün bölgeye barış getirecekti. Yine getirecektir ama onu tasfiye etmeye kalkanların kaybettirdiği yılların bir bedeli olacak. Biz ise Namık Kemal’in “Merkez-i hâke atsalar bizi / Kürre-i arzı patlatır çıkarız!” dizelerini söylemeye devam edeceğiz.</p>



<p>Yazımızı Ali Özoğlu’nun muhteşem şiiriyle noktalıyoruz:</p>



<p>“KANDAHAR!</p>



<p>Adında “kan” var derler,</p>



<p>Oysa narın kalbidir avuçlarındaki kızıllık&#8230;</p>



<p>Har derler,</p>



<p>Çölün sabrı güneşte kızarınca konuşur&#8230;</p>



<p>Bir harf eksilse “anda” kalır,</p>



<p>An’da yaşar şehir,</p>



<p>Geçmişi sırtında, geleceği meçhul&#8230;</p>



<p>İnancı zincire çevirenler, gölgelerini minare sanır.</p>



<p>Ama herkes bilir:</p>



<p>Tanrı korkuyla değil,</p>



<p>Merhametle büyür&#8230; Kanda har,</p>



<p>Kanla değil,</p>



<p>Harflerle yakar da insanı Kandahar&#8217;da</p>



<p>Çocukların açlığı,</p>



<p>Kadınların ölü gözleri</p>



<p>Yakar insanı&#8230;</p>



<p>Kanda har&#8230;</p>



<p>Bir gün Kan gider de</p>



<p>Har kalır geriye&#8230;”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1378</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Altıncı Harp Sahası: İnsan Zihni</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/02/02/altinci-harp-sahasi-insan-zihni/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 10:52:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[altıncı harp sahası]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel savaş]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[ifşa]]></category>
		<category><![CDATA[manipülasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1372</guid>

					<description><![CDATA[Altıncı Harp Sahası: İnsan Zihni Dr. Fabio İbrahim, Dr. Monika Daseking ve Steffen Rhode tarafından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>Altıncı Harp Sahası: İnsan Zihni</strong></p>



<p>Dr. Fabio İbrahim, Dr. Monika Daseking ve Steffen Rhode tarafından yayımlanan bir çalışmada bilişsel harp “dijital ve analog ortamlar kullanılarak kimliği belirsiz aktörler tarafından, çatışma ve barış dönemlerinde, tanımlanmamış hedef kitlelerin bilişsel süreçlerini ve davranışlarını istikrarsızlaştırmak ve etkilemek amacıyla bilginin kasıtlı olarak yayılması” şeklinde tanımlanır.</p>



<p>Wikipedia’da yer alan bir başka tanım daha nettir: “Bireylerin ve toplumların algı, dikkat, hafıza, muhakeme ve karar alma süreçlerini hedef alan, düşman unsurların psikolojik, teknolojik ve enformasyon temelli yöntemlerle zihinsel işleyişe müdahale ettiği saldırı türüdür.”</p>



<p>Aynı kaynağa göre bilişsel savaş, altıncı harp sahası olarak tanımlanır ki bu tanımlara göre harp sahası denilen yer de insan zihnidir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="683" height="1024" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2026/02/ChatGPT-Image-2-Sub-2026-13_40_09-683x1024.png" alt="" class="wp-image-1374" style="aspect-ratio:0.6670044148512702;width:347px;height:auto" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2026/02/ChatGPT-Image-2-Sub-2026-13_40_09-683x1024.png 683w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2026/02/ChatGPT-Image-2-Sub-2026-13_40_09-200x300.png 200w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2026/02/ChatGPT-Image-2-Sub-2026-13_40_09-768x1152.png 768w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2026/02/ChatGPT-Image-2-Sub-2026-13_40_09.png 1024w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></figure>



<p>Bilişsel savaşa dair birçok çalışmada sosyal medyanın üstünde durulur. Sosyal medyanın yararları ve zararları konusunda genel tavır, iyi amaçlar için kullanılırsa zararsız olduğu yönündedir. Oysaki bilişsel savaşın saldırgan unsurları için bizim sosyal medyayı ne amaçla kullandığımızın pek bir önemi yoktur.</p>



<p>Bilişsel savaşın tanımına baktığımızda sosyal medyanın iyi amaçlar için kullanılmasıyla değil, bilinçli bir şekilde kullanılmasıyla zararsız hâle geldiği söylenebilir. İyi niyet de kişinin aldanmasına, zarar görmesine veya istemeden zarar vermesine neden olabilir. Özellikle istemeden zarar verme noktasında sosyal medya iyi bir alandır.</p>



<p>Bilişsel savaş insan zihnini hedef aldığına göre nasıl ki hedefteki bir şehri koruyan güçlü surlara ihtiyaç duyulmuşsa, nasıl ki modern zamanlarda hava savunma sistemlerine ihtiyaç duyulmuşsa bilişsel savaşta da insan zihnini çevreleyen koruyucu unsur olarak güçlü bilince ihtiyaç vardır. İlk aşamada bunun yolu da eğitimdir.</p>



<p>Oysaki şu anda eğitim alanındaki durum şudur: Bir öğrenci deneme çözer, çözdüğü denemede sosyal medyayla ilgili alıntı bir paragraf çözer, mesajın zihinlere yerleştirildiği düşünülür. Ne var ki öğrencilerin geneli tabiri caizse “ekran süremize laf sokuluyor” düşüncesindedir. Yani bu ve buna benzer yaklaşımlar etkisizdir.</p>



<p>Yine konuyla ilgili olarak belirtmek istediğimiz bir başka tanıklığımız da vardır. Son günlerde paragraf sorularıyla ilgili olarak biri çalışkan diğeri ders çalışma anlamında ortalama seviyede diyeceğimiz iki öğrenci, paragraf sorularıyla ilgili olarak “Algımız, düşünce yapımız değiştirilmek isteniyor.” şeklinde rahatsızlık dile getirmiştir.</p>



<p>Demek ki iki öğrenciyi de rahatsız eden ortak bir durum ve buna dair ikisinin de dikkatini çeken ortak bir veya birkaç kaynak var. Her iki öğrencinin de haklı olduğu söylenebilir. İnsan zihnine gizlice yerleştirilmek istenen şeyler fark edildiği zaman büyük rahatsızlık ve endişe yaratması kaçınılmazdır.</p>



<p>Bilişsel savaş ve milli eğitimimiz bir başka yazımızın konusu olacaktır.</p>



<p>Gündem üstünden devam edelim.</p>



<p>Amerikan devletinin resmi kurumları Epstein vakasını yeniden gündeme taşıdı. Bu vaka herhalde diğer gündeme gelişlerinden daha fazla ses getirdi. Böylece bilişsel savaşın en önemli örneklerinden birini teşkil etmeye başladı.</p>



<p>Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede anti-Amerikancılığın arttığı düşünülür ki duygusal anlamda öyledir ancak pratik anlamda öyle olduğu şüphelidir. Yazımızın başında da ifade ettiğimiz üzere sizin duygu ve amaçlarınızdan ziyade bilinç durumunuz önemlidir. Son gündemi takip ettiğiniz zaman ABD’nin ifşa ettiği kaynaklara olan inanç -doğru veya yanlış olduğundan bağımsız şekilde- üst düzeydedir.</p>



<p>Resmi Amerikan kaynakları bu ifşaları tasniflediği yani çok kötü olanları ayırdığı anlamında açıklamalar yapsa da şeytani seviyede kötü bir örgütün ifşasında çok daha sorumlu davranmak gerekirdi. Sosyal medyanın nasıl bir yer ve bilişsel savaşta nasıl bir silah olduğunu NATO çalışmalarından da anlaşıldığı üzere Amerikan devleti iyi tespit etmiştir. Aynı durum Çin ve Rusya için de geçerlidir.</p>



<p>Bu örgütün ifşasında neden daha sorumlu davranılmalıydı?</p>



<p>1- Epstein’in maillerinden hareketle birçok kişinin bu örgütle bağlantısı ifşa oldu. Artık bu kişilerin içinde birilerinin iyi bir imaja sahip olacaklarını düşünemeyiz. Bu, istismar edilebilir. Birçok kişi, samimi olmayan nedenlerle rakip ya da düşman olarak gördüğü kişileri bu konu üzerinden karalamaya çalışabilir.</p>



<p>2- Artık sosyal medyada doğal karşılayabileceğimiz bir şekilde bilgi kirliliği, sahte videolar, sahte görseller devreye girdi. At izi çok daha hızlı bir şekilde it izine karıştı. Baphometh yeniden popüler bir sosyal medya ünlüsü oldu. Ezoterizm, semboller<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a> haddiden fazla dikkat çekti. Eğer ABD tamamen iyi niyetli olsaydı, gizem fetişizmini ve özellikle video ve görsel kirliliği konusunda yapay zekâyı hesaba katardı.</p>



<p>3- Bu gibi ifşalar bir sistemin ifşasından çok psikolojik anlamda olumsuz durumlar yaratabilir. Sistemin gerçekten ifşası için duygulardan, ideolojik sınırlardan uzak olmak gerekir. Bu tavrı ortaya koyanlar için Epstein meselesinin esas yönü bu olmalıdır. Oysa kitle daha çok magazinin, romantizmin, dramın, karşıt görüşü şeytanlaştırmanın peşindedir. Zira bu unsurlar daha çok etkileşim getirmektedir. &nbsp;</p>



<p>Şimdi biraz geçmişe gidelim.</p>



<p>Niall Ferguson’un “Rothschild Hanedanı” adını taşıyan iki ciltlik çalışmasında, birkaç asır önce Frankfurt sokaklarında yer alan “Judensau” (Yahudi domuzu) adlı bir resim hakkında bilgi verilir. Bu resmin altında, Simeon adında bir çocuğun 15. asırda Yahudiler tarafından öldürüldüğü yazılmıştır.</p>



<p>Yine Hitlerden çok önce bile Avrupalıların Yahudilere yaklaşımının son derece olumsuz olduğunu biliyoruz. Özellikle bebek yiyen canavar Yahudi çok popüler olmuştur.</p>



<p>Son cümleden sonra ister istemez günümüze ışınlanıyoruz.</p>



<p>Epstein’le birlikte Batı dünyasının bebek yiyen Yahudi canavarı uyanmaya başladı. Dinlerarası diyalog adı altında anti-semitizmi düşürmeye çalışan bir numaralı ülke bugüne kadar ABD’ydi. Oysa ABD’nin bizzat yaydığı ifşalar, anti-semitizmi tırmandıracak türdendir.</p>



<p>Sosyal medyada ise şu iddia dolanıyor: “MOSSAD, Trump’a saldırması için şantaj yapıyor.”</p>



<p>Soru şu: Anti-semitizmi ciddi şekilde yükseltme pahasına mı?</p>



<p>Eğer öyleyse MOSSAD’ın aklı yok demektir.</p>



<p>Oysaki şu durumda olay, MOSSAD’ın aklının olmaması değil, bilişsel savaş yoluyla kitlenin “muhakeme”sinin yok edilmesidir. Sosyal medya bunun gibi birçok örnekle doludur.</p>



<p>ABD, sosyal medyanın da dahil olduğu ve bilişsel savaşın gerçekleştiği ortamı “bilgi ortamı” şeklinde tanımlar. Bilgi, muhakeme gücü için ham maddedir. Bilgi olmadan ya da yanlış bilgiyle yapılan analizin doğru sonuç vermesi mümkün değildir. İşte burada iyi niyetin önemi biraz azalıyor. Kendini felsefi ve ahlâki açıdan iyi yetiştirmemiş bireyler bilgisizlik veya yanlış bilgiyle sınandığında tanrıya dönüşüyor. İnsanı yanlıştan döndürecek olan şeylerden biri iyi niyettir; tanrı, iyi niyeti kendince haklı sebeplerle öldürüyor ve yanlışında ısrar etmeye devam ediyor.</p>



<p>Yukarıda temas ettiğimiz ezoterizm ve şeytani semboller, bilişsel savaşın “dikkat” tarafıyla ilgiliydi. Epstein ifşasına dair siyasal söylemler, “muhakeme” kısmıyla ilgiliydi.</p>



<p>Belki en tehlikeli boyut, “hafıza” kısmıdır.</p>



<p>Kökeni 19. yy. sonlarına dayanan “hızlı ve yavaş düşünme” fikri, sosyal medyanın ne kadar tehlikeli bir silaha dönüşebileceğinin göstergesidir. Hızlı düşünme “Sistem 1” ve yavaş düşünme “Sistem 2” olarak adlandırılır.</p>



<p>Hızlı düşünme, ani ve sorgulamaksızın karar almayla ilişkilendirilir. İki sistemin de artıları ve eksileri vardır ancak Sistem 1, sosyal medyanın anlık akışına ve kısa mesajlara hatta başlıklara indirgenmiş paylaşımlara çok uygun bir düşünce yapısıdır. Anlık bir görsel, anlık bir video, anlık bir başlık kişinin ya da kitlenin psikolojik durumunu etkileyebilir. Bir kişi linç edilebilir hatta intihara sürüklenebilir.</p>



<p>Bilgi ortamının sosyal medya ayağında dikkat edilmesi gereken esas noktalardan birisi anonim hesaplardır. Anonim hesaplarca seçilen isimler, profil fotoğrafları, biyografik bilgiler ciddi psikolojik etki yaratmaktadır. İnsan psikolojisi, sahte olduğunu veya bir başkasının fotoğrafı olduğunu bilse bile anonim kişilik sayesinde fotoğraf üstünden manipüle edilebilir. Çünkü burada bir “özdeşleştirme” söz konusudur.</p>



<p>Öyleyse biz sosyal medyada anonim hesaplarla öncülük etmeye çalışan, bir fikre mensupmuş gibi görünen, sürekli bilgi aktaran, kitleleri yönlendiren hesapların gerçek kişiliklerini biliyor muyuz?</p>



<p>Büyük bir bölümünün kim olduğunu bilmiyoruz. Önemli mi? Evet, önemli. Sosyal medyada en sık sorulan sorudur: “Kaynak?”</p>



<p>Yüzeysel olarak ele alacağımız dört örnek:</p>



<p>Birinci örneğimizde, 2021 yılında bir valinin açıklamasına dair haber yayımlanıyor. Haberde zamanın valisinin “Kadınlara bile iş veriyoruz.” cümlesi başlık olarak kullanılıyor. Birçok site ve sosyal medya hesabı tepki yaratacak cümlelerle haberi paylaşıyor. Birçok vatandaşımız da kadınların önemine dair ahkâm kesiyor. Oysa valinin açıklamasına dair insanların doğru anlayıp eleştirdiği tek kısım, vatandaşların iş beğenmediğiyle ilgiliydi. Haberin içeriğine bakıldığında, yani hızlı düşünüp etkileşim yarışına girilmediğinde görülüyor ki “Kadınlara bile iş veriyoruz.” söylemi hem valiye ait değil, işveren tarafından dile getirilmiş hem de ağır işler kastedilmiş.</p>



<p>İkinci örneğimizde ise daha önce hakkında yazı da yazdığımız “geyik” örneği var. Zaten işler kötü giderken ve her masumun ölümü insanlığın kıyametiyken bir geyiğin şehre inmesi “bulaşıcı telkin” yoluyla sosyal medyada hızlı şekilde yayıldı. Yine herkes kopyala-yapıştır yoluyla bilgili ve tespit yapan kişi rolü üstlendi. Aynı şeyler sürekli paylaşılarak bilinçli ya da bilinçsiz ama ideoloji fark etmeksizin “kıyamet alameti” söylemi yaygınlaştırıldı. Tarihte kıyametin kopacağına kitlelerin inandırıldığı birkaç örnek vardır ve hiçbirinin sonu iyi olmamıştır. Birçok eğitimli, bilgili, kültürlü (!) insanımız da dinselleşmiş, dinselleştirmiş, dinselleşip dinselleştirdiğinin farkına varmamıştır.</p>



<p>Epstein’in adasında şeytani hazlarla doyanlar nasıl bugünü hesap edemedilerse etkileşim hazzıyla bilincini körleştirenler de aynı sistemin hizmetkârı oldular.</p>



<p>Üçüncü örneğimiz daha yakın zamanlıdır. Bir içerik üreticisi Hakkari’ye gidip Türk bayraklarının asıldığına şahit olduğu bir video çeker. Bir başka kullanıcı “Komutanım demişti ki bunlar sinsidir.” mealinde bir paylaşım yapar. Bir başka kullanıcı ise ilgili videonun altına sanki kendi komutanı bunu söylemiş gibi bir başkasının anısını -yalan da olabilir- kendine mâl eder. Böylece ortaya çıkan sonuç psikolojik anlamda şu olur: Doğuda Türk bayrağı asılamaz, Türk bayrağı asılırsa sinsilik vardır; doğu, Türkiye’den kopmuştur.</p>



<p>Hiç Türk bayrağı olmasaydı?</p>



<p>Aynı bulaşıcı telkin döngüsü devam ederdi. Bayrak olunca sinsilik, olmayınca hainlik. Her şartta umutsuzluk, karamsarlık, güçsüzlük satmak revaçtadır. Pollyanna mutluluğu satanlarla İvan İlyiç’in bunalımını satanlar kıyasıya kapışıyor. Bu sanal kapışma, toplumu gerçek hayattaki trajik ve utanç verici olaylardan daha çok etkiliyor.</p>



<p>Ekstra bir örnek daha:</p>



<p>Papa Eftim hakkında yazılıp çizilenler birbirinin kopyasıdır ve yeni bir bilgi içermez. Herkes aynı şeyleri tekrar eder durur. Eftim, tıpkı bir sosyal medya kullanıcısı gibi kimlik değiştirip “Teoman Ergene” olur ve akademiden başlayarak tüm kitleler aynı şeyleri birbirine anlatır. Birçok yazımızda belgeleriyle gösterdik bunları ve göstermeye devam edeceğiz.</p>



<p>Aynı durum Kuşçubaşı Eşref, İngiliz Kemal, Cicero gibi isimler için de geçerlidir. 1950’lerden itibaren yeni sanal kişilikler kullanılarak gerçek ve yalan birbirine sokulmuştur. Bilişsel savaşta Eftim ve torunları gibi Türkçü, Kemalist görünenler sinsi bir yolla Kemalizm’in altını oymaya çalışmıştır.</p>



<p>Bilişsel savaşta en önemli nokta da burasıdır.</p>



<p>Kemalizm bu ülkenin kuruluş felsefesidir, devletin ideolojik çekirdeğidir. Onu yok etmek için geniş kapsamlı bir saldırı yürütüldüğü açıktır. Biz ise her zaman şunu söyledik, söylemeye de devam edeceğiz: Büyük Taarruz durmuş değildir.</p>



<p>Ve istihbarat açısından da kendi asrının en büyük harekâtıdır hatta bugün de aşılmış değildir. Öyle olsaydı, bilişsel savaşın unsurlarına karşı aynı kararlılık ve azimle mücadele edilirdi. Ne yazık ki toplumun önüne düşenler, kendini binbir imajla ve etiketle pazarlayanlar, ekranda olmaktan haz duyanlar, küfür yemek pahasına konuşulmayı sevenler, yanlış bilgiyle yanlış kişilere referans olanlar, sloganla fikri birbirine karıştıranlar, hayatı boyunca hiç kitap okumayıp sosyal medya sayesinde okumuş adam rolüne bürünenler, kendi kendine sanal bir kimlik yaratarak o sanallığın etrafında topladıkları kitleyler mutlu olanların ufkunu Mustafa Kemal’in ufkuyla kıyaslamak mümkün değildir.</p>



<p>Mustafa Kemal; aklı, bilimi, felsefesi, ahlâkı sayesinde dehadır. Bunlara sahipmiş gibi yapanlar, adammış gibi muamele görebilirler ama hep “mış”ta, “miş”te kalırlar.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> Şüphe yok ki meselenin böyle bir boyutu da var ancak bizce bu organizasyon daha farklı bir noktayı gözler önüne seriyor. Onu da “Leviathan” başlıklı yazımızda anlatmıştık.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1372</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Papa Eftim Gerçeği Kapınızı Çalıyor&#8230;</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2025/11/05/papa-eftim-gercegi-kapimizi-caliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 18:07:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[fener kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[papa eftim]]></category>
		<category><![CDATA[selçukerenerol]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ortodoks Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1341</guid>

					<description><![CDATA[Papa Eftim Gerçeği Kapınızı Çalıyor&#8230; (Ruhunuzu Yakacak Bir Yalanın Enkazı Altında Kalmaya Hazır mısınız?) Bazı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong><em>Papa Eftim Gerçeği Kapınızı Çalıyor&#8230;</em></strong></p>



<p><strong><em>(Ruhunuzu Yakacak Bir Yalanın Enkazı Altında Kalmaya Hazır mısınız?)</em></strong></p>



<p>Bazı hikâyeler vardır, damarlarımızda dolaşır.</p>



<p>Bize kim olduğumuzu fısıldar, zor zamanlarda tutunacak bir dal olur. Kahramanlarımız vardır, isimleri anıldığında göğsümüz kabarır, varlıklarıyla onur duyarız. Papa Eftim de o kahramanlardan biriydi, değil mi? Milli Mücadele&#8217;nin ortasında parlayan bir Hristiyan Türk, Atatürk&#8217;ün bile takdirini kazanmış sarsılmaz bir vatansever&#8230;</p>



<p>Öyle mi?</p>



<p>Peki ya o heykelin ayakları kilden yapılmışsa? Ya o parlak zırhın altında, hepimizin inandığı o kutsal davanın yerine, bambaşka, çok daha insani, çok daha karanlık bir hırs gizliyse?</p>



<p>Unutun şimdiye kadar duyduklarınızı ve okuduklarınızı çünkü size anlatacağımız hikâyenin kaynağı ne bir tarihçi ne de bir düşman. Kaynak, Eftim efsanesinin ta kendisi. O “kahramanın” (!) sesi, yıllar sonra gazete sayfalarından bize ulaştığında, duyduğumuz bir vatanseverin gururu değil, bir stratejistin kan donduran itiraflarıdır.</p>



<p>O ses bize, “İhtilafımız dini değil, siyasiydi.” diye fısıldıyor. Kutsal bir dava için değil, “siyasi maksatlarla” kiliseleri “işgal ettiğini” itiraf ediyor. Arşivler, o “boyun eğmez” din adamının, projesi başarısız olunca ve cemaat toplayamayınca düşman ilan ettiği Fener&#8217;e gidip nasıl “aman dilediğini” gözler önüne seriyor.</p>



<p>Ve en sonunda, siyasi rüzgârlar değiştiğinde, dün lanetlediği Fener&#8217;in yeni patriği olarak ABD tarafından ülkemize yollanan ve ABD vatandaşıyken bir gecede Türk vatandaşı yapılan Athenagoras’a nasıl “biat ettiğini” belgeler kanıtlıyor.</p>



<p>Bu, artık bir tarih tartışması değil. Bu, iddia edilen Atatürkçü ilkelere yönelik bir sadakatsizliğin başlangıç noktasıdır.</p>



<p>Ama bu sadakatsizlik, tek bir anın günahı değil; gücün rüzgârına göre yelken açan, ilkesiz bir duruşun aile geleneğidir. O sözde sarsılmaz Atatürkçü Papa Eftim, Demokrat Parti iktidara gelip Batı&#8217;ya yanaşınca ne yaptı dersiniz? Menderes hükümeti, Yunanistan ile ilişkileri düzeltmek için Eftim&#8217;in “kilise”sini bir yük olarak görüp kapatma baskısı kurduğunda, Kemalist bir direniş mi gösterdi?</p>



<p>Tabii ki hayır.</p>



<p>Sessizliğe büründü ve yeni güce uyum sağlayarak ayakta kaldı çünkü onlar için pusula, her zaman gücü ve iktidarı gösterir.</p>



<p>Ve bu pusula, nesiller sonra torun Selçuk Erenerol&#8217;un elinde de şaşmadan çalışıyor. Bir yandan “Atatürkçülük”, “laiklik” nutukları atarken diğer yanda Türk-İslam sentezinin mimarı Namık Kemal Zeybek ile aynı siyasi yolda yürüyebiliyorlar. Atatürk&#8217;ün laik milliyetçiliğini savunduğunu iddia eden birinin, bu ilkeyle taban tabana zıt bir ideolojinin yaratıcısıyla siyaset yapmasının nasıl tanımlanacağına siz karar verin!</p>



<p>Bu, bir çelişki değil, ailenin genetik kodudur: Güç kimdeyse “Biz oradayız.”</p>



<p>Günümüzün belirli milliyetçi siyasi akımlarının söylemlerinde kendilerine bir yer bulmaları da bu mirasın bir tesadüf olmadığının kanıtıdır.</p>



<p>Ama asıl can yakan, bu mirasın ölmemiş olmasıdır. Eftim&#8217;in başlattığı o siyasi manevra sanatı, o Galata&#8217;daki paha biçilmez mülklerle birlikte, nesilden nesile aktarıldı. Bugün o mirasın varisleri olan torunları, dedelerinin başlattığı oyunu çok daha cüretkâr bir perdeden oynamaya devam ediyor.</p>



<p>Bunların sosyal medya hesaplarına, demeçlerine bir bakın. Dillerinden düşürmedikleri tek bir kelime var: Atatürk. Onlar için Atatürkçülük, bir ideoloji değil, kurşun geçirmez bir zırh. Her türlü eleştiriden, her türlü sorgulamadan muaf kalmak için kullandıkları kutsal bir kalkan. Dedelerinin uydurduğu o “Atatürk’ün takdiri&#8230;”, “Bir ordu kadar hizmet etti.” vb. sözleri, bugün kendileri için bir dokunulmazlık fermanı gibi sallıyorlar.</p>



<p>Ve bunlar bu zırhı kuşanıp ne yapıyorlar? Yüz yıldır aynı şeyi: Toplumsal kaygıları kendi çıkarları için kullanmak.</p>



<p>Sakın yanlış anlaşılmasın. Bu satırların yazarı, Fener Rum Patrikhanesi&#8217;nin avukatlığına soyunmuyor. Tarih, bu kurumun Milli Mücadele yıllarında bizzat Atatürk tarafından “bir fesat ve hıyanet ocağı” olarak görüldüğünü de yazar. Lozan&#8217;da Türkiye&#8217;den gönderilmesi için en sert mücadelelerin verildiği bir kurumun, bugün ABD&#8217;nin dış politika hamlelerinde (tıpkı Ukrayna&#8217;da olduğu gibi) nasıl bir aparata dönüştüğünü, “ekümeniklik” iddiasıyla Türkiye&#8217;nin egemenlik haklarını nasıl zorladığını görmemek için kör olmak gerekir. Fener&#8217;in siyasi ajandası ve tarihsel bagajı, bu ülkenin her vatanseveri için meşru bir endişe kaynağıdır.</p>



<p>Ancak Erenerol ailesinin yaptığı, bu meşru endişeyi bir kalkan gibi kullanarak kendi kişisel savaşlarını bir vatan müdafaası gibi pazarlamaktır.</p>



<p>Onlar, Fener&#8217;in yarattığı bu tehdidi bertaraf etmek için değil, o tehdit sayesinde var olmak için bağırıyorlar. Yargıtay&#8217;ın Türk Ortodoks Patrikhanesi&#8217;ni (TOP), dini bir kurumdan ziyade bir vakıf olarak değerlendirdiğini hatırlatalım ve Türk toplumunu, yasalarca meşru sayılan ve denetlenen Fener&#8217;e karşı ve dolayısıyla Rum vatandaşlarımıza karşı kışkırtırken kullandıkları söylemlere bakın: Ekümeniklik, “şeriat çağrısıdır”. Fener&#8217;i savunanlar, “vatana ihanet etmektedir”. Fener, “Cumhuriyetimize düşman bir kurumdur”. Bu ifadeler, bir endişenin değil, bilinçli bir stratejinin ürünüdür. Toplumun en hassas sinir uçlarına dokunarak, laiklik ve ulusal güvenlik kaygılarını kaşıyarak kendilerine sürekli bir meşruiyet alanı yaratıyorlar. Tıpkı dedelerinin, Fener&#8217;e karşı muhalifmiş gibi davranarak devlete “faydalı” olduğunu ispatlamaya çalışması gibi, onlar da bugün aynı düşmanlığı körükleyerek varlık sebeplerini sürdürüyorlar. Bu ifadeler, bir endişenin değil, o endişeyi kendi çıkarları için sömüren bilinçli bir stratejinin ürünüdür.</p>



<p>Ama en trajikomik olanı ne biliyor musunuz? Ailenin tüm varlığını, statüsünü ve servetini borçlu olduğu 1923 nüfus mübadelesini, bugün torunlarından birinin “bir oldubitti”, “Mübadele yanlıştı.” diyerek eleştirmesi. Kendi cemaati ve birinci dereceden akrabaları bile topyekûn Yunanistan’a gönderilirken Eftim tek başına mübadil olmaktan kurtularak gidenlerin mülkleri üzerine bir hanedanlık kuran bir ailenin varisinin, bugün mübadeleyi eleştirmesi bir tutarsızlık değil, ideolojinin onlar için ne kadar kullanışlı bir araç olduğunun en acı itirafıdır.</p>



<p>Bu, artık Papa Eftim&#8217;in hikâyesi değil. Bu, dedesinin “aman dilediği” kurumla savaşır gibi görünüp aslında o savaş sayesinde ayakta kalan bir ailenin hikâyesidir. Bu, Atatürk&#8217;ün adını bir kalkan gibi kullanıp onun birleştirici ruhuyla çelişenlerin ibretlik öyküsüdür.</p>



<p>Birkaç gün sonra yayınlayacağımız belgelerle dolu yeni yazımızda gerçeğin can yakıcı yüzüyle tanışmaya hazır olun.</p>



<p>Çünkü bazen en büyük hayal kırıklığı, en güvendiğimiz hikâyelerde ve o hikâyeleri en gür sesle savunanların dilinde saklıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1341</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;&#8230;Hepsi Korkuya Köledir.&#8221;</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2025/09/26/hepsi-korkuya-koledir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 08:41:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[ecevit]]></category>
		<category><![CDATA[erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[köle]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1334</guid>

					<description><![CDATA[“&#8230;Hepsi Korkuya Köledir.” Tayyip Erdoğan Amerika’ya gitti. Yıllarca Ecevit ve Clinton’ın fotoğrafı üstünden “dünya lideri” [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>“&#8230;Hepsi Korkuya Köledir.”</strong></p>



<p>Tayyip Erdoğan Amerika’ya gitti. Yıllarca Ecevit ve Clinton’ın fotoğrafı üstünden “dünya lideri” imajı yaratmaya çalıştılar ama son ABD seyahati tüm gerçekleri bir kez daha göz önüne serdi.</p>



<p>Esas gerçekse şudur: İktidara gelmek için FBI ajanlarıyla beraber ABD’ye uçan, iktidarda kalmak için gittiği zaman kimse tarafından karşılanmadı.</p>



<p>Ve anlaşıldığı kadarıyla kendisini karşılamaya kimseyi göndermeyen ABD’yle milyarlarca dolarlık anlaşma imzalamakta sakınca görmedi.</p>



<p>Türkiye’ye geldiğinde muhaliflere “Eyyy!” çekerek yaptığı sataşmaları, yeri geldiğinde ettiği hakaretleri aklına bile getiremedi. “Kasımpaşa delikanlısı” imajı da “dünya lideri” imajı da oralarda sökmedi.</p>



<p>Açılımın yeni versiyonu işe yaramadı.</p>



<p>Bilmem kaç kez değiştirilmiş anayasayı değiştirme goygoyu şimdiden unutuldu.</p>



<p>20 yıllık siyasi iktidar, ana muhalefet partisine operasyon yaparak iktidarda kalmaya çalışmanın uluslararası kamuoyunda itibar görmeyeceğini, ABD’ye yapılan ziyaretlerin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini, iktidarı resmen olmasa sona ermekte olan partilerin yanında durulmayacağını anlamayacak kadar ham kalmış.</p>



<p>20 yıldır dilinden düşürmediği Menderes’in siyasi kariyerini de hiç çalışmamış.</p>



<p>Bir fotoğraf üstünden yapılan “Nereden nereye” goygoyunun sonuna geldiklerine göre bir şeyi daha belirtmek yararlı olacaktır.</p>



<p>Ecevit’in kariyerinde Kıbrıs vardı. Ecevit’in arzusunda Musul vardı. O fotoğrafta ayakta duran Ecevit değildir, ABD’nin yerli iş birlikçileridir.</p>



<p>Ecevit ve Erdoğan arasındaki esas ayrımı da belirtelim.</p>



<p>Ecevit, İsrail’in soykırım yaptığını açıkladı. İktidardan düştü.</p>



<p>Erdoğan’ın kamuoyunda oluşturduğu imaj, daima İsrail karşıtı bir siyasetçi oldu. “One minute” çekti ve İsrail’e doğru ne kadar bağırırsa o kadar iktidarda kaldı.</p>



<p>AKP ne kadar iktidarda kaldıysa İsrail de o kadar kuzeye çıktı.</p>



<p>AKP iktidarının zayıfladığı nispette de İsrail’le komşu olduk ve iç siyasette açılımlar, saçılımlar geri döndü.</p>



<p>ABD, Rusya korkusu sayesinde Avrupa’ya pahalı sıvılaştırılmış doğal gaz satıyordu. Şimdi iktidarın siyasi korkuları nedeniyle de Türkiye’ye satacak.</p>



<p>Şimdi bir de muhalif geçinen goygoculara bakalım.</p>



<p>Samimi bir vatansever, milletini korkutmaz çünkü korku, köle yaratır. Bir köle, tıpkı bir zombi gibidir. Yüreğinden ısırdığı bir başkasına korku satar ve onu da köle yapar. Bulaşıcı kölelik, korkunun kaynağı kurutulmadıkça yayılmaya devam eder.</p>



<p>“Amerika böyle yapacak.”, “İstanbul’da Vatikan kurulacak.”, “Papa Türkiye’ye gelip Fener’i kutsayacak.”, “Vatan bölünecek.” vesaire&#8230;</p>



<p>Bunların her biri birer telkindir.</p>



<p>Bu tarz cümleler insanın zihnine yerleştirilir, dolaylı yoldan bir rıza yaratılır.</p>



<p>Adam olan, cesur olan, “Gel de yap!” diyendir.</p>



<p>“Ben varken sana geçit yok.” diyendir.</p>



<p>Milleti korkutarak destek devşirmeyendir.</p>



<p>Uçuk kaçık yalanlar, gülünç komplolar, tarihe mâl edilmiş palavralar, büyük insanlar söylemiş gibi uydurulan sahte sözler, Kemalizm maskesi giymiş dolandırıcı müttefikler, bağış karşılığı satın alınan gazeteciler ve daha niceleri&#8230;</p>



<p>İşte bunların arkasına saklanan gerçekten korkmalıdır.</p>



<p>Ne demiş Seneca:</p>



<p>“Kimi şehvete kimi açgözlülüğe kimi hırsa, hepsi korkuya köledir.”</p>



<p>“Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” diyen Mustafa Kemal’in askerleriyiz!</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1334</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
