<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>demiryolculuk &#8211; Demir Yolcu</title>
	<atom:link href="https://demiryolculuk.com/tag/demiryolculuk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<description> Dünyayı elinde tutan, onu anlayış ile tuttu; halka hükmeden, bu işi bilgi ile yaptı. (Kutadgu Bilig)</description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Jun 2026 11:56:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/03/cropped-LOGOSp-1-32x32.png</url>
	<title>demiryolculuk &#8211; Demir Yolcu</title>
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">203450429</site>	<item>
		<title>&#8220;Ad Astra Per Aspera&#8221;</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/06/05/ad-astra-per-aspera/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 11:56:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[abdurrauf fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[ad astra per aspera]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet telli]]></category>
		<category><![CDATA[ali özoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[anton çehov]]></category>
		<category><![CDATA[battal mehetoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[maksim gorki]]></category>
		<category><![CDATA[nazım hikmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1505</guid>

					<description><![CDATA[“Ad Astra Per Aspera&#8230;” “Karanlığın içinden yıldızlara doğru&#8230;” Aleksey Maksimoviç Peşkov, 5 yaşındayken babasını kaybetti. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>“Ad Astra Per Aspera&#8230;”</strong></p>



<p class="has-text-align-right wp-block-paragraph"><em>“Karanlığın içinden yıldızlara doğru&#8230;”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aleksey Maksimoviç Peşkov, 5 yaşındayken babasını kaybetti. Annesi yeniden evlenince babasızlığın zorluğu arttı. 11 yaşındayken annesini de kaybetti. Zaten sekiz yaşından beri çalışıyordu, sadece birkaç ay okula gidebilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Limanda ve fırında işçi, gemide bulaşıkçı olarak çalıştı. Gemide bulaşık yıkadığı günlerde okuma merakına kapıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">19 yaşındayken ölmek istedi. Silahı kalbine dayadı, yine talihsizdi. Kurşun, kalbine gelmedi ama akciğerlerine hasar verdi. Böylece hayatı boyunca çekeceği yeni bir acı daha eklendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çocukken babaannesinin anlattığı masallar, ona ilk zamanlar fark etmediği bir kalem yeteneği kazandırmıştı. Büyük bir yazar, büyük bir fikir adamı oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisine yakışan takma ad, Rusçada “acı” anlamına gelen “Gorki”ydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Maksim Gorki karanlığın içinden yıldızlara doğru yükseldiğinde yıl 1936’ydı. Ölümü, kalp ve akciğer yetmezliği olarak kayıtlara geçti. 1938 yılında Buharin, Moskova Duruşmaları sırasında Gorki’nin NKVD ajanları tarafından öldürüldüğünü iddia etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anton Çehov, hayatı boyunca Verem hastalığıyla boğuştu. Savaşı bıraktığında henüz 44 yaşındaydı. Büyük maddi zorluklar içinde yetişti, buna karşın mücadeleyi bırakmadı ve geride birçok eser bıraktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çehov’un meşhur “Martı” oyunun hikâyesi ilginçtir. Oyun ilk St. Petersburg Alexandrinsky Tiyatrosu’nda sergilendi. Yeniliklerle dolu olan oyunun metnini rejisöründen oyuncusuna kadar kimsenin anlamadığı söylenir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geleneksel oyunlardan hoşlanan seyirci, oyunu hiç anlamadı ve salonda ıslık sesleri, protesto alkışları yükseldi. Nina rolünü oynayan Vera o kadar korktu ki sesini kaybetti. Çehov, utancından son iki sahneyi izleyemeyerek kulise gitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neyse ki Tiyatrocu Vladimir Danchenko oyunu çok beğendi, Yönetmen Konstantin Stanislavski’ye gönderdi. Stanislavski oyunun hakkını verdi, oyun bu kez büyük ses getirdi. Öyle ki oyunun sergilendiği Moskova Sanat Tiyatrosu’nun amblemi “martı” oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çehov da karanlığın içine itilmiş ama yıldızlara yükselmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İdeolojisi ne olursa olsun hemen her büyük insan mutlaka dikenli yolları görmüştür. Bu dikenler bazen yoksulluk, bazen anlaşılamamak, bazen dışlanmak, bazen kıskanılmak, bazen değersizleştirilmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mesele yıldızlara uzanan yolculuğa devam edebilmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir tarlada karga kovalayan çocuk, bir vatandan düşmanları kovalayan Mustafa Kemal olmuştur. Kıskanıldı, anlaşılmadı, ihanete uğradı ama yıldızlara yükselip Türkiye’yi ebediyen aydınlatacak bir güneş oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Annesi Zübeyde Hanım da önce eşini, sonra birçok çocuğunu kaybeden bir Türk kadınıydı. Karanlığın içinden yıldızlara doğru yükseldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Abdurrauf Fıtrat, Türkistanlı bir aydındı. İstanbul’da dilim karpuz satıyor, yazdıklarıyla Türkistan’ı ayağa kaldırıyordu. Bir gün evinden aldılar, sonra yıllarca haber alınamadı. Ta ki Sovyetler yıldızlarla barışmak isteyene kadar, infaz edildiğini bilemedik.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıldız Teknik Üniversitesi’nin bir yıldızı, Battal Mehetoğlu, 14 Ağustos 1922’de öldürüldüğünde 22 yaşındaydı. Mehetoğlu’nun babası at arabacısıydı. Önce bir gözünü, sonra hayatını kaybetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Battal’ın anası İnsaf ana, “gece çamaşırcısı” idi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oğlunun cenazesinde, “Vay ki oğlumun emeğini elime verdiler!” diye feryat ediyor ve şöyle diyordu: “Gece hasır ördük, gündüz sattık. Damımı 10 bin liraya ipotek ettim ki Battal okuya, bizi de kurtara! Ben yürekli bir Battal yetiştirmiştim. Vatanı kurtaracak, ekmek parası kazanacak. Hani ya Battal’ın katili?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsaf ana, oğlunun acısına 6 yıl dayanabildi. Karanlığın efendilerine lanet okuyup yenip yıldızlara yükseldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karanlık, adam seçmez. Sadece boğmak için vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nazım Hikmet Ran, Bursa Cezaevi’nde hem dayak yiyor hem de psikolojik işkenceye maruz kalıyordu. Aynı Nazım Hikmet, bu cezaevinde marangozluğa başladı. Dayak yiyor, psikolojik işkence görüyor, Piraye’ye ceviz ağacından çanta yapıyor, “Memleketimden İnsan Manzaraları&#8221;nı, “Ferhat ile Şirin”i yazıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şair Ahmet Telli, “sakıncalı yazar” olarak 12 Eylül 1980 Darbesi’nden sonra tutuklandı. Karakola giderken çakmakla bıyıklarını yaktılar, sürekli olarak sopalarla dövdüler. Öğretmenlikten ihraç ettiler ama Telli’nin birçok dizesi yıldızlara yükseliyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir tufan olurum sustuğun her yerde.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hüseyin Nihal Atsız, tabutluklara kapatıldı. Tabutluk dile kolay, bedene zordur. En fazla 40 cm genişliğinde, 50 cm uzunluğundadır. Ne kadar ilginçtir ki tabutluklar, her görüşten insanı buluşturan bir yerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Atsız, sürgünlerle ve hapislerle geçen hayatı sona erip yıldızlara ulaşırken arkasında çok sayıda eser bıraktı. Şöyle diyordu:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Gidiyorum gönlümde acısı yanıkların&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve günümüz&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ergenekon kumpaslarında 6 yılını cezaevinde savaşarak geçiren Ali Özoğlu, onca iftirayla ve psikolojik baskıyla mücadele ederken bir yandan ebru sanatıyla uğraşıyor; resim çiziyor, şiirler ve yazılar yazıyor, kitap okuyor, mahkemeye çıkınca FETÖ’cü hâkim ve savcılara kumpasları dar ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şöyle diyordu Özoğlu, cezaevinden çıktığı gün:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Hayatımı 6 yıl boyunca haram ettiler bana, sevdiklerime. Bugün helalleşme günüdür, o haramı helal edeceğiz mutlaka.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte böyle&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün bilhassa sosyal medyadan umutsuzluk saçanlar, kanaat önderi pozlarına girip sadece karanlığı yüceltenler bilsinler ki yıldızlara giden bütün yollar dikenlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıldız, barış demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O yüzdendir ki ona ulaşmak isteyenler daima savaşmak zorundadırlar. Bu da sonuna kadar dik duruş gerektirir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Sen donanımlısın, okudun, şunu yaptın, bunu yaptın ama az para kazanıyorsun veya işsizsin” diyenlerin fısıltıları, yoldan döndürmeye çalışan şeytanların fısıltısı gibidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıldızlara giden yolda herkes kendi merdivenini kendi inşa eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşarken övgü için yaşayana öldüğü zaman çok söverler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve aynı acıları, aynı sıkıntıları, aynı zorlukları yaşayanlar nerede olurlarsa olsunlar birbirlerini anlarlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Despotluğa, karanlığın efendilerine göstereceğimiz direnci yine onların karanlığına karşı savaşımız besleyecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, ebedi bir savaştır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1505</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Paralı Asker I: Catalan Company</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/05/26/parali-asker-i-catalan-company/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 12:11:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[çapulcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[despot]]></category>
		<category><![CDATA[taht]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1498</guid>

					<description><![CDATA[Paralı Asker I: Catalan Company Aragon Krallığı ile Anjou Hanedanı arasındaki savaş bittiğinde yıl 1302’ydi. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Paralı Asker I: Catalan Company</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aragon Krallığı ile Anjou Hanedanı arasındaki savaş bittiğinde yıl 1302’ydi. İspanya Kralı Ferdinand Dragon, savaş boyunca yararlandığı paralı asker şirketinden kurtulmak istiyordu. Şirketin kurucusu eski bir Tapınak Şövalyesi olan Roger de Flor’du.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaş bitince işsiz kalan Flor, Doğu Roma İmparatoru ile görüşerek kendine yeni bir iş bulmuştu: Konstantinopol’ü korumak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kral Ferdinand Dragon, Flor’un yeni ekmek kapısı bulduğunu duyunca çok memnun oldu. 39 gemiyi emrine vererek Flor’u Anadolu topraklarına yolladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eski haydutlardan, yağmacılardan, fedailerden oluşan “Catalan Company”; Anadolu topraklarına geldiği zaman Aydınoğlu, Menteşe, Karesioğlu, Germiyanoğlu ve Karamanoğlu Beyliklerine karşı başarılı savaşlar verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konstantinopol’ü korumak için gelen Flor’un paralı asker şirketi, Anadolu’yu Toroslara kadar yağmalıyor ve sadece Türklere değil Greklere de zarar veriyordu. Flor’un vahşete dayalı serveti artarken giderek bağımsız hareket ettiğini gören İmparator, çareyi onu zehirletmekte buldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Flor’un ölümü akan kanı durdurmadı. Öfkelenen Katalan savaşçılar Edirne ve İstanbul arasında yağmalanmadık yer bırakmadılar. Geçtikleri her yerden geriye kan ve gözyaşı bıraktılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Edirne’deki bu paralı asker ordusuna karşı harekete geçen IX. Mihail, sayıca üstün olmasına rağmen yenildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1311 yılına gelindiğinde “Catalan Company”, Frank asıllı bir idarecinin yönettiği Atina Dükalığını fethetti. 70 yılı aşkın bir süre burada egemenlik kuran paralı askerler, bir başka paralı asker grubu olan Navarra Şirketine kaybettiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düzeni tesis etmek için başıbozuklara koşturacak kadar acizleşen idareciler, hem kendi saltanatlarının çöküşünü hızlandırdılar hem de olan masum insanlara oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir çapulcu için “taht”, yağmanın sürekliliğine dair bir rehinden başka bir şey değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eteğinde vahşetle gezen hükümdarsa kendine ve halkına kandan, esaretten başka ne sunabilir ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve kendi ülkesine çapulcu ayağı sokanda, kendi ülkesini yağmalatanda namus olur mu?</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1498</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Acının Coğrafyası</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/05/24/acinin-cografyasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2026 20:00:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[despot]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[glasnost]]></category>
		<category><![CDATA[gorbaçov]]></category>
		<category><![CDATA[kremlin]]></category>
		<category><![CDATA[lubyanka]]></category>
		<category><![CDATA[neoliberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[oligarşi]]></category>
		<category><![CDATA[perestroyka]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sscb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1493</guid>

					<description><![CDATA[Acının Coğrafyası Bir savaş fotoğrafçısı için en zor an, ölüm anını yakalamak değildir.En zor an; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Acının Coğrafyası</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir savaş fotoğrafçısı için en zor an, ölüm anını yakalamak değildir.<br>En zor an; karşında duran toplumun henüz ölmediğini ama artık yaşamadığını da fark ettiğin — ve bu sessiz cinayeti gösterecek tek bir kanlı gövde, somut bir yara bulamadığın o çaresizlik anıdır. Ruhun ve vicdanın çürümesi, en sinsi kameradan bile gizlenmeyi başaran görünmez bir zehirdir çünkü.<br>Fotoğraf makinemi aldım ve otelden çıktım. Saat sabahın dördüydü.<br>Moskova&#8217;nın o saatte insanı boğan tekinsiz bir kokusu vardı: Lağım, kalitesiz linyit kömürü ve ıslak, rutubetli beton birbirine karışmış, insanın üzerine kalıcı bir utanç gibi yapışıyordu. Nefes aldığımda akciğerlerim bir an direniyor, sonra bu ağır infaza teslim oluyordu. Yürürken ayak seslerim buz tutmuş karın üzerinde çıtırdıyordu; sanki koca bir şehrin kemikleri kırılıyordu ayağımın altında.<br>Arbat Caddesi… Puşkin&#8217;in yürüdüğü, Tolstoy’un soluk aldığı ve Nazım Hikmet’in memleket hasretiyle yandığı o taş döşeli uzun yol, Moskova&#8217;nın yüzyıllardır kendine anlattığı en zarif masaldı; şehrin hafızası, onuru ve şiiriydi.<br>O sabah ise burası, haysiyetin yağmalandığı bir mezat alanına dönmüştü. Kaldırımın her iki yanına dizilmiş insanlar, elleri soğuktan ve utançtan titreyerek önlerine serdikleri geçmişlerinin başında duruyorlardı. Eski gümüş kaşıklar, çerçevesi çatlamış aile fotoğrafları, altı çizilmiş eski kitaplar, anneanneden kalma porselen fincanlar kirli bir gazete kağıdının üzerine birer ceset gibi bırakılmıştı.<br>Bir kadın gördüm. Altmış küsur yaşındaydı. Üzerinde, o dondurucu kışa hiçbir hayrı dokunmayan, besbelli ki çok daha güzel günlerden kalma solgun, çiçekli bir palto vardı. Elinde kristal bir vazo tutuyordu. Vazoya öyle bir sarılmıştı ki, sanki elindeki cam parçası değil, toprağa vermeye kıyamadaki son evladıydı. Satmak zorundaydı ama bırakamıyordu.<br>İçimdeki o mesafeli, profesyonel fotoğrafçı makinayı kaldırdı. O an kadının buğulu bakışlarıyla karşılaştım. O gözlerde açlığın değil, dürüst kalmış bir ömrün hırsızlar karşısında diz çöküşünün o korkunç mahcubiyeti vardı.<br>Makinayı usulca indirdim. İçim ezildi. Sanki o an zehirli bir uyarı saplandı göğsüme: Başkasının acısına sadece bakamazdım, onu bir tiyatro gibi izleyip çekip gidemezdim. Bazen en gerçek fotoğraf, o acıyı metalaştırmamak ve sömürmemek için hiç çekilmeyendir. Çünkü trajediyi sürekli bir vitrin ürünü gibi sergilemek, zamanla onu izleyenleri dilsiz birer dikizciye dönüştürür, vicdanı köreltirdi.<br>Kadının o bakışları ve sessizliği o sabah Arbat&#8217;ı yuttu.<br>Arbat&#8217;ın sonunda, sisin içinden kibirli bir dev gibi beliren Metropol Oteli hareketsiz bıraktı beni. Taşa işlenmiş Art Nouveau çiçekleri ve kubbelerinin altındaki freskleriyle bu bina, bir zamanlar Rus dehasının zarafet resmiydi. Şimdi ise kapısından siyah, zırhlı BMW&#8217;ler çıkıyordu.<br>İçinden inen adamlara baktım; üzerlerinde devasa vizon kürkler, parmaklarında kaba altın yüzükler, ağızlarında pahalı purolar… Yüzlerini tanımıyordum ama o bakışı çok iyi biliyordum. Dünyanın her çağında ve her coğrafyasında değişmeyen o bakış: Dokunulmaz olduğunu bilen, hesap sorulmayacağından emin olan, başkasının hakkını çalarken bile kibirle yürüyen muktedirlerin bakışı.<br>Tarih, her zaman galip gelenlerin zafer alayıydı ve o şatafatlı saraylar, aslında arkada ezilenlerin üzerine kurulmuş birer barbarlık belgesiydi. Dünün o sözde eşitlikçi parti bürokratları, bugünün o kirli yağmacı oligarkları olmuştu; sadece tabelalar değişmişti.<br>Biri diğerine eğildi, bir şeyler fısıldadı yardakçısına ve kaba bir kahkaha patlattı. O arsız kahkaha, Arbat&#8217;taki yaşlı kadının kristal vazosuna çarptı, o kadının asil sessizliğini ezip geçti.<br>Krasnaya Presnya Caddesi&#8217;ne saptım. &#8220;Kırmızı Pınar&#8221; demekti adı. 1905&#8217;te işçilerin barikat kurup boyun eğmeden kurşuna dizildiği o kutsal sokak taşlarının altında, tarihin isyankâr onuru yatıyordu hâlâ. Geçmiş, sadece resmi kitapların yazdığı düz bir çizgi değildi; ezilenlerin biriken öfkesiydi.<br>Karşıdan vardiyası biten ZİL (Zavod imeni Likhachyova) fabrikasının işçileri geliyordu. Dün Kızıl Ordu&#8217;nun o canavar gibi askeri kamyonlarını, Politbüro&#8217;nun kurşun geçirmez limuzinlerini üreten, bu ülkenin en gururlu, omuzları dik sanayi devleri…<br>Şimdi ise kafaları göğüslerine gömülmüş, nasırlı ellerini bomboş ceplerine saklamış, evde yollarını gözleyen aç çocuklarına tek bir somun ekmek bile götürememenin o ağır kamburuyla yürüyorlardı. Aylardır tek kuruş maaş alamamışlardı. Bir adam durdu yanımda. Yüzü taş gibi donmuştu. Ceketinin yaka düğmesi kopuktu; dondurucu Moskova ayazı o delikten içeri sızıyordu ama adam üşümüyordu bile. Ruhunu öyle bir çaresizlik uyuşturmuştu ki, etindeki soğuğu çoktan unutmuştu.<br>Biraz ileride, duvarın dibine birer çöp torbası gibi fırlatılmış gencecik askerleri gördüm. Üzerlerinde o ağır, koyu yeşil askeri üniformalar, omuzlarında şerefli rütbeler vardı. Göğüslerinde ise Afganistan&#8217;dan, Çekoslovakya&#8217;dan kazandıkları onur madalyaları asılıydı. Canlarını siper ederek aldıkları o madalyaları satıyorlardı şimdi. Kemerler, kalpaklar, nişanlar üç kuruşluk votka ve ekmek parası için yabancılara uzatılıyordu.<br>Yirmi iki yaşlarında bir çocuk döndü bana, elindeki madalyayı uzattı. Bir şey söylemek için ağzı açıldı, dudakları titredi ama kelimeler boğazına düğümlendi. Gözleri doldu, başını utançla yere eğdi. Vatanı koruyan o yiğidin kendi vatanının sokaklarında dilenci durumuna düşürülüşü, bir rejimin sadece ekonomik değil, asıl yürekte bitişinin resmiydi.<br>Vizörün arkasına saklanıp o çocuğun utancını bir &#8220;çöküş estetiğine&#8221; çeviremezdim; deklanşöre basmadım. Kamerayı indirdim, karın ortasında, o genç askerin yanında öylece durdum. İkimiz de sustuk. O an anladım; en büyük esaret silahlarla değil, insanların içindeki o kutsal gururu kırarak ve o kırılmış onuru uzaktan izlenen bir tiyatro sahnesine çevirerek kuruluyordu.<br>Ve o genç askerin arkasında, sisin içinden o uğursuz, kanlı heybetiyle yükseliyordu: Lubyanka. KGB’nin o karanlık, binlerce muhalifin çığlığını bodrumlarındaki ses geçirmez dehlizlerinde saklayan meşhur ana karargahı ve hapishanesi…<br>Binanın önündeki meydanda, KGB&#8217;nin kurucusu &#8220;Demir Felix&#8221; Dzerzhinsky&#8217;nin o devasa heykeli daha birkaç ay önce, o meşhur ağustos darbe girişiminin ardından vinçlerle devrilmişti. Hani o devlet televizyonunda saatlerce Çaykovski&#8217;nin Kuğu Gölü balesinin yayınlandığı, halkın ekranlarda o kuğuları gördüğü an bir şeylerin bittiğini, bir liderin öldüğünü anladığı resmi yasın müziği eşliğinde… Kalabalıklar meydana inmiş, heykeli iplerle aşağı çekmiş, sokaklar kısa bir özgürlük sarhoşluğuyla nefes almıştı.<br>Alışkanlıklar ve tabelalar değişmişti, Komünist Parti kapatılmış ve Sovyetler Birliği resmen dağılmıştı ama o bina yerinde duruyordu.<br>İçeride dönen kirli çark hiç değişmemişti; değişen sadece sahiplerdi. Mihail Gorbaçov’un o Batı stüdyolarında alkışlanan &#8220;Demokratikleşme, Şeffaflık ve Dünya ile Entegrasyon&#8221; masalları kitleleri uyuştururken, Lubyanka’nın yeni sahipleri fabrikaları, devletin tüm kamusal varlıklarını kamyon kamyon arka kapılardan kaçıran o mafyatik parti elitlerinin, politbüro üyelerinin ve bürokratların muhafızı olmuştu.<br>Yargı, halk açlıktan kırılırken kendi idari bölgelerini birer derebeyi gibi parselleyen, her ihaleden rüşvetini alan o ceberut &#8220;Obkom Sekreterlerinin&#8221; (Bölge Komitesi Birinci Sekreterlerinin) değil; kaldırımda gümüş kaşık satan o yaşlı kadının, çocuğuna patates bulamadığı için feryat eden komşusunu teselli eden o çaresiz annenin peşindeydi.<br>Resmi tarih, hep egemenlerin sürekliliğini yazar; tabelaları değiştirir ama zulmün kurumsal devamlılığını gizlerdi. Çürümenin en büyük günahı, insanları sadece yoksulluğa mahkum etmesi değildi; onlara her sabah sahte reform müjdeleri enjekte ederek işkenceyi uzatmasıydı. Umudu uzatmak, o çaresiz insana her gün kendi celladının ipini yeniden yağlatmaktan başka neydi ki?<br>Gece Gorki Parkı’na girdim. Moskova Nehri’ne uzanan, daha birkaç ay öncesine kadar insanların dans ettiği o canlı park şimdi lambaları sönük, ıssız bir mezarlık gibiydi. Karla kaplı bankların arkasından çocuk sesleri duydum. Yaklaştım.<br>Dokuz-on yaşlarında birkaç çocuk oyun oynuyordu. Ama kozmonot oynamıyorlardı; pilot, doktor ya da bilim insanı değil… O lüks otellerin önünde siyah camlı arabalara binen, hukukun dokunamadığı o mafya liderlerini oynuyorlardı. Biri dondurucu havaya doğru bağırdı: &#8220;Sen kaçıyorsun ama ben seni yakalamıyorum çünkü sen güçlüsün!&#8221; Diğeri arsızca güldü. Donup kaldım.<br>Onlara bunu kimse öğretmemişti; sadece şehri izleyerek, büyüklerin sinmişliğini, adaletin güce tapışını görerek öğrenmişlerdi. Güç kazanır, hukuk güçlünün yanındadır, yakalanmak ise sadece zayıfların kaderidir…<br>Sürekli adaletsizliğe ve cezasızlığa maruz kalan kitleler, bir süre sonra zulme öfkelenmeyi bırakır; sinsi bir psikolojik mutasyonla zalimin gücüne hayranlık duymaya başlardı. Toplum, korkuyla öyle bir teslim alınmıştı ki, ahlaki felç çocukların zihnine kadar sızmıştı. Halk artık adaletsizliğe öfkelenmiyordu; sadece o rüşvet çarkından kendilerine pay düşmediği için, o siyah arabaların içinde kendileri oturmadığı için hayıflanıyordu. Bu, bir toplumun yaşayabileceği en dip ruhsal ölümdü; insanın tamamen felç olduğu o kör andı.<br>Otele döndüm. Kör ışıklı odada oturup dışarıya, o karanlık Moskova gecesine baktım.<br>Ve o an, bu devasa trajedinin baş aktörleri olan o iki lideri düşündüm; Gorbaçov’u ve Yeltsin’i. Koca bir halkın onurunu Batı&#8217;nın sahte alkışlarına meze edenlerin, yarın tarihin önüne fırlatılacak o kaçınılmaz sonlarını görmemek imkansızdı. Sokaktaki bu çiğlik, geleceğin utanç vesikalarını o geceden fısıldıyordu sanki.<br>Gorbaçov, o dünyayı değiştiren &#8220;büyük vizyoner&#8221; edalarıyla, Batı salonlarında alkış toplarken aslında neye dönüştüğünün farkında bile değildi. Halkını çöpten ekmek toplamaya mahkum eden o kibirli &#8220;reform&#8221; yalanları, çok değil birkaç yıl içinde onu küresel bir panayırın en ucuz figüranı yapacaktı; bunu görebiliyordum. Kendi trajedisini, yıktığı ülkenin milli onurunu yabancı şirketlerin reklam masalarında bir Pizza Hut’ın reklam yüzü olarak bir dilim pizzaya, Fransız markası olan Louis Vuitton çantalarının reklamında lüks bir çanta fotoğrafına meze edip satacağı o çiğ, o haysiyetsiz gelecek, o gece giydiği şık takımların altından sırıtıyordu. Arbat&#8217;taki yaşlı kadın da elindekini satmıştı, o da… Ama kadın mecburiyetten satıyordu, o ise kibrinden ve halkına ihanetinden.<br>Ya onun açtığı o kirli gedikten büyüyerek çıkan, meydanlarda tankların üzerine fırlayan Boris Yeltsin? Ülkeyi mafya bozuntularına ve çetelere parça parça yağmalatan o adamın akıbeti, kendi vicdan azabının ve alkolün bataklığında çürümek olacaktı. Dünya ekranları karşısında sarhoşluktan sendeleyerek şuursuzca maskaralıklar yapacağı, bir halkın gururunu küresel ölçekte paspas edeceği o utanç sahneleri kaçınılmazdı. Kurduğu rüşvet imparatorluğunun içinde boğulurken, canını ve servetini koruyacak gizli bir dokunulmazlık anlaşması karşılığında koltuğu KGB’den gelen yeni bir güce devredip, sarayının odalarında yaşayan bir hamam böceği gibi saklanarak bitirecekti ömrünü.<br>İkisi de büyük sandılar kendilerini. Gorbaçov tarihin kahramanlık sayfasına geçeceğini sandı; ama adı bir fast-food kutusunun üzerinde kaldı. Yeltsin sistemi kontrol edeceğini sandı; ama sistem onu yuttu, geriye sadece titreyen, etrafındaki kadınlara sarkıntılık eden sarhoş bir gölge bıraktı. Egemenlerin adları tarihin yaldızlı sayfalarına yazılsa da, o yazılar aslında arkalarında bıraktıkları yıkımın gizlenemeyen izleriydi.<br>Arbat&#8217;taki o çiçekli paltolu kadın… Sabah yine erkenden kalkacaktı. Eşyalarını, o gümüş kaşıkları yeniden dizecekti kaldırıma. Kristal vazoyu tekrar çıkaracak, tekrar gazeteye saracak ve dondurucu soğukta beklemeye başlayacaktı. Kimse onun adını bilmiyordu, kimse onu hatırlamayacaktı. Bizler, acıyı uzaktan izleyen güvenli seyirciler olduğumuz sürece, o insanların gerçeğine asla dokunamazdık zaten. Bazı insanlar tarihin şovunu yapar, bazıları ise o tarihin altında diri diri ezilir. Tarih ise her zaman yanlış olanları ve hainleri lanetle hatırlar.<br>Şehir akıp gitmeye devam etti. Arbat devam etti, Lubyanka devam etti. Metropol&#8217;ün önünde arabalar durdu, kahkahalar yükseldi. Her şey sanki olması gerektiği gibi, hiçbir şey değişmemiş gibi yerli yerindeydi.<br>Yıkımın en sinsi hali bu işte: Bomba sesi yok, enkaz yok. Sadece bir sabah kalkıyorsun, caddelerde yürüyorsun, binalar yerinde duruyor… Ama o toplumun içindeki insani, ahlaki o kutsal şey çoktan gitmiş. Ve sen onun ne zaman, hangi yalanlara kurban edildiğini asla bilemiyorsun…<br>Bizlere&#8221;ilerleme&#8221;, &#8220;büyük dönüşüm&#8221; ya da &#8220;yeni çağ&#8221; diye anlattıkları o süslü vitrin, aslında arkada biriken devasa bir insani yıkıntı dağının üzerini örten kirli bir örtüden ibaretti. Sistem o yıkıntıları parlatıp sattıkça, kitleler kendi felaketlerini bir başarı hikayesi gibi alkışlamaya devam ediyordu.<br>Her şey sonsuza dek sürecek gibi görünüyordu…<br>Ta ki o çürümenin yarattığı gaz bir gecede tüm ülkeyi havaya uçurana, o tahtlar ve o tahtların arsız sahipleri aileleri ile birlikte tarihin çöplüğünde un ufak olana kadar!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Özoğlu<br>23 Mayıs 2026</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1493</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Despotlukta Cezaevi ve Saray</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/05/15/yeni-despotlukta-cezaevi-ve-saray/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 15:28:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[cezaevi]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[despotluk]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1481</guid>

					<description><![CDATA[Yeni Despotlukta Cezaevi ve Saray Yeni despotluklarda cezaevileri birer terbiye yuvası oluyor. Okullardan, sanat dünyasından, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yeni Despotlukta Cezaevi ve Saray</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni despotluklarda cezaevileri birer terbiye yuvası oluyor. Okullardan, sanat dünyasından, siyasetten, üniversiteden, belediyeden, sokaklardan ve her yaştan insan akın akın cezaevlerine koşuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sokaklardan gelenler mutludurlar. Geliyorlar, bağlantılarını geliştiriyorlar, racon ve birkaç numara öğreniyorlar, gururdan gözleri dolan boş beyinli ebeveynleriyle yaptıkları görüntülü konuşmalarda hasımlarına selam gönderiyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrı ayrı gelen çete oluyor, çete olarak gelen mafyaya terfi ediyor, en kısa sürede mezun olup sevenlerine tamamen kavuşuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyasetten ve belediyeden gelenler şanssızdırlar. Son derece kötü namlı bir dünyadan gelmenin dezavantajını yaşıyorlar. Suça koşturan çocuklar kadar şanslı değiller. Aileleri görüşmeleri zordur hatta ailelerini görebilmeleri için atılı suçları kabul etmeleri şarttır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni despotluk düzenini tehdit etmeyenler ve düzeni tehdit edenlerin aleyhine konuşmayı tercih edenler, terbiyeyi tamamlayıp mezun olmayı başarıyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanattan, üniversiteden gidenler çok daha şanssızdırlar. Bağlantıları zayıftır, medyada ve basında yer bulmakta zorlanıyorlar ama basını, medyayı kontrol eden gizli güçlerin adamı ilan ediliyorlar. Durumlarını anlatmaları çok zordur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gençlerin ailelerine haber veriliyor. Vahşi kapitalist düzende aile, çocuklar sokağa indiği zaman hatırlanır. Sanatçı ise muhalefet etmediği sürece özgürdür. Onun da terbiyesi tamamen susturulunca tamamlanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kafasının içinde özgür olan insan, hücrede de özgürdür. Kafası, ruhu esir olan insan; köşkte yaşasa yine esirdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni despotlukta cezaevleri terbiye yuvasıysa saraylar gerçek cezaevleridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sarayda insan ruhları esirdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir sıradan vatandaşın gözünden sarayın ihtişamı, görenleri etkilemek içindir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saray sahibi için sarayların ihtişamı, karşısındakinin ruhu esir etmek içindir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güler yüzlü görevliler, açılan kapılar, cömertçe ikram edilen yiyecek ve içecekler, rahat koltuklar, yüksek tavanlar&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ruhunu olgunlaştırmadan saraya giden bir kimse, saraya nasıl girdiyse öyle çıkamaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden milletin davasını üstlenen bir kişi, karakter bakımından kendini yetiştirip zihnini sağlama almadan hiçbir sarayda hiçbir davayı temsil edemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyasi partiler ise iktidara gelmek için vardır. Kesin ve nihai amaç iktidara gelmektir. İktidara gelmeyi değil seçimi etkilemeyi hedefleyen parti ise parti değildir, saray aparatıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi kişiliğine inanmayan, kendi azmine güvenmeyen adamların liderlik davası tamamen tiyatrodan ibarettir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Davasına inanan, ona iktidarı layık görür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sürekli olarak imkânsızlıktan bahseden bir lider, sürekli olarak maddiyatsızlıktan şikâyet eden bir baba gibidir. Böyle bir baba nasıl evladını eziyorsa böyle bir lider de kendisine inananları kaybeden taraf olmaya alıştırıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görevi budur çünkü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun sözün kısası&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Despotlukta terbiyeyi cezaevi verir, saraylar ise esarethanedir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1481</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Neoliberal Zincir, Gönüllü Köle Arıyor</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/04/24/neoliberal-zincir-gonullu-kole-ariyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 14:23:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[fransız ihtilali]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[kemalizm]]></category>
		<category><![CDATA[kölelik]]></category>
		<category><![CDATA[neoliberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[reform]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1476</guid>

					<description><![CDATA[Yüzeysel tarih, basit tarihtir. Ayrıntılara girmeyi seven bir toplum değiliz, az düşünüp çok konuşmayı tercih [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Yüzeysel tarih, basit tarihtir. Ayrıntılara girmeyi seven bir toplum değiliz, az düşünüp çok konuşmayı tercih ediyoruz. Bizim kulaklarımıza göre ağız olanlar, bizim gözlerimize göre kalem olanlar; bize çocuk masalları anlatıp duruyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düşünce seviyesi de hep çocukluk seviyesinde kalıyor. Düşünmeye devam eden gençler, düşünmeyi ortaokulda bırakmış ihtiyarlara hayret ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazı konulara bakış açımızı değiştirmek için önce o konularla ilgili bazı gerçekleri doğru anlamamız gerekir. Bildiğimiz çoğu şeye tersten bakmak zorundayız; bu, bizim acı gerçeğimizdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mesela Osmanlı ıslahatlarını ve Kemalist devrimin inkılaplarını ele alırken Batı’yı yerleştirdiğimiz konum, kendi düşmanlarımızı put seviyesine çıkarmaktan başka bir şey değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Batı bizim reformlarımızın denetçisi, teşvikçisi, koruyucusu olmamıştır hiçbir zaman. Doğrusu Batı’nın ya da herhangi bir medeniyetin böyle bir zorunluluğu da yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başkalarını kendimizden çok önemsemek, ezilenlere ses olmakla karıştırdığımız bir şeydir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Batı, demokrasinin beşiği değildir. Düşünce, bilim ve teknoloji alanında birçok ilerlemeye katkıda bulunan insanlar vardı. Bu, Napolyon’u cumburbaşkanı yapmaz. Onu imparatorluk hayalinden, ıslahatlar yapmakta olan Osmanlı’nın elinden Mısır’ı alma hedefinden alıkoymaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir devletin imparatorluk oluşu, o devleti teknik gelişmelerden yoksun bırakmaz. İngiltere topraklarında güneş batmayan imparatorluk değil miydi? Belçika, Hollanda gibi ülkeler koloniler kurup bilhassa Afrika’da vahşi kıyımlara girişmekten kaçınıyor muydu?</p>



<p class="wp-block-paragraph">III. Selim zamanında birçok ıslahat yapıldı. Onu tahttan indirenler, “Efreng gibi giyinmeyiz.” diye isyan ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bize anlatılan tarihe göre, Napolyon’un Selim’i bağrına basması ve Mısır’ın zaten medeni olacağını düşünerek bizimle savaşmaktan vazgeçmesi gerekirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hoş, Kavalalı’dan sonra Mısır’ın İstanbul’dan daha medeni olduğunu düşünmek de yanlış olmazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kafa karışıklığımız şuradan kaynaklanıyor: Bir kısmımız Batı’yı Afrika, Amerika, Polinezya’da yaptığı katliamlarla anarken diğer bir kısmımız Batı uygarlığının insanlığa katkısını dile getiriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İki taraf da haklıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, Batı’da insanlığa katkı sunan düşünürler ve bilim insanları çokça çıkmıştır. Ancak bunların Batı kaynaklı bir deyişle karanlığın içinden yıldızlara doğru yol aldıklarını unutursak gerçeği de gözden kaçırırız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biz, kafası çalışan adamı idam ettik. İdam ettiğimiz adamın ürettiği fikri ya da getirmek istediği yeniliği de onunla beraber tarihe gönderdik.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Batı, itaat etmeyen düşünürleri tutukladı veya astı. Ancak onların kafasından çıkanları mevcut otoriteye, yani monarşilere ve sonra kapitalistlere mâl etmeyi bildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Batılı devletler Fransız İhtilali’ni bağrına mı bastı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yoksa oradan yayılacak olan zararlı fikirleri monarşiler için tehlike şeklinde algılayıp Fransa’ya savaş mı ilan etti?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fransız İhtilali, insan yetiştirdi. Yetişen insanların fikirleri başka memleketlerde filizlendi. Batı emperyalizmi bir süre sonra bunu dahi kontrol altına almıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emperyalizm gerçekten de kapitalizmin son aşamasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">19. yy.dan itibaren hanedanların ve iş adamlarının fotoğraflarını inceleyin, giderek sadeleşen tarafın ve giderek görkemi artan tarafın hangisi olduğunu göreceksiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkeleri bir gölge gibi yönetenler, örgün eğitimden bilimsel ve teknolojik gelişmelere kadar her şeyi kendilerine mâl etmeyi başardılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gayrımeşru bir çocuk olarak neoliberalizmi dünyaya getirdiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neoliberalizm önce Avrupalı veya Amerikalı istihbaratçılar Türkiye hakkında kitap yazınca, röportaj verince yapmacık bir hayranlıkla dinleyen ve Türk subayı konuşunca çığırtkanlık yapan liboşları sahneye koydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdiyse küçük çaplı elitleri kukla olarak oynatıp şirketleri aile yapma tiyatrosu oynatıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Sadık olma”, diyor; “evliysen bağlanma”&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">18 saat çalış, kendini şirkete ada, cebimi doldur, ailen de hayatın da ben olayım. Diline iki kelime İngilizce kavram dolayan, ilkel kast sistemini modernizm altında dayatıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsana gezme, eğlenme, öğrenme imkânı tanımayan her iş gerçekte köleliktir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başa dönelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarih algımızla oynayıp her fikrin kaynağı bir Batı yarattılar. Hitler’i öne sürüp Batı’nın temelinde yer alan koyu ırkçılığı hümanizm maskesi arkasına gizlediler. Oysaki Batı’nın hümanizm sınırları, Avrupa’yla başlayıp Avrupa’yla biter.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O sınırların dışında kalanları insan olarak gördükleri pek söylenemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaten celladına aşık olana da insan denemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eskiden “Vahşileri medenileştiriyoruz.” deniliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi neoliberalizm çıktı, insanlar vahşileştiriliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanları sürükledikleri bu değersizleşmeden ancak terör, kaos ve büyük çapta savaş çıkar.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1476</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Caligula Yetiştiren Düzen</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/04/20/caligula-yetistiren-duzen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 13:00:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[erdem]]></category>
		<category><![CDATA[maraş]]></category>
		<category><![CDATA[urfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1471</guid>

					<description><![CDATA[Caligula Yetiştiren Düzen Bir milleti savunmasız bırakmak için mutlaka o milletin ordusuyla uğraşılması gerekmez. Bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Caligula Yetiştiren Düzen</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir milleti savunmasız bırakmak için mutlaka o milletin ordusuyla uğraşılması gerekmez. Bir milletin güvenlik kurumları güçlüyken de savunma zaafiyeti yaşanması mümkündür. Bu zaafiyeti yaratmak için meslek gruplarının itibardan düşürülmesi yeterlidir. Vatanın güvenliği, huzuru, ilerlemesi için birbiriyle bağlantılı her halkanın güçlü olması gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söylem bazen en güçlü silahlardan daha etkili olabilir. İnsan, silahı gördüğü zaman kendini savunmayı ya da kaçmayı düşünebilir ama zihnine yerleştirilen söylemleri, bu söylemlerin kendi psikolojisi üstündeki etkisini fark etmesi zor olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllarca televizyonlarda, gazetelerde yanlış söylemlerle haber verildiğine şahit olduk. Sabah bülteninde “sapık öğretmen” başlıklarıyla uyandık, akşam bülteninde “tacizci asker” başlıklarıyla günü kapattık. Gözümüz gazeteye ilişti, “dolandırıcı mühendis” haberi gördük; sayfayı çevirdik, “eşini döven doktor”u okuduk.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Okuduğumuz haberler, birçoğumuzun zihninde zaman içinde şüphe kurtçukları yarattı. Bu kurtçuklar büyüdü ve güvensizliğe döndü. Güvensizlik yayıldı, toplum “korku” tarafından bir kez daha ısırıldı. Hastalar, doktorlara karşı isyankâr oldu; veliler, öğretmenlerin patronu olduğunu düşünmeye başladı. Kapı komşularımızı tanımıyoruz, bazen park yeri için birbirimizi vuruyoruz. Akrabalarımızla araya siyasette kimin haklı olduğuna dair bir soğukluk giriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şanlurfa ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen olaylarda çeşitli meslek gruplarının itibarsızlaştırılması da etkilidir. Toplumu tehlikeye atan bir olayı ne gerçekleşmeden önce ne de gerçekleştikten sonra engellemek mümkün oluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Olay gerçekleşir, bir vatandaşımız ya da güvenlik görevlimiz canı pahasına insanları korursa “kahraman” ilan edilir. Ortada kahraman ilan edecek kimse yoksa bu sefer cadı avına çıkılır, canımıza ve bekâmıza kastedenler her taşın altında aranır. Birkaç memur ceza alır, şahin bakışlı bakanlar &#8220;Gereken yapılacak.&#8221; mesajı verir, olay kapanır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yetkisizlik, etkisizlik doğuruyor. Kullanmaktan çekinilen yetkilerse facia doğuruyor. Kıytırık sivil toplum kuruluşları bağırıp çağıracak diye birçok insanın ölümüne göz yummak, mağduru şovmen ilan edip katili allayıp pullamak da faciayı kıyamete çeviriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakir Baykurt’un “Onuncu Köy” romanını okuyanlar, oradaki “Öğretmen”i tekrar gözden geçirsinler. Zengin ve güçlü bir ağanın doğrudan üstüne gitmekten çekineceği öğretmenler, sadece Cumhuriyet’in ilk yıllarında mı gerekiyordu?</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Direnenlerin, dayananların romanı” olarak bilinen “Onuncu Köy”ü gerçek olarak hayal etseydik, öyle zannederiz ki İstanbul’dan daha kalabalık olurdu. Tüm direnenleri, dayananları, Türkiye’ye hizmet etmek isterken oradan oraya savrulanları bulacağımız köy Onuncu Köy olurdu çünkü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün canlılar yaşamayı, yaşayacak olanları çoğaltmayı ister. Dolayısıyla bütün canlılar, güvende olmak ister. Güvende olmak için tecrübe ve bilgi sahibi olması gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Demek ki eğitim, kutsaldır. Öğretme işi ve öğrenme işi de kutsaldır. Öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz bizim ışık kaynağımızdır. Çocuklarımızın okul bahçelerinde, sokaklarda yükselen sesleri neşe kaynağımızdır. Onların güvende olması da tüm vatandaşların görevidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çocuklarımızı güvende tutmak, sadece fiziksel bir görev olarak düşünülmemelidir. Bilgisayar oyunlarını suçlu ilan etmek yerine “4chan” vb. sitelere odaklanılmalıdır. Bu sitelerde çocuk pornografisinden şiddet içeriklerine kadar birçok zararlı unsurlara rastlamak mümkündür. Hatta bu platformlardaki anime tarzı çizimler incelendiğinde çok cinsiyetli, çarpık ilişkileri bulunan karakterlere rastlanacaktır. Kahramanmaraş’taki caninin arkadaş grubundaki tuhaflığa dikkat edilmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çeşitli kanallar aracılığıyla bu tip sitelere erişim sağlanacağı için yasaklamak yeterli çözüm olmayacaktır. Ayrıca bu tip sitelerin tamamı yasaklanmak yerine özel istihbarat birimlerince takip edilmelidir. Birtakım sivil toplum kuruluşlarının yeraltına çekilmesindense resmiyet kazanması neyse bu konuya da böyle yaklaşılmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Palantir” (Gören Göz) gibi şirketlerin tanrı olmaya kalktığı bir zamanda bizim de gözlerimizi dört açmamız gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yasaklamak tek başına çözüm olmadığına göre bu noktada da en büyük görev ebeveyne düşüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öğrenciler gözlemlendiği zaman ilkokul çağındaki çocukların bile pek çoğunun uyku düzeninin olmadığını, geç saatlerde uyuduklarını göreceksiniz. Bu durum hepsinin zihinsel ve fiziksel etkinliğini olumsuz etkiliyor. Bugün zararını görmeseler bile yarın görecekler. Oysaki anne-babaların da bir kısmı Tiktok denen platforma kapılmış durumdadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pek çok veli şunu söylüyor: “Çocuk telefon istiyor, vermeyince ağlıyor. Ne yapalım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Telefon vermemeye devam edin veya telefondaki uygulamaları kontrol altında tutun. Uyku saatlerini geçirmeyin, düzenli uyku uyumalarını sağlayın. Yasakçı olmayın ama gevşemeyin. Öğretmenlere karşı katı ve üstten bakan tutumunuza harcadığınız enerjiyi iyi birer anne-baba olmaya harcayın.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelelim olmayan eğitim sistemine&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öğrenci merkezli eğitim, öğrencinin öğretmenle alay edip onu kayda aldığı eğitim değildir. Öğretmenlerin, rehberlik birimlerinin yetkileri artırılmalıdır. Zorba olduğu için okuldan atılan öğrencilerin sayısı artarsa bu durumu yaşamak istemeyen anne-babaların sayısı da artacaktır. Okumayan öğrenci, parlak öğrencinin önünü kapatmamalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir insanı iyi bir şey için bile olsa zorla bir yerde tutmak, o insanda yalnızca nefret duygusu yaratacaktır. Okullarda bu nefretin hedefi ise öğretmenlerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son olarak yöneticilerimize gelelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çok dahice çözümler üretiyorlar. Ürettikleri çözümlerdeki deha, memlekete dair hiçbir şey bilmediklerini kesin olarak göstermelerinden başka bir şey değildir. Diyorlar ki: “Öğretmenler greve gidiyor, vurulan polisler gidiyor mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada iki şeyi söylemek gerekir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birincisi, öğretmenin ve öğrencinin silahlı eylemlerle işi yoktur. Öğretmen de öğrenci de okula güvenle gitmelidir. Bir an bile Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki gibi canice olayların yaşanabileceğini düşünmemelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkincisi, kendini nüfuzlu sanan herkesin baskısını çeken polisler çoktan greve gitmeliydiler. Ayrıca açılımlar, saçılımlar sırasında vuruldukları zaman bunda dahli olanlara tepki göstermek ve greve gitmek de haklarıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama ne diyordu bir hanımefendi 90’larda, hatırlayalım:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Son Sosyalist devlet de yıkıldı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk ulusuna ulus olmayı, Türk vatandaşına vatandaş olmayı çok gören vahşi kapitalist düzende terör eylemlerinden çok grevler hedef alınıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cumhuriyet, Marcus Porcius Cato yetiştirir. Cumhuriyet esir alınınca Caligulalar ortaya çıkar. Erdemli olunca imparatorlar bile Marcus Aurelius gibi olur, cumhuriyet erdemlerine saygı duyar ama erdemsiz olunca ilk olarak cumhuriyet satılıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1471</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Uçurum, Uçurumu Çağırır&#8221;</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/04/15/ucurum-ucurumu-cagirir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 19:24:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[okul saldırısı]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1465</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;“Uçurum, Uçurum Çağırır”&#8220; Önce Şanlıurfa, ardından Kahramanmaraş&#8230; Ünvanını Kuvayımilliye ruhundan alan iki şehrimizde ardı ardına [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">&#8220;<strong>“Uçurum, Uçurum Çağırır”</strong>&#8220;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Önce Şanlıurfa, ardından Kahramanmaraş&#8230; Ünvanını Kuvayımilliye ruhundan alan iki şehrimizde ardı ardına okul baskını oldu. Bu iki terör eyleminde öğrenciler, öğretmenler, güvenlik görevlileri ve polisler yaralandılar ya da hayatlarını kaybettiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkedeki gençlerin hatta çocukların bu tip terör eylemlerine varacak kadar şiddete yönelmiş olması, çoğu kimse için mafya dizilerinin bir sonucu oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mafya dizilerinin bir etkisi olduğu inkâr edilemez ama bu iki terör eylemi de mafya dizilerine özenmenin sonucu olamayacak kadar farklı eylemlerdir. İki olayda da saldırganlar intihar ettiler. Mafya olmak isteyen, kameralar gelince silahını bırakıp teslim olurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öldürmeyi, yaralamayı, işkenceyi merak eden ve sanal ortamdaki hemen her kanal üstünden her yaştan vatandaşa ulaşarak psikolojik zorbalık yapan hasta ruhluların varlığı görmezden gelinmemelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hatırlayın, yakın zamanda katledilen bir hanım öğretmenimizi öldüren katil de öldürmeyi merak ediyordu. Bu, mafya dizilerine bağlanacak bir şey değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu dizilerin olumsuz etkileri vardır. Bizde suçu anlatan diziler “Bunlar hayatın gerçekleridir.” gerekçesiyle savunulsa da suç dünyasının gerçeği; elmayı daldan düşürür gibi patır patır adam öldüren ama yufka yürekli, yeri geldiğinde sevdiği ya da evli olduğu kadını aldatan ama mert karakterli, haraç vs. kesmeyen ama belirsiz kaynaklarla lüks içinde yaşayan karakterler değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Suç dünyasında kurnazlık, dosta ihanet, namertlik, ihaleye fesat karıştırma, tehdit, rüşvet, hakka girme, zorbalık, şantaj, para için kadın satma, menfaat için vatan satma vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kısım gençlerin bunlara özendiği çok açıktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak söz konusu terör eylemlerinin gerçeği bambaşkadır. Acı vermekten ve acı çekmekten hoşlanan katil ruhlu kimseler her zaman olmuştur. Önemli olan bu hasta ruhları besleyen ve serbestçe dolaştıran kaynaklardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunlar da ne öyle fırsattan istifadecilerin sansür naralarıyla ne de özgürlük gibi kutsal bir kavramı başıboşlukla karıştıran sinsilerin nutuklarıyla tespit edilemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, çok geniş kapsamlı bir konudur ve uzun bir süreçtir. Çözüm sunmadan önce sorunu, sorunu tespit edince de kaynağı tespit etmek gerekir. Çözüm ondan sonra gelmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aziz Nesin’in “Ölmüş Eşek” kitabında, tahtalıköyden Eşekarısı dostuna mektup yazan Ölmüş Eşek’in anlattığı bir olay vardır. Ölmüş Eşek’in cansız bedeni yerde yatarken başına toplanan kalabalıktan bir kısım insanlar ahlarla, vahlarla sızlanırken bir kısmı Avrupa’da, Amerika’da neler olduğunu anlatır. Diğer bir kısmı da sürekli “Yahu ne duruyoruz? Adam ölüyor yahu!” deyip durur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuçta kimse bir şey yapmaz. Bu konuşmalardan sonrası Türkiye’nin değişmeyen trajikomik halleridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte biz bugün X denen platformda bu durumdayız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kur’an’da “Bilenle bilmeyen hiç bir olur mu?” ayeti vardır. Bilenle bilmeyenin bir olmaya yaklaştığı bir zamandayız. Demek ki hâlâ uçurumun kenarındayız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mustafa Kemal’in uçurumun kenarından alıp bayındır hale getirdiği o yıkık ülkeyi yeniden harabe yapmak istiyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve biz, Ölmüş Eşek’in başında toplananlar gibiyiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doktor mu suçlu, hasta mı? Öğretmen mi suçlu, öğrenci mi? Ülkeden göçenler hain mi, ülkede kalanlar enayi mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">X’te “Menemen soğanlı mı olur, soğansız mı?” diye bir paylaşım yapılsa altında kıyamet kopar. İşte toplum bu kadar kışkırtılmış vaziyettedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dindar ve kindar bir nesil isterken başarılı bir şekilde aşılayabildikleri tek şey kindarlık oldu. Dindar gibi görünen ama neoliberallerin piyasa İslam’ını temsil eden kitle de cabasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğruları söyleyen dindara da tahammülü olmayan hatta Müslüman dahi saymayanlara dindar ve kindar diyebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin içinde bulunduğu paradokslardan bir tanesine küçük bir örnek verelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimi vatandaş IŞİD vb. terör örgütlerinin bulunduğu ve gençlerin çetelere özendiği bir zamanda bireysel silahlanmayı gündeme taşırken kimi vatandaş da bu tehlikeli örgütlerin olduğu bir zamanda bireysel silahlanmanın zararlı olabileceğini düşünüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güvenlik güçleri ve yargı kurumları yok mudur? Elbette vardır. Ancak toplum kendini tehlikede hissetmeye başladığı zaman herkes kendine şunu sorar: Güvenlik güçlerinin yetkisi kısıtlanırken, yargı kurumlarının verdiği cezalar caydırıcılıktan uzaklaştırılırken saldırganla benim arama kim girecek? Bir namlu bana doğrulduğu zaman, yargısı ve güvenlik gücüyle soğukkanlı olmamı sağlayacak bir asayiş mevcut mudur?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiçbir polis, canlı bombayı durdurması gerektiğinde “Soruşturma yer miyim? Görevimden olur muyum?” diye düşünmemelidir. Güvenlik güçlerini hem birtakım sözde sivil toplum kuruluşlarının uyduruk hümanist argümanlarından hem de siyasi partilerin sıkıştırmalarından kurtarmak gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sivil ve asker-polis arasındaki bağ eskisi gibi kuvvetlendirilmeli ve güvenlik güçlerinin siyasetçiler karşısında daha öz güvenli olması sağlanmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görülüyor ki Türk gençleri sokağa çıktığında polislerin bir kısmı hayli etkilidir. Herhangi bir saldırgan karşısında ise tereddüt ve alttan alma hali daha fazladır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyasi iktidarın tüm bu meselelerde tavrı bellidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Okul baskını olur, Gladio der. Yolsuzluk ortaya çıkar, komplo der. Ekonomi geriler, muhalefet der. Sorun çıkar, sansür ister. Eğitim hepten bozulur, laiklik der. Eleştiri olur, darbe der. Aydın konuşur, tutukla der. Belediyeyi kaybeder, operasyon der.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hem bunları başkalarının üstüne atarak olumsuzlukları kabul eder hem de güllük gülistanlık bir tablo çizerek dünyanın bizi kıskandığını iddia eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne diyelim?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mağduru daha da mağdur etmeyi dünya standartlarında çağdaş hukuk olarak görmeye devam edelim. Batılılara uyacağız diye bize uymayan standartları hayatımızın her alanında başımızın tacı yapalım. Varsın, başımızda eğreti dursun.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama bir şeyi de unutmayalım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çürüğü ayıklamazsan çürük, taze olanı da bozar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Suça sürüklenen çocuk, taze bahar kokan çocukları hayat dalından koparmaya devam ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslı Latince olan bir söz vardır: &#8220;Uçurum, uçurumu çağırır.&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hatalar hataları ve yıkımlar yıkımları çağırır. </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1465</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zorbalığın Sermayesi Cehalettir</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/03/30/zorbaligin-sermayesi-cehalettir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 19:25:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1460</guid>

					<description><![CDATA[Zorbalığın Sermayesi Cehalettir Sadrazamlar, vezirler, din adamları, memurlar, askerler kendileri için büyük çiftlik kurmaya başladıklarında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Zorbalığın Sermayesi Cehalettir</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadrazamlar, vezirler, din adamları, memurlar, askerler kendileri için büyük çiftlik kurmaya başladıklarında padişahların otoritesi azalmaya başladı. Büyük çiftlikler kuranlar, önce padişahın yetkilerine ortak olmaya başladılar. Sonra yeri geldiğinde saray kadınlarıyla bile dikta kurup padişah devirmeye başladılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pek çoklarının kuyruk acısıyla sızlandığı gibi padişahı yıkan cumhuriyet rejimi değildir; padişahı yıkan yüzlerce, binlerce padişahtır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">16. yy.ın ikinci yarısından itibaren tımar sisteminin bozulmaya başlamasıyla beraber köylülerin elindeki kıymetli topraklar hileyle gasp edilirken iş birlikçilik yapan tımarlı sipahiler henüz kendi sonlarını hazırladıklarını da bilmiyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Köy ağaları, gaspçı düzenlerinin devam etmesi için köylüyü ezmek zorundaydı. Köylüyü ezmek için köylünün cahil kalması şarttı. Köylü cahil kaldıkça ağaların düzeni devam edecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden gaspçılar, padişahtan çok padişahçı oldular. Milleti bir hurma, bir hırka edebiyatına alıştırdılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Asıl dertleri padişah değildi, zorbalıklarına isyan edilince padişaha ve dine sığınıyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şahısların düzeninde başka şahıslar önemli değildir ve vatan ancak büyük bir çiftliktir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden vatan kavramına da ulus kavramına da hep karşı oldular. Yenilik istemediler, bilimi ve teknolojiyi reddettiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fotoğraf makinesinin içinde cinler olduğuna inanan cahillerin şey oldukları düzen onlara daha uygundu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Padişahlık arzulayanların, padişahların gücüne güç katmaya uğraşanların esas gayesi her zaman kendi saltanatları olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güçlü isimler birer semboldür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünkü padişaha bağlılıkları, bugünkü padişahta daha fazla menfaat bulduklarında biter.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görünüşleri de padişahtan padişaha değişir. Yönettikleri düzense aynı kalır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cumhuriyetin ve devrimlerin kıymetini bilmek bu yüzden önemlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şahıslara biat eden bir köle misin, yoksa akıl ve ahlak mayasıyla yoğrulmuş bir özgürlük mü istersin?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilinmelidir ki bu çağda otoriter rejimleri arzulayanlar, büyük hırsızlardan trafik magandalarına kadar hiçbir ahlaksızlıktan şikâyet edemezler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güçlünün güçsüzü ezdiği düzen, sadece ahlaksızlık düzenidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Unutmayın,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başınıza bir tane padişah seçmiyorsunuz. Her köşe başına bir zorba seçiyorsunuz. Padişahlar pek de seçilerek gelmezler.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1460</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tek Kutuplu Dünya, Hürmüz&#8217;de Batıyor!</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/03/22/tek-kutuplu-dunya-hurmuzde-batiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2026 09:57:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[dincilik]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[hürmüz]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[mezhepçilik]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[rusya]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1454</guid>

					<description><![CDATA[Tek Kutuplu Dünya, Hürmüz’de Batıyor! Fransız Yazar Claude Farrere, 1922 yılında Mustafa Kemal ile görüşmek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Tek Kutuplu Dünya, Hürmüz’de Batıyor!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Fransız Yazar Claude Farrere, 1922 yılında Mustafa Kemal ile görüşmek için İzmit’e geldi. Ayağının tozuyla nasihat etmeye kalktı: Daha fazla kan dökülmemeli, artık savaşa son verilmeli, barış masasına oturulmalı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mustafa Kemal’in cevabı sert olur: “Bize bunları söylemek için gelen bir kişiyle konuşacak bir şeyimiz olamaz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son günlerde İran’a sürekli nasihat eden sözde siyasetçileri ve gazetecileri görünce Mustafa Kemal’in Farrere’ye verdiği cevabı hatırlamamak mümkün olmuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsrail, Filistin’de katliam yapıyor. Uzun süredir sürdürdüğü baskı politikasını en vahşi renklere bürüyor, katliam yaptığı yerlerde şölenler düzenletiyor, sonra Epsteingilleri de yanına alarak İran’a saldırıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sefer İran’da masum insanları öldürüyor. Bir ülkenin doğrudan sivil ve asker liderlerini hedef alıyor. Sivillerin ölümünü küçümsüyor, BM’de ülkelerin aklıyla alay ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve Hürmüz’ün suları kabarıp savaş beklenmedik bir hâl alınca içeride, dışarıda “sahibinin sesi” yine harekete geçiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İran’a nasihat edenlerin derdini anlayabiliyoruz. O derdin ne olduğunu, bir kez daha özetleyelim:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Japonlar kendi siyasetçilerine ABD karşısında eğilip büküldükleri için çok kızsalar da “tarihin sonu” tezini ortaya atan Francis Fukuyama da Japon asıllıydı. Atom bombasının getirdiği anomaliden olacak, kasabın bıçağını yalayan koyun sendromuna kapılan sözde siyasetçi ve fikir adamları, Japon halkının yüzünü kızartıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fukuyama, “Tarihin sonu geldi!” diyordu, “Tarihin Sonu ve Son İnsan” isimli kitabında. “Tarihin sonu geldi, Batı usulü liberalizm ve demokrasi kazandı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sovyetler 1991’de yıkılmış, güya tarihin sonu da 1992’de gelmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crumpton’un “İstihbarat Sanatı” kitabında anlattığı gibi ABD’de bir rehavet başladı. Kongre üyeleri arasında CIA’nın ve ordunun bütçesinin azaltılmasını isteyenler vardı. ABD artık rakipsizdi, komünistler yoktu, Çin dikkate alınamazdı, Orta Doğu eldeydi. Bu kadar para harcamaya gerek yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak güneş doğduğu sürece her zaman hayat vardır. Bir hayat biterken diğeri başlar. Asyalı bir millet olan Türklerin mezarlıklarına gidin. Yeni mezar alanlarının başlangıçta kuru bir arazi olduğunu görürsünüz. Bir süre sonra ise artık orada yeni bir hayat başlayacağını, toprağın hayat bulacağını, yol kenarlarını ve mezarları çiçeklerin, ağaçların dolduracağını göreceksiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkçede “bit-” fiili hem sona ermek hem de başlamak anlamındadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sovyetler dağıldığı zaman eski Sovyet toplumları zor ve onur kırıcı günler yaşadılar. Türkiye’de bazı gazeteler yalan yazıyordu. Yoksul bir halkın Türkiye’ye turizm için geldiğini iddia ediyordu. Daha sonraki resmi açıklamalara göre Türkiye’de bir milyon kaçağın olduğu anlaşılıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Natalia, Nataşa’ya dönüyor ve Sovyetlerin gizli evrakları, II. Dünya Savaşı’nda savaşmış askerlerin miğferleri, ekipmanları, madalyaları ticari müzelerde satılıyordu. Bunları bulabileceğiniz ticari müzeler hâlâ mevcuttur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Epsteingillerin insan kaynakları (!) Doğu Avrupa’da hazine bulmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Kural temelli dünya” dediler ve askeri operasyonları, terörle mücadeleyi, kendini savunma hakkını sadece kendilerine hak gördüler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eski tarihin sonu, yeni tarihin başı oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rusya, Primakov’la kıpırdanmaya başladı ve Putin’le kendine geldi. Çin, 1991’de kendine bile zar zor yettiği sanayi alanlarında ihtiyaç fazlası veren bir ülkeye döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tek kutuplu dünyaya karşı alternatifler doğmaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk dünyasının en azından rahat bir nefes almaya başlayacağı, zaman zaman sıkıntılar yaşayacak olsa da istikrarı yakalayacağı dönem de bu dönem olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rusya’nın kuzeyden güneye, Çin’in doğudan batıya ulaşma arzusunda Türk cumhuriyetleri kilit rol oynadığı için Türkistan’a nispeten istikrar yerleşmeye başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rusya kendince Türk dünyası açılımları yaptı, bazı medya grupları “Türkistan” ifadesini yeniden kullanmaya başladı. Rusya-Çin-ABD-Avrupa-İsrail arasındaki mücadele, Türk dünyasında korunaklı bir çatı oluşturdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan arasında bazı toprak değişimleri oldu; tansiyon azaldı. Alfabe birliği de Türkiye’nin Batı emperyalizmiyle karşı karşıya geldiği ölçüde hızlanmaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Liberal hatta neoliberal olacak kadar özgürlükçü olan Batı, bir yandan “sanal tiranlık” inşa ederken diğer yandan kural temelli dünyayı yıkmaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsrail’in Filistin’de yaptığı katliamlar, aslında kural temelli dünyanın yıkımıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emperyalist, her zaman zalimdir. Baskıcıdır, zorbadır. Liberal filan değildir. Batı emperyalizmi dünyayı sanal bir kafese çevirirken, basını ve medyayı sahtekârlıkla özdeşleştirirken, bilimi ve teknolojiyi sadece yıkım için kullanırken Batı’nın özgürlükçülüğüne methiyeler düzenlerin tedirgin olduklarını gözlemliyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tedirginler, terliyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzsüz oldukları için saf değiştirmekte bir sakınca görmeyecekler ama “Ya kabul görmezsek?” sorusu hepsinin içini kemiriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Memleketin nasıl soyulduğunu anlatan haberleri “en uzun lahmacun rekoru” haberiyle gölgemeye çalışan maskaralar, Batı’nın hiçbir değer taşımayan köle insan projesinin örneğini teşkil ettiler. Değerleri olmayan köle insan, yarın Batı’yı da satmak isteyecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Milli Mücadele zaferle sonuçlanınca Ankara lehine taraf değiştiren kalemler ve silahlar, Milli Mücadele’den önce tam bağımsızlığı ve yaşama hakkını horlayan hırıltılı seslerden ibarettir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne mezhepçilerin derdi Sünnilik-Şiilik ne de özgürlükçü geçinenlerin derdi İran halkının özgürlüğüdür. Sünni liderlerin İsrail&#8217;le yakın dostluğu, sözde özgürlükçülerin ikiyüzlülüğü artık daha fazla konuşuluyor. Tıpkı Batı ülkelerinde Siyonist çıkarlarının getirdiği zararların sorgulanmaya başlaması gibi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm maskeliler, ekmeğinin peşindedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak ekmek var, ekmek var&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sürgünden sürgüne koşan Dante diyordu ki: “<strong><em>Başkasının ekmeğinin ne kadar tuzlu, başkasının merdiveninden çıkmanın ne denli zor olduğunu göreceksin.</em></strong>”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sürünerek çıkanlar ve önüne ne gelirse yiyenler için böyle bir zorluk hiç olmadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsrail ve ABD öyle bir şey yaptı ki hem kendi iplikleri pazara çıkıyor hem de dincilerin ve sözde özgürlükçülerin maskesi düşüyor. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Kural temelli dünya yıkılıyor ama tek kutuplu dünya, efsanevi kıtalar gibi sular altına gömülüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni dünyanın doğum sancıları can yakıcı olsa da insan onurunun ayaklar altına alındığı bir dünyadan daha acı değildir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1454</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kara Düzende Eğitim: Yetiştirmek Değil, Elemek!</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/03/21/kara-duzende-egitim-yetistirmek-degil-elemek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 08:59:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[çok partili sistem]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[ismail hakkı tonguç]]></category>
		<category><![CDATA[köy enstitüleri]]></category>
		<category><![CDATA[oligarşi]]></category>
		<category><![CDATA[sandık]]></category>
		<category><![CDATA[tek parti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1451</guid>

					<description><![CDATA[Kara Düzende Eğitim: Yetiştirmek Değil, Elemek! Köy Enstitülerinin mimarlarından İsmail Hakkı Tonguç şöyle diyor: “Demokrasinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Kara Düzende Eğitim: Yetiştirmek Değil, Elemek!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Köy Enstitülerinin mimarlarından İsmail Hakkı Tonguç şöyle diyor: “Demokrasinin iki çeşidi vardır. Bir zor ve gerçek olanı; öbürü de kolayı, oyun olanı&#8230; Topraksızı topraklandırmadan, işçinin durumunu sağlama bağlamadan, halkı esaslı bir eğitimden geçirmeden olmaz birincisi, köklü değişiklikler ister. Bu, zor demokrasidir ama gerçek demokrasidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkincisi kağıt ve sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin; toprağı, işi olsun olmasın; demagojiyle serseme çevrilen halk, bir sandığa kağıdı atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır. Bu, oyundur; kolaydır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerika bu demokrasiyi yayıyor işte. Biz demokrasinin kolayını seçtik, çok şeyler göreceğiz daha&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Halkın eğitilmediği ülkelerde vatandaşların sandığa attıkları oy, kendilerini yönetecek olan siyasetçiyi değil, oligarkı belirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oligarkın masalı şöyle başladı: “Komünizm geliyor, vatan ve din gidiyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oligarşi korkuya dayalı bir sistemdir. Birbiriyle çelişmesine bakmadan birçok unsur üstünden halkı korkutur, bu korkuya kelepçe eklenir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devrimini tamamlamamış bir ülke çok partili sisteme geçmemeliydi. Ne var ki II. Dünya Savaşı sonunda Türkiye’ye böyle bir şans tanınmadı. İnönü iktidarının 1946’dan itibaren politikaları değişti. Menderes, karşı devrimcilik ithamlarına o dönemin CHP’sinin icraatlarını göstererek cevap verdiği zaman haklıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu haklılığı meşru bir gerekçe hâline getirip Amerikan usulü demokrasiyi iyice yerleştirmekte en büyük rolü üstlenmek için sakınca görmedi. O da 1955’ten sonra giderek despotlaştı. Eğitimsiz toplumların demokrasisiyle ancak despotların doğacağının canlı bir örneğiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Denilebilir ki siyasetçiler, kendiler tarafından değil, gölgeler tarafından yönetilecek bir ülkeyi kendi elleriyle yarattılar. Yüzüklerin Efendisi’ndeki “Sauron’un Ağzı” misali en güzel sözlerinde bile oligarşiden esintiler fısıldadılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’deki eğitim sisteminin amacı yetiştirmek değil, elemektir. Bu, mevcut düzenin devamı için önemli bir noktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vahşi kapitalizm, tenzili rütbeyle vatandaşlıktan köleliğe çevirdiklerini bir yarış sistemi içinde insani anlamda yok ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir aileden evladını alıyor, çocuklara ve gençlere memur gibi mesai yaptırıyor, herkesi aynı tornadan çıkmış gibi biçimlendiriyor -biçimsizleştiriyor da diyebiliriz-, yıllarca süren ve idealizmden çoktan uzaklaşarak anlamsızlaşmış eğitimin sonunda elemeye tabi tutuluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elemede kıstas ezberdir. Aileden alınacak temel eğitimi sakat bırakan sistem, insani açıdan yeterince olgunlaşmamış ve okulda gördüğü dersleri birer formalite icabı almış insanların köleliğine seviye atlatıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üniversiteler çoktan çürümeye başlamış. Akademisyenler intihalin binbir türlü yolunu buluyor. Bir zamanlar itibarlı yerlerden biri olan rektörlük makamı, cahil ve dalkavuk kimselerle dolmuş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün trafikteki magandalığın, okullardaki sözde çeteleşmenin, kamusal alanlardaki öküzlüğün, hayatın her alanındaki görgüsüzlüğün, en hayati konulara bomboş gözlerle bakanlardaki algısızlığın, ideolojisi olmayanların sosyal medyada gördükleri çarpık veya yanlış bilgilerle kendi aile üyelerine besledikleri nefretin, en saygın ve önemli mesleklerdeki itibarsızlaşmanın ve çok daha fazlasının sebebi işte bu sistemdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sistem bir eğitim sistemi değildir. Eğitim sistemi olsaydı, her şeyden önce insan yetiştirmeyi hedeflerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sistemdeki bütün mantıksızlıklar, dönüm noktası denilen sınavlardaki “eleme zorunluluğu”na dayandırıldığına göre bu sistem, insan eleme sistemidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Demek ki oligarşideki temel amaç, insanlıktan elemektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğitim sistemi sürekli değiştirilmiyor. Türkiye’de eğitim alanlarında yapılanlar reform denemez, her sene değiştiği için darbe denilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi farklı bir noktadan konuya yaklaşalım:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sosyal medya, anlık akışın egemen olduğu bir yerdir. Günümüzde hayatımıza iyice yerleşmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı konu hakkındaki her haber, anlık akışa göre değişiyor. Devam eden bir sürecin sonunda verilmesi gereken kararlar, anlık akıştan dolayı sürekli verildiği için kafa karışıklığı meydana getiriyor. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Eğitimde reform yaptık.” diyen bir bakanın sosyal medya danışmanları her gün sosyal medyayı takip ederek vatandaşın tepkilerini gözlemlediği zaman aynı kararsızlık bu sefer karar alıcılarda ortaya çıkıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylelikle uzun vadede sonuç alınabilecek reformlar, yerini yeni reformlara bırakıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sosyal medya, bugünün insanlarını adeta şaşkınlık içinde bıraktı. Karar alınamıyor, tepki verilemiyor, tutarlı olunamıyor, sağlam kaynaklara dayanmakta zorluk çekiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oligarşide hükümetin ve vatandaşın arasındaki ilişki, körlerin sağırların birbirini ağırlamasından ibaret kalıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylece her geçen gün “gelecek” biraz daha “eleniyor”.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk vatanı, bütün Türklerin vatanıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu gerçeği hatırlamak, cumhuriyetin ne olduğunu kavramak, Türk vatanında tekelcilik yapanlara geleceği dar edecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devrimi tamamlayacak, sürdürecek, koruyacak bir tek parti; onu yok etmek için sıraya giren çok partili sistemin yaptığı gibi yapmayarak bütün milleti kendi bünyesinde birleştirecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Teşkilatlı millet, bilinçli millet, Türk cumhuriyetini koruyacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçek bir devlet, vatandaşına hukuk öğretir ki halkın egemenliği korunsun. Gerçek bir devlet, şirket ya da banka gibi davranmaz. Memleketin her sorununu çözmeyi görev bilir ki refah sağlansın.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oligarşide aklı ve ahlakı elemek istiyorlar ki özgürlük anlamsızlaşıp insanlar başıboşluk içinde savrulsun.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendini başkalarına bağlama. Herkesten ve her kurumdan önce sen kendini yetiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğitim için mekan şart değildir. Eğitim anlamını yitirince mekan, ancak sınırlamak oluyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1451</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
