<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>cumhuriyet &#8211; Demir Yolcu</title>
	<atom:link href="https://demiryolculuk.com/tag/cumhuriyet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<description> Dünyayı elinde tutan, onu anlayış ile tuttu; halka hükmeden, bu işi bilgi ile yaptı. (Kutadgu Bilig)</description>
	<lastBuildDate>Sat, 23 Aug 2025 14:09:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/03/cropped-LOGOSp-1-32x32.png</url>
	<title>cumhuriyet &#8211; Demir Yolcu</title>
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">203450429</site>	<item>
		<title>Res Publica&#8217;dan Sırası Gelenin Despotluğuna</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2025/08/23/res-publicadan-sirasi-gelenin-despotluguna/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 14:09:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[despot]]></category>
		<category><![CDATA[devla]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[laik]]></category>
		<category><![CDATA[laos]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[res publica]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh bedrettin]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh said]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1319</guid>

					<description><![CDATA[Res Publica&#8217;dan Sırası Gelenin Despotluğuna İngilizcede “republic” olarak yer alan kelime, Latince “res” (şey) ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>Res Publica&#8217;dan Sırası Gelenin Despotluğuna</strong></p>



<p>İngilizcede “republic” olarak yer alan kelime, Latince “res” (şey) ve “public” (kamu) kelimelerine dayanır. “Halka / kamuya ait şey” anlamına geldiğini söyleyebiliriz, son aşamada bir kuruluş olarak “devlet” sözcüğünün karşılığıdır.</p>



<p>Arapçadan gelen “devl” ise “sürekli olarak değiştirmek”, “art arda getirmek”, “sürekli döndürmek” gibi anlamlara sahiptir. Sözcüğün Arapçadaki anlamlarını aktaran Prof. Dr. Kemal Gözler, Batı dillerindeki “state” karşılığının etimolojisine de atıf yaparak bu kelimenin de “durum” anlamına geldiğini belirtir.</p>



<p>Prof. Dr. Yalçın Küçük ise Gizli Tarih’in birinci cildinde “&#8230;devla sözcüğünün, çok eşli Arabik dünyada, kadın açısından, sıranın kendine gelmesi anlamının da olduğunu biliyoruz, işte o geceye ‘devla’ diyoruz.” bilgisini verir.</p>



<p>Bununla birlikte “cumhuriyet” sözcüğü de Arapçadır fakat Bernard Lewis’in verdiği bilgiye göre sözcüğü türetenler Fransız İhtilali’nden sonra Türklerdir. Yani etimolojik olarak Arapça olsa da Türk’ün türetmesidir. Arapçada yoktu.</p>



<p>Cumhur, “halk” demektir ve dolayısıyla cumhuriyet de “halk egemenliği” demektir.</p>



<p>Şimdi ders kitaplarımızda içi doldurulmayan bir aforizmaya geliyoruz.</p>



<p>Hep şu anlatılır: “Cumhuriyet, erdemdir.”</p>



<p>Neden içi doldurulmaz bu cümlenin? Neden Millî Mücadele başta olmak üzere tarihimizdeki pek çok olay çocuklarımızın beyinlerine hakaret edercesine yüzeysellikle anlatılır?</p>



<p>Mesele, çocukların anlamaması mıdır? Öyleyse doğa bilimlerine dayanan derslerin büyük ölçüde iptal edilmesi ya da eksiltilmesi gerekecektir. Bu, vahim bir hata olurdu.</p>



<p>Öyleyse neden önemli kavramların, değerlerin, sözlerin içi doldurulmaz?</p>



<p>Çünkü sömürenler, “tedavülde olanlar”<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a>, kendi sinsi anlayışlarıyla bunları da çaldılar.</p>



<p>Cumhuriyetin erdem olduğunu söylemek ise maalesef zihinlerde bir hamasete dönmüş oldu. Oysa gerçek budur. Erdem olmayan yerde cumhuriyet olmaz.</p>



<p>Res publicanın başına geçmek, yani millete ait olanı emanetine almak, erdem gerektirir. İktidarı grupların ya da şahısların lehine almak, düpedüz gaspçılıktır. Gaspçılar, erdemsizdir. Olay bu kadar basittir.</p>



<p>Şimdi günümüzü de ilgilendiren bir noktaya gelelim.</p>



<p>Semitik toplumlarda peygamberlik birçok defa babadan oğula geçti. Bunların kimisi kraldı kimisi sıradan insanlardı. Yine de Tanrı’nın elçiliği gibi bir görev babadan oğula geçebiliyordu.</p>



<p>Müslümanlar, son dinin İslamiyet ve son peygamberin Hz. Muhammed olduğuna inandılar. Bu da demektir ki Müslümanlar için peygamberlik sona eriyor, Muhammed’in herhangi bir çocuğu peygamberliği devralamıyordu.</p>



<p>İlk halifelerde de durum böyle oldu.</p>



<p>Türk tarihinde dikkat ederseniz dört halife vardır, beşinci halifeye bağlılık duyanlarsa tarikatçılardan çıkmıştır.</p>



<p>Dört halifenin hiçbiri, bir öncekinin oğlu değildi. Öyle ki Osman zamanında akraba kayırmacılığı ciddi sorunlara yol açtı. Ali, akraba kayırdığı söylenen Osman’dan sonra geldi ve Ali’yi öldüren de hanedanlık kurdu. Muaviye, Osman’ın yakın akrabasıydı.</p>



<p>Sonuca gelelim.</p>



<p>Şeyh Bedrettin, bunu biliyordu ve ona göre hanedanlık, gaspçılıktı. Nazım Hikmet’in “Şeyh Bedrettin Destanı”ndan ötürü yanlış bilinse de Bedrettin bir reformcuydu. Öğrencileri isyan etmiş ancak o isyanın başında Bedrettin yer almamıştı. Fetret Devri’nde Musa Çelebi tarafından görev aldığı için “talihli” olan Çelebi Mehmet’in hedefine oturdu.</p>



<p>Bugün nerede imparatorluk, hanedanlık yanlısı varsa orada Şeyh Sait yüceltilirken kendi tarihimizde Bedrettin’i isyancı, hain olarak yazanları görebiliyoruz.</p>



<p>Halktan yana olanın isyancı, halkın egemenliğinden yana olanın hain olarak anlatıldığı bir ortamda despotluk vardır.</p>



<p>Despotluğun temeli ise korkudur.</p>



<p>Korku, insanları yönetmenin en önemli yollarından biridir. Hobbes’un “Leviathan”ı buna dayanırken Alman Yahudisi Lev Strauss, Hobbes’a dayandı. ABD’de Neo-Conlar Strauss’a ve AKP de Neo-Conlara dayandı. &nbsp;</p>



<p>Roma’nın cumhuriyetten imparatorluğa geçişi, ahlâksızlığın da tarihidir. Kimileri bu tespiti yanlış bulsa da gerçek budur. Hastalıklı kafalara sahip olan imparatorlar, hedonist bir anlayışa sahipti ve bunların en önde gelen örneği Caligula’ydı (Gaius).</p>



<p>Jul Sezar, Augustus, Caligula, Cladius&#8230;</p>



<p>Sezar, güya cumhuriyete karşı değildi ve Romalı idareciler ona “diktatör” dediler.</p>



<p>Augustus, imparatorluğun kurucusuydu ama itinayla cumhuriyeti yıkmak ifadesinden kaçınıyor ve bunu dile getirenleri gazaba uğratıyordu.</p>



<p>Caligula’yı anlatmaya gerek yok. İğrenç kişiliğiyle bugün sadece Youtube’un içerik üreticileri için bir malzemeden ibarettir. Cumhuriyetin kimler elinde yıkılabileceğine ise güzel bir örnektir.</p>



<p>Cladius, beklemediği bir tahtı almış bir zavallıydı. Caligula vahşice öldürülürken bir köşede saklanıyordu.</p>



<p>Özellikle Caligula hastalıklı bir şahsiyet olmasına rağmen iyice delirdiği günlere kadar nasıl tahtta kalabildi?</p>



<p>Cevabı basit: Sömürenlerin iktidarı için ideal bir adamdı. Korku yaratıyordu, toplumu geriye götürüyordu ve korkuyla yönetilen halk geriledikçe daha da köle oluyordu. Bu da plütokrasinin istediği şeydi.</p>



<p>Nasıl ki Şeyh Bedrettin’i hain yapıp Şeyh Sait’i ululadılarsa aynısını tarih açısından Midhat Paşa’da da görüyoruz.</p>



<p>Despotlardan taraf olanlar için Midhat Paşa bir haindi. Oysa İsmail Hakkı Uzun Çarşılı’nın çalışmalarından TDV İslam Ansikolpedisi’ne kadar Paşa’nın karakterinden, dürüstlüğünden, vatanseverliğinden, yaptığı yeniliklerden söz edilir.</p>



<p>Yalnız hemen hepsine şöyle bir not düşülür: Safdildi, her şeyi çekinmeden söylüyordu.</p>



<p>Bunu, anlatılmak istenen ne olursa olsun, “Korkmadı, konuştu çünkü halkçı ve demokrattı.” şeklinde anlamak gerekir.</p>



<p>Tarihimizin bir başka cilvesine temas edelim.</p>



<p>Midhat Paşa’nın sadrazamlık görevinden kısa sürede azledilmesinin nedeni neydi?</p>



<p>İngilizlerin at oynattığı Mısır’da Hidiv, istediği zaman Osmanlı padişahlarına sormadan dış borç alabilmek istiyordu. Paşa buna karşı çıktı, payitaht ise bunun kabulünü istiyordu. Safdil dedikleri Midhat Paşa günlerce diretti, sonunda azledildi.</p>



<p>Despotluk düzeninin sahipleri, direnenleri sevmezler.</p>



<p>Paşa’ya “İngilizlerin adamıydı.” denmesinin temelinde Ruslarla olan kötü ilişkileri yatar. Oysa Paşa, Balkanlarda görev aldığı dönemde Osmanlı’yı en çok uğraştıran unsur Rus istihbaratıydı. Başımıza bela oldular ve Paşa’yı boğdurtan Abdülhamid’in zamanında Yeşilköy’e kadar geldiler.</p>



<p>Bir diğer dikkate değer nokta da Osmanlı’nın son başarılı ileri harekâtlarından birinin başında Midhat Paşa’nın olmasıdır. İngilizler karşı çıkmasına rağmen Lahsa Seferi gerçekleşmiş ve belli bir başarı elde edilmişti.</p>



<p>Reformları ve Midhat Paşa gibi değerli devlet adamlarını daha sonra tekrar ele alacağız.</p>



<p>Ancak hatırlatmak istedik ki Midhat Paşa’dan ileri gitmenin yolu Mustafa Kemal’e ve Türk Cumhuriyeti’ne çıkar.</p>



<p>Midhat Paşa’dan geri giderseniz Caligula’ya rastlarsınız. Gerisi cehennem, ilerisi cennettir.</p>



<p>Son olarak&#8230;</p>



<p>Laik bir cumhuriyetiz ve laiklik, cumhuriyeti tamamlar.</p>



<p>“Laos” isim kökünden gelen “laikos” sıfatı, Yunancadır. Laos, halk demektir ve laik de halktan olup ruhban sınıfına ait olmayan demektir.</p>



<p>Dinsizlik olarak algılatmaya çalıştıkları şey, tarikatlardan güç alan despotluk düzeninde işte budur.</p>



<p>Mustafa Kemal, halkın egemenliğini ilan ettiği zaman despotizme yatkın olan her türlü grubun defterini dürdü.</p>



<p>Ne var ki asırlar boyu korkutulmuş bir halk, korku duygusunu içinden atamayıp ileri gitmekte tereddüt edenlerin yüzünden egemenliğinden oldu.</p>



<p>Biz varsak Cumhuriyet yaşayacaktır. Bir an bile tereddüt etmeyeceğiz. Bununla birlikte Mustafa Kemal’in emrettiği gibi “Birbirimize daima gerçeği söyleyeceğiz.”</p>



<p>Halka yalan söylemek, onu korkutmak, umutsuzluğa düşürmek yoktur. Halkın egemenliği için, halka cesaret vermek gerekir. “Korku, ölümün kardeşidir.” ve biz cesaretin arkasında saf tutacağız. Birinde kölelik, diğerinde özgürlük vardır.</p>



<p>“Özgürlük olmayan memlekette, ölüm ve çöküş vardır.”</p>



<p>Ömer Naci’nin dediği gibi: “Mustafa Kemal, seni takip edeceğiz!”</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> Devlet sözcüğüyle aynı köke, yani “devla”ya dayanıyor. Bknz. <a href="https://www.anayasa.gen.tr/devlet-kelimesi.html" target="_blank" rel="noopener">https://www.anayasa.gen.tr/devlet-kelimesi.html</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1319</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Emperyalizmin Parazitleri</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2025/05/05/emperyalizmin-parazitleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 May 2025 18:32:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[parazit]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1246</guid>

					<description><![CDATA[Emperyalizmin Parazitleri Dünya tarihinde “ütopik imparatorluk” olarak adlandırabileceğimiz iki imparatorluk vardır: Roma İmparatorluğu ve Osmanlı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>Emperyalizmin Parazitleri</strong></p>



<p>Dünya tarihinde “ütopik imparatorluk” olarak adlandırabileceğimiz iki imparatorluk vardır: Roma İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu.</p>



<p>Bu imparatorlukların her ikisi de hangi toplum tarafından kurulursa kurulsun imparatorluk safhasına geldiği zaman ulus devlet niteliği taşıdığı söylenemez. Birçok toplum bu imparatorlukların tebaası olmuş ve bu imparatorlukları kuranlar da bu toplumlarla etkileşim içine girmişlerdir.</p>



<p>Doğu Roma, Fener Kilisesi’nin de faaliyetleri neticesinde ne kadar milli bir kimlik kazandıysa o kadar hızlı bir şekilde küçüldü. Fener papazlarının sözde ekümenik hırsları yüzünden çok kan döküldü. İstanbul’da bile bu kiliseye karşı itaat, aslında o zamanın kabadayılarını kullanmasını bilen papazların yarattığı korku nedeniyledir. İstanbul’un fethini kolaylaştıran noktalardan birisi bu halk ve kilise arasındaki uçurumdur. Katoliklerin yaptıkları da bilindiği üzere başka bir etkendir.</p>



<p>Osmanlı İmparatorluğu da üç kıtaya yayıldı. Birçok toplumu tebaa yaptı. İmparatorluk safhasında milli görünüm taşımaktan uzaklaştı. İmparatorluk olma açısından bu, normaldi. Binlerce defa tekrarlanarak yazılan nedenlerle de zamanı gelince geriledi ve yıkıldı.</p>



<p>Konumuz aslında imparatorluklar olmadığından derine inmeyeceğiz.</p>



<p>Konumuz emperyalizmdir.</p>



<p>İmparatorlukların yayılması, tarih boyunca birçok nedene dayandırıldı. Manevi açıdan bakacak olursak kutsal sebepler öne sürüldü. Tanrı’nın verdiği görevi yerine getirdiği iddiasıyla birçok muzaffer komutan bir kıtadan bir kıtaya ordular sürdü. Birçok ülkeler fethedildi. Hemen her fetih aynı zamanda birer yıkımdır. Ardından yapma süreci başlasa bile her güzel şeyin bir sonu olacağından büyümenin de bir sonu vardır ki milletler için sondan sonrası felakete giden bir sürece dönüşebilir.</p>



<p>Emperyalist bir ülkenin durumu, güneşin durumuna benzer. Çekirdeğindeki termonükleer reaksiyonların yarattığı müthiş bir enerjiye sahip olan güneş, büyüdükçe büyür ama zamanı gelince sönecek; ardından küçülecektir. Bu, yok oluştur.</p>



<p>Kişilerin ve grupların kutsaliyet giysileri giydirilmiş sözde meşru hedeflerinin altında yatan ihtiras, milletlerin enerjisini boşa harcatan sahte bir saadet yaratır. Büyüdükçe büyüyen sınırların mutlaka bir son noktası vardır. O noktaya gelindikten sonra gerileme başlayacaktır çünkü toplumların yapısı, zirveye çıkılan zamanlarda yozlaşmaya son derece müsaittir. Zirveye çıktığını düşünen bir toplum için, başını kaldırıp karanlık günlerden kurtulma ve yükselme ihtirasını taşıyan bir toplumu görmek zordur.</p>



<p>Osmanlı için en zoru, zannedildiği gibi Hristiyan bir memleketten alışılmadık bir şeyi alıp getirmek değildi. En zor şey, yıllarca mağlup edilen ve korkutulan toplumların ayağa kalkıp güçlenmeye başladıklarını görmekti.</p>



<p>İvan’ın elçileri Osmanlı padişahının huzurunda, Moskova’dayken Knez’den aldıkları emir nedeniyle diz çökmediler ve saray görevlileri bunu nezaketsizlik sayıp geçtiler. Diğer yandan, Vatikan, Osmanlı’dan daha uzakta olduğu hâlde Rusları keşfetti. Üçüncü Moskova idealinin temeli aşağı yukarı böyle atıldı.</p>



<p>Başarıya takılıp kalmak, körlüğün en tehlikelisini yaratır. Bu hastalığın bugün daha ileri derecede devam ettiğini söylemek mümkündür. Hâlâ birçoğumuz Mohaç’ın dün yapıldığını zannediyoruz. Birçok siyasetçi söz konusu hamaset yapmak olduğunda Macar seferinden dönmüş gibi konuşuyor. Birçok vatandaş, hipersonik füze yapan Rusya’yı birkaç günde vilayet yapacağını zannediyor.</p>



<p>En önemlisi de “Orayı fethederiz, burayı alırız, şunu yok ederiz.” derken buna gerek olup olmadığını ve aslında bunu yapsa bile ileride nasıl bir felakete dönüşebileceğini kimse düşünmüyor.</p>



<p>İmparatorluklar kurulurken yönetenlerin ve yönetenlerin etrafında gezenlerin hayatı güzeldir ama hem mutluluk zamanında hem çöküş zamanında en büyük sıkıntıyı halk çeker.</p>



<p>Cumhuriyetin ne demek olduğunu benimseyememiş, hayatı tezatlarla dolu fikirler ve bu fikirlerin dayandığı sloganlarla geçmiş bir kimse için bu durum çok bir şey ifade etmeyebilir. Vatandaşların özgür ve eşit olmadığı bir ülkede cumhuriyetten söz edilemez. Böyle bir ülke güçlenebilir mi? Evet ama böyle bir ülkede refah içinde yaşayan, aslında küçük bir kitledir. Fetihlerin devamı da bunların çıkarlarına bağlıdır.</p>



<p>İş, hamaset yapmaya geldiğinde dünya üzerindeki birçok tarihçi esip gürler. Birçoğu için fetihler zamanını kutsamak ya da meşrulaştırmak gerçekten çok kolaydır. Gerçekten de tarihi bugünün değerleriyle değerlendirmek yanlış bir şeydir. Gel gelelim şu konuda da yanılıyoruz: “Padişaha ya da krala saygı gösterilirdi çünkü onların Tanrı’nın gölgesi olduğuna inanılırdı.”</p>



<p>Bu, mızrağın ucuna takılmış bir meşruiyettir.</p>



<p>Gerçekte -istisnaları olmakla birlikte- çoğu hükümdar bu tarz gerekçelerle halkın karşısına çıkmasaydı bile yine itaat edilirdi. Çok sayıda askerin tam donanımlı bir şekilde girdiği bir köyden, istenilen vergiyi almadan çıkması düşünülebilir mi?</p>



<p>Eğer bu tip bir meşruluk iddiası olmasaydı, halka değil de küçük bir azınlığa hizmete dayanan zorbalık gizlenemezdi. Bu, gizlenemeyeceği için belki daha çok isyan çıkardı.</p>



<p>Tanrı’nın gölgesi, isyanların sayısını azalttı.</p>



<p>Tanrı’nın gölgesi, kulların sayısını artırdı.</p>



<p>Tanrı’ya kul olanın sayısı, hükümdara kul olanın sayısından daha fazla mıdır?</p>



<p>Tanrı’nın adaletini bir ülkeden öteki ülkeye götürmek iddiasındaki bir hükümdarın ve onun etrafındaki yüksek görevlilerin her fetihten sonra yeni saraylara, yeni konaklara sahip olması, buna karşın hükümdarın ordusuna dahil olanların ödediği bedelle birlikte giderek fakirleşmesi de Tanrı’nın adaletine dahil midir?</p>



<p>Şimdi bu soruyu günümüze getirerek soralım: Yeni ülkelere adil olmayan şartlarda rekabet etmek için savaş açmak derdinde olan bir grup zengin için mi savaşmalı bir ordu?</p>



<p>Şüphe yok ki sebepsiz de olsa savaşmayı, kan dökmeyi sevenler için bu sorunun cevabı istekli bir “evet” olacaktır. Ancak Mustafa Kemal’in “Harp zaruri olmalı.” sözünü görmezden gelip cinayet işlemeye hevesli olanların bir gün kendilerinin de hayatlarının heba olabileceğini düşünmemeleri ilginçtir.</p>



<p>Mesele milletin önüne bir ideal koymaksa “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ilkesi en adil ve en gerçek ilkedir.</p>



<p>Cumhuriyetin özünde her güzel günün bir gün bitebileceğini, her şeyde bir kusur olabileceğini, bir yerde mutlaka hata yapılabileceğini, ekonominin yeri geldiğinde sekteye uğrayabileceğini kabul eden ve buna maddi ve manevi hazırlıklı olmasını bilen bir bilgelik vardır. Bu, insanın ve doğanın işleyişine ne uygun olandır. Cumhuriyet, içeride ve dışarıda bilgece bir barışla yaşama idealinin benimsenmediği bir toplumda yaşayamaz.</p>



<p>Türkiye’nin altın bozkırlarında temiz bir yürekle yetişmiş Türk Mehmet, vatanına kastedenin karşısında heybetli duruşuyla yürekleri titretecektir. Vatanını koruduktan sonra bileğindeki gücü güreşte ve tarlada kullanacaktır. Bu temiz yürek ve çalışkanlık Türk Mehmet’te vardır. Mehmet’in ailesiyle birlikte namuslu bir hayat kurma hayalleri, beylerin hazinelerinin dolup taşması için bitmeyecektir.</p>



<p>Kişilerin veya grupların hükümdarlığındaki bir ülkede ise her şeyin her zaman güzel olacağı gibi bir yanılgı vardır. En kötü zamanlarda ise bütün enerji, kötü zamanları inkara dayanan bir kampanyaya harcanır ki bu enerji, kötü zamanları iyiye çevirmek için gereken enerjiden daha fazladır. Böyle bir toplum sahte bir dünyada yaşamaya mahkumdur. Uyuyormuş gibi yapmaya başladığında her şey kötüye gider.</p>



<p>Cennet vatanın çoraklaştırılmış topraklarında tamamen dinselleşmiş olarak yaşayan tarikatçı Mehmet, otoriteye boyun eğmeyi Tanrı’ya boyun eğmekle özdeşleştiren manipülatif bir tedrisattan geçerek ömrünü heba edecektir. Kötü beslenen, sağlığını kaybeden, öğrenim güçlüğü çekmeye başlayan Mehmet için gerçekte ne uğruna olursa olsun ölüm çok kutsal bir hâle gelecektir.</p>



<p>Türk milletine yapılan en büyük kötülük, onu sayısız yalanla mışıl mışıl uyutmak ve cahil bırakarak kendi hayatını değersizleştirmesini sağlamaktır.</p>



<p>Bir ülkenin yaşamasının yolu, başka ülkelerin hayatını yok etmek olsaydı insanlar arasında hukuk diye bir şey olmazdı. Birçok ruh hastası böyle bir dünya hayal etse de hiçbirimizin yaşamı, diğerinin ölmesine bağlı değildir.</p>



<p>Birey de toplum da her zaman mutlu olmayabilir ama iç huzurun daima olması mümkündür. Bunun yolu, başkalarının huzurunu bozmak değildir. Yıkıcı değil, yapıcı bir toplum yaratmak için bu huzura ulaşmak gerekir. Bu huzura ulaşmanın yolu ise adalet, eğitim, bilim, teknoloji ve felsefeden geçer.</p>



<p>Öyle bir millet ol ki başkalarının sana saldırması diğer milletlerin hiddetini uyandırsın. Mustafa Kemal böyle bir liderdi, onun Türk milleti de böyle bir milletti.</p>



<p>Son olarak bir gerçeği daha yazıp bitirelim.</p>



<p>Bir devlet, ahlakı ve bilgisiyle güçlü olan vatandaşlar sayesinde güçlenir. Bir devlet, devletin gücüne dayanan güçsüz parazitlerle çöker. Devletlerin yaşaması, etrafındakilere güç vermesiyle değil etrafındakilerden güç almasıyla olur.</p>



<p>Şöyle bir çevrenize bakın.</p>



<p>Kimi tetikçi olmaya kimi millete ilahlık yapmaya hevesli çok insan göreceksiniz. Hepsinin dilinde devlete sadakat, millete aşk, vatana sevgi nutukları olacak. Oysa hepsinin bilinçaltında yatan, hizmet etme iddiasına karşın dokunulmaz olmaktır; güçlü olmaktır.</p>



<p>Millete efendilik taslamaya meraklı olanlardan vatansever olur mu? Samimiyetle vatana hizmet etme amacı taşıyan idealist insanlar, bu noktaya dikkat etmelilerdir. Memlekete hizmet edenler, o hizmeti unutmak zorundadırlar. Unutmazlarsa her biri kendinde her türlü ahlaksızlığı yapma hakkı bulacaklardır.</p>



<p>Böyle kimselerden uzak durmanızı tavsiye ederiz.</p>



<p>Emperyalizmin kanlı mayası, böyle ahlaksızları da içinde barındırıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1246</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anadolu&#8217;nun Ezilen Çocukları</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2025/03/10/anadolunun-ezilen-cocuklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Mar 2025 10:06:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[29 Ekim 1923]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Doğu]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[hamdullah suphi tanrıöver]]></category>
		<category><![CDATA[hınçak]]></category>
		<category><![CDATA[inkılap]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[necip fazıl kısakürek]]></category>
		<category><![CDATA[necip fazıl saygı ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[nuri pakdil]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasal İslam]]></category>
		<category><![CDATA[taha akyol]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1228</guid>

					<description><![CDATA[ANADOLU’NUN EZİLEN ÇOCUKLARI Erdoğan yakın zamanda hepimize şöyle bir açıklama lütfetti: “Kendi evlatlarını Paris’e, Londra’ya, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>ANADOLU’NUN EZİLEN ÇOCUKLARI</strong></p>



<p>Erdoğan yakın zamanda hepimize şöyle bir açıklama lütfetti: “Kendi evlatlarını Paris’e, Londra’ya, Brüksel’e, Washington’a gönderip en iyi eğitim kurumlarında okutup lüks ve şatafat içinde yaşattılar. Anadolu ve Trakya’nın pırlanta gibi çocuklarını ise fakirliğe, cahilliğe hatta ölüme ittiler.”</p>



<p>Son zamanlarda bunları biz söylersek tutuklanabiliyoruz. Sağ olsun, bazı gerçekleri kendisi ifade etti. Artık devletin en yüksek makamında bir tanığımız olduğu için daha rahatız.</p>



<p>Doğrudur&#8230; Mehmetçik’in kanı üstünde yalılar yükselip durmuştur.</p>



<p>Mesela Osmanlı’nın son devrine bakalım.</p>



<p>Bütün kardeşleri savaşta şehit olmuş, babası yoksulluktan ölmüş, annesi bir deri bir kemik kalmış, karısı da hamile olan Mehmet, yeniden savaşa gitmek üzere yola çıkıyor. Balkanlara gidiyor ya da Yemen’e.</p>



<p>Artık olacaklar bellidir: Mehmet şehit olabilir, gazi olup uzuvlarından en az birini kaybedebilir, bir gülle şokuyla aklını yitirebilir, köyüne geldiğinde ailesi hınç dolu Hınçaklar tarafından katledilmiş olabilir.</p>



<p>Her halükârda Mehmet’in köyündeki yoksulluk çok üst düzeye çıkacaktır. Mehmet ve ailesi birçok şeyden mahrum olacaktır.</p>



<p>Diğer tarafta ise paşa yalıları, padişah sarayları var. İstanbul’un en gözde mekanlarını mütareke hainleri dolduruyor. Onlar da kanı üstüne servet inşa ettikleri Mehmet’e karşı hınç doludur. “Türk olmayan Türk’üm” diye övünen ve Avrupalı doğmadığına üzülen ama Avrupalı olmak için her şeyini feda edenler baloları akın ediyor.</p>



<p>Mehmet’in kanı ve saadeti üstünde vals var. Mösyö ve matmazel şehvetle birbirine dolanmış, burunları yukarıda dans ediyorlar, Anadolu’yu aşağıda görüyorlar, Mehmet’in anasının dokuduğu halıdan nefret ediyorlar. Yalılarında şark köşesi kurmayı ihmal etmiyorlar, Sodom ve Gomore’yi kıskandıran gecelerde şarklı ruhlarını erotizme doyuruyorlar.</p>



<p>Cumhuriyet ise bundan çok daha fazla adaletsizliğe karşı hınç dolanların eseridir. Her türlü ihaneti görenler, Türk vatanının bir köşesinde doğup özgürlüğe aşık büyüyenler, İstanbul’dan çıkmayan yazarları Anadolu köylerini gezmeye ikna edenler, vatan toprağındaki tezeğe “Anadolu’nun kaderi” diye bakmayanlar, “Türk olmayan Türkler”den tiksinenler bu eseri meydana getirdi.</p>



<p>Cumhuriyetimizin kurucusu ve Ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözlerine dikkat edelim:</p>



<p>“Efendiler, hayatın felsefesi, tarihin garip tecellisi şudur ki her iyi, her güzel, her faydalı şey karşısında onu imha edecek bir kuvvet belirir; bizim lisanımızda buna irtica derler. İyi bir şey yaptınız mı biliniz ki bunu imha etmek için karşınıza muhalif, mürteci bir grup çıkacaktır.” (1923)</p>



<p>&nbsp;“Kalplerinde, ruhlarında, hissiyatlarında inkılap yapamayanlar dünyada hiçbir inkılap yapamazlar.” (1926)</p>



<p>Ve en önemlisi ise 1927 yılındaki şu ifadeleridir:</p>



<p>“İnkılabımız henüz yenidir. Dedikleri gibi kökleşiğ benimsendiği hakkındaki kanaatlerimiz ancak ileride karşılaşacağımız hadiselerle tahakkuk edecek ve teyit olunacaktır.</p>



<p>Fakat şimdi şuna emin olmalısınız ki bugün başına şapka giyen, sakalını bıyığını tıraş eden, smokin ve frakla cemiyet hayatında yer alanlarımızın çoğunun kafalarının içindeki zihniyet hâlâ sarıklı ve sakallıdır.”</p>



<p>Atatürk’ün bu sözleri 28 Nisan 1927’de Türk Ocakları Kurultayı’nda söylemiş olması da çok önemlidir.</p>



<p>Daha önceki yazılarımızdan 1938 yılından sonraki fikir ve icraatlarından hatırlayacağınız Hamdullah Suphi, Türk Ocaklarının başkanlarındandı. Atatürk, Türk Ocaklarının faaliyetlerinden memnun değildi ve hem milli gücün hem de inkılap ruhunun bir yerde toplanmasına taraftardı. Hamdullah Suphi ise kendisini abartarak Mehmet Baydar’a “O, hiçbir zaman ikinci adam olmayı kabul etmezdi.” diyecekti.</p>



<p>Oysa dinlerarası diyalog taraftarlığı, Amerikan hayranlığı, tarikat mensupluğu, TBMM oturumunda Türk dünyasında çok Türk olduğu için Kıbrıs’ı önemsizleştirme çabası gibi pek çok şey gösteriyordu ki ruhunda sarıkla gezenlerden biri olduğunu Mustafa Kemal’in keskin gözleri yine kaçırmamıştır.</p>



<p>İnkılaplara ne kadar bağlı olduğunu kestirmek için sakalını kırptırırken berbere gazeteci çağıran Papa Eftim de Tanrıöver’in dostlarından biriydi. Bunu da birçok defa yazdık.</p>



<p>Mustafa Kemal’in “kardaşım” ifadesiyle fotoğraf imzaladığı Tanrıöver’in Athenagoras’tan imzalı fotoğraf aldığı döneme gelmesi aşama aşama olmuş bir şey değildir.</p>



<p>Cumhuriyet’in kaderini sembolize eden bir durumdur, diyebiliriz.</p>



<p>Osmanlı’nın son dönemindeki balo müdavimleri Cumhuriyet’e taraftar gibi görünürlerken 1938’den sonra sakallarını ruhlarına gizleyenlerle beraber hınçlarını yeniden ortaya çıkardılar.</p>



<p>Dincilik maskesini yeniden ele alanlar, Anadolu’nun çocuklarını da ayaklar altında görmeye başladılar.</p>



<p>Kayseri’nin bir köyünden üç numara tıraşla ve ütülü temiz elbiseyle yola çıkıp okul okumak için şehre gelen çocuklar, eskiden imtiyazlı gruplara mahsus olan haklara kavuşabiliyorlardı.</p>



<p>Bir zaman sonra o çocukları irtica şırıngasıyla zehirlemeye başladılar.</p>



<p>Neden, biliyor musunuz?</p>



<p>Çünkü burnu havada mösyölerle matmazaller yeniden valse başlamışlardı ve memleket yanarken kıllarını kıpırdatmadıkları hâlde şimdi yeniden her köşebaşını tutmuşlardı.</p>



<p>Yalılar, köşkler onlarındı. Yönetme hakkı onlarındı. Aileden kim öne çıkıyorsa sakal bırakıyordu ve yaşadıkları köşkün içinde Avrupalı eşleri, Avrupalı kızları valse devam ediyordu.</p>



<p>Taha Akyol’un “Necip Fazıl ve Türkeş” başlıklı köşe yazısından bir anıyı aktarıyorum:</p>



<p>“1977 baharı, merhum Türkeş beni çağırdı. Necip Fazıl’la dostlar vasıtasıyla haberleşmişler, Türkeş’i İstanbul’daki evinde yemeğe davet etmiş. Necip Fazıl’ın eserlerini çok iyi okuduğumu bilen Türkeş, yemeğe benim de katılmamı istedi.</p>



<p>Türkeş, Ahmet Er ve ben, İstanbul’da Üstad’ın ünlü ‘heykelli yalı’sındayız.</p>



<p>Bahçede, havuz başında Yunan tarzı bir kadın heykeli&#8230;</p>



<p>Tam alafranga bir ziyafet masası: Sağda bıçak, solda çatal, rulo hâlinde peçeteler, ortada çiçek&#8230; Beyaz ceketli, beyaz kelebek kravat ve beyaz eldivenli garsonlar&#8230; Ve lüks bir kağıda basılı mönü&#8230; (Kendi yazımı. YG)</p>



<p>Gümüş olduğunu zannettiğim kaselerde su ve birkaç gül yaprağı&#8230;</p>



<p>Hayatımda ilk defa böyle şeyleri görüyordum hatta kasedeki suyu ve gül parçalarını komposto sanmıştım, meğer parmakları yıkamak içinmiş.</p>



<p>Yemekte her şeyi herkesten sonra yapıyordum, böyle alafranga usulde yanlış yapmamak için.</p>



<p>Sofrada Üstad’ın eşi Neslihan Hanım da vardı.</p>



<p>Necip Fazıl yüksek sınıfların görgüsünü çok takdir eder, kendi deyişiyle ‘ham softa kaba yobaz’ tarzını şiddetle eleştirirdi.”</p>



<p>Akyol’un anlattıklarından bir bilgi daha vereyim: Necip Fazıl, Türkeş’e sürekli ordudaki gücünü soruyor. Türkeş belirsiz cevaplar verince “Ne ifşa ediyor ne saklıyor.” diyor ve dahası Türkeş’le konuşurken Erbakan’ı yüzüne karşı eleştirdiğini söylüyordu.</p>



<p>NFK’nin siciline bakarsak Erbakan’a da Türkeş’i çekiştirmiş olması pek muhtemeldir.</p>



<p>Ve kendisiyle hapis yatan, kendisini ziyaret eden herkes onun para düşkünlüğünde de Avrupai tarzında da mütabıktır.</p>



<p>Diğer türlü üstad hikâyeleri ise Anadolu’nun ezilen çocuklarına aşılanan bir çeşit hurma ve hırka edebiyatıdır.</p>



<p>İşte şimdi Erdoğan’ın Nuri Pakdil’e “Necip Fazıl’a Saygı Ödülü” verdiği noktadayız.</p>



<p>Biri, Avrupai hayat tarzını yaşadığı yalısında Anadolu gençlerine “Cumhuriyet sizi ezdi.” yalanıyla fakirlik aşılayarak konumunu sağlamlaştırıyor. Diğeri, kendi çocuklarını okuttuğu memleketleri de sayarak Anadolu’nun çocuklarını ezenlere atıfta bulunuyor. Enteresan, inanması zor ama gerçek.</p>



<p>Demek ki gerçekten tesadüf diye bir şey olmuyor.</p>



<p>Çok kolay konuşuyorlar, çok yüksekten atıyorlar çünkü biliyorlar ki Anadolu çocuklarının zihinlerini ezdiler. Dolayısıyla ne derlerse inanan çok olacaktır.</p>



<p>Ve konuşurken bıyık altından alaycı gülüşlerini görebiliyoruz. Anadolu’nun gençlerine değil, bizim gözlerimizin içine bakıp gülüyorlar.</p>



<p>Bizim gözlerimizde ne görüyorlar?</p>



<p>Örgün eğitimi yaygınlaştıran ihtilalleri, halkın özgürleşmesi umudunu, cehalete karşı açılmış savaşı, İttihat ve Terakki’nin atılganlığını, Müdafaa-i Hukuk’un inancını, Kuvayımilliye’nin ateşini, Mustafa Kemal’in keskin zeka ve ahlakını görüyorlar.</p>



<p>Bizimle hesaplaştıklarını sanıyorlar ama yanılıyorlar.</p>



<p>Biz ise onların gözlerinde sadece sistemi, sistemin efendilerini, sistemin amaçlarını görüyoruz.</p>



<p>Gördüklerimizle hesaplaşan biziz.</p>



<p>Anadolu’nun temiz Türk çocuklarına, yalıları unutturacak kadar güzel bir gelecek bırakacağız.</p>



<p>Bir gün mutlaka.</p>



<p><strong>NOT: </strong>Vals, Mustafa Kemal katıldığında güzeldir. Zarif görünüşlerinin altında taşıdıkları hantal ruhla tepinenlerin yaptıkları şey, adı üstünde, tepinmedir. Karanlığın kaba müziğiyle tepiniyorlar.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1228</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Atatürksüz Cumhuriyet Kalkışması</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2023/12/30/ataturksuz-cumhuriyet-kalkismasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Dec 2023 17:17:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[fenerbahçe]]></category>
		<category><![CDATA[galatasaray]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin şerif]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[organizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[süper kupa]]></category>
		<category><![CDATA[suudlar]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=647</guid>

					<description><![CDATA[Atatürksüz cumhuriyet kalkışması maç başlamadan bitti. Tescilli Bylockçu olduğu cümle aleme aşikâr olan atanmış bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Atatürksüz cumhuriyet kalkışması maç başlamadan bitti. Tescilli Bylockçu olduğu cümle aleme aşikâr olan atanmış bir TFF başkanının sinsi organizasyonu da başarıya ulaşmamış oldu.</p>



<p>T.C. İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi ise Süper Kupa gündemine dair yaptığı açıklamada hiçbir şey demedi. Hiçbir şey demedi, diyorum çünkü herkesin başından beri bildiği olayların özetini geçtiler.</p>



<p>Ancak kimimizin anladığı kimimizin hissedip adını koyamadığı asıl noktaya temas etmedi. Demek ki dezenformasyonu bizzat Dezenformasyonla Mücadele Merkezi yaptı.</p>



<p>Türkiye’de eskiden beri “İkinci Cumhuriyetçilik” sevdası vardır. Güç sahibi olmuş herkes yeni bir cumhuriyet inşa etmek ister. Bu da cumhuriyetin mantığına ters olduğuna göre aslında her dönemde bir saltanat inşa edilmektedir.</p>



<p>Türkiye’deki ilk “İkinci Cumhuriyetçi” esasen Cemal Gürsel’dir.</p>



<p>27 Mayıs 1960’taki ihtilali gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi’nin sekreterliğini de yapmış olan Kurmay Binbaşı Avni Elevli, “Hürriyet İçin: 27 Mayıs 1960” devrimi kitabında Orgeneral Cemal Gürsel’in fotoğrafının altına “Cumhuriyetimizin ikinci banisi Cemal Gürsel” notunu düşüyor.</p>



<p>Cemal Gürsel de bu kavramı kullanmış ve 24 Haziran 1960 tarihli bir konuşmasında “Hür basın, kurulacak ikinci cumhuriyetin başlıca mesnetlerinde biridir.” demiş.</p>



<p>Tabii Gürsel ve çevresindekilerin ideolojik dünyası, 1990’lardaki İkinci Cumhuriyetçilerden, Uğur Mumcu’nun “liboş” dediği kimselerden çok daha başkadır.</p>



<p>Bugünkü İkinci Cumhuriyetçiler, şahsi görüşüme göre, kendilerini ikinci veya üçüncü bani olarak görenlerden yüz almışlardır. Çünkü bir hareket ihtilalse bile kısa zamanda evrilip Atatürk düşmanı bir darbeye çevrilmesine uğraşılmıştır. Yani önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi darbelerin ana hedefi Atatürk’ün cumhuriyetidir.</p>



<p>İşte Süper Kupa için oynanacak finale yönelik düzenlenmiş organizasyonun hedefi de Atatürksüz cumhuriyettir!</p>



<p>90’larda Mehmet Altanların başını çektiği ve “Yetmez ama evet!” sloganları atarak hedef aldıkları Atatürk, devlet, millet, bağımsızlık, bayrak gibi değerleri yok etmek üzere harekete geçen piyonlar, 2000’lerin başında sahibinin sesini duyunca takke giyivermişlerdi.</p>



<p>Kulüpler dünkü organizasyona çoktan itiraz etmişlerdi. Organizasyon sahibi FETÖ olunca olaydan sıyrılma yöntemleri de FETÖ yöntemi oldu.</p>



<p>Fenerbahçe, Galatasaray ve bu takımları destekleyen desteklemeyen milyonlarca insan karşı çıktığı hâlde final maçının Riyad’ta oynanması yönünde “anlaşma” imzaladılar.</p>



<p>İşte her şey bu “anlaşma” noktasında açığa çıkıyor. TFF’nin, Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin, daha birçoklarının hızlıca geçtiği nokta burasıdır.</p>



<p>Açıklamaların özeti şu oldu:</p>



<p>İstiklal Marşı okunacak, 100. yıl kutlamaları yapılacak, yazılıp çizildiğine göre Norm Ender de “Parla” isimli marşla bu organizasyonda yer alacaktı.</p>



<p>Pekiyi, ya Atatürk?</p>



<p>İşte burayı hiçbir şekilde aydınlatmadılar. Haşmet Babaoğlu gibiler bildik FETÖ taktikleriyle yeni 28 Şubat masalları anlatmaya kalktılar. Trol denilen düşük zekâlı, fikirsiz sanal işçiler kulüplerin ülkeyi karıştırmak istediklerini iddia ettiler.</p>



<p>Hatta kimileri “Onlar bizim ülkemizde oynayıp Hüseyin Şerif’i ansalar ne düşünürdük?” diyebildiler.</p>



<p>Oysa Hüseyin Şerif, Suudi destekli İhvan tarafından yakalanıp Kıbrıs’a sürülmüştü. Rahmetli Rauf Denktaş da babasıyla birlikte hasta yatağındaki Hüseyin Şerif’i ziyaret etmiş, ondan pişmanlık cümleleri duymuştu.</p>



<p>Neyi, nasıl savunacağını bile bilmeyen aciz bir kitleyle karşı karşıyayız.</p>



<p>Bu aciz kitle, milli değerlerin bizden başka herkeste olduğunu sanıyor olmalı ki “Babalar gibi satarız”cıların peşinden giderlerken böyle herzelerle can sıkabiliyor.</p>



<p>Cumhuriyet, Siyonist kuklası Suud rejimine aykırıymış da saygı duyulmalıymış.</p>



<p>Saltanat da cumhuriyete terstir ve hangi şuursuzlukla milli değerlerimiz göz ardı edilerek Suud kralı için ulusal yas ilan edilmiştir?</p>



<p>Süper Kupa’yı Riyad’ta oynatmak Atatürksüz cumhuriyeti dünyaya duyurmak için hazırlanmış sinsi bir oyundur.</p>



<p>Ve bu oyunda siyasal İslam her zaman olduğu gibi kendi kalesine gol atmıştır.</p>



<p>Ve yine her zaman olduğu gibi karşı tarafı darbeyle, komployla, kaos istemekle suçlayarak işin içinden sıyrılmaya çalışmaktadır.</p>



<p>“Yeliz” kod adıyla sanal alemlerde gezen biri, “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünü 15 Temmuz’a bağlamaya çalışırken de Babaoğlu gibiler 28 Şubat üzerine sahtekârlık gazelleri okumaya devam etmektedir.</p>



<p>Atatürk düşmanlarıyla Atatürksüz mütabakat imzalayanların en az 15 Temmuz’da olduğu kadar ciddi bir şok yaşadıklarına eminim.</p>



<p>Diğer yandan da Suudilerin bir şirketi “vatan meselesi” diyerek ünlü bir Türk oyuncunun reklam sözleşmesini feshediyor.</p>



<p>Hani şu Filistin meselesinde on binlerce Müslüman sivilin ölmesine sessiz kalan, Filistin diye gözyaşı dökenlerin hakaret ettikleri Suudlar&#8230; Vatan meselesine bak!</p>



<p>O gözyaşlarını dökenlerle onları finanse eden İslam Cumhuriyetlerinin ne ideolojisi, ne dini, ne mezhebi önemlidir. Türklük ve Mustafa Kemal söz konusu olunca daima birleşirler. Herkesle de iş birliği yaparlar.</p>



<p>Yıllardan beri cumhuriyet düşmanlarını finanse eden Suudilerin hevesi kursağında kaldı da şu liboş İkinci Cumhuriyetçilerin bir gün utanma duygusuna sahip olduklarını görebilecek miyiz?</p>



<p>Ne yazık ki görmeyeceğiz.</p>



<p>Aslında yazacağım çok şey birikti ama bunları sonraki yazılara bırakalım.</p>



<p>Sadece bir şeye dikkat çekmek isterim.</p>



<p>Maçtan önce yan yana gelmeyen iki büyük kulüp, maçtan sonra en ince ayrıntısına kadar beraber hareket etmiştir.</p>



<p>Ardından milyonlar birlik olmuştur.</p>



<p>Acaba neden?</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">647</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İdeolojik Çekirdek</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2023/10/28/ideolojik-cekirdek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Oct 2023 17:26:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[100. yıl]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[ideolojik çekirdek]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[tengri]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük]]></category>
		<category><![CDATA[türkoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=596</guid>

					<description><![CDATA[İdeolojik çekirdek, “Bir ulusun geçmişini, bugününü ve geleceğini birbirine bağlayan bir köprüdür.”[1] Bunun içindir ki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İdeolojik çekirdek, “Bir ulusun geçmişini, bugününü ve geleceğini birbirine bağlayan bir köprüdür.”<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a> Bunun içindir ki Türk cumhuriyetinin karşılaştığı açık veya örtülü fark etmeksizin her türlü savaş, Türk’ün ideolojik çekirdeğini yok etmeye yönelik olmuştur.</p>



<p>Prof. Dr. İsmet Barutcugil, ideolojik çekirdeği şu şekilde tanımlar: “Çekirdek ideoloji, organizasyonun varlık nedenini açıklar, var olmanın haklılığını anlatır, onun karakterini tanımlar, kim olduğunu ortaya koyar. Hedeflerin, dönemlerin, dönüşümlerin ve kişisel liderliklerin ötesine geçen ve sürekliliği olan bir kimliktir.”<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a></p>



<p>Bir ulusun savaşta yenilmesi, onun yok edilmesi anlamına gelmez. Bir orduyu savaşta havadan, denizden, karadan bombalayabilirsiniz. Onun tüm fertlerini tutuklayabilir ya da sürebilirsiniz. Bu, o ulusu yok ettiğiniz anlamına gelmez. Ulusun her bir ferdi dünyanın her yanına dağılsa da milli şuurunu yitirmedikçe yok olması mümkün değildir. Tarihte bunun pek çok örneği vardır. Malta sürgünleri veya “fait accompli” (oldubitti) ile yapılan katliam ve sürgün hareketleri Türklüğün yok edilemeyeceğini gösteren örneklerden biridir.</p>



<p>Bunun içindir ki uzun yıllardır Türk’ü yaşatan “ideolojik öz” hedef alınmıştır.</p>



<p>İdeolojik çekirdeği yeniden alevlendiren, güçlendiren, sarsılmaz bir konuma getiren ve onu “ilelebet payidar” yapan Mustafa Kemal’in adına dahi tahammül edemeyenlerin de kuyruk acısı ortadadır.</p>



<p>İdeolojik çekirdeğin etrafında sonsuz bir aşkla dönmeyen, “ilelebet payidar” sözünün anlamını idrak edemeyen kimselere, düşman istihbarat servisleri “yararlı aptal” der.</p>



<p>Yararlı aptal, dünyanın her yerinde vardır. Yararlı aptalların kimi vatanını koruduğunu zannederken ona zarar verir. Kimisi çıkıp her konuda kendi vatanının aleyhine cephe alır ve insaniyeti kendine maske yapar. Kimisi hayat çalar kimisi de tüyü bitmemiş yetimin hakkını çalar. Sonuçta hepsi vatanına zarar verdiği için düşmanlarımız tarafından “yararlı aptal” olarak tanımlanır.</p>



<p>Ve kullanılırlar. Her aptal gibi, boyunlarına tasma geçirilir ve hak ettikleri yerde yani en aşağılarda olurlar.</p>



<p>Çekirdeğin içine sızmak isteyenler, zerrecik olduğunu fark etmeyenleri kullanmak isterler. Yararlı aptal durumuna gelen bir zerrecik artık çekirdekle ilişkisini yitirmiştir ama varlığıyla çekirdeğe zarar verir. Çekirdeğe sadık kalan zerrecikler de onları yok eder çünkü vazifesi “ilelebet payidar” kalacak olan cumhuriyeti korumak ve kollamaktır.</p>



<p>Zerrecikleri görmek akıl ister, yürek ister.</p>



<p>NATO orduları, hedef ülkenin çekirdeğine zarar vermek için özel okullar kurmuş, bilişsel savaş uzmanı personeller yetiştirmiştir. O personellerin “besleme”si diyebileceğimiz her türlü hain -devşirilmişler dahil- hedef ülkenin diline, tarihine, kültürüne saldırır. Onun dini inancını kontrol altında tutmaya gayret gösterir.</p>



<p>Siyasetçisi, profesörü, yazarı, sivil toplumcusu bir araya gelip de ideolojik çekirdeğe müdahale etmeye çalışıyorsa bunda kesinlikle düşman eli var, demektir. Bu, ulusun varlığını tehlikeye atan bir tehdittir ve bertaraf etmeyi Türk gençliği ve dahi Türk’üm diyen herkes kendine görev bilecektir.</p>



<p>Yüce Atatürk,</p>



<p>Türk’ün cumhuriyetini sizler kurdunuz. Türk’ün uykuya dalan ruhunu sizler uyandırdınız. Türk’e Türklüğünü sizler hatırlattınız. Aziz ömrünüzü Türk ulusu için feda ettiniz.</p>



<p>Bir zerrecik olduğunu bilen ve dolayısıyla ahlâkını, erdemini, namusunu, şerefini yitirmeyen, Türklüğüne sımsıkı bağlı, sonsuz bir aşkla çekirdeğin etrafında dönen biz Türk gençleri de icabında canımızı da vermeye hazır olduğumuza ant içeriz.</p>



<p>“Ne mutlu Türk’üm, diyene!”</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> Federico Prizzi, “<strong>Kültürel İstihbarat ve Savaşın Etnografisi</strong>”, Pankuş Yayınları, ss. 41</p>



<p><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> https://ismetbarutcugil.com/2022/11/30/vizyonun-ozu-cekirdek-ideoloji-ve-gelecek-ongorusu/</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">596</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Harf Devrimi ve Hafıza Soykırımı (!)</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2023/08/06/harf-devrimi-ve-hafiza-soykirimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Aug 2023 08:57:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Arap harfleri]]></category>
		<category><![CDATA[balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[Latin harfleri]]></category>
		<category><![CDATA[millet mektepleri]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[tengri]]></category>
		<category><![CDATA[teoman duralı]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[türkoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=510</guid>

					<description><![CDATA[Birtakım suçluların, güvenlik kameralarının görmediği kör noktalarda suç işlemesi gibi tarihin karanlık ve kör noktalarında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Birtakım suçluların, güvenlik kameralarının görmediği kör noktalarda suç işlemesi gibi tarihin karanlık ve kör noktalarında suç işleyenler vardır. İnsan, tabiatı gereği göremediği şeyi merak eder. Hiç göremiyorsa veya zayıf görüyorsa tedirgin olur. Tarihin karanlık noktalarına giren eğitimli suçlular da burada gördüklerine dair bolca yalan söylerler. Kimisi hiç görmez ama görmüş gibi davranır. Böylece toplumda yıllarca aldatılmış olma hissi uyandırılır.</p>



<p>Türk toplumunda yaratılan his de budur. Evet, bizim tarihimiz çok yanlış bir bakış açısıyla ve yüzeysel olarak anlatılır. Evet, kendi tarihimize dair pek çok şey Hint-Avrupa efsanelerine dolayısıyla emperyalizmin Hitler yaratan kibirli bakışına dayandırılarak anlatılır. Buna bir de insanlık veya din sosu eklendiği zaman hezeyana, hamasete muhatap olan kişi kendinden geçmeye başlar. Sahte bir aydınlanma hissi gelir. Oysa güneşin aydınlatmasıyla mumun ya da ampulun aydınlatması bir değildir.</p>



<p>Mevcut siyasal iktidarın işlediği suçlardan biri işte bu sahte aydınlanmadır. Cumhuriyetin ya da Atatürk’ün yanlışlarını tartışmaya açmak bahanesiyle millete birçok yalanlar söylendi. Elbette akıl, mantık, samimiyet, saygı sınırlarında eleştiri yapılabilir ama siz topluma fikir diye safsata sunar ve onu bununla oyalarsanız kısa zamanda zekâ seviyesini düşürürsünüz. En önemlisi de insanların mevcut devlete karşı aidiyetini zayıflatırsınız.</p>



<p>Son yılların en nankörce iftiralarından biri, harf inkılabıyla toplumumuzun cahil bırakıldığıdır. Bu safsatayı savunan sıradan bir vatandaşa kızmak yerine anlatmak gerekir. Dinlemiyor veya anlamıyorsa ya da böyle olacağını baştan anlıyorsanız susarsınız. Asıl kızılması gerekenler sözde profesörlerle pabucumun aydınlarıdır. Bakımlı bir sakal, hayli pahalı şık bir takım elbise, konforlu bir çalışma odası ve o malûm fes&#8230; Ilımlı Müslüman olacağız diye ılık süslümanlara dönen pabucumun aydınlarının tarifi budur. Dillerindeki safsatalar ise yeteneksiz, bilgisiz, kendine güveni olmayan kimselerin farklı olabilmek için başvurabilecekleri tek şeydir.</p>



<p>Şimdi gelelim harf inkılabına&#8230;</p>



<p>Çok geriye gitmeden önce Fuad Köprülü’nün, harf inkılabının ilk zamanlarında Milli Mecmua’da kaleme aldığı görüşlerini hatırlayalım. Köprülü, Batı medeniyetine girmenin Latin alfabesini kabul etmekle olacağını zannedenlerin yanıldığını öne sürer. Ülkü dergisinde, inkılabın 10. yılına özel yazdığı yazıda ise “<em>Bu kadar azametli, bu kadar geniş bir dönüm noktası var mıdır? Bilemeyiz. Bir milletin alfabesini bırakıp yeni alfabe kabul etmesi, eski kültür dairesinden çıkıp yeni bir kültür çevresine girmesi demektir. Arap alfabesinden çıkmakla Orta Çağ Doğu kültüründen silkinip çağdaş Batı kültürüne girmek iradesini göstermiş oluyorduk</em>” der.</p>



<p>Köprülü’nün kaleme aldığı ilk yazıyı görüp ikinci yazıdan haberi olmayan içi geçmiş sazanlarla ikinci yazıyı okuyup tarihi kırpmaya kalkan işgüzarlar arasında hiçbir fark yoktur. Bu ülkeye kötülük etmek için programlanmış cehalet klonları arasında ayrılık gözetemiyoruz.</p>



<p>İşin tarihi seyrine gelelim.</p>



<p>Bu sefer çok geriye gidersek Kâtip Çelebi’nin şöyle dert yandığını görürüz: “<em>Herkes onaylar ki müddet-i ömründe doğru yazılmış bir kitap öğrenememiştir.</em>”</p>



<p>Kâtip Çelebi’nin serzenişinin ne anlama geldiğini kendisinden iki asır sonra Münif Paşa sayesinde daha iyi anlıyoruz. Paşa, 1862’de Cemiyet-i İlmiyye-i Osmaniye’de Arap harflerine yeni bir şekil vermek, harfleri ıslah etmek, yazılışı ve okunuşu kolaylaştırmak gerektiğini anlatmıştı. Yine Latin harflerine dair görüşlerinde ise en çok dikkat çektiği şey, Avrupalıların Latin harfleri sayesinde doğru yazmaları, meramlarını eksiksiz anlatmalarıydı. Kâtip Çelebi’nin serzenişi işte böylece Münif Paşa’da yankı bulmuş.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="220" height="313" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2023/08/1909_12_28_ServetiFunun_Munif_Pasa.jpg" alt="" class="wp-image-512" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2023/08/1909_12_28_ServetiFunun_Munif_Pasa.jpg 220w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2023/08/1909_12_28_ServetiFunun_Munif_Pasa-211x300.jpg 211w" sizes="(max-width: 220px) 100vw, 220px" /></figure>



<p>Azerbaycan Türkleri arasında ise Arap harflerinin ıslahatına ve Latin harflerine dair çalışma yapanların öncüsü Mirza Fetheli Ahundzade olmuştur. Bu değerli Türk aydını, Arap harflerinin ıslahıyla ilgili çalışmalarına dönemin sadrazamı Keçecizade Fuad Paşa’ya sundu. Cemiyet-i İlmiyye-i Osmaniye’de Arap harflerinin ıslahı makul bulunup kabul edilse de işin hem müşkilatının ağır olacağı hem de “&#8230;eski asar-ı İslamiyenin nisyanını da müeddi olacağından” reddedilmiştir. Ahundzade bu tarihten sonra Latin alfabesinin kabulünü savunmuş ama yine netice alamamıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="266" height="258" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2023/08/EITUjOjXYAEV2jN.jpg" alt="" class="wp-image-511"/></figure>



<p>19. yy. sonlarından başlayıp 20. yy. başlarına kadar tartışmalar genellikle Arap harflerinin ıslahı üzerinedir. Enver Paşa da Harbiye’de nazır olduğu zamanlar bu çalışmalara katılmış, “Enveriye”, “Hatt-ı Enverî”, “Hatt-ı Cedid” gibi isimlerle adlandırılan huruf-ı munfasıla ise yaygınlık kazanmadı. Arap harflerinin ayrı yazılmalarına dayanan bu şeklin yaygınlık kazanmayışını Şakir Ülkütaşır şöyle anlatıyor: “<em>Bu reform da olumlu bir sonuç vermedi. Veremezdi, çünkü bu önerilerde ne mantıki bir esas ne ayrışık bir vasıf vardı. Kısacası, eskilerin bu işe biraz yenilik vermek isteği idi.</em>”</p>



<p>Ne Latin harflerinin kabul edilmesi ne de Arap harflerinin, Türkçenin yazımında yetersiz kalması konusundaki görüşleri yeni değildir. Açıkça görüldüğü üzere de “İslami” açıdan sakıncalar göz önüne alınarak ıslahata yanaşılmıyor. Hâlbuki aslolan, milletin hızlı bir şekilde eğitilmesiydi.&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>



<p>Harf inkılabıyla birlikte hayatımıza giren Millet Mektepleri, Latin alfabesinin kabulünden sonra 4 ay süreyle eğitim veriyordu. Milletimizin yeni harfleri benimsemesi bu sayede daha hızlı ve daha kolay oldu. 1 yılda 65 bine yakın insanımız okuma yazma öğrendi.</p>



<p>Son iki noktaya gelip yazıyı noktalayacağım. Faydalanılabilecek kaynakların bir kısmını yazımın son bölümüne ekleyeceğim.</p>



<p>Bir süre önce hayatını kaybeden Teoman Duralı’nın, harf inkılabına dair söyledikleri sosyal medyada yeniden dolaşıma girdi. Duralı, harflerin değişmesini “hafıza soykırımı” olarak nitelendiriyor ki bu vahim hezeyanı nedeniyle kendisi hayatta olmadığı için olumsuz bir ifade kullanmayacağım. Ne var ki bu da apayrı bir yanlıştır, gözünün önündeki gerçekleri görememektir.</p>



<p>Çok eskilere gidersek Frankların kendi tarihlerine dair kroniklerine rastlarız. Macarların, Kıpçak bozkırlarına gelip köklerini aradıklarını görürüz. İsveçlilerin ta İskandinav topraklarından kalkıp Doğu Türkistan’a giderek ilk vatanlarının izini sürdüklerini öğreniriz. Buna karşın toplum açısından bakarsak bizim bilgimiz ekseriyetle Oğuz Han’la, Afrasiyab’la sınırlıdır ki bunlardan da geriye artık efsaneler kalmıştır. Eski köklerine dair bilimsel çabalarla efsaneleri yorumlayan Batılı çağdaşlarına karşın Osmanlı devletindeki birçok aydın geride kalmıştır. Ancak son devirlerde bu durumun değişmeye başladığını ama yine de geride kaldığımızı görüyoruz. Orkun Yazıtlarını çözme konusunda ilk yarışa girenlere, heyecananlara bakalım. Bir de aynı süreçteki ağır tavrımızın nedenlerini gözden geçirelim.</p>



<p>Orkun Yazıtlarında ise ilginç ama pek üzerinde durmadığımız bir noktaya rastlıyoruz. İfade özetle şudur: “<em>Kişioğlu kılındığı zaman onların üstüne atalarım kağan kılınmış.</em>”</p>



<p>Biz bugün hafızasını sıfırlamış bir toplum olarak (!) Orkun Yazıtlarından hareketle hem Türk Kağanlığı devri hem de daha eski devirlere dair çıkarımlarda bulunmaya çalışıyoruz. Bu çıkarımlardan hareketle Türk kültürüne dair bir şeyler öğrenmeyi umuyoruz. Yazıtların birçok yönden muhteşemliği ayrı bir mesele olmakla beraber -siyasi nedenleri bir kenara koyarsak- hafızamızda gelenek görüyoruz, kültür görüyoruz, inanç görüyoruz, edebiyat görüyoruz ama eski devirlerin olaylarına dair pek bir şey göremiyoruz. Ancak yabancı kaynaklar hariç&#8230;</p>



<p>Biz eski tarihimizi yeni yeni keşfederken bırakalım bugün bildiğimiz Hunları, İskitleri; daha eskilere gidip Etrüsk-Türk ilişkilerini araştıran yabancılar vardı: Isaac Taylor gibi.</p>



<p>Evet, tarih yapan milletiz. Gel gelelim, “Hafıza soykırımına uğradık” şeklindeki düşünceyi ancak ve ancak nankörlük olarak görebiliriz. Çünkü bugün bile memleketin 10 yıl önceki gündemini adamakıllı hatırlıyor olsaydık belki çok şey daha başka olurdu. Fakat hatırlamıyoruz. Ergenekon ve Balyoz kumpasları büyük tarihi olaylardır. Bakın bakalım, toplumun ne kadarı bu fenalıkları hatırlıyor.</p>



<p>Bugünkü Türkiye’nin tarih bilgisini tarihteki herhangi bir dönemle kıyaslayın. İşin hafıza soykırımı değil, hafızayı diriltmek olduğunu rahatlıkla görürsünüz. Tabii kimileri hafızayı Türklerin kitleler hâlinde İslam’ı benimsediği dönemlerden itibaren başlatıyor. Yani asıl sıfırlamayı yapıyor. Tarihi sıfırlamak, Latin harflerinin kabulüyle değil de İslam öncesi Türk tarihini sıfırlamakla mümkün olabilir. Nitekim cumhuriyetimizin ilanı ve harf inkılabıyla birlikte eğitim daha da yaygınlaşmış ve her şeyden önce hızlanmıştır.</p>



<p>Aslolan da budur.</p>



<p>Hiçbir alfabede büyülü güç yoktur. Arap harfleriyle yazan bir kimse daha Müslüman olmaz; Latin harfleriyle yazıyoruz diye muasır medeniyetlere seviyesine çıkmış olmayız. Söz konusu olan şey eğitimdir. Bu nedenledir ki Osmanlı devrindeki aydınlar, belli bir dönemden -özellikle Osmanlı Türkçesinin daha çok yabancı kelimelerin etkisinde kaldığı dönemden- itibaren doğru yazma ve doğru okuma üzerine kafa yormuşlardır. Yine dönemin şartlarından ötürü Latin harflerinin sessiz bir şekilde de olsa öne sürüldüğünü görmekteyiz.</p>



<p>Bu milletin hafızasının harf inkılabıyla sıfırlandığını iddia edenlere aldanmayın. Onların derdi milletin tarih bilmemesi değil, tarih bilmesidir. Onlara göre Türk Kağanlığına, Hunlara, İskitlere ne gerek vardır ki? Nihayetinde bir noktaya kadar onlar da azılı Türk düşmanlarının savunduğunu savunuyorlar. Diyorlar ki: “Türkler eskiden medeniyetsizdi.”</p>



<p>Aralarında yalnız bir fark vardır.</p>



<p>Bir taraf hâlâ medeniyetsiz olduğumuzu iddia eden azınlık faşistlerinden oluşuyor.</p>



<p>Diğer taraf ise İslam sayesinde medeniyetle tanıştığımızı iddia ediyor ve önceki dönemleri aşağılamayı, yaftalamayı seçiyor.</p>



<p>Oysa hafızanın başlangıç noktasını ideoloji belirleyince kişilerden aydın, bilge profesör olmaz; olsa olsa palyaço olur.</p>



<p>Çevrilmiş onca kitabı, onca risaleyi tek satır bile okumayan kimseler hafızanın sıfırlanmasından söz edemezler. Okuyamıyoruz değil, okumuyorsunuz.</p>



<p><strong><em>Yararlanılan Kaynaklar:</em></strong></p>



<p>Şakir Ülkütaşır, “<strong>Atatürk ve Harf Devrimi</strong>”, TDK Yayınları, 4. Baskı, Ankara, 2009.</p>



<p>Theodor Menzel, “<strong>1926 Bakü 1. Türkoloji Kongresi</strong>”, Palet Yayınları, Konya, Nisan 2017.</p>



<p>Mehmed Mazlum Çelik, “Osmanlılar Arap Alfabesinden Rahatsız mıydı?”, <strong>Independent Türkçe</strong>, <a href="https://www.indyturk.com/node/568211/haber/osmanl%C4%B1lar-arap-alfabesinden-rahats%C4%B1z-m%C4%B1yd%C4%B1" target="_blank" rel="noopener">https://www.indyturk.com/node/568211/haber/osmanl%C4%B1lar-arap-alfabesinden-rahats%C4%B1z-m%C4%B1yd%C4%B1</a>, erişim: 06.08.2023</p>



<p>Metin Kale, “Harf Devrimi”, <strong>Erdem</strong>, Yıl: 1999, Cilt: 11, Sayı: 13, ss. 811-831.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">510</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Akılsız Şehzade Hikâyesi</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2023/06/09/akilsiz-sehzade-hikayesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jun 2023 10:17:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[şehzade]]></category>
		<category><![CDATA[tengri]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=468</guid>

					<description><![CDATA[Masal ülkelerinden birinde bir padişah hüküm sürermiş. Padişah son günlerini yaşarken pek kederliymiş çünkü veliahtı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Masal ülkelerinden birinde bir padişah hüküm sürermiş. Padişah son günlerini yaşarken pek kederliymiş çünkü veliahtı olabilecek tek bir şehzade varmış. O şehzade pek akılsız biriymiş. Ne babası gibi kurnaz ne anası gibi sakin ne de ülkeden dönmemek üzere sürgün giden kardeşi kadar babasına benziyormuş. &nbsp;</p>



<p>Günlerden bir gün kederli padişah ülkenin en akıllı adamlarından birini veziri yapmış. Asıl niyeti adamı akılsız oğluna atabey yapmakmış ama birçok insan gibi bu adam da başta teklifi kabul etmemiş. Nihayet vezirlik karşılığında “Tamam” demiş, “Ama ne kadar sabrederim ne kadar başarılı olurum bilemem.”</p>



<p>Vezir, tecrübe sahibi olması ve devlet işlerini öğrenmesi için şehzadeyi yanında gezdirirmiş. Bir gün devlet divanı toplanmış. Tek vuruşta düşmanı ikiye yaran Kasapzade Mahmut Paşa da divanda imiş kurnazlığıyla ün yapan Keleşoğlu Selim de&#8230;</p>



<p>Toplantı başlamış. Devlet meseleleri, padişahtan sonraki işler hararetli bir şekilde tartışılıyormuş. Her şikâyetlenen endişe ve kızgınlıkla dönüp şehzadeye baksa da şehzade ya ensesini kaşıyormuş ya da ağzı açık gülerek hazineyi düşünüyormuş. Tam devlet adamları isyana gelecekken şehzade birden haykırmış,</p>



<p>&#8211; Ya Hak, dedim, oku bir attım, kebap oldu!</p>



<p>Herkes şaşkınlıkla şehzadeye ve vezire bakıyormuş. Neyse ki vezir kısa bir süre düşündükten sonra,</p>



<p>&#8211; Şehzademiz öyle maharetlidir ki tavşana ok atmak yerine kayaya ok attı. Kayadan kıvılcım çıktı, kıvılcım bütün ormanı yaktı. Böylece avına ok bile atmadan onu kebap yapmış oldu.</p>



<p>Pire için yorgan yakan şehzadenin ülkeyi neler için yakabileceği sonucunu düşünemeyen devlet adamları daha bir şaşırsa da en azından anlamış olmanın verdiği rahatlıkla meseleleri görüşmeye devam ettiler. Yine ortam hararetlenmişti ki vezirin korktuğu başına geldi. Şehzade bir anda kendini ortaya atarak,</p>



<p>&#8211; Ya Hak dedim, bir ok attım, çorba oldu!</p>



<p>Bu sefer herkes biçare dönüp vezire bakmış. Vezir ilk başta kem küm etmiş, sonra çaresiz,</p>



<p>&#8211; Bana bakmayın paşalar, bu zırvanın sonu gelmez, durumu ben de size açıklayamam.</p>



<p>***</p>



<p>Mehmet Barlas uzun zaman önce bu hikâyeyi özetleyerek yazmış. Ben Dede Korkut gibi uzatarak yazdım. Vardığımız sonuç da -şükür ki- başka başkadır. O, “Kıssadan hisse: Şehzadeler akıllı olmalıdır. Arada bir zırvalama hakları bile pek yoktur” sonucuna varmış.</p>



<p>Oysa bu hikâyeden bin türlü sonuç çıkar ama cumhuriyette yaşayan ve kendine aydın diyen bir kimse, bir şehzade aramaz ve şehzadenin nitelikleri üstüne düşünmez. Milletin olan milletindir, deyip buna göre düşünür.</p>



<p>Veliaht cumhurbaşkanı olabilir mi?</p>



<p>Olamaz&#8230; Ama tarihte “olmaz diye bir şey de olmaz” diyebiliriz. Nitekim Esad ve Aliyev aileleri bize pek uzakta değil. Gelişen teknolojiye göre Kim Yong-un ve babası Kim Yong-il de uzakta sayılmaz hatta böyle giderse Kore’yle pek çok ülke bir telefondan ziyade bir füze kadar birbirine uzak olacak.</p>



<p>Şimdiden böyle diyebiliriz.</p>



<p>Bir yerde cumhuriyet varsa orada saray olmamalıdır. Bir yerde cumhuriyet varsa orada kamunun malı bir şahsa veya bir aileye ait görülmemelidir. Cumhuriyetle yönetilen bir ülkede hiçbir devlet adamı, “Ey vatandaş, asgarîyi beğenmiyorsun boğazına dursun” diyemez. Kimsenin böyle bir hakkı yoktur.</p>



<p>Belki bin sene önce besleyip doyuran kağanlarımız vardı ama bugün halk kendini yönetmesi gerektiğine göre olaya böyle de bakamayız.</p>



<p>Cumhuriyeti korumaktan acizsek ama yıkamıyorsak ve bahçeyi arkadan dolanıp çaktırmadan hanedan kuruyorsak o başka&#8230;</p>



<p>Öyle bir çağdayız ki demokrasi dediğimiz sistemi adamakıllı uygulatmıyorlar. Ülkelere etki etme gücüne sahip olan iç ve dış unsurlar zaten çoğunluğu cahil veya olaylardan habersiz olan halkın geleceğini halkın azim ve kararına bırakmıyorlar.</p>



<p>Bu yüzden ülkelerin çoğu cahil bırakılıyor. Yoksa demokrasiyle idare edilen bir ülkede eğitim, adalet ve liyakat ülkenin temelidir. Gerçi her rejimde böyledir ama en kritik oldukları yer demokrasidir. Bunlardan biri bile olmazsa orada her şey ağır aksak gider. Ülkenin idaresi ailelerin veya grupların kontrolüne girer. Bu da devletin varlığını içeriden tehdit eden en önemli tehlikedir.</p>



<p>Akılsız şehzade hikâyesi şimdilik bize sadece bir tek kıssadan hisse verir:</p>



<p>Sen cumhuriyetsin. Hem onu korumalı hem de akılla idare edilmelisin. Malın mülkün padişahtan şehzadeye geçmesi mümkündür ve çok kolaydır ama aklın babadan oğula geçeceğinin garantisi yoktur.</p>



<p>O yüzden birilerinin ütopya gibi göstermeye çalıştığı liyakatli insanların cumhuriyetine sımsıkı sarılmalı ve çalışmaya devam etmeliyiz.</p>



<p>Yoksa “Ya Hak!” diye orman yakanlar bitmez.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">468</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyete Karşı Gayrinizami Harp</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2022/06/01/cumhuriyete-karsi-gayrinizami-harp/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jun 2022 10:05:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[adnan tanrıverdi]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[gayrinizami harp]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[özel harp]]></category>
		<category><![CDATA[SADAT]]></category>
		<category><![CDATA[tengri]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=308</guid>

					<description><![CDATA[Bir özel harp yöntemi olan gayrinizami harbi, Ali Güneş “Gayrinizami Harp: Balkan Harbi’nde Komita-Çete-Jandarma ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir özel harp yöntemi olan gayrinizami harbi, Ali Güneş “Gayrinizami Harp: Balkan Harbi’nde Komita-Çete-Jandarma ve Milisler 1912-193” isimli eserinde şu şekilde tanımlamaktadır: “Gayrinizami harp, iki hasım güç arasında (devletler veya devlet dışı aktörler), herhangi bir dış kaynak tarafından teşkilat, eğitim ve lojistik kapsamında desteklenen yerli halkın hakim olduğu, nizami kuvvetler dışındaki kuvvetler ya da onların desteklenmesiyle, münferit ya da bölgedeki dost nizami kuvvetlere yardımcı unsur olarak hedef ülkede veya düşman işgali altındaki bölgelerde egemen olan sivil / askerî otoriteyi zayıflatmak / yıkmak ve bölgeye sahip olmak amacıyla askerî ve yarı askerî yöntemlerle yürütülen uzun soluklu bir savaş şeklidir.”</p>



<p>&nbsp;Zeynel Levent, “Gayrnizami Harp Teorisi” isimli eserinde Özel Harp Dairesi’nin eski başkanlarından emekli Tümgeneral Mehmet Cihat Akyol’dan şu bilgileri aktarmaktadır: “Silahlı kuvvetlerle müştereken ve onun kontrolünde icra edilen, savunma konseptine göre memleketin işgalini önlemek, işgal edilirse kurtarılmasını sağlamak; taarruz konseptine göre düşman gerisinde taarruz kuvvetlerine yardım etmek üzere gayrinizami harp kuvvetlerince yapılan harekât.”</p>



<p>Bilindiği üzere gayrinizami harp millî mücadelemiz açısından çok önemli bir safhayı oluşturmaktadır. Türkiye’de emperyalist işgal güçlerine karşı ilk direniş böyle başlamıştır. Düzenli ordu kurulmadan önce yurdun her köşesinde direnişler başlamış, düşmanın sayı ve nitelik bakımından güçlü orduları başarılı operasyonlarla yıpratılmıştır.</p>



<p>SADAT’ın verdiği eğitimlerden biri de işte bu gayriniami harp üzerinedir. Daha önceki yazılarımda resmî internet sitesinde gayrinizami harp eğitimi verildiğine dair bilgiler olduğunu yazmıştım.</p>



<p>Bir şeyi hatırlatıp konumuza geçeceğim.</p>



<p>Adnan Tanrıverdi, “Mehdi’nin gelişine ortam hazırlıyoruz” dedikten sonra ağzıyla kuş tutsa Türkiye’de faaliyet göstermediklerine inandıramaz. Bu, mantıksızdır. Böylesine fanatik bir adam gidip birçok yerde faaliyet gösterecek ama Türkiye’yi ihmal edecek, öyle mi?</p>



<p>Mehdi’yi bekleyen biri için laik düzen kâfirliktir. Bunun aksini iddia etmek başkalarını aptal yerine koymaktır.</p>



<p>AKP’lilerin, siyasal İslamcıların en sevdiği şey din üzerinden yafta vurmaktır. Mesela bir konuda eleştirilirlerse hemen ortaya gerçekliği olmayan ama hamaset içerdiği için fanatikleri kendine çeken bir söylem atarlar: “Siz Batı’yı seversiniz, Batı yapınca iyi ama biz yapınca kötü!”</p>



<p>Hâlbuki böyle bir söylemin gerçekliği yoktur. Türk milleti hiçbir emperyalist arasından seçim yapmayacaktır. Hiçbir Türk’ün böyle bir seçim yapması söz konusu değildir. Bu emperyalistlere mutlak surette Arap emperyalizmi de dahildir. Siyasal İslamcıların Arap sevdası bitmez. Bunu dile getirdiğinizde yine gerçek dışı söyleme başvururlar: “Siz Batı’yı sevin, Haçlıları sevin. Biz Fatih’in torunlarıyız, Çanakkale’de birlikte savaştığımız Araplarla kardeşiz.”</p>



<p>Bu söylem tepeden tırnağa bir şizofrenik sızlanıştır. Hiçbir gerçekliği yoktur. Karşı tarafı zan altında bırakmak için de söylenmiş olsa iftira, iftradır.</p>



<p>Afganistanlı, Pakistanlı, Suriyeli&#8230; Her gün sınırlarımızdan deli gibi orta çağlı ithal ediyoruz. Bu heriflerin kaçtığı herhangi bir şey de yoktur. Bol bol Taliban güzellemesi yapan İslamcılar, “Afganlar zulümden kaçıyor” diyerek duygu sömürüsü yapmayı ihmal etmiyorlar. Tatlı su solcular her zamanki gibi Almanların fonlarıyla mutlu mesut geçiniyorlar. Türk milleti bu hareketler karşısında tepkilidir. Buna karşın yine Batı fonlarıyla yoğun bir “faşizm” yaftası vuruluyor.</p>



<p>Şimdi şu soruları sormak zorundayım:</p>



<p>1-Yukarıda saydığım ülkelerden gelenlere internet ortamında ve İslamcı vakıflar aracılığıyla “2023” ve “hilafet” propagandası yapılıyor mı?</p>



<p>2-Yıllardır devam eden bu göçlere karşı asla samimi bir uyum politikası uygulanmıyor. Şeriat ilan edileceği söylense bu kaçakların yüzde kaçı silahlı mücadeleye katılmayı kabul edecektir?</p>



<p>3-SADAT’ın şeriatçı olduğu yeterince açık değil midir? Türk devletinin alternatifi projeler üretmiş midir? Üretmemiş midir?</p>



<p>4-SADAT için bu istilacılar doğal insan kaynağı değil midir?</p>



<p>5-Gayrinizami harp eğitimi veren siyasal İslamcıların olduğu bir ülkede bu cahil ve kan dökmeye meyilli kitleler kullanılır mı? Kullanılmaz mı?</p>



<p>6-SADAT’ı Blackwater’la karşılaştırıyorlar. Blackwater’ın Amerika’nın iç düzenine karşı olduğu söylenemez ama SADAT da Blackwater gibi devletle uyumlu mudur yoksa onun rejimiyle sorunlu mudur?</p>



<p>Bir şeyi iyi anlamak gerekir&#8230;</p>



<p>Türk toplumunun sinirleriyle oynuyorlar. İnsanları sokaklara döküp kanlı devrimlere kapı aralamak istiyorlar. Her yerin mahşere döndüğü bir ortamı hazırlayan Mehdiseverlerin kendileri de kullanılıyor. İşgal edilmek üzere karıştırılmış bir memlekette Mehdi diye Haçlı botları gezer.</p>



<p>Yıllarca harap ettikleri Suriye’yi kurtardı mı, muhayyel Mehdi?</p>



<p>Türk milletine duygu sömürüsü yapıp Kudüs’ü gündemden düşürmeyenler, Filistin konusunda Türk milletini vicdansız ilan ediyorlar. Haydi biz vicdansızız&#8230; Hani Mehdi?</p>



<p>Yıllar önce yazdığım bir yazıda Kadıyanîleri anlatmıştım. Bu cemaatin kuruluşunda ve yükselişinde Mehdi ve Mesih inancı büyük rol oynamıştır. İnsanlar İngiliz işgali karşısında Mirza Gulam Ahmed’e koşmuşlardır. Mirza Gulam Ahmed’in soyu ise yıllardan beri aynı beklentilerle “halife” sıfatıyla insanları sömürmektedir. Bu herifin torunu Mirza Mesrur Ahmed uzak olmayan bir zamanda “halife” sıfatıyla AB Konseyi’nde konuşturulmuştur ki bu da “Hilafet istemeyen Haçlıdır” kafasındaki siyasal İslamcıların çürüyen yalanlarından birini daha çürütmektedir.</p>



<p>Özel harpte profesyonelleşmiş bir siyasal İslamcı neler yapabilir?</p>



<p>Bir yerde Kur’an yaktırıp milleti galeyana getirebilir. Bir cemevine saldırı düzenleyip kapısına üç hilal çizebilir. Bir mülteciye saldırıp alnına gamalı haç çizebilir. Bir Türk’e tekbirlerle saldırıp hilafet sloganları atabilir. Etek giyen bir kadına tekme atabilir, başörtüsü giyen bir kadına küfür edebilir. Bir camiye saygısızlık yapabilir ve bir kilisenin kapısına bomba koyabilir.</p>



<p>Çok daha geniş kapsamlı operasyonlar da söz konusu olabilir.</p>



<p>Devlete sızdırılmış tarikat mensuplarına görevlerini kötüye kullandıracak şekilde yön verebilir. Bunlar aracılığıyla devletin mahreminden bilgi sızdırabilir. Ülkede psikolojik şeriat ilan ettirip insanları zamanı gelip de resmen ilan edilinceye kadar şeriata alıştırabilir. Bunda başarıyla ulaşırsa insanlar şeriatın ilanını yadırgamayacaklardır.</p>



<p>Toplumun sinir uçlarıyla oynamak için şunun yapılması bile yeterlidir ki yapılıyor da: Türklerin merakla ve ilgiyle beklediği konserler sözde ahlâk namına iptal ettiriliyor. Diğer yandan konserleri iptal edilen toplumun parasıyla Suriyelilere sözde ahlâklı festivaller düzenleniyor.</p>



<p>Sinirlenip sokağa çıkarsanız onlar için ne âlâ. Eğer sokağa çıkmazsanız psikolojik olarak bundan iyi nispet yoktur. Değil mi?</p>



<p>Bu arada bir ikiyüzlülük örneği vereyim.</p>



<p>Kumpas davalarında birçok yazarlar özel harp uzmanı kesilmişti. Her patlamanın, her saldırının arkasında TSK izleri buluyorlardı. Öyle güzel bekçi köpekliği yapılıyordu. O köpeklerin burnu mu koptu, şu son günlerde?</p>



<p>Türk Cumhuriyetine karşı alenen yürütülen gayrinizami harbi göremiyorlar mı?</p>



<p>Yok yok&#8230;</p>



<p>Zannederim o bekçi köpeklerinin kulübesi, bütün milletten saklanan SADAT’ın kampüsüne taşınmış!</p>



<p>Olanlardan anlaşılanlar bunlardır.</p>



<p>Her gün tuhaf tuhaf haberlerle karşılaşıyoruz&#8230;</p>



<p>Emin olun, o Boğaz’a karşı sevişen soytarıları da çırılçıplak güneşlenenleri de hesap ederek onları bu ülkeye alıyorlar. Bunlar sosyal medyada yayılırken bir tuhaf adamın kendini yaktığını haber alıyoruz. Aynı gün içinde bu ülkenin cumhurbaşkanı çıkıp milletin aç ve sefil gezdiğini kabul eden bir açıklama yapıyor ve insanların içki içmelerine, sigara içmelerine açıkça müdahale ediyor. Bunların hiçbiri tesadüf değildir.</p>



<p>Sahi&#8230;</p>



<p>Aç ve sefil insanlarla dolu bir ülke kimlerin umuduydu?</p>



<p>Suriye’nin talan edilmesinin arkasında&#8230;</p>



<p>Türkiye’deki açlığın ve cehaletin arkasında&#8230;</p>



<p>Dünyadaki yıkımların, gözyaşlarının arkasında&#8230;</p>



<p>Lütfen Mehdi ve Mesih bekleyenleri arayınız.</p>



<p>Ve lütfen&#8230;</p>



<p>Bu topraklarda özgür yaşamanın kıymetini “hatırlayınız”.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">308</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
