<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>ali özoğlu &#8211; Demir Yolcu</title>
	<atom:link href="https://demiryolculuk.com/tag/ali-ozoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<description> Dünyayı elinde tutan, onu anlayış ile tuttu; halka hükmeden, bu işi bilgi ile yaptı. (Kutadgu Bilig)</description>
	<lastBuildDate>Tue, 15 Sep 2026 11:34:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/03/cropped-LOGOSp-1-32x32.png</url>
	<title>ali özoğlu &#8211; Demir Yolcu</title>
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">203450429</site>	<item>
		<title>Ben O Kurt Kapanından Sağ Çıktım, Kozinoğlu Çıkamadı!</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/09/15/ben-o-kurt-kapanindan-sag-ciktim-kozinoglu-cikamadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 11:34:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[ali özoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[demir yolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[kaşif kozinoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[silivri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1544</guid>

					<description><![CDATA[BEN O KURT KAPANINDAN SAĞ ÇIKTIM, KOZİNOĞLU ÇIKAMADI! Ergenekon kumpasında 12 kez idamla yargılanıp 6 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>BEN O KURT KAPANINDAN SAĞ ÇIKTIM, KOZİNOĞLU ÇIKAMADI!</strong></p>



<p class="has-text-align-left wp-block-paragraph">Ergenekon kumpasında 12 kez idamla yargılanıp 6 kez ağırlaştırılmış müebbet almış, Silivri tecrit hücresinde yıllarını bırakmış biriyim. Bizleri; FETÖ’nün sahte delilleri, sahte gizli tanıkları, kalleş dijital kumpasları ve satılık kalemlerin manşetleriyle diri diri mezara gömmek istediler. </p>



<p class="has-text-align-left wp-block-paragraph">Dışarıda haysiyet cellatlığı yapanlar, içeride ise zamana yayılmış sinsi bir kurt kapanı kurdular. </p>



<p class="has-text-align-left wp-block-paragraph">Aynı koridoru paylaştığımız dava arkadaşım MİT Başmüşaviri Kâşif Kozinoğlu’nun 12 Kasım 2011’deki şüpheli vefatından sadece 15 gün sonra, ben de aynı ölümcül tezgâhın içine çekildim. O tecritten mucize eseri sağ çıkabilmiş bir tanık olarak doktorsuz ambulanslarla, kilitli ring araçlarıyla ve “prosedür” maskesi arkasında Kozinoğlu’nun nasıl ölüme terk edildiğini dakika dakika kaydettim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün yeniden açılan soruşturma dosyasının ve milletimizin vicdanının önüne, 7 Ocak 2012’de hücremde kaleme aldığım bu tarihi feryadı koyuyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İhmallerin, kasıtlı gecikmelerin ve o ölümcül kurt kapanının anatomisi aşağıdadır. Ben o tezgâhı bizzat yaşadım; susturamadılar, unutmadım, unutturmayacağım!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali ÖZOĞLU</p>



<p class="wp-block-paragraph">15/09/2026</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>***</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>KUSURSUZ CİNAYET YOKTUR!</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>KOZİNOĞLU’nun Ölüm Yolculuğu…</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">5 Aralık 2011 tarihinde Aydınlık gazetesinin, 27 Kasım 2011 Pazar günü Silivri 1 No&#8217;lu Cezaevinde yaşadığım sağlık skandalını haber yapması üzerine, Silivri Savcılığınca cezaevi kamera kayıtlarının incelendiğini öğrendim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in Silivri Cezaevine geldiği gün hücremdeki televizyonun alınması talimatını vermesine ve hatta kantin alışverişlerimizin bile bakanlıkça anbean izleniyor olmasına karşın, sağlık skandallarını gazetelerden öğreniyor olmalarını neyle açıklamalı, bilemiyorum!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savcılığın kamera kayıtlarını izleyerek göremediği bu vahim ihmal ve skandalı (buna ölümcül hata da diyebiliriz), birazdan okuyacaklarınızda sizler de çok rahat göreceksiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kamuoyu şeytanın “gör” dediğini görsün istiyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rahmetli Kâşif Kozinoğlu, kaldığım hücreyle aynı koridordaki koğuşta kalıyordu, aynı davadan yargılanıyorduk ve ziyaretçi arkadaşımdı. Ölümü hepimizi fazlasıyla üzdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üzülüyoruz ama kör ve korkak değiliz!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kozinoğlu’nun 12 Kasım 2011 Cumartesi günü çıktığı ölüm yolculuğuna, 15 gün sonra -27 Kasım 2011 Pazar günü- bu kez ben çıktım. Kozinoğlu’nun ölüme varan yolculuğunda neler yaşadığını tek tek tespit ettim. İnsanların, yasa dışına çıkılmadan da kurt kapanına nasıl düşürüleceğini en somut hâliyle gördüm!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kozinoğlu’nun ölüm yolculuğu saat 18.15’te kalbindeki rahatsızlık ile başlıyor. 18.17’de acil yardım butonuna basılıyor ve infaz koruma memurları 18.35’te Kozinoğlu’nu koğuştan çıkarıp mahkûm kabul bölümüne götürüyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bahsi geçen yerdeki revir denilen odada yalnızca bir masa ve bir sedye bulunuyor. Hepsi bu kadar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tıbbi atıkların depolanacağı bir alanı dahi bulunmayan bir cezaevinden ne beklenebilir? Üstelik bunların bulunması yasal bir zorunluluktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Kozinoğlu mahkûm kabuldeki revire alındı&#8230;” diyen Adalet Bakanı da yalnızca laf olsun diye konuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hafta sonu veya saat 17.00’den sonra bir yeriniz kesilse, pansuman için tentürdiyot ya da oksijenli su dahi bulamazsınız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kalp rahatsızlığı şikâyetiyle koğuştan çıkarılan Kozinoğlu işte buraya götürüldü ve bekletildi!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelelim 27 Kasım 2011 Pazar gününe:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saat 17.00’de şiddeti anormal şekilde artan bir kalp çarpıntım başladı. Nefes alışlarım düzensizleşmeye ve takatim tükenmeye başlayınca saat 18.30’da acil yardım butonuna basarak görevlileri çağırdım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doktor ve sağlık görevlisi bulunmadığı için görevliler tansiyon aletini alıp geldiler; ancak tansiyon ölçmeyi bilmedikleri için tansiyonum ölçülemedi. Durumumun ciddi olduğunu belirterek kalp rahatsızlığımın iletilmesini ve 112 Acil Servise haber verilmesini istedim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">18.38’de yanımdan ayrılan görevliler, 18.55’te tekrar gelip beni hücremden aldılar ve mahkûm kabul bölümüne götürdüler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adalet Bakanının “revir” dediği yerde tek başıma beklemeye başladım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">19.30’da nihayet bir araç geldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">112 Acil Servis ambulansı beklerken, tam 35 dakika bekletildikten sonra iç aydınlatması dahi çalışmayan cezaevi ring aracı geldi!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kalp rahatsızlığı geçiren bir hasta için ambulans çağırma gereği dahi duyulmamıştı!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kozinoğlu da aynı yerde, aynı süre boyunca ambulans bekledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kozinoğlu 18.35’te koğuştan alındı; 19.30’da yani yaklaşık 55 dakika sonra Silivri Devlet Hastanesine ulaştığında hayatını kaybetmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ben ise 18.55’te hücremden alındım ve ancak 20.05’te, yani tam 1 saat 10 dakika sonra hastaneye ulaştırılabildim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki Kozinoğlu’nu ölüme, beni ise ölümün kıyısına sürükleyen bu 55 dakika ile 1 saat 10 dakika arasında neler yaşandı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mahkûm kabul dedikleri yerde, ambulans gelecek diye 20 ile 35 dakika arasında bekletildik.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kozinoğlu’na doktorsuz bir ambulans, bana ise ring aracı gönderildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelen araçtaki jandarma personelinin doldurması ve imzalaması gereken evraklar için 5 dakika&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylece 25 dakika çoktan dolmuştu!</p>



<p class="wp-block-paragraph">1 No&#8217;lu Cezaevi ile Kampüs Sağlık Ocağı arasındaki mesafe 400 metredir ve buraya ulaşmak 5 dakika sürer.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçti 30 dakika!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mesai gün ve saatleri dışında, 10 bini aşkın tutuklu ve hükümlünün bulunduğu kampüste yalnızca tek bir nöbetçi doktor kalıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">27 Kasım 2011 Pazar günü kalp rahatsızlığıyla götürüldüğüm sağlık ocağında o gün ortopedi uzmanı nöbetçiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir gün önce gitseydim kadın doğum uzmanına denk gelecektim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadın doğum uzmanına da ihtiyaç duyulabilir elbette ancak unutulmamalıdır ki Silivri Cezaevi Kampüsünde kadın cezaevi bulunmamaktadır!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kozinoğlu’nun sevk edildiği 12 Kasım 2011 günü kampüsteki nöbetçi doktorun uzmanlık alanı neydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söz konusu uzmanlık alanlarındaki nöbetçi hekimler, kalp krizi geçiren bir hastaya nasıl ve hangi imkânla müdahale edebilirler?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla kampüs sağlık ocağına girişiniz ve Silivri Devlet Hastanesine sevk işlemleriniz en az 20 dakikanızı alır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buraya kadar zaten 45-50 dakikanızı tükettiniz!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kalp krizi geçiriyorsanız, hayatta kalmanızı sağlayacak en kritik zamanı ve şansınızı kaybettiniz demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şayet hâlâ hayattaysanız, ambulansın sağlık ocağına gelmesi 8 ila 10 dakika sürer. En iyimser tahminle 5 dakikada geldiğini varsayalım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">55 dakika geride kaldı ve siz henüz hastaneye ulaşamadınız!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kampüs ile hastane arasındaki mesafe 7 kilometredir. Ambulans bu mesafeyi 8 ila 10 dakikada katetmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kozinoğlu hastaneye yaklaşık 55 dakikada ulaştırıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ben ise ancak 1 saat 10 dakikada varabildim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kalp krizinde ilk 15 ila 30 dakika içerisinde uzman müdahalesi yapılamazsa hayatta kalmak bir mucizedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa 112 Acil Servis ambulansı doğrudan cezaevine gelmiş olsaydı, hastayı alır ve kampüs sağlık ocağına hiç uğramadan direkt Silivri Devlet Hastanesine sevk ederdi. Böylece hastaneye 8-10 dakika içerisinde ulaşılmış olurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kozinoğlu kalp krizi geçiriyorduysa, hayatını kaybetmesi için gereken tüm vakit ihmallerle tüketilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu gecikmenin sorumlusu kimdir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kalp rahatsızlığımız bilinmesine rağmen neden doktorsuz bir ambulans ve ring aracı gönderilmiştir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam teşekküllü bir ambulansın çağrılmasına kimler engel olmuştur?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cezaevi Savcısı veya Kozinoğlu soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı, çağrılan ambulansa vakanın ne şekilde bildirildiğini tespit etmek amacıyla 112 Acil Çağrı Merkezi ve cezaevi telefon kayıtlarını incelemiş midir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nöbetçi müdürlerin, başgardiyanların ve cezaevi dâhilî telefonlarının kayıtları alınmış mıdır?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cezaevi nöbetçi müdürü ve başmüdürü, böylesi acil bir durumda yaşanacak bir gecikmenin ölümle sonuçlanacağını bildiği hâlde bu ağır sorumluluğu neden ve niçin üstlenmiştir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cumhuriyet savcılarına, Adalet Bakanı&#8217;na ve en üst düzey görevlilerinden birini kaybeden Milli İstihbarat Teşkilatına soruyorum:</p>



<p class="wp-block-paragraph">28 Şubat 2011 ile 27 Kasım 2011 tarihleri arasını kapsayan cezaevi sabit hat, dâhilî hat ve idari personelin cep telefonu kayıtlarını mahkemeye getirtip incelemediğiniz sürece Binbaşı Kâşif Kozinoğlu’nun ölümünün aydınlığa kavuşacağına gerçekten inanıyor musunuz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Normal şartlarda 10 dakikada ulaşılabilecek bir hastaneye 55 dakikada sevk edildiği için yolda hayatını kaybeden bir insanın durumuna cinayet demeyenler, susanlar ve bu olayı unutanlar vicdanen rahat mıdır?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üzgünüm ama ben cinayeti gördüm.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve benzer bir kaderi paylaşmak, bizler için de kaçınılmaz ve an meselesi görünüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kasıtlı gecikmelerle hastaneye sevk edilirken yolda ölürseniz, Adli Tıp raporlarına “Şüpheli hiçbir ize rastlanmadı, eceliyle öldü” denilerek kaydedilirsiniz!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali ÖZOĞLU</p>



<p class="wp-block-paragraph">1 No&#8217;lu L Tipi Cezaevi</p>



<p class="wp-block-paragraph">B-3 Üst Tecrit Hücresi</p>



<p class="wp-block-paragraph">SİLİVRİ</p>



<p class="wp-block-paragraph">07.01.2012</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1544</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Ad Astra Per Aspera&#8221;</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/06/05/ad-astra-per-aspera/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 11:56:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[abdurrauf fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[ad astra per aspera]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet telli]]></category>
		<category><![CDATA[ali özoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[anton çehov]]></category>
		<category><![CDATA[battal mehetoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[maksim gorki]]></category>
		<category><![CDATA[nazım hikmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1505</guid>

					<description><![CDATA[“Ad Astra Per Aspera&#8230;” “Karanlığın içinden yıldızlara doğru&#8230;” Aleksey Maksimoviç Peşkov, 5 yaşındayken babasını kaybetti. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>“Ad Astra Per Aspera&#8230;”</strong></p>



<p class="has-text-align-right wp-block-paragraph"><em>“Karanlığın içinden yıldızlara doğru&#8230;”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aleksey Maksimoviç Peşkov, 5 yaşındayken babasını kaybetti. Annesi yeniden evlenince babasızlığın zorluğu arttı. 11 yaşındayken annesini de kaybetti. Zaten sekiz yaşından beri çalışıyordu, sadece birkaç ay okula gidebilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Limanda ve fırında işçi, gemide bulaşıkçı olarak çalıştı. Gemide bulaşık yıkadığı günlerde okuma merakına kapıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">19 yaşındayken ölmek istedi. Silahı kalbine dayadı, yine talihsizdi. Kurşun, kalbine gelmedi ama akciğerlerine hasar verdi. Böylece hayatı boyunca çekeceği yeni bir acı daha eklendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çocukken babaannesinin anlattığı masallar, ona ilk zamanlar fark etmediği bir kalem yeteneği kazandırmıştı. Büyük bir yazar, büyük bir fikir adamı oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisine yakışan takma ad, Rusçada “acı” anlamına gelen “Gorki”ydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Maksim Gorki karanlığın içinden yıldızlara doğru yükseldiğinde yıl 1936’ydı. Ölümü, kalp ve akciğer yetmezliği olarak kayıtlara geçti. 1938 yılında Buharin, Moskova Duruşmaları sırasında Gorki’nin NKVD ajanları tarafından öldürüldüğünü iddia etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anton Çehov, hayatı boyunca Verem hastalığıyla boğuştu. Savaşı bıraktığında henüz 44 yaşındaydı. Büyük maddi zorluklar içinde yetişti, buna karşın mücadeleyi bırakmadı ve geride birçok eser bıraktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çehov’un meşhur “Martı” oyunun hikâyesi ilginçtir. Oyun ilk St. Petersburg Alexandrinsky Tiyatrosu’nda sergilendi. Yeniliklerle dolu olan oyunun metnini rejisöründen oyuncusuna kadar kimsenin anlamadığı söylenir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geleneksel oyunlardan hoşlanan seyirci, oyunu hiç anlamadı ve salonda ıslık sesleri, protesto alkışları yükseldi. Nina rolünü oynayan Vera o kadar korktu ki sesini kaybetti. Çehov, utancından son iki sahneyi izleyemeyerek kulise gitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neyse ki Tiyatrocu Vladimir Danchenko oyunu çok beğendi, Yönetmen Konstantin Stanislavski’ye gönderdi. Stanislavski oyunun hakkını verdi, oyun bu kez büyük ses getirdi. Öyle ki oyunun sergilendiği Moskova Sanat Tiyatrosu’nun amblemi “martı” oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çehov da karanlığın içine itilmiş ama yıldızlara yükselmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İdeolojisi ne olursa olsun hemen her büyük insan mutlaka dikenli yolları görmüştür. Bu dikenler bazen yoksulluk, bazen anlaşılamamak, bazen dışlanmak, bazen kıskanılmak, bazen değersizleştirilmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mesele yıldızlara uzanan yolculuğa devam edebilmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir tarlada karga kovalayan çocuk, bir vatandan düşmanları kovalayan Mustafa Kemal olmuştur. Kıskanıldı, anlaşılmadı, ihanete uğradı ama yıldızlara yükselip Türkiye’yi ebediyen aydınlatacak bir güneş oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Annesi Zübeyde Hanım da önce eşini, sonra birçok çocuğunu kaybeden bir Türk kadınıydı. Karanlığın içinden yıldızlara doğru yükseldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Abdurrauf Fıtrat, Türkistanlı bir aydındı. İstanbul’da dilim karpuz satıyor, yazdıklarıyla Türkistan’ı ayağa kaldırıyordu. Bir gün evinden aldılar, sonra yıllarca haber alınamadı. Ta ki Sovyetler yıldızlarla barışmak isteyene kadar, infaz edildiğini bilemedik.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıldız Teknik Üniversitesi’nin bir yıldızı, Battal Mehetoğlu, 14 Ağustos 1922’de öldürüldüğünde 22 yaşındaydı. Mehetoğlu’nun babası at arabacısıydı. Önce bir gözünü, sonra hayatını kaybetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Battal’ın anası İnsaf ana, “gece çamaşırcısı” idi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oğlunun cenazesinde, “Vay ki oğlumun emeğini elime verdiler!” diye feryat ediyor ve şöyle diyordu: “Gece hasır ördük, gündüz sattık. Damımı 10 bin liraya ipotek ettim ki Battal okuya, bizi de kurtara! Ben yürekli bir Battal yetiştirmiştim. Vatanı kurtaracak, ekmek parası kazanacak. Hani ya Battal’ın katili?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsaf ana, oğlunun acısına 6 yıl dayanabildi. Karanlığın efendilerine lanet okuyup yenip yıldızlara yükseldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karanlık, adam seçmez. Sadece boğmak için vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nazım Hikmet Ran, Bursa Cezaevi’nde hem dayak yiyor hem de psikolojik işkenceye maruz kalıyordu. Aynı Nazım Hikmet, bu cezaevinde marangozluğa başladı. Dayak yiyor, psikolojik işkence görüyor, Piraye’ye ceviz ağacından çanta yapıyor, “Memleketimden İnsan Manzaraları&#8221;nı, “Ferhat ile Şirin”i yazıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şair Ahmet Telli, “sakıncalı yazar” olarak 12 Eylül 1980 Darbesi’nden sonra tutuklandı. Karakola giderken çakmakla bıyıklarını yaktılar, sürekli olarak sopalarla dövdüler. Öğretmenlikten ihraç ettiler ama Telli’nin birçok dizesi yıldızlara yükseliyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir tufan olurum sustuğun her yerde.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hüseyin Nihal Atsız, tabutluklara kapatıldı. Tabutluk dile kolay, bedene zordur. En fazla 40 cm genişliğinde, 50 cm uzunluğundadır. Ne kadar ilginçtir ki tabutluklar, her görüşten insanı buluşturan bir yerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Atsız, sürgünlerle ve hapislerle geçen hayatı sona erip yıldızlara ulaşırken arkasında çok sayıda eser bıraktı. Şöyle diyordu:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Gidiyorum gönlümde acısı yanıkların&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve günümüz&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ergenekon kumpaslarında 6 yılını cezaevinde savaşarak geçiren Ali Özoğlu, onca iftirayla ve psikolojik baskıyla mücadele ederken bir yandan ebru sanatıyla uğraşıyor; resim çiziyor, şiirler ve yazılar yazıyor, kitap okuyor, mahkemeye çıkınca FETÖ’cü hâkim ve savcılara kumpasları dar ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şöyle diyordu Özoğlu, cezaevinden çıktığı gün:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Hayatımı 6 yıl boyunca haram ettiler bana, sevdiklerime. Bugün helalleşme günüdür, o haramı helal edeceğiz mutlaka.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte böyle&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün bilhassa sosyal medyadan umutsuzluk saçanlar, kanaat önderi pozlarına girip sadece karanlığı yüceltenler bilsinler ki yıldızlara giden bütün yollar dikenlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıldız, barış demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O yüzdendir ki ona ulaşmak isteyenler daima savaşmak zorundadırlar. Bu da sonuna kadar dik duruş gerektirir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Sen donanımlısın, okudun, şunu yaptın, bunu yaptın ama az para kazanıyorsun veya işsizsin” diyenlerin fısıltıları, yoldan döndürmeye çalışan şeytanların fısıltısı gibidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıldızlara giden yolda herkes kendi merdivenini kendi inşa eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşarken övgü için yaşayana öldüğü zaman çok söverler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve aynı acıları, aynı sıkıntıları, aynı zorlukları yaşayanlar nerede olurlarsa olsunlar birbirlerini anlarlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Despotluğa, karanlığın efendilerine göstereceğimiz direnci yine onların karanlığına karşı savaşımız besleyecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, ebedi bir savaştır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1505</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gizli Savaşın Şehitleri</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2022/09/24/gizli-savasin-sehitleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Sep 2022 17:19:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[ali özoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[eşref bitlis]]></category>
		<category><![CDATA[gizli savaş]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[rıdvan özden]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[zeki durlanık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=372</guid>

					<description><![CDATA[Önce Uğur Mumcu öldürüldü. Uğur Mumcu’da gizli bir dosya vardı ve bu dosya onun sonunu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Önce Uğur Mumcu öldürüldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uğur Mumcu’da gizli bir dosya vardı ve bu dosya onun sonunu getirmişti. Mumcu’nun öldürülmesi Kürt dosyasına bağlandı. Çetin Yetkin, Mumcu öldürülmeden kısa bir süre önce yine o dönemde önemli davalara bakan bir savcı ile birlikte onu evinde ziyaret etmişti. Bir gün bakarsınız o dönemde savcı olan Çetin Yetkin bu işin karanlıkta kalan yönünü aydınlatacak açıklamalarda bulunur. Kim bilir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mumcu suikastının ardından basında çıkan haberlerin tek odak noktası da bu Kürt dosyası oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mumcu suikastından bir süre sonra da Talabani’ye 100 bin silah gönderildiği haberleri gazete sayfalarına düşmeye başladı. O dönemde Jandarma Genel Komutanı olan Eşref Bitlis’e konuyla ilgili düşünceleri sorulması üzerine Eşref Paşa, “Konuşulacak şeyler, zamanı gelince konuşulur” dedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Orgeneral Eşref Bitlis, PKK’ya karşı savaşmaları için 100 bin silahın (bedava olarak) Talabani’ye verilmesi fikrine karşı olumsuz bir rapor hazırlamıştı. Şehit paşamızın o raporda neler yazdığını Genelkurmay Başkanlığındayken görev süresi ısrarla bir yıl daha uzatılan ve görevi bittikten sonrada Tansu Çiller’in partisinden Kilis Milletvekili seçtirilen Doğan Güreş çok iyi biliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Talabani-Barzani-PKK üçlüsünün ABD’nin Türkiye’yi parçalama (Federasyona dönüştürme) planındaki rollerini görünce, Eşref Paşa’nın Talabani’ye silah verilmesine karşı çıkmakta ne kadar haklı olduğu ortadadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tabii o günlerde, bu 100 bin silah Talabani ve PKK arasında pay edilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">PKK terörünü bitirmek, Talabani ve Barzani denen soysuz takımını hizaya getirmek için yılmadan mücadele eden Eşref Bitlis Paşa’nın kadrosunun daha sonra başına gelmedik iş kalmadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bahtiyar Aydın Paşa kafasından vurularak şehit edildi. Ertesi gün gazetelere yansıyan haberlere göre, Kanas silahla uzaktan ateş eden PKK’lılar Paşamızı öldürmüştü. Oysa bu suikastın, o şartlarda Kanas silahla yapılamayacağını birazcık silah bilgisi olan herkes bilir. Nitekim daha sonra, yine gazetelere yansıyan haberlerde Paşanın ölümüne neden olan silahın 7.65 mm. çapında Baretta olduğu ve kafasının sağ tarafından girdiği ortaya çıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Silahlı Kuvvetler Günü’ne 15 gün kala, Mardin Jandarma Alay Komutanı Rıdvan Özden de öldürüldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şehit Albay Rıdvan Özden’in ölüm tutanağında, “Baş bölgesinin yapılan muayenesinde, sol kaşın altı santim yukarısında bir çarpı bir santim ebadında mermi çekirdeği giriş deliği, yine kafatasında, arka kısmında oksipital bölgenin orta kısmında dört çarpı dört santim ebadında açık parça çıkış deliği olduğu görüldü” deniliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa şehit Albay Rıdvan Özden’in ağabeyi Nazmi Özden, kardeşinin naaşını gördüğünü belirterek ölüm raporunun tam tersini söylüyordu: “Olaydan sonra Alay Komutan yardımcısı ile konuşmuştum. O da saçlarının başladığı yerden vuruldu, dediği hâlde başında bir kurşun giriş deliği göremedim. Hatta ellerimle yokladım. Yüzü kafasının tepesine kadar temizdi, kafasının arka tarafı kanlı pamukla kaplıydı.”&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şehit Albay Rıdvan Özden’in beyin cerrahı olan bir akrabasının söyledikleri ise yaşananları daha bir vahim boyutuyla gözler önüne seriyordu; Bir hekim olarak nasıl öldüğünü merak ettim ve yara yerini araştırdım. Mermi giriş deliği göremedim. 3-4 dakika baktım, hatta ellerimle alnına özellikle bastırdım, bir çukur var mı diye, yoktu. Rapor beni tatmin etmiyor. Bu durum midemi bulandırıyor. Cesette bir beyin tomografisi çekilirse, durum aydınlanır. Hiçbir şüphe kalmaz. Başın arka kısmı kanlı pamuklarla kaplıydı. Belki kurşun yandan geldi, kafanın arkasını alıp götürdü. Belki de arkadan sert bir cisim çarptı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu olay böylece kapandı. Fakat hiç kapanmayan bir hesaplaşma var ve bitecek gibi de görünmüyor. Bu hesaplaşmanın taraflarından biri ordumuzun seçkin subaylarıdır. Diğer tarafın kim ya da kimler olduğu da artık netleşmeye başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kim mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kim olacak “Kürt Sorunu var ve çözeceğiz” diyenler ve onların arkasındaki güçler. Düşman öyle sinsi ve karanlıkta duruyordu ki, tanımı bugüne kadar yapılamamıştı. Yapılmamıştı!</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte onlar bugün fütursuzca ortaya çıktılar artık. Önce Türk olduklarını reddedip Türkiyeli olduklarını söylediler sonra da Kürt sorunu var dediler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne güzel değil mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözümüzün içine baka baka “Sessiz devrim yaptık” diyorlar. Bazı muhteremler de bunları sadece seyrediyor. Yazıklar olsun hepinize!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adamlar, “Devrim yaptık ama daha tamamlamadık” diyorlar&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">“İleri, biraz daha ileri.” demeleri bundan!</p>



<p class="wp-block-paragraph">İleri&#8230; Biraz daha ileri gidin de sizi ne sürprizler bekliyor görün bakalım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürt sorunu var diyenlerin peşine takılanlar terörist leşlerini devletin araçlarıyla taşıyorlar ve o leşe “Bizim şehidimiz” diyorlar. İtten şehit olsaydı Kıtmir’in türbesi olurdu. PKK paçavralarını sallayanlara, leşlerini şehit diye adlandıranlara kimse bir şey diyemediği için suçluların cezasını halk vermeye başladı. Trabzon’da, Samsun’da ve diğer yerlerde neler olduğunu gördük.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jandarma Genel komutanlığı Kurmay Başkanlığı’ndan emekli olan Korgeneral İsmail Selen Paşa da emekli olmasının ardından kısa bir süre sonra öldürüldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkesinin çıkarlarını her şeyden üstün gören ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerinden asla taviz vermeyen subaylarımız bir bir katledildi. Şehit edilen komutanlarımızın ardından bir yığın şaibeli dedikodular çıkartan fesat yuvalarının veledi zinaları, Silahlı Kuvvetlerimiz hakkında iftira yaymakta birbirleriyle yarışıyordu. Şehit komutanlarımız hakkında herkes bir şey söyledi ve ortalığı bulandırıp kenara çekildiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her ne denirse densin, ölüm olaylarının ardındaki gerçekler açığa çıkarılamadı. Kısacası Ordumuza karşı ilan edilmemiş bir harp olduğu gün gibi gerçektir. Ve bu savaşın şehitleri, katillerden hesap soruluncaya kadar, sinsi düşmanlar deşifre edilip yok edilinceye kadar rahat uyuyamayacaklardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şubat 1993 yılında Eşref Bitlis uçak kazasında(?) şehit oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jandarma Genel komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in uçağının Ankara Yenimahalle PTT İşletme Müdürlüğü’nün bahçesine düşmesinin ardından ilk açıklama o dönem Genelkurmay Başkanı olan Doğan Güreş’ten geldi. Ortada hiçbir bilimsel ve teknik araştırma yokken uçağın düşmesini, “ani buzlanma” olarak açıklayıverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha sonra yapılan araştırma ve incelemelerde uçağın düşme nedeninin “ani buzlanma” olmadığı ortaya çıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nin Öğretim üyeleri Prof.Oğuz Borat, Prof. A. Nuri Yüksel ve Doç. Zahit Mecitoğlu’nun yaptığı inceleme sonucunda hazırladıkları bilirkişi raporuna göre, “olayın kaza olmadığı, uçağın motorlardaki buzlanma sonucu düşmediği, pilotların kusurlu olmadığı, motorda ve uçak yapımında hata olmadığının belirlendiği, sabotaj ihtimalinin ciddi olduğu ve bu yönde kanıtlar bulunmasına karşın araştırılmadığı” belirtildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İddianın sahipleri sıradan insanlar değil. Her biri konusunda uzman ve bu kazayı bilirkişi olarak araştıran profesörler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiçbir cinayet sonsuza kadar saklanamaz!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şehit olan subaylarımızın ölümlerinde birçok soru işareti bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi, bugüne kadar hiçbir şekilde tartışılmayan hatta kamuoyunun hiç duymadığı başka bir ölüm olayına aktaracağım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tuğgeneral Zeki Durlanık&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görevi: Askeri Ateşe ve Koordinasyon Kurulu Başkanı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şehit olduğunda görev yaptığı yer: Salyanski Kışlası, Bakü -Azerbaycan.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tuğgeneral Zeki Durlanık, Albay rütbesiyle görev yaptığı Güneydoğu bölgesinde oldukça başarılı bir komutandı. Teröristlerin yola döşediği bir mayının patlamasıyla yaralandı. Hastanede yattığı sıralarda ziyaretçi gibi gelen bir teröristin suikastından kurtuldu. Tedavisi bittikten sonra görev yerine döndü ve PKK’lı hainlerin korkulu rüyası da tekrar başlamış oldu. Cudi Dağında yapılan bir operasyonda yakalanan teröristlerin içinde, kendisini hastanedeyken öldürmeye gelen suikastçı da vardı. Türkiye’nin kanayan yarası haline getirilen ve “Kürt sorunu” olarak isimlendirilen, katiller sürüsünün sinsi cinayetlerini önlemek için “sürekli çözüm” olacak önemli çalışmalara öncülük etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1998 yılında Tuğgeneralliğe terfi etti ve Azerbaycan’a gitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni görev yeri, kelimenin tam anlamıyla Sırat’ın korkuluksuz köprüsünde koşmaktan farksızdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petrol savaşlarının ve uluslararası güç gösterisinin odak noktası olan Azerbaycan’da görev yapmak, bıçağın keskin tarafını yaşamla bilemektir. Dünya devletlerinin ajanları tarafından kurulan türlü tuzaklara düşmeden varlığını sürdürürken, ülkenin onurunu koruyarak başarıyı yakalamak mayın tarlasında yürümekten bin kat daha zordur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zeki Durlanık Paşa’nın Azerbaycan’da askeri konularda verdiği çabalar diğer ülkelerin açık ve gizli görevlilerini telaşlandırmaya yetmişti çünkü onların Azerbaycan’ı ele geçirme, hakimiyet kurma planları suya düşmeye başlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Durlanık Paşa, Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’i ağlatan bir gösteri düzenledi ve tarihinde ilk defa Türk Yıldızları yurtdışında gösteri gerçekleştirdi. İşte o gün Haydar Aliyev “Paşa bizim askerlerimiz ne zaman böyle olacak” diye sordu. Zeki Durlanık Paşa bir ordunun bu başarıyı yakalayabilmesinin şartlarını kısaca anlattı ve bunlar isteniyorsa askeri lise kurulması gerekir dedi. Aliyev bu teklifi kabul etti ve “&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ne gerekiyorsa hazırlayıp bana getirin imzalayayım” dedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Azerbaycan ve Türkiye’yi bütünleştirerek Avrasya’da büyük bir güç oluşmasını sağlayacak bu karar hayata geçirildiği anda gerek ABD gerekse Avrupa ülkelerinin o bölgede hiçbir hakimiyeti kalmayacaktı. Bütün bunların yanı sıra, planlanan Azerbaycan-Türkiye iş birliği, Büyük Ortadoğu Projesi’ni de bitirecekti çünkü BOP’un en vazgeçilmez kurallarından biri, “Türklük” ve “Atatürk” izlerinin silinmesidir. ABD ve AB, Türkiye’de Kemalist rejimi yıkmanın planlarını yaparlarken Azerbaycan’da, Türkiye Cumhuriyeti’nin kök salmasına ve Türk milliyetçiliğinin gelişmesine izin veremezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tuğgeneral Zeki Durlanık bir sabah ansızın öldü!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doktorların ölüm raporlarında, “Kalp yetmezliği” yazıyordu. Bir başka raporda ise, “Otopsi sonucunda kalp damarlarının çatlaması sonucu vefat etmiştir” deniliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tuğgeneral Zeki Durlanık’a otopsi yapılmamıştı ama “otopsi sonucunda kalp damarlarının çatlaması sonucu vefat etmiştir” diyen bir rapor yazılmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Azerbaycan’da gerçekleştirilmesi planlanan ve şehit Tuğgeneral Zeki Durlanık tarafından geliştirilen Askeri Lise projesi ise uygulamaya konulmadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adını andığımız tüm şehitlerimizin ölümündeki ortak nokta, her birinin ölüm raporları çelişkilerle dolu ve kuşkuludur. Bunları açığa çıkartmak çok kolay olmasına rağmen her nedense şaibeli durum devam ediyor ve birileri hiç utanmadan Kürt sorunundan bahsediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu suikastların hepsinin arasında inanılmaz benzerlikler bulunmakta ve çok güçlü bir bağ var ancak ben henüz bu bağı çözemedim!</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali ÖZOĞLU</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">372</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
