<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Demir Yolcu</title>
	<atom:link href="https://demiryolculuk.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<description> Dünyayı elinde tutan, onu anlayış ile tuttu; halka hükmeden, bu işi bilgi ile yaptı. (Kutadgu Bilig)</description>
	<lastBuildDate>Tue, 15 Sep 2026 11:34:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/03/cropped-LOGOSp-1-32x32.png</url>
	<title>Demir Yolcu</title>
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">203450429</site>	<item>
		<title>Ben O Kurt Kapanından Sağ Çıktım, Kozinoğlu Çıkamadı!</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/09/15/ben-o-kurt-kapanindan-sag-ciktim-kozinoglu-cikamadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 11:34:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[ali özoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[demir yolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[kaşif kozinoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[silivri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1544</guid>

					<description><![CDATA[BEN O KURT KAPANINDAN SAĞ ÇIKTIM, KOZİNOĞLU ÇIKAMADI! Ergenekon kumpasında 12 kez idamla yargılanıp 6 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>BEN O KURT KAPANINDAN SAĞ ÇIKTIM, KOZİNOĞLU ÇIKAMADI!</strong></p>



<p class="has-text-align-left wp-block-paragraph">Ergenekon kumpasında 12 kez idamla yargılanıp 6 kez ağırlaştırılmış müebbet almış, Silivri tecrit hücresinde yıllarını bırakmış biriyim. Bizleri; FETÖ’nün sahte delilleri, sahte gizli tanıkları, kalleş dijital kumpasları ve satılık kalemlerin manşetleriyle diri diri mezara gömmek istediler. </p>



<p class="has-text-align-left wp-block-paragraph">Dışarıda haysiyet cellatlığı yapanlar, içeride ise zamana yayılmış sinsi bir kurt kapanı kurdular. </p>



<p class="has-text-align-left wp-block-paragraph">Aynı koridoru paylaştığımız dava arkadaşım MİT Başmüşaviri Kâşif Kozinoğlu’nun 12 Kasım 2011’deki şüpheli vefatından sadece 15 gün sonra, ben de aynı ölümcül tezgâhın içine çekildim. O tecritten mucize eseri sağ çıkabilmiş bir tanık olarak doktorsuz ambulanslarla, kilitli ring araçlarıyla ve “prosedür” maskesi arkasında Kozinoğlu’nun nasıl ölüme terk edildiğini dakika dakika kaydettim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün yeniden açılan soruşturma dosyasının ve milletimizin vicdanının önüne, 7 Ocak 2012’de hücremde kaleme aldığım bu tarihi feryadı koyuyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İhmallerin, kasıtlı gecikmelerin ve o ölümcül kurt kapanının anatomisi aşağıdadır. Ben o tezgâhı bizzat yaşadım; susturamadılar, unutmadım, unutturmayacağım!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali ÖZOĞLU</p>



<p class="wp-block-paragraph">15/09/2026</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>***</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>KUSURSUZ CİNAYET YOKTUR!</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>KOZİNOĞLU’nun Ölüm Yolculuğu…</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">5 Aralık 2011 tarihinde Aydınlık gazetesinin, 27 Kasım 2011 Pazar günü Silivri 1 No&#8217;lu Cezaevinde yaşadığım sağlık skandalını haber yapması üzerine, Silivri Savcılığınca cezaevi kamera kayıtlarının incelendiğini öğrendim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in Silivri Cezaevine geldiği gün hücremdeki televizyonun alınması talimatını vermesine ve hatta kantin alışverişlerimizin bile bakanlıkça anbean izleniyor olmasına karşın, sağlık skandallarını gazetelerden öğreniyor olmalarını neyle açıklamalı, bilemiyorum!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savcılığın kamera kayıtlarını izleyerek göremediği bu vahim ihmal ve skandalı (buna ölümcül hata da diyebiliriz), birazdan okuyacaklarınızda sizler de çok rahat göreceksiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kamuoyu şeytanın “gör” dediğini görsün istiyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rahmetli Kâşif Kozinoğlu, kaldığım hücreyle aynı koridordaki koğuşta kalıyordu, aynı davadan yargılanıyorduk ve ziyaretçi arkadaşımdı. Ölümü hepimizi fazlasıyla üzdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üzülüyoruz ama kör ve korkak değiliz!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kozinoğlu’nun 12 Kasım 2011 Cumartesi günü çıktığı ölüm yolculuğuna, 15 gün sonra -27 Kasım 2011 Pazar günü- bu kez ben çıktım. Kozinoğlu’nun ölüme varan yolculuğunda neler yaşadığını tek tek tespit ettim. İnsanların, yasa dışına çıkılmadan da kurt kapanına nasıl düşürüleceğini en somut hâliyle gördüm!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kozinoğlu’nun ölüm yolculuğu saat 18.15’te kalbindeki rahatsızlık ile başlıyor. 18.17’de acil yardım butonuna basılıyor ve infaz koruma memurları 18.35’te Kozinoğlu’nu koğuştan çıkarıp mahkûm kabul bölümüne götürüyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bahsi geçen yerdeki revir denilen odada yalnızca bir masa ve bir sedye bulunuyor. Hepsi bu kadar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tıbbi atıkların depolanacağı bir alanı dahi bulunmayan bir cezaevinden ne beklenebilir? Üstelik bunların bulunması yasal bir zorunluluktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Kozinoğlu mahkûm kabuldeki revire alındı&#8230;” diyen Adalet Bakanı da yalnızca laf olsun diye konuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hafta sonu veya saat 17.00’den sonra bir yeriniz kesilse, pansuman için tentürdiyot ya da oksijenli su dahi bulamazsınız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kalp rahatsızlığı şikâyetiyle koğuştan çıkarılan Kozinoğlu işte buraya götürüldü ve bekletildi!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelelim 27 Kasım 2011 Pazar gününe:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saat 17.00’de şiddeti anormal şekilde artan bir kalp çarpıntım başladı. Nefes alışlarım düzensizleşmeye ve takatim tükenmeye başlayınca saat 18.30’da acil yardım butonuna basarak görevlileri çağırdım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doktor ve sağlık görevlisi bulunmadığı için görevliler tansiyon aletini alıp geldiler; ancak tansiyon ölçmeyi bilmedikleri için tansiyonum ölçülemedi. Durumumun ciddi olduğunu belirterek kalp rahatsızlığımın iletilmesini ve 112 Acil Servise haber verilmesini istedim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">18.38’de yanımdan ayrılan görevliler, 18.55’te tekrar gelip beni hücremden aldılar ve mahkûm kabul bölümüne götürdüler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adalet Bakanının “revir” dediği yerde tek başıma beklemeye başladım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">19.30’da nihayet bir araç geldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">112 Acil Servis ambulansı beklerken, tam 35 dakika bekletildikten sonra iç aydınlatması dahi çalışmayan cezaevi ring aracı geldi!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kalp rahatsızlığı geçiren bir hasta için ambulans çağırma gereği dahi duyulmamıştı!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kozinoğlu da aynı yerde, aynı süre boyunca ambulans bekledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kozinoğlu 18.35’te koğuştan alındı; 19.30’da yani yaklaşık 55 dakika sonra Silivri Devlet Hastanesine ulaştığında hayatını kaybetmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ben ise 18.55’te hücremden alındım ve ancak 20.05’te, yani tam 1 saat 10 dakika sonra hastaneye ulaştırılabildim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki Kozinoğlu’nu ölüme, beni ise ölümün kıyısına sürükleyen bu 55 dakika ile 1 saat 10 dakika arasında neler yaşandı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mahkûm kabul dedikleri yerde, ambulans gelecek diye 20 ile 35 dakika arasında bekletildik.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kozinoğlu’na doktorsuz bir ambulans, bana ise ring aracı gönderildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelen araçtaki jandarma personelinin doldurması ve imzalaması gereken evraklar için 5 dakika&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylece 25 dakika çoktan dolmuştu!</p>



<p class="wp-block-paragraph">1 No&#8217;lu Cezaevi ile Kampüs Sağlık Ocağı arasındaki mesafe 400 metredir ve buraya ulaşmak 5 dakika sürer.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçti 30 dakika!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mesai gün ve saatleri dışında, 10 bini aşkın tutuklu ve hükümlünün bulunduğu kampüste yalnızca tek bir nöbetçi doktor kalıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">27 Kasım 2011 Pazar günü kalp rahatsızlığıyla götürüldüğüm sağlık ocağında o gün ortopedi uzmanı nöbetçiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir gün önce gitseydim kadın doğum uzmanına denk gelecektim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadın doğum uzmanına da ihtiyaç duyulabilir elbette ancak unutulmamalıdır ki Silivri Cezaevi Kampüsünde kadın cezaevi bulunmamaktadır!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kozinoğlu’nun sevk edildiği 12 Kasım 2011 günü kampüsteki nöbetçi doktorun uzmanlık alanı neydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söz konusu uzmanlık alanlarındaki nöbetçi hekimler, kalp krizi geçiren bir hastaya nasıl ve hangi imkânla müdahale edebilirler?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla kampüs sağlık ocağına girişiniz ve Silivri Devlet Hastanesine sevk işlemleriniz en az 20 dakikanızı alır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buraya kadar zaten 45-50 dakikanızı tükettiniz!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kalp krizi geçiriyorsanız, hayatta kalmanızı sağlayacak en kritik zamanı ve şansınızı kaybettiniz demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şayet hâlâ hayattaysanız, ambulansın sağlık ocağına gelmesi 8 ila 10 dakika sürer. En iyimser tahminle 5 dakikada geldiğini varsayalım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">55 dakika geride kaldı ve siz henüz hastaneye ulaşamadınız!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kampüs ile hastane arasındaki mesafe 7 kilometredir. Ambulans bu mesafeyi 8 ila 10 dakikada katetmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kozinoğlu hastaneye yaklaşık 55 dakikada ulaştırıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ben ise ancak 1 saat 10 dakikada varabildim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kalp krizinde ilk 15 ila 30 dakika içerisinde uzman müdahalesi yapılamazsa hayatta kalmak bir mucizedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa 112 Acil Servis ambulansı doğrudan cezaevine gelmiş olsaydı, hastayı alır ve kampüs sağlık ocağına hiç uğramadan direkt Silivri Devlet Hastanesine sevk ederdi. Böylece hastaneye 8-10 dakika içerisinde ulaşılmış olurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kozinoğlu kalp krizi geçiriyorduysa, hayatını kaybetmesi için gereken tüm vakit ihmallerle tüketilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu gecikmenin sorumlusu kimdir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kalp rahatsızlığımız bilinmesine rağmen neden doktorsuz bir ambulans ve ring aracı gönderilmiştir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam teşekküllü bir ambulansın çağrılmasına kimler engel olmuştur?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cezaevi Savcısı veya Kozinoğlu soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı, çağrılan ambulansa vakanın ne şekilde bildirildiğini tespit etmek amacıyla 112 Acil Çağrı Merkezi ve cezaevi telefon kayıtlarını incelemiş midir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nöbetçi müdürlerin, başgardiyanların ve cezaevi dâhilî telefonlarının kayıtları alınmış mıdır?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cezaevi nöbetçi müdürü ve başmüdürü, böylesi acil bir durumda yaşanacak bir gecikmenin ölümle sonuçlanacağını bildiği hâlde bu ağır sorumluluğu neden ve niçin üstlenmiştir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cumhuriyet savcılarına, Adalet Bakanı&#8217;na ve en üst düzey görevlilerinden birini kaybeden Milli İstihbarat Teşkilatına soruyorum:</p>



<p class="wp-block-paragraph">28 Şubat 2011 ile 27 Kasım 2011 tarihleri arasını kapsayan cezaevi sabit hat, dâhilî hat ve idari personelin cep telefonu kayıtlarını mahkemeye getirtip incelemediğiniz sürece Binbaşı Kâşif Kozinoğlu’nun ölümünün aydınlığa kavuşacağına gerçekten inanıyor musunuz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Normal şartlarda 10 dakikada ulaşılabilecek bir hastaneye 55 dakikada sevk edildiği için yolda hayatını kaybeden bir insanın durumuna cinayet demeyenler, susanlar ve bu olayı unutanlar vicdanen rahat mıdır?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üzgünüm ama ben cinayeti gördüm.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve benzer bir kaderi paylaşmak, bizler için de kaçınılmaz ve an meselesi görünüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kasıtlı gecikmelerle hastaneye sevk edilirken yolda ölürseniz, Adli Tıp raporlarına “Şüpheli hiçbir ize rastlanmadı, eceliyle öldü” denilerek kaydedilirsiniz!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali ÖZOĞLU</p>



<p class="wp-block-paragraph">1 No&#8217;lu L Tipi Cezaevi</p>



<p class="wp-block-paragraph">B-3 Üst Tecrit Hücresi</p>



<p class="wp-block-paragraph">SİLİVRİ</p>



<p class="wp-block-paragraph">07.01.2012</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1544</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zehirli Cüce</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/09/07/zehirli-cuce/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 18:48:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demir yolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[nikolay yejov]]></category>
		<category><![CDATA[NKVD]]></category>
		<category><![CDATA[stalin]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1533</guid>

					<description><![CDATA[Zehirli Cüce 1 Aralık 1934 Cumartesi günü öğleden sonra, Smolny Enstitüsü koridorlarında bir adam gergince [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Zehirli Cüce</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">1 Aralık 1934 Cumartesi günü öğleden sonra, Smolny Enstitüsü koridorlarında bir adam gergince bekliyordu. Yakın zamanda hem partiden hem memuriyetten atılmıştı, kin ve öfke doluydu. “İlk seferde olmadı, ikincisinde olacak.” diye düşünüyor olmalıydı kurbanını beklerken.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Derken kurban koridorların başında köşeyi döndü. Adım adım yaklaşmaya başladı. İntikam için gelen Leonid Nikolayev, kurbanı kendisine yaklaştıkça gerildi. Gerginliğini hissettirmemek için soğukkanlı görünmeye çalıştı. Nihayet kurbanı kendisine yaklaştı. Kurban, Nikolayev’e selam verdi mi bilmiyoruz. Çünkü Nikolayev’in ilk suikast girişiminden herkes haberdardı. Nikolayev onun ensesine bir kurşun sıktı. Sovyetler Birliği Komünist Partisi Leningrad Sekreteri Sergey Kirov bu kez kaçamadı, öldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kirov Smolny Enstitüsü koridorlarında hayata veda ederken en yakın dostu Stalin, Kremlin koridorlarında yalnızdı. Henüz güçlü değildi. Önüne getirilen idam listelerinden çeşitli isimleri affedebiliyor, kiminin cezasını hapis cezasına çevirebiliyordu. Diğer yandan NKVD’den çok önemli (!) istihbaratlar alıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kremlin’de bulaşıkçı, temizlikçi gibi görevlerde çalışan kadınlar Stalin’in arkasından dedikodu yapıyordu!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimi “Halkımız yemiyor, içmiyor, Stalin’e bakıyor!” diyordu, kimi “Zaten o bir Ermeni!” derken kimi de “Evet, o bir Ermeni ve karısını öldürdü!” diyordu. NKVD’nin verdiği istihbaratlar işte bunlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kirov’un ölümünden sonra Kremlin’deki güvenlik zaafları iyice açığa çıktı. Stalin gözünü açtı, diğer yandan paranoyası başladı. Politbüro’ya baskı yapan Stalin, mevcut istihbarat şefini görevden aldırdı ve yerine Nikolay Yejov’u atadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çok kısa boylu ve sevimli bir yüze sahip olan Yejov, tarihe “zehirli cüce” olarak geçecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yejov bu suikastin arkasından çok çalıştı. Bol bol idam listeleri hazırladı. İki yıl gibi kısa bir süre içinde 300.000 civarı Sovyet vatandaşı devrim düşmanı olduğu gerekçesiyle idama gitti! Zehirli cüce harıl harıl çalışıyor, bazen Almanya’nın bazen Japonya’nın Sovyet karşıtı kumpaslarını bir bir çökertiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yejov 700 kişilik listeler hazırlıyor, Stalin’e gönderiyor, Stalin de “Uygundur!” deyip imzayı basıyordu. Böylece bir 700 kişi daha ya idama ya belirsiz bir sona hak kazanıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece bir yıl içinde 200’den fazla ziyaret gerçekleştirip Stalin’le görüşmüştü Yejov. Boylu, yapılı, pos bıyıklı Stalin’in yanında gerçekten sevimli bir cüceden ibaret kalıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve günün birinde sıra ona geldi. Yejov o kadar çok cinayete işlemişti ki efendisinin onunla devam edebilmesi mümkün değildi. Yejov sorgulanırken “Ben eski Sovyet bürokratıyım! Sovyet bürokratlarının asıldığı görülmüş şey değildir!” diye düşünüyordu herhalde. Oysaki bürokrat, aydın, sivil demeden pek çok kişinin ipe gönderilmesini bizzat kendisi sağlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonunda dayanamadı, yıllarca komplolarını çökerttiğini Almanya’nın komplolarına karıştığını ve Stalin’e kumpas kurduğunu kabul etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">3 Şubat 1940’ta yargılandı, 4 Şubat 1940’ta infaz edildi. Stalin&#8217;le birlikte yer aldıkları fotoğraftan bile silindi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="420" height="278" src="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2026/09/yejov2-3.jpg" alt="" class="wp-image-1541" srcset="https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2026/09/yejov2-3.jpg 420w, https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2026/09/yejov2-3-300x199.jpg 300w" sizes="(max-width: 420px) 100vw, 420px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Pek çokları Yejov’un Stalin’e kumpas kurduğunu iddia etse de Stalin gibi kurnaz bir adamın 700 kişilik listelere pat diye imza koyması, listelerin ölüm listesi olduğunu bilmemesi elbette mümkün değildi. &nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama mutlak güç böyledir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yetkiyi kanun dışı kullanarak insanların hayatlarını mahvedenler, uğruna cinayet işledikleri kimseler tarafından ipe gönderilirler ki gerçek failler aklanabilsin.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tahterevallide iri olan ağır basar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Stalin daha sonra seri tecavüzcü olduğu ortaya çıkan Lavrenti Beria’yı göreve getirdi. “Beria’nın zulmü” denen dönem başladı. Beria, Troçkistlerin peşine düştü. Stalin son nefesini verince Kruşçev, Beria’nın peşine düştü. 21 Aralık 1953’te savunma hakkı bile verilmeden mahkemeye çıkarılan Beria, adamlarıyla beraber mahkeme biter bitmez idam edildi. Beria’nın karısı ve çocuğu Sibirya’ya, çalışma kampına gönderildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beria’nın ve Yejov’un ortak noktalarından biri, ikisinin de son anlarında yalvarmalarıydı. &nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1533</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gerileme Belirtisi: Kahramanlar Yaratmak</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/08/13/gerileme-belirtisi-kahramanlar-yaratmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 19:02:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[hain]]></category>
		<category><![CDATA[kahraman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1528</guid>

					<description><![CDATA[Gerileme Belirtisi: Kahramanlar Yaratmak Memleket meselelerini ele alırken en sık yaptığımız hatamız, birilerini kahraman birilerini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Gerileme Belirtisi: Kahramanlar Yaratmak</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Memleket meselelerini ele alırken en sık yaptığımız hatamız, birilerini kahraman birilerini de hain ilan etmeye odaklanmaktır. Bu, bir çeşit dinselleşmedir. Dinselleşme yalnız daha fanatik Müslüman ya da daha fanatik Hristiyan olmakla sınırlı değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkeye akılla bakıp sorunları tespit etmek, duyguyla bakıp kapkaranlık bir dünya yaratmakla aynı şey değildir. Sorunları ele alırken yıkılmış ya da yıkılmak üzere olan bir ülkeyi anlatmak, topluluklara vaaz verirken cehennemi olabildiğince abartan bir vaizin psikolojisine benzer. Bu iki durum, insanlarda ya kurtarıcı beklentisi ya da dünyadan umudunu keserek bir köşeye çekilme isteği yaratır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kurtarıcı bekleyen de umudunu kesip ölüp ebediyete gideceği günü bekleyen de tüm tüm zulümlere, tüm acılara açıktır. Birine göre, zulüm arttıkça kurtarıcının gelişi yakındır. Diğerine göre, çekilen acılar ebedî hayatta huzur getirecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülke meselelerine bakışımız çoğu zaman duygusaldır. Ya kahraman ararız ya da hain, “insan” aramayız. Oysaki kahramanlığın ve hainliğin ölçütünü belirlemek sanıldığı kadar kolay değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şöyle düşünelim: Güç sahipleri için basın ve medyayı kullanarak kahraman ve hain yaratmak çok kolaydır. Tamamen kurgulanmış olay ya da gerçek bir olay içinde abartılmış bir rol, kahraman yaratmak için gayet yeterlidir. Tamamen kurgulanmış olay ya da çarpıtılmış bir rol de hain yaratmak için yeterlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vatan için hiç düşünmeden bir veya birkaç uzvunu kaybetmiş ve bugün hakkını arayan gazilerimizi görmezden gelen basın ve medya kuruluşlarının donanımsız kimseleri milyonların önüne “uzman ve kahraman” sıfatıyla sunması da meselenin başka bir tarafıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kahraman imajıyla sunulan kimselerin toplumu yönlendirme potansiyeli vardır. Yine bu kimselerin toplumda karşılık bulmayan tavırları ya da ahlak dışı davranışlarının büyük hayal kırıklığı, dolayısıyla ümitsizlik yaratma ihtimali vardır. Böylece zaten duygusallık içinde kahraman ve hain arayarak bütün sorunları birinin yokluğuna ötekinin çokluğuna bağlayan toplum için büyük bir ruhsal çöküntü kapıya gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kahraman olarak anılmasa bile belli bir camianın içinde olan, binbir türlü kutlu sıfatla şişirilerek kanaat önderi yapılan kimselerin foyası ortaya çıkınca o camianın mensuplarından sıklıkla şunları duyarsınız:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Olur mu canım öyle şey?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Sen fitneci misin?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Büyük fikir adamı, fedakâr eylemci; büyük bedeller ödemiş, cezaevinde yatmış bu yüceler yücesi insan hakkında nasıl böyle konuşursun?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sözlerin ideolojisi yoktur, farkında olmadan köle hâline gelmiş kimselerin duaları gibidir bu sözler âdeta. Bu sözler, hakikati görmemesi için insana yapılmış kara büyü gibidir hatta.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysaki fitne, kahraman ve hain arayışındadır. İnsan, insan olarak kalmamak için direttikçe hayalî bir kahramanlık ve hainlik arasında gidip gelecektir. Belki günün birinde, şişen egosu yüzünden gerçekten hain olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zayıf, yetersiz, hatalı olabileceğini kabul etmeyen bir kişinin insan olma yolculuğu başlamamış demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden liderler de iki türlüdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birincisi, milletin karşısına çıktığında insan olma yolculuğu çoktan başlamış olanlardır. Bu insanlar kutlu sıfatları tarihe bırakırlar. Bilirler ki kişi, gözünü açtığı ilk an ve son nefesini verdiği son an arasındadır. Toplulukların taktığı sıfatlara itimat etmezler. Böylece yön almazlar, yön verirler. Yaratırlar. Yıkarlarsa da tekrar yaratmak için yıkarlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkincisi, milletin karşısına çıkmadan önce alkış ekibiyle gezenlerdir. Ne kadar çok ululanırlarsa o kadar çok yön alacak duruma gelirler. Doğal olarak böyle bir liderlik gerçek liderlik değildir. Yıkarlar, yıkarlar, düzeltmek için tekrar yıkarlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yapma amacı olmadan yıkma amacını taşıyan bir kimse için yok etmenin sınırı yoktur. Sinirlenir, öfkelenip yıkar. Sevinir, öz güveni yerine gelip yıkar. Yıkılacağı güne kadar yıkar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bitirelim&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kahraman olmak için yola çıkılmaz. O amaçla yola çıkılırsa haine dönüşme ihtimali daha yüksektir. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nasıl ki bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibiyse insanlığını koruyan da bütün insanlığı korumuş gibidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlığını ve insanlığı koruyanlara selam olsun.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve şunu da unutmayalım: Karanlıkta kahraman ve hain aranmaz, ışık aranır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1528</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aklın ve Ahlakın Ritmi</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/08/08/aklin-ve-ahlakin-ritmi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2026 15:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünyası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1524</guid>

					<description><![CDATA[Aklın ve Ahlakın Ritmi Şöyle diyordu Savaş Fotoğrafçısı: “Önce ahlakınız değişir, sonra sınırlarınız.” Aklın ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Aklın ve Ahlakın Ritmi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şöyle diyordu Savaş Fotoğrafçısı: “Önce ahlakınız değişir, sonra sınırlarınız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aklın ve ahlakın ritmi bozulduğu zaman kişi artık bir zombiden farksızdır. Bu durum bütün topluma yansıdığı zaman toplum artık bir zombiye döner. Hareket var ama yararsızdır, ses var ama anlamsızdır. Düşünce ise maalesef yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerika’nın Afrika ve Irak’ı işgalinden sonra Avrupa ülkelerinde bile görülen geniş çaplı protestolar vardı. Onca bombalı saldırının, suikastin, korku yaratan eylemlerin gerçekleştirildiği 90’lı yıllarda sokaklara çıkmaktan korkmayan bir millet vardı Türkiye’de de.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zamanla Türkiye’de ve dünyada protestolar ahlaksızlık ve terörizmle özdeşleştirildi. Basını ve medyayı kontrol altına alan iktidarlar, sokaklara çıkanları vatan hainliğiyle suçladılar. Protestolar bilinçli şekilde kışkırtıldı, eylemler büyük bir ustalıkla amacı dışına çekildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">90’lı yıllarda öldürülen aydınları, 2000’lerde Ergenekon ve Balyoz kumpaslarıyla içeri alınan aydınlar takip etti. Hem öldürdüler hem içeri aldılar hem de “katil” dediler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İtibar suikastleri aldı başını gitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer yandan yolsuzlukları açıklayan muhalefet partilerine “dünyanın en büyük lahmacunu” haberiyle karşılık veren sözde gazeteciler türedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ünlü olmak için insanlıktan çıkanların sayısı sosyal medyayla birlikte artarken gözleri ve aklı ekranda kayıp duran videolara takılmış kitleler yaratıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sosyal medyada mangalda kül bırakmayıp ilk zorlukta dağılan sözde kanaat önderleri türedi. Dışarıda birbiriyle selamlaşmayanlar, sosyal medyada birbirleriyle sıkı fıkı veya düşmanca bir sanal ilişki içine girdiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuzu postuna giren muhalifler oldu. Muhalefet yükselince geleceğin ihaleleri için geldiler, operasyonlar başlayınca yeni ihaleler için sattılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düşüncenin ve tavrın sahteliğinde, yalanlar iktidar olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yazık ki esip gürlemekle, kulağa hoş gelen hamasi sözler söylemekle sınırlar korunmuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ahlakının değiştiğini gören, sınırlarına el koyuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve hep aynı döngü akıp gidiyor: Sanal tepki, sahte tavır, boş düşünce, yoz duygu, bitik hafıza ve tekrar, tekrar başa&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özgür insanlar kukla değildirler, onları ayakta tutan ve yürüten ipler yoktur. Onlar bilirler ki insanı ayakta tutan, aklın ve ahlakın ritmidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunlar ruhun omurgasıdır, bozuldu mu geçmiş olsun.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mustafa Kemal’in zamanında çukura düşmemek için son bir gayrete ihtiyacımız vardı. Şimdi çukurdan çıkmak için bir ilk gayrete ihtiyacımız var.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1524</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Karaoke Hikâyesi: Yaşamak, İlerlemektir!</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/07/05/bir-karaoke-hikayesi-yasamak-ilerlemektir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2026 17:56:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[tengri]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1517</guid>

					<description><![CDATA[Bir Karaoke Hikâyesi: Yaşamak, İlerlemektir! “Ölüm yaşlılıkta değil yaşanmamışlıkta başlar.” Seneca 35. yaşıma girmek üzereyim. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bir Karaoke Hikâyesi: Yaşamak, İlerlemektir!</strong></p>



<p class="has-text-align-right wp-block-paragraph"><em>“Ölüm yaşlılıkta değil yaşanmamışlıkta başlar.”</em></p>



<p class="has-text-align-right wp-block-paragraph"><em>Seneca</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">35. yaşıma girmek üzereyim. Sadece bir haftalık bir tatilde şunu anladım: “Memento mori” (öleceğini hatırla) sözü, bizde başka Batılı refah toplumlarında başka anlaşılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu söz adeta keskin bir çizgidir. Çizginin bir tarafında yaşam sevgisi, bir tarafında ölümden sonraki sonsuz yaşam inancı var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zamanı ileri doğru akan somut bir çizgi şeklinde düşünelim. Yaşamayı bırakanın, olduğu yerde sabit kalamayacağı kesindir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyleyse yaşamak ilerlemek, yaşamayı bırakmaksa gerilemektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ölümden sonraki yaşama ve onun sonsuzluğuna dair inanç, bir kereliğine verilmiş olan yaşamı elinin tersiyle itmeyi beraberinde getirebiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun içindir ki dini en uçlarda yaşayanlara gerici diyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Marmaris’te bir karaoke gecesi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geceye katılanlar Türk, İngiliz, Rus, Alman&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Turistler şarkı söylemek üzere ardı ardına sahneye çıkıyor. Şarkıcı olmadıkları belli ama özgürler, öz güvenliler, sahneyi bir şarkıcı gibi performans göstererek dolduruyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bizlerin aklında ise Türklerin henüz sahneye çıkmadığına dair rahatsız edici bir düşünce var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Derken iki Türk kızı sahneye çıkıyor. Özellikle ikincisi -üstelik İngilizce- öyle bir şarkı söylüyor ki gece boyunca ayakta alkışlanan tek performans oluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha başka Türkler de sahneye çıkıyor. Karaokede kötü şarkı söylemek de eğlenceye dahildir ama pek çoğu utanarak, yerinde sallanarak şarkı söylüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">En iyi performansı gösteren Türk, yüksek promil alkollü bir abimiz. İki kolunu yana açıyor, şarkısını söylüyor, tamamlamadan oturuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1- Başarılı sahne performansını ortaya koyan öz güvenli turistler, yaşamayı ve özgürlüğü keşfetmiş Batı ilerlemesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2- Geride kalmaktan rahatsız olan Türkler, biraz Tanzimat’tır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">3- Utandığı için dans edemeden, sallanarak şarkı söyleyen Türklerin aklımıza getirdiği; bizim birbirimize olan hasetimizdir. Eğlenen insanı görünce ölümü ve cehennemi hatırlatan gericilerimizdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">4- Ayakta alkışlanan tek Türk kızı, Mustafa Kemal’in Türk milletindeki uygarlık cevherine olan inancı ve güvenidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">5- Yüksek promil alkollü abimiz, bastırılmış duygularımız ve biraz alkol yardımıyla dünyaya kafa tutuşumuzdur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve ilerlemek, yaşadığının ispatıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlerleyebilmenin temeli, yaşamanın kıymetini bilmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşamak kaç yıl olursa olsun, kısadır ve biriciktir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısa ve biricik yaşamda birbirimizi kırmamak gerekir. Hasetliği, kıskançlığı bırakmak gerekir. İnsanı sevmek, yaşamanın tadına varmaktır. Hayvanları, çiçekleri, nehirleri sevmek; yaşamayı sevmek demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Memento mori.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir bu kadar daha varsa yolun yarısından sevgilerle.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1517</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sözcü TV Röportajının Ardındaki Tiyatro: CHP&#8217;ye Butlan Füzesi</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/06/22/sozcu-tv-roportajinin-ardindaki-tiyatro-chpye-butlan-fuzesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2026 23:46:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[akın gürlek]]></category>
		<category><![CDATA[aslı kurtuluş mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[barış terkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[genel başkan]]></category>
		<category><![CDATA[kemal kılıçdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[mutlak butlan]]></category>
		<category><![CDATA[sözcü tv]]></category>
		<category><![CDATA[yargı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1513</guid>

					<description><![CDATA[SÖZCÜ TV RÖPORTAJININ ARDINDAKİ TİYATRO: CHP’YE BUTLAN FÜZESİ Sözcü TV ekranlarında gerçekleşen o malum canlı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>SÖZCÜ TV RÖPORTAJININ ARDINDAKİ TİYATRO:</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>CHP’YE BUTLAN FÜZESİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sözcü TV ekranlarında gerçekleşen o malum canlı yayın seansını izlerken PR stratejilerinin makyajlı perdelerini yırtıp atıyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geriye tek bir çıplak, buz gibi gerçek kaldı: Karşımızda “partiyi kirlilikten kurtarmaya gelen bir kahraman” falan yok. Meşruiyetini sandıkta kaybetmiş, iktidar güdümlü yargının ürettiği bir “butlan” kararına sığınarak kurucu koltuğa tünemiş, siyasi ömrünü uzatmak için son kozlarını oynayan, köşeye sıkışmış bir aktör var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aylardır meydanda, sokakta bizzat halkın içinden bakan ve KILIÇDAROĞLU’nu yakından tanıyan bir göz olarak o gece Sözcü TV’deki röportajı en gerçekçi haliyle masaya yatırıyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte o “Ofansif Defans” taktiklerinin arkasındaki gerçekler ve bu yeni hamlenin, Genel Başkan Özgür Özel liderliğinde onlarca yıl sonra birinci parti olan CHP’nin yakaladığı o muazzam ivmeyi içeriden yıkma çabası.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Akın Gürlek Çelişkisi ve “Kötünün İyisi” Tuzağı</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Açık konuşalım: Bu Bay Kemal o koltuğa nasıl oturdu?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cevap net: Seçimle değil, tabanın iradesiyle değil; saray eksenli olduğunu defalarca söylediği bir mahkemenin verdiği usul kararıyla.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllarca meydanlarda “Yargı siyasallaştı, Akın Gürlek iktidarın aparatıdır, adalet can çekişiyor” diye bağıran kurumsal hafıza bizzat Bay Kemal’in kendisi değil miydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün ise aynı mekanizmanın ürettiği karara “Hukukun gereği, uymak zorundayım” diyerek sığınıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zekeriya Öz Paraleli: Dün FETÖ yargısının, Zekeriya Özlerin kumpas kararlarına haklı olarak “gayrimeşru” diyen ve Akın Gürlek’e günümüz Zekeriya Öz’ü diyen zihniyet, bugün kendi koltuğunu korumak için bugünün siyasallaşmış yargısını referans alıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanın aklına o yıkıcı soru geliyor: Eğer bu sistem gayrimeşruysa, seni getiren karar nasıl meşru oluyor?</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ben Olmasam Daha Kötü Olurdu” Sığınağı: Savunmasının merkezine koyduğu “Ben gelmeseydim partiye kaymakam (kayyum) atanacaktı” tezi, tam bir acizlik beyanıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yani diyor ki: “Ben en iyi seçenek değilim, en kötüyü engelleyen kişiyim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu mantıkla siyaset yapılır mı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplum bu söyleme inanmaz, arkasından gitmez; bunun tasarlanmış bir proje olduğuna inanır!</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Kurtarıcı Rolü ve Ekranda Patlayan Çelişkiler</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekranda izlediğim figür, ağır bir “kurtarıcı” saplantısı ve narsistik bir yarılma içindeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adam aynı anda üç çelişkili rolü birden oynamaya çalışıyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hem “Mahkeme karar verdi, uymak mecburiyetindeyim” diyerek pasif kurban oluyor hem “Partiyi bu bataktan ben çıkaracağım” diyerek Kahraman oluyor hem de “Rüşvetçileri temizleyeceğim” diyerek arındırıcı rolüne soyunuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kusura bakma ama bu üçü aynı anda hayatın olağan akışına aykırıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ucuz tiyatro, seçmenin ve Türk halkının zekasına hakarettir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mecbur olan kişi kurtarıcı olamaz, kurtarıcı olan kişi de kurallara mahkûm değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sorumluluğu üzerinden atmak için kurbanı oynayıp gücü elinde tutmak için kurtarıcı taklidi yapmak, bu milletin gözünde inandırıcılık krizinden başka bir şey üretmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gazeteciler (Barış Terkoğlu ve Aslı Kurtuluş Mutlu) halkın %90&#8217;ının bu geri dönüş yöntemini onaylamadığını anketlerle yüzüne vurduğunda ise doğrudan üste çıkma taktiğini devreye soktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Suçluyu medya ilan edip koca bir halkı da “manipüle edilmiş trol, gerçeği göremeyen bir yığın” yerine koydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gazetecilere “Siz gidin o genel başkan yardımcılarını sorgulayın, beni niye sorguluyorsunuz?” diye fırça atması, köşeye sıkışan bürokratın hedef saptırma kurnazlığıdır, başka bir şey değil&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>“Arınma” Maskesi Altında Çiğnenen Kadim Yol</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağzına doladığı o “arınma” kelimesi, aslında masum bir temizlik hareketi falan değil; kendisine biat etmeyen öz evlatlarını tasfiye etmenin ahlaki kılıfıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu söylem, bu toprakların, bizzat kendisinin de ait olduğu o kadim coğrafyanın ahlaki kodlarıyla taban tabana zıttır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk milleti için bir kural vardır: “Yol cümleden uludur.” Yani hiçbir şahsi hırs, hiçbir koltuk sevdası, o büyük bütünlüğün, ortak inancın önüne geçemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kurultay salonunda delege iradesiyle kaybettiğin meşruiyeti, devletin siyasallaştı / ceberrut dediğin yargı koridorlarından devşirdiğin sahte bir güçle geri almaya çalışmak, o inanç hafızasında tam bir “düşkünlük” (yoldan sapma, rızasızlık) hikayesidir&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dahası, kurultayda para dağıtıldığını iddia eden rüşvet itirafçısını sırf kendisine biat ettiği için el üstünde tutup oğlunu A takımına alırken suçu kanıtlanmamış muhalif isimleri tek kalemde “kirli” ilan etmek, yılların “Adaletli Kemal” imajının sahadaki feci iflasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisi daha bu çelişkiden aklanmamışken başkasını yargılamaya kalkması, “Önce kendi nefsini pak eyle” ilkesinin ayaklar altına alınması değil de nedir?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Büyük Umudun Katledilişi</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İşin en acı verici, en affedilmez tarafı ne biliyor musunuz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu “butlan” hamlesinin partinin geleceğinde yarattığı o devasa enkaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">CHP, baraj altında kaldığı o karanlık yıllardan sonra, ilk kez yerel seçimlerde muazzam bir dip dalgası yakalamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş gibi aktörlerin sahadaki devasa rüzgarıyla birinci parti konumuna yükselmişti. Millet ilk defa bir umut ışığı görmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte mahkeme kapısından çıkan bu zihniyet, o büyük yükselişi güdümlü bir füzeyle vurdu:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bay Kemal kendisini hâlâ seçimi kaybetmiş bir lider olarak görmüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ben içeride tasfiye edildim ama bak haklılığım ortaya çıktı” diyerek kendini acındırma ve pazarlama derdinde.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden vizyon değil, muhasebe konuşuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Röportajın %80’i geçmişi aklama çabası.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yerel seçimlerdeki o kolektif başarıyı, belediye başkanlarının yarattığı rüzgarı tek başına kendi hanesine yazma uyanıklığı, o büyük toplumsal ittifakı içeriden çökertme hamlesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsmail Cem referansıyla süslediği “Osmanlı coğrafyasında büyümeliyiz, Libya anlaşması değerlidir” çıkışı, ilk bakışta bir dış politika yorumu gibi görünse de aslında tamamen delege yapısını kendi lehine değiştirmek adına 4-5 ay zaman kazanmaya çalışmak için iç siyasi meşruiyet devşirme ve iktidar aklına selam durma hamlesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu söylem, kendisini o koltuğa oturtan yargı mekanizmasının arkasındaki statükoya, yani iktidara verilmiş bir “uyum” mesajıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Bu İhanetin Sonucu Nedir?</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplumun iktidara karşı biriktirdiği öfke ve değişim arzusu, CHP&#8217;yi birinci parti yaparak somut bir umuda dönüşmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıçdaroğlu’nun mahkeme koridorlarında başlattığı bu iç savaş, CHP&#8217;nin yönünü iktidardan ayırıp kendi içine çevirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hedef tahtasında artık saray değil, mevcut CHP yönetimi ve belediyeleri var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durum iktidarın ekmeğine yağ sürmekten başka neye yarar?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bay Kemal bugün CHP’nin geleceğini değil, tasfiye edilmiş bürokratik elitlerin koltuk sevdasını ve partinin geçmişteki yenilgi hafızasını temsil ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplumun önüne yeni bir Türkiye vizyonu koymak yerine, eski dosyaları ve parti içi intikam senaryolarını uygulamaya koyan bu zihniyet, partiyi yeniden seçim barajı altında konforlu ama iktidarsız bir karanlığa hapsetmeye çalışıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Sözün Özü: Yol Bitti, Maske Düştü</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir savaş fotoğrafçısı olarak en tarafsız gözle baktığımda o an, maske tamamen düştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">78 yaşında “Ben eşimle, çocuklarımla huzur içinde yaşamak istiyorum” dedikten hemen sonra o koltuğa yargı marifetiyle yapışan figür, demokrat bir dede falan değildir&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karşımızda, sırf “Ben haklıydım” diyebilmek ve tarih önünde şahsi bir aklanma yaşayabilmek uğruna, onlarca yıldan sonra ilk kez yakalanmış olan o tarihsel “birinci parti” meşruiyetini ve bu milletin geleceğini canlı yayında ateşe vermeyi göze almış hırslı bir bürokrat durmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bay Kemal, Ankara&#8217;daki soğuk bir genel merkez koltuğu için, bu toprakların vicdanındaki o büyük tarihsel “yol”u kurban etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sözcü TV ekranında gördüğüm çıplak gerçek tam olarak budur&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali ÖZOĞLU</p>



<p class="wp-block-paragraph">22 Haziran 2026</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1513</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sisin İçindeki Namlu: Gizli Savaşların Şifresi</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/06/14/sisin-icindeki-namlu-gizli-savaslarin-sifresi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2026 17:55:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[black cube intelligence]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[epstein]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[kemal kılıçdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[mutlak butlan]]></category>
		<category><![CDATA[özgür özel]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[slovenya]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1509</guid>

					<description><![CDATA[SİSİN İÇİNDEKİ NAMLU: GİZLİ SAVAŞLARIN ŞİFRESİ Havayı yırtan bir bombanın çıkardığı o sağır edici uğultuyu, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>SİSİN İÇİNDEKİ NAMLU:</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>GİZLİ SAVAŞLARIN ŞİFRESİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Havayı yırtan bir bombanın çıkardığı o sağır edici uğultuyu, beton binaları saniyeler içinde toza bulayan barutun genzi yakan kokusunu, enkaz yığınlarının altından yükselen o son çaresiz çığlıkları çok iyi bilirim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaşın vahşi ama görünen bir geometrisi vardır; yıkılan bir duvarı, duran bir kalbi fotoğraflayabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat bugün insanlığı, özgürlükleri ve demokrasileri kuşatan en büyük tehdit, siperlerde ya da namlunun ucunda karşımıza çıkmıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yeni nesil cephenin kurşunu yok, tankı yok, geride bıraktığı dumanı tüten bir harabesi yok&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece karanlık bir odada klavye başına geçmiş bir gölge, sahte bir gülüşün ardına gizlenmiş bir kimlik, sessizce çalışan bir kamera ve milyonlarca dolarlık kirli el sıkışmaları var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlık ve hedef ülkenin toplumları, hiç ses çıkarmayan bir silahla vuruluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Karanlığın Kolu: Black Cube</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Her şey, sahnede maskelerin büyük bir gürültüyle düşmesi ve gazetecilik dünyasının en korunaklı kalelerinde yankılanan o sarsıcı araştırmaların yayımlanmasıyla başladı. Dünyanın en muktedir isimlerinin, kendi kirli geçmişlerini örtbas etmek ya da karşılarındaki büyük engelleri tasfiye etmek için fısıldayarak telaffuz ettiği ortak bir adres vardı: 2010 yılında Tel Aviv’de kurulan özel istihbarat örgütü Black Cube.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dış dünyaya kendisini “hukuki ihtilaflar için veri toplayan, kanunlara saygılı sıradan bir araştırma kuruluşu” maskesiyle pazarlayan bu yapının arkasında, aslında devletlerin bile erişmekte zorlandığı devasa bir kurumsal hafıza yatıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tel Aviv, Londra ve Madrid gibi finans merkezlerinde üslenmiş olan şirketin 340’tan fazla uzmanının çok büyük bir kısmı, İsrail gizli servisleri MOSSAD, Shin Bet ve askeri istihbarat birimlerinin koridorlarında demlenmiş, operasyon yönetmiş emekli ajanlardan oluşuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İngiliz The Guardian gazetesinin “MOSSAD’ın özelleştirilmiş kolu” olarak nitelendirdiği bu şebeke, her ne kadar bu tanımı reddetmek için kurumsal açıklamalar yayınlasa da ortaya dökülen her yeni skandal, bu tanımın ne kadar yalın bir gerçek olduğunu yüzümüze vuruyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eski New York Times muhabiri Barry Meier’ın “Spooked” adlı başyapıtında altını çizdiği o tüyler ürpertici tespit gibi: “Bu yapılar politika, iş dünyası ve hiçbir şeyden haberi olmayan sıradan insanların yaşamları üzerinde orantısız, sinsi karanlık bir tehdit uygulamaya başladı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeler ve Hainler: İlmek İlmek Dokunan 6 Küresel Kumpas</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>1. New York&#8217;ta Bir Sahte Dost: Çemberin İçine Sızan Gölgeler</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">2016 yılının sonlarıydı. New York basını, modern zamanların en büyük skandallarından birini patlatmak üzereydi ama henüz kimse fırtınanın ne kadar büyük bir enkaz bırakacağının farkında değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hollywood’un en kudretli ismi, Gangs of New York (New York Çeteleri-2002) ve Inglourious Basterds (Soysuzlar Çetesi-2009) gibi sinema tarihine damga vuran dev yapımların arkasındaki isim olan Harvey Weinstein, onlarca yıl boyunca sistematik olarak sürdürdüğü tacizlerin ve cinsel saldırıların üstünü örtmek, arkasındaki kirli izleri temizlemek için Black Cube ile el sıkıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte o an, siber dünyanın en sinsi sızma operasyonlarından biri başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şirketin kadın ajanları New York sokaklarında aniden belirdi. Kendilerini “feminist aktivist” ya da “kadın hakları savunucusu” olarak tanıtıyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ajanlardan biri, Weinstein’a karşı sesini en çok yükselten “Conan the Barbarian” (Barbar Conan) ve “Grindhouse: Planet Terror” (Dehşet Gezegeni) gibi unutulmaz filmlerin oyuncusu Rose McGowan’ın çevresine girdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Haftalar hatta aylar boyunca McGowan’ın en yakınında durdu; onun dert ortağı oldu, güvenini kazandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir diğer ajan ise haberi ilk kez dünya gündemine taşımaya hazırlanan New York Times muhabiri Jodi Kantor’u hedef aldı; onunla da aynı maskeyle temas kurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Seth Freedman” adını kullanan bir başka ajan ise muhabir kılığına bürünerek taciz mağduru kadınlarla röportajlar yaptı, bilgi topladı ve her şeyi doğrudan Weinstein’a servis etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu olaylar sıradan birer iddia değil, Black Cube’ün tüm faaliyetleri tamamen doğrulandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Skandal patlak verip Ronan Farrow’un o Pulitzer ödüllü araştırması The New Yorker&#8217;da yayımlandığında, şirketin koruyucu duvarları yıkıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam bu noktada, skandalın arkasındaki küresel elit ağının en karanlık halkası da deşifre oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şirketin danışma kurulu üyesi olan Prof. Asher Tishler, İsrail televizyonuna çıkıp tüm dünyanın gözü önünde “Kadınlara zarar verdiysek üzgünüz, bugün olsa bu işi almazdık.” diyerek bu karanlık ortaklığı açıkça itiraf etmek zorunda kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu itirafı yapan Asher Tishler, sıradan bir profesör değil; yüzyılın en büyük küresel şantaj ve fuhuş ağının mimarı olan, hapishanede şüpheli bir şekilde ölen Jeffrey Epstein’ın en yakın dostlarından ve uzun yıllar birlikte çalışmış iş ortaklarından biriydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Trump için de çalıştığı ortaya çıkan Black Cube’ün tepe yönetimindeki bu isim ile Epstein arasındaki yakın ilişki ve ortaklık bağları, şirketin sadece ticari bir istihbarat firması olmadığını, küresel güç elitlerinin kirli sırlarını koruyan sinsi bir şantaj ve koruma kalkanı olduğunu da tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Weinstein&#8217;dan alınan kanlı paralar daha sonra mağdur kuruluşlarına bağışlandı ama geride kalan güvensizlik tortusu asla silinmedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>2. Başkent Koridorlarında İtibar Suikastı</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">2017 ve 2018 yıllarında operasyonun rotası bu kez Washington D.C.’ye, yani doğrudan siyasetin kalbine döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dönemin ABD Başkanı Donald Trump’a yakın siyasi çevreler, Obama döneminde imzalanan tarihi İran nükleer anlaşmasını tamamen baltalamak istiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlaşmayı yırtıp atmak kolaydı ama bunu kamuoyuna meşrulaştırmak gerekiyordu. Bunun için yine aynı adresle iş birliği yaptılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hedefte, anlaşmanın mimarları olan üst düzey diplomatlar Ben Rhodes ve Colin Kahl vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şirket bu isimleri yıpratmak için “Shell Productions” adında uydurma bir film yapım şirketi kurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Paravan şirket kimliğiyle diplomatların ailelerine hatta Colin Kahl’ın eşine kadar ulaştılar. Sinsi e-postalarla ve sahte tekliflerle aile mahremiyetinin sınırlarını zorladılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amaç, anlaşmayı imzalayan bu bürokratların hayatlarında bir açık bulup itibar suikastı düzenlemekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nitekim Trump anlaşmadan çekildi. ABD Kongresi resmi soruşturma açıp belge talep ettiğinde ise karşılarında yine İsrail’in cevaplamadığı aşılmaz bir gizlilik duvarı buldular.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>3. Sandık Başındaki Gizli El ve Rehin Alınan İradeler</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir savaş fotoğrafçısı olarak seçim meydanlarındaki dezenformasyon kampanyalarını çok gördüm ama Macaristan’da tüm dünyanın tanık olduğu süreç, siber dünyanın bir demokrasiyi nasıl rehin alabileceğinin en net kanıtıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başbakan Viktor Orbán’ın iktidarını korumak istediği 2018 ve 2022 seçimlerinde, sahne arkasındaki ipleri yine Black Cube örgütü göğüsledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2018’de sivil toplum liderleri, lüks restoranlarda sahte kimlikli ajanlar tarafından ağırlandı. Karşılarındakinin kim olduğunu bilmeyen bu muhalif isimlerin konuşmaları gizlice kaydedildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Orbán, seçim meydanlarında bu ses kayıtlarını sallayarak “Soros’un adamları ülkemizi ele geçiriyor” propagandası yaptı ve seçimi kazandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2022’de ise oyun daha da büyüdü; Reuters ve LinkedIn&#8217;in iç soruşturmalarıyla kanıtlandığı üzere, şirket LinkedIn üzerinden sahte iş ilanları açtı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">12 muhalif gazeteci ve aktivist gizli kameralarla mülakat tuzaklarına çekilip sinsice kaydedildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu montajlı ve cımbızlanmış kayıtlar, seçimden önceki iki hafta boyunca hükümet medyasında sürekli yayımlandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlar sandığa ne izlediklerini bilmeden gitti ve buna seçim dediler!</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>4. Başbakanın Cebindeki Casus: Pegasus Kuşatması</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İspanya&#8217;da yaşananlar, bu tehdidin sadece aktivistlerle sınırlı kalmadığını, bir ülkenin ulusal güvenliğini nasıl felç edebileceğini gösterdi. 2020 ve 2021 yılları arasında İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ve Savunma Bakanı Margarita Robles&#8217;ın telefonları, hiçbir iz bırakmayan “Pegasus” casus yazılımıyla hedef alındı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İspanya Ulusal Mahkemesi belgelerine göre, Başbakanın telefonu tam 5 kez hacklendi ve içerisinden 2,5 gigabayt veri çalındı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, devletin en gizli yazışmalarının, fotoğraflarının ve stratejilerinin yabancı bir gücün eline geçmesi demekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">EU Alive dergisinin Nisan 2026 tarihli raporu, bu siber takibin Yunanistan ve Kıbrıs ayaklarıyla paralel bir stratejiyle yürütüldüğünü ortaya koydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak İspanya’da açılan dava, İsrail devletinin uluslararası hukuki talepleri ve mahkeme mektuplarını ısrarla yanıtsız bırakması nedeniyle Ocak 2026&#8217;da ikinci kez askıya alındı. Hukuk, bir devletin koruma kalkanına çarparak durdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>5. Avrupa’nın Göbeğinde Egemenlik Suikastı</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Birliği’nin tam kalbinde, Yunanistan, Kıbrıs ve Slovenya ayaklarında yürütülen siber operasyonlar, uluslararası sistemin bu yeni tehdit karşısında ne kadar aciz olduğunu gözler önüne serdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yunanistan’da ana muhalefet lideri Nikos Androulakis dahil 87 siyasetçi ve gazeteci “Predator” yazılımıyla adım adım izlendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Slovenya’da ise durum çok daha sıcaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Seçimlerden hemen önce Başbakan Robert Golob, bu yapıların ülkeye sızdığını bizzat kamuoyuna duyurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Durumu Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e yazarak, “Egemenliğimize ve demokrasimize doğrudan bir saldırı var” dedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Parlamentosu raporlar hazırladı, öneriler sundu ama günün sonunda ne oldu biliyor musunuz? Hiçbir şey.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Birliği, kendi üye ülkelerindeki bu açık egemenlik ihlallerine karşı bugüne kadar tek bir resmi yaptırım kararı bile uygulayamadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>6. Yargıyı Teslim Alma Girişimi ve Suçüstü Sahnesi</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bu operasyonlar içinde sistemin suçüstü yakalandığı ve maskesinin tamamen düştüğü tek bir yer oldu: Romanya. 2016 yılında, ülkenin en güçlü ve tavizsiz yolsuzlukla mücadele savcısı hedef tahtasına oturtuldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amaç, savcı üzerinde psikolojik baskı kurmak, onu tehdit etmek ve yürüttüğü büyük yolsuzluk dosyalarından el çektirmekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak bu kez evdeki hesap çarşıya uymadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Romanya emniyeti ve yargısı operasyonu deşifre etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savcıyı yıldırmaya çalışan bir Black Cube çalışanı Romanya’da yakalandı, mahkeme önüne çıkarıldı ve kesinleşmiş hapis cezasına çarptırıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu dava, parayı veren herkesin adaleti bir oyuncak gibi yönlendiremeyeceğinin, bu karanlık yapının da hukuka toslayabileceğinin tek somut ve cezai belgesi olarak tarihe geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Türkiye’deki Metodik Benzerlikler ve Aynı Kalıp</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Analiz Kaynakları: Reuters, Bloomberg, Foreign Policy, Soufan Center</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada büyük ve net bir şerh düşmek, gazetecilik ahlakının gereğidir: Bu istihbarat şirketinin Türkiye’de doğrudan bir operasyon yürüttüğüne dair elimde belgelenmiş bir kanıt veya dosya bulunmamaktadır. Ancak bir savaş fotoğrafçısının tecrübesi bana şunu söylüyor: Dünyanın farklı ülkelerinde sahnelenen o kirli tiyatronun yol haritası ile bugün Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmeler arasında sarsıcı bir metodolojik benzerlik var.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Siyasi Sahnenin Yeniden Tasarlanması (2023 &#8211; 2026)</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Muhalefetin Sandık Başarısı: 2023 sonunda CHP genel başkanlığına seçilen Özgür Özel liderliğindeki muhalefet, 2024 yerel seçimlerinde tarihi bir başarı elde ederek onlarca yıl sonra sandıktan birinci parti olarak çıktı. Muhalefet, yeniden seçim kazanma formülünü bulmuş gibi görünüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">En Güçlü Rakibin Elenmesi: 2028 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçiminin en güçlü potansiyel adayı olarak gösterilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 2025 yılında yargı kararıyla hapis cezası alarak oyun planının dışına itildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mahkeme Eliyle Gelen Değişim (21 Mayıs 2026): Bir Ankara mahkemesi, Özgür Özel’in seçildiği tarihi kurultayı iptal etti. Anayasa hukukçularının “hukuki dayanaktan tamamen yoksun” olarak nitelendirdiği bir kararla, partinin başına 13 yılda 13 seçim kaybetmiş olan eski lider Kemal Kılıçdaroğlu iade edildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Genel Merkezde Biber Gazı (24-30 Mayıs 2026): Mahkeme kararının ardından çevik kuvvet polisleri biber gazı kullanarak CHP Genel Merkezi’ne girdi ve seçilmiş yönetimi binadan çıkardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hemen ardından Kılıçdaroğlu, parti içi rakiplerinin araçlarını “Satılık Haram Araç” afişleriyle sergiledi; ancak o araçların kendi döneminde alındığı ortaya çıkınca büyük bir iç kaos ve itibar kaybı yaşandı. Muhalefet tamamen donduruldu ve kendi içine gömüldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Dünyadaki Kalıplar Türkiye’ye Ne Anlatıyor?</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerikan Foreign Policy dergisi (28 Mayıs 2026) bu durumu şu çarpıcı cümleyle özetledi: “Erdoğan muhalefeti kapatmak yerine çok daha zekice bir şey yaptı; onu kendi amaçları için kullanılabilir hale getirdi. Muhalefet artık parlamentoda var olacak, demokrasinin işlediğini gösterecek ama asla gerçek bir tehdit oluşturamayacak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu analiz, yukarıda anlattığımız küresel operasyonlarla birebir örtüşüyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Macaristan’da seçim kazanma potansiyeli olan aktörler sahte kimlikler ve sızdırılan gizli kayıtlarla itibarsızlaştırılmıştı; Türkiye’de ise bu durum doğrudan yargı kararları kgerekçesiyle ve polis müdahalesiyle yapıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araçlar farklı ancak muhalefeti içten felç etme yöntemi aynı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Romanya’da yolsuzlukla mücadele eden savcılar hedef alınarak hukuk bir silah olarak kullanılmıştı, Türkiye’de ise anayasa ilkelerini hiçe sayan mahkeme kararlarıyla siyaset sahnesi yeniden dizayn edildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Masadaki Büyük Hesap</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu siyasi mühendisliğin arkasındaki asıl amaç, sadece parti içi bir koltuk değişimi değil. Uluslararası ekonomi ve siyaset basınının (Bloomberg ve Soufan Center, Haziran 2026) dikkat çektiği üzere: Önümüzdeki günlerde Meclis&#8217;e getirilmesi planlanan anayasa değişikliği için iktidar bloğuna gereken 35 ek oy, tam da bu mahkeme kararıyla koltuğuna dönen Kılıçdaroğlu’nun yanındaki 27 milletvekili ve çevresinden rahatlıkla sağlanabilir. Hedef muhalefeti tamamen yok etmek değil; onu iktidarın ömrünü uzatacak bir aparata dönüştürmektir&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Gözleri Açık Tutma Zamanı</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçmişte maruz kaldığımız hain FETÖ kumpaslarının o karanlık hücrelerinde geçen yılların, verilen o 12 idamlık hukuk mücadelemin ve çatışma bölgelerinde geçirdiğim otuz yılı yan yana koyduğumda bana ömrümün öğrettiği tek bir şey var: En büyük tehlikeler, kitlelerin “bize kadar uzanmaz” dediği o koyu ve sessiz anlarda gelir&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Black Cube ve türevleri kurşun sıkmıyor, bomba patlatmıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat doğru bütçe ve doğru hedefle, kitlelerin iradesini çalabiliyor, başbakanları dinleyebiliyor, gazetecileri susturabiliyor ve yargıyı diz çöktürebiliyor. Küresel güç dengeleri ve devlet korumaları, bu yapıların hesap vermesini neredeyse imkânsız kılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir savaş fotoğrafçısının ve gazetecinin tek bir misyonu vardır: Perde arkasında dönen oyunu, henüz kimse fark etmemişken olduğu gibi kadraja almak ve tarihe not düşmek. Görünmez silahlar, ancak sizi vurana kadar görünmez kalır. Bu yazı, o kurşun bizi vurmadan önce, gözlerinizi açık tutmanız için yazıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAYNAKÇA:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Uluslararası Basın:</em></strong> Reuters · Bloomberg (2 Haziran 2026) · Foreign Policy (28 Mayıs 2026) · Soufan Center (3 Haziran 2026) · The New Yorker (Ronan Farrow) · The Guardian / The Observer · Politico · NPR · Times of Israel · Euronews.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Resmi Belgeler ve Raporlar:</em></strong> İspanya Ulusal Mahkemesi Gerekçeli Kararları · ABD Kongresi Resmi İstihbarat Soruşturması Tutanakları · AB Parlamentosu Pegasus ve Predator Araştırma Raporu · Institude Turkey Haftalık Bülteni (25 Mayıs 2026).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Literatür:</em></strong> Barry Meier, Spooked: The Secret Rise of Private Spies (2021) · LinkedIn / Cyberwarcon Siber Güvenlik Konferansı Verileri.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Önemli Yasal Not:</em></strong> Black Cube şirketi tüm bu operasyonel iddiaları reddetmiş veya yanıtsız bırakmıştır. İsrail devleti uluslararası mahkemelerin hukuki yardım taleplerine yanıt vermemiştir. Bu makaledeki tüm veriler açık kaynaklardan ve resmi mahkeme kayıtlarından derlenmiş olup Türkiye&#8217;ye yönelik doğrudan bir Black Cube operasyonuna dair belgelenmiş bir kanıt bulunmadığı metin içinde açıkça belirtilmiştir. Sadece metodolojik bir karşılaştırma yapılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Özoğlu</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaş Fotoğrafçısı</p>



<p class="wp-block-paragraph">14 Haziran 2026</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1509</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Ad Astra Per Aspera&#8221;</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/06/05/ad-astra-per-aspera/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 11:56:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[abdurrauf fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[ad astra per aspera]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet telli]]></category>
		<category><![CDATA[ali özoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[anton çehov]]></category>
		<category><![CDATA[battal mehetoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[maksim gorki]]></category>
		<category><![CDATA[nazım hikmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1505</guid>

					<description><![CDATA[“Ad Astra Per Aspera&#8230;” “Karanlığın içinden yıldızlara doğru&#8230;” Aleksey Maksimoviç Peşkov, 5 yaşındayken babasını kaybetti. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>“Ad Astra Per Aspera&#8230;”</strong></p>



<p class="has-text-align-right wp-block-paragraph"><em>“Karanlığın içinden yıldızlara doğru&#8230;”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aleksey Maksimoviç Peşkov, 5 yaşındayken babasını kaybetti. Annesi yeniden evlenince babasızlığın zorluğu arttı. 11 yaşındayken annesini de kaybetti. Zaten sekiz yaşından beri çalışıyordu, sadece birkaç ay okula gidebilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Limanda ve fırında işçi, gemide bulaşıkçı olarak çalıştı. Gemide bulaşık yıkadığı günlerde okuma merakına kapıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">19 yaşındayken ölmek istedi. Silahı kalbine dayadı, yine talihsizdi. Kurşun, kalbine gelmedi ama akciğerlerine hasar verdi. Böylece hayatı boyunca çekeceği yeni bir acı daha eklendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çocukken babaannesinin anlattığı masallar, ona ilk zamanlar fark etmediği bir kalem yeteneği kazandırmıştı. Büyük bir yazar, büyük bir fikir adamı oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisine yakışan takma ad, Rusçada “acı” anlamına gelen “Gorki”ydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Maksim Gorki karanlığın içinden yıldızlara doğru yükseldiğinde yıl 1936’ydı. Ölümü, kalp ve akciğer yetmezliği olarak kayıtlara geçti. 1938 yılında Buharin, Moskova Duruşmaları sırasında Gorki’nin NKVD ajanları tarafından öldürüldüğünü iddia etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anton Çehov, hayatı boyunca Verem hastalığıyla boğuştu. Savaşı bıraktığında henüz 44 yaşındaydı. Büyük maddi zorluklar içinde yetişti, buna karşın mücadeleyi bırakmadı ve geride birçok eser bıraktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çehov’un meşhur “Martı” oyunun hikâyesi ilginçtir. Oyun ilk St. Petersburg Alexandrinsky Tiyatrosu’nda sergilendi. Yeniliklerle dolu olan oyunun metnini rejisöründen oyuncusuna kadar kimsenin anlamadığı söylenir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geleneksel oyunlardan hoşlanan seyirci, oyunu hiç anlamadı ve salonda ıslık sesleri, protesto alkışları yükseldi. Nina rolünü oynayan Vera o kadar korktu ki sesini kaybetti. Çehov, utancından son iki sahneyi izleyemeyerek kulise gitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neyse ki Tiyatrocu Vladimir Danchenko oyunu çok beğendi, Yönetmen Konstantin Stanislavski’ye gönderdi. Stanislavski oyunun hakkını verdi, oyun bu kez büyük ses getirdi. Öyle ki oyunun sergilendiği Moskova Sanat Tiyatrosu’nun amblemi “martı” oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çehov da karanlığın içine itilmiş ama yıldızlara yükselmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İdeolojisi ne olursa olsun hemen her büyük insan mutlaka dikenli yolları görmüştür. Bu dikenler bazen yoksulluk, bazen anlaşılamamak, bazen dışlanmak, bazen kıskanılmak, bazen değersizleştirilmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mesele yıldızlara uzanan yolculuğa devam edebilmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir tarlada karga kovalayan çocuk, bir vatandan düşmanları kovalayan Mustafa Kemal olmuştur. Kıskanıldı, anlaşılmadı, ihanete uğradı ama yıldızlara yükselip Türkiye’yi ebediyen aydınlatacak bir güneş oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Annesi Zübeyde Hanım da önce eşini, sonra birçok çocuğunu kaybeden bir Türk kadınıydı. Karanlığın içinden yıldızlara doğru yükseldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Abdurrauf Fıtrat, Türkistanlı bir aydındı. İstanbul’da dilim karpuz satıyor, yazdıklarıyla Türkistan’ı ayağa kaldırıyordu. Bir gün evinden aldılar, sonra yıllarca haber alınamadı. Ta ki Sovyetler yıldızlarla barışmak isteyene kadar, infaz edildiğini bilemedik.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıldız Teknik Üniversitesi’nin bir yıldızı, Battal Mehetoğlu, 14 Ağustos 1922’de öldürüldüğünde 22 yaşındaydı. Mehetoğlu’nun babası at arabacısıydı. Önce bir gözünü, sonra hayatını kaybetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Battal’ın anası İnsaf ana, “gece çamaşırcısı” idi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oğlunun cenazesinde, “Vay ki oğlumun emeğini elime verdiler!” diye feryat ediyor ve şöyle diyordu: “Gece hasır ördük, gündüz sattık. Damımı 10 bin liraya ipotek ettim ki Battal okuya, bizi de kurtara! Ben yürekli bir Battal yetiştirmiştim. Vatanı kurtaracak, ekmek parası kazanacak. Hani ya Battal’ın katili?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsaf ana, oğlunun acısına 6 yıl dayanabildi. Karanlığın efendilerine lanet okuyup yenip yıldızlara yükseldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karanlık, adam seçmez. Sadece boğmak için vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nazım Hikmet Ran, Bursa Cezaevi’nde hem dayak yiyor hem de psikolojik işkenceye maruz kalıyordu. Aynı Nazım Hikmet, bu cezaevinde marangozluğa başladı. Dayak yiyor, psikolojik işkence görüyor, Piraye’ye ceviz ağacından çanta yapıyor, “Memleketimden İnsan Manzaraları&#8221;nı, “Ferhat ile Şirin”i yazıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şair Ahmet Telli, “sakıncalı yazar” olarak 12 Eylül 1980 Darbesi’nden sonra tutuklandı. Karakola giderken çakmakla bıyıklarını yaktılar, sürekli olarak sopalarla dövdüler. Öğretmenlikten ihraç ettiler ama Telli’nin birçok dizesi yıldızlara yükseliyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir tufan olurum sustuğun her yerde.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hüseyin Nihal Atsız, tabutluklara kapatıldı. Tabutluk dile kolay, bedene zordur. En fazla 40 cm genişliğinde, 50 cm uzunluğundadır. Ne kadar ilginçtir ki tabutluklar, her görüşten insanı buluşturan bir yerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Atsız, sürgünlerle ve hapislerle geçen hayatı sona erip yıldızlara ulaşırken arkasında çok sayıda eser bıraktı. Şöyle diyordu:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Gidiyorum gönlümde acısı yanıkların&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve günümüz&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ergenekon kumpaslarında 6 yılını cezaevinde savaşarak geçiren Ali Özoğlu, onca iftirayla ve psikolojik baskıyla mücadele ederken bir yandan ebru sanatıyla uğraşıyor; resim çiziyor, şiirler ve yazılar yazıyor, kitap okuyor, mahkemeye çıkınca FETÖ’cü hâkim ve savcılara kumpasları dar ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şöyle diyordu Özoğlu, cezaevinden çıktığı gün:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Hayatımı 6 yıl boyunca haram ettiler bana, sevdiklerime. Bugün helalleşme günüdür, o haramı helal edeceğiz mutlaka.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte böyle&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün bilhassa sosyal medyadan umutsuzluk saçanlar, kanaat önderi pozlarına girip sadece karanlığı yüceltenler bilsinler ki yıldızlara giden bütün yollar dikenlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıldız, barış demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O yüzdendir ki ona ulaşmak isteyenler daima savaşmak zorundadırlar. Bu da sonuna kadar dik duruş gerektirir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Sen donanımlısın, okudun, şunu yaptın, bunu yaptın ama az para kazanıyorsun veya işsizsin” diyenlerin fısıltıları, yoldan döndürmeye çalışan şeytanların fısıltısı gibidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıldızlara giden yolda herkes kendi merdivenini kendi inşa eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşarken övgü için yaşayana öldüğü zaman çok söverler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve aynı acıları, aynı sıkıntıları, aynı zorlukları yaşayanlar nerede olurlarsa olsunlar birbirlerini anlarlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Despotluğa, karanlığın efendilerine göstereceğimiz direnci yine onların karanlığına karşı savaşımız besleyecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, ebedi bir savaştır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1505</post-id>	</item>
		<item>
		<title>La Grande Aquila&#8217;nın İradesi</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/05/29/la-grande-aquilanin-iradesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2026 10:24:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[doğu roma]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[la grande aquila]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1501</guid>

					<description><![CDATA[La Grande Aquila’nın İradesi Batılıların “Grande Aquila” ve “Grand Turco” olarak andığı II. Mehmet, 3 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>La Grande Aquila’nın İradesi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Batılıların “Grande Aquila” ve “Grand Turco” olarak andığı II. Mehmet, 3 Mayıs 1481’de Hünkar Çayırı denen yerde ansızın öldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihteki en enteresan hastalık “ansızın öldü” olsa gerektir. Osmanoğullarında bolca bulunur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük Fatih’in son seferinin nereye olacağı belli değildir. Kimine göre Roma’ya yürüyecekti ancak Anadolu’ya geçişi soru işaretidir. Kimine göre Anadolu’ya geçişi Memlükler içindir ancak bunun da kanıtı yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç itibariyle -birkaç hastalığına rağmen- tarihi kaynaklar ele alındığında birçok araştırmacı için II. Mehmet’in zehirlendiği kesindir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Venedik elçisi, Venedik’e o meşhur cümleyi yazdı: “La Grande Aquila ê morta!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Büyük Kartal öldü!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">II. Mehmet, bilindiği üzere iki defa tahta geçti. Romantik kaynakların aksine her ikisinde de tahtta olmayı istiyordu çünkü Osmanlı saltanatında bir gerçek vardır: Padişah, tahtını korumak zorundadır; şehzade, tahta geçmek zorundadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başarısızlığın bedeli ise çoğu zaman “ansızın öldü”dür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">II. Mehmet, Varna Savaşı’ndan iki yıl sonra bir yeniçeri isyanıyla tahttan indirildi. II. Murat, Varna’dan iki yıl sonra tahta geçebildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük dahilerin hayatta kalabilmeleri için büyük irade sahibi olmaları gerekir. Mehmet’in bir şansı da vardı ki iki ağabeyi kendinden önce ölmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mehmet’e bir başarı lazımdı, İstanbul’u hedefe koydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Lucas Notaras’ın fetihten sonra II. Mehmet’e anlattıklarına göre Doğu Roma’dan rüşvet yiyen Çandarlı Halil Paşa, başından itibaren fethe karşıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konstantinopol onun ve babasının başından beri ekmek kapısıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fetret Devri’nde Musa Çelebi’nin yanında yer alan Çandarlı İbrahim, şehzadenin emriyle haraç istemeye gittiği Konstantinopol’de Doğu Roma’nın müttefiki Mehmet Çelebi’nin tarafına geçmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fetihçi bir anlayışa sahip olan Musa Çelebi, birbiri ardınca kendisini satan adamlarının ihanetiyle taht mücadelesini kaybetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi ise oğlu Çandarlı Halil’in bunu devam ettirmiş olduğu açıktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstanbul’un fethi, ordunun kahramanlığından ziyade II. Mehmet’in kırılmaz iradesinin eseridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çandarlı Halil güçlü bir fraksiyonun başında olmasına, kuşatma boyunca II. Mehmet’e direnmesine rağmen başarılı olamadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türklere karşı birçok başarı elde eden Yanoş Hünyadi’nin İstanbul’u kurtarmaya geldiği söylentisini yayanlara karşı orduyu harekete geçirmeyi başaran yine II. Mehmet’in aklı iradesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlk nutkunda atalarını anan, milliyetçi denilebilecek bir söylemle orduyu teşvik eden Mehmet; orduyu harekete geçirebilmek için ikinci nutkunda ganimet ve bakire kızlar vadediyordu. Üstüne bir de Eyüp Sultan’ı rüyasında görerek kabrini buluveriyor, fetih yanlısı Akşemseddin’le ordunun manevi gücünü artırıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük adamların irade ve aklı, gerektiğinde ölüyü diriltir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">II. Mehmet, çok sevdiği İstanbul’un üç gün boyunca yağmalanmasına müsaade etmek zorunda kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yağma olmayınca cihat olmuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tanınmaz hâle gelen İstanbul’u, Latin vahşetinden önceki görkemli günlerine kavuşturmasını sağlayan da yine Mehmet’in iradesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sultan Mehmet ne yaptığını biliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İmparatorluğu gayet bilinçli şekilde kurdu. Roma söylemi de Truva söylemi de çok zekiceydi. Batı’yı önemsiyor, oradaki yeniliklere ve kültüre ilgisiz kalmıyor ama Truva üstünden Asyalı bilinci oluşturuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hristiyan dünyasında dinsiz sayılan yazarları dahi sarayına almaktan ve okumaktan çekinmiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Miskin tekkelerin elinde bulunan toprakları alıp kamulaştırdı. Her birini tımar olarak vererek işlemesini sağladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tekkeleri, tarikatları üzdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fetihten fetihe koşuyor, savaşmaktan asla hoşlanmayan yeniçerileri her fırsatta hizaya getiriyordu. Boğdan’da yenilirken bile atını sürüp ön saflara ilerlemekten çekinmiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğulu bir sultanın saraya heykel ve resim sokması, birçok kafaların kesilmesi demektir. Merhametli olmasına karşın birçok kelleyi de uçurmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ölümünden sonra ise bir karşı devrim gerçekleşmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha şehzadeliğinden itibaren içkiye düşkünlüğüyle bilinen ve bir taraftan da aşırı dindar olan II. Beyazid, babasının ani ölümünden sonra karşı devrim yaptı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heykelleri, resimleri saraydan attırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Matematikçi ve Şair Molla Lütfi’yi dinden çıktığı iftiralarını bahane ederek astırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tekkelerden, tarikatlardan alınan toprakları aynen iade ettirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sarayındaki Batılı isimlere babası hakkında “müstebit” ve “dinsiz” dediği söyleniyor ki yaptıklarına bakılırsa bunları söylemesine gerek yok.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türklerin düşmana karşı cesareti bilinir. Büyük Türk olmanın yolu, içeriye karşı irade göstermektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstanbul’un fethine inanmayanlara karşı II. Mehmet, Milli Mücadele’ye inanmayanlara karşı Mustafa Kemal; irade ve akıllarıyla hem kurmuş hem de kurtarmışlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu vatana hizmet etmek isteyenler, her durumda irade sahibi olmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İradesi olmayan lider, oyuncak liderdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İradesi olmayan lider, kukla liderdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İradesi olmayan lider, ancak ve ancak zavallı liderdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İradesizlikten meşruiyet doğmuyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1501</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Paralı Asker I: Catalan Company</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/05/26/parali-asker-i-catalan-company/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 12:11:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[çapulcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[despot]]></category>
		<category><![CDATA[taht]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1498</guid>

					<description><![CDATA[Paralı Asker I: Catalan Company Aragon Krallığı ile Anjou Hanedanı arasındaki savaş bittiğinde yıl 1302’ydi. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Paralı Asker I: Catalan Company</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aragon Krallığı ile Anjou Hanedanı arasındaki savaş bittiğinde yıl 1302’ydi. İspanya Kralı Ferdinand Dragon, savaş boyunca yararlandığı paralı asker şirketinden kurtulmak istiyordu. Şirketin kurucusu eski bir Tapınak Şövalyesi olan Roger de Flor’du.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaş bitince işsiz kalan Flor, Doğu Roma İmparatoru ile görüşerek kendine yeni bir iş bulmuştu: Konstantinopol’ü korumak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kral Ferdinand Dragon, Flor’un yeni ekmek kapısı bulduğunu duyunca çok memnun oldu. 39 gemiyi emrine vererek Flor’u Anadolu topraklarına yolladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eski haydutlardan, yağmacılardan, fedailerden oluşan “Catalan Company”; Anadolu topraklarına geldiği zaman Aydınoğlu, Menteşe, Karesioğlu, Germiyanoğlu ve Karamanoğlu Beyliklerine karşı başarılı savaşlar verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konstantinopol’ü korumak için gelen Flor’un paralı asker şirketi, Anadolu’yu Toroslara kadar yağmalıyor ve sadece Türklere değil Greklere de zarar veriyordu. Flor’un vahşete dayalı serveti artarken giderek bağımsız hareket ettiğini gören İmparator, çareyi onu zehirletmekte buldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Flor’un ölümü akan kanı durdurmadı. Öfkelenen Katalan savaşçılar Edirne ve İstanbul arasında yağmalanmadık yer bırakmadılar. Geçtikleri her yerden geriye kan ve gözyaşı bıraktılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Edirne’deki bu paralı asker ordusuna karşı harekete geçen IX. Mihail, sayıca üstün olmasına rağmen yenildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1311 yılına gelindiğinde “Catalan Company”, Frank asıllı bir idarecinin yönettiği Atina Dükalığını fethetti. 70 yılı aşkın bir süre burada egemenlik kuran paralı askerler, bir başka paralı asker grubu olan Navarra Şirketine kaybettiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düzeni tesis etmek için başıbozuklara koşturacak kadar acizleşen idareciler, hem kendi saltanatlarının çöküşünü hızlandırdılar hem de olan masum insanlara oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir çapulcu için “taht”, yağmanın sürekliliğine dair bir rehinden başka bir şey değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eteğinde vahşetle gezen hükümdarsa kendine ve halkına kandan, esaretten başka ne sunabilir ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve kendi ülkesine çapulcu ayağı sokanda, kendi ülkesini yağmalatanda namus olur mu?</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1498</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
