<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Demir Yolcu</title>
	<atom:link href="https://demiryolculuk.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<description> Dünyayı elinde tutan, onu anlayış ile tuttu; halka hükmeden, bu işi bilgi ile yaptı. (Kutadgu Bilig)</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Jul 2026 17:58:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://demiryolculuk.com/wp-content/uploads/2024/03/cropped-LOGOSp-1-32x32.png</url>
	<title>Demir Yolcu</title>
	<link>https://demiryolculuk.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">203450429</site>	<item>
		<title>Bir Karaoke Hikâyesi: Yaşamak, İlerlemektir!</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/07/05/bir-karaoke-hikayesi-yasamak-ilerlemektir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2026 17:56:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[tengri]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1517</guid>

					<description><![CDATA[Bir Karaoke Hikâyesi: Yaşamak, İlerlemektir! “Ölüm yaşlılıkta değil yaşanmamışlıkta başlar.” Seneca 35. yaşıma girmek üzereyim. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bir Karaoke Hikâyesi: Yaşamak, İlerlemektir!</strong></p>



<p class="has-text-align-right wp-block-paragraph"><em>“Ölüm yaşlılıkta değil yaşanmamışlıkta başlar.”</em></p>



<p class="has-text-align-right wp-block-paragraph"><em>Seneca</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">35. yaşıma girmek üzereyim. Sadece bir haftalık bir tatilde şunu anladım: “Memento mori” (öleceğini hatırla) sözü, bizde başka Batılı refah toplumlarında başka anlaşılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu söz adeta keskin bir çizgidir. Çizginin bir tarafında yaşam sevgisi, bir tarafında ölümden sonraki sonsuz yaşam inancı var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zamanı ileri doğru akan somut bir çizgi şeklinde düşünelim. Yaşamayı bırakanın, olduğu yerde sabit kalamayacağı kesindir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyleyse yaşamak ilerlemek, yaşamayı bırakmaksa gerilemektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ölümden sonraki yaşama ve onun sonsuzluğuna dair inanç, bir kereliğine verilmiş olan yaşamı elinin tersiyle itmeyi beraberinde getirebiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun içindir ki dini en uçlarda yaşayanlara gerici diyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Marmaris’te bir karaoke gecesi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geceye katılanlar Türk, İngiliz, Rus, Alman&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Turistler şarkı söylemek üzere ardı ardına sahneye çıkıyor. Şarkıcı olmadıkları belli ama özgürler, öz güvenliler, sahneyi bir şarkıcı gibi performans göstererek dolduruyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bizlerin aklında ise Türklerin henüz sahneye çıkmadığına dair rahatsız edici bir düşünce var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Derken iki Türk kızı sahneye çıkıyor. Özellikle ikincisi -üstelik İngilizce- öyle bir şarkı söylüyor ki gece boyunca ayakta alkışlanan tek performans oluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha başka Türkler de sahneye çıkıyor. Karaokede kötü şarkı söylemek de eğlenceye dahildir ama pek çoğu utanarak, yerinde sallanarak şarkı söylüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">En iyi performansı gösteren Türk, yüksek promil alkollü bir abimiz. İki kolunu yana açıyor, şarkısını söylüyor, tamamlamadan oturuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1- Başarılı sahne performansını ortaya koyan öz güvenli turistler, yaşamayı ve özgürlüğü keşfetmiş Batı ilerlemesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2- Geride kalmaktan rahatsız olan Türkler, biraz Tanzimat’tır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">3- Utandığı için dans edemeden, sallanarak şarkı söyleyen Türklerin aklımıza getirdiği; bizim birbirimize olan hasetimizdir. Eğlenen insanı görünce ölümü ve cehennemi hatırlatan gericilerimizdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">4- Ayakta alkışlanan tek Türk kızı, Mustafa Kemal’in Türk milletindeki uygarlık cevherine olan inancı ve güvenidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">5- Yüksek promil alkollü abimiz, bastırılmış duygularımız ve biraz alkol yardımıyla dünyaya kafa tutuşumuzdur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve ilerlemek, yaşadığının ispatıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlerleyebilmenin temeli, yaşamanın kıymetini bilmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşamak kaç yıl olursa olsun, kısadır ve biriciktir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısa ve biricik yaşamda birbirimizi kırmamak gerekir. Hasetliği, kıskançlığı bırakmak gerekir. İnsanı sevmek, yaşamanın tadına varmaktır. Hayvanları, çiçekleri, nehirleri sevmek; yaşamayı sevmek demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Memento mori.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir bu kadar daha varsa yolun yarısından sevgilerle.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1517</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sözcü TV Röportajının Ardındaki Tiyatro: CHP&#8217;ye Butlan Füzesi</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/06/22/sozcu-tv-roportajinin-ardindaki-tiyatro-chpye-butlan-fuzesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2026 23:46:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[akın gürlek]]></category>
		<category><![CDATA[aslı kurtuluş mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[barış terkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[genel başkan]]></category>
		<category><![CDATA[kemal kılıçdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[mutlak butlan]]></category>
		<category><![CDATA[sözcü tv]]></category>
		<category><![CDATA[yargı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1513</guid>

					<description><![CDATA[SÖZCÜ TV RÖPORTAJININ ARDINDAKİ TİYATRO: CHP’YE BUTLAN FÜZESİ Sözcü TV ekranlarında gerçekleşen o malum canlı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>SÖZCÜ TV RÖPORTAJININ ARDINDAKİ TİYATRO:</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>CHP’YE BUTLAN FÜZESİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sözcü TV ekranlarında gerçekleşen o malum canlı yayın seansını izlerken PR stratejilerinin makyajlı perdelerini yırtıp atıyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geriye tek bir çıplak, buz gibi gerçek kaldı: Karşımızda “partiyi kirlilikten kurtarmaya gelen bir kahraman” falan yok. Meşruiyetini sandıkta kaybetmiş, iktidar güdümlü yargının ürettiği bir “butlan” kararına sığınarak kurucu koltuğa tünemiş, siyasi ömrünü uzatmak için son kozlarını oynayan, köşeye sıkışmış bir aktör var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aylardır meydanda, sokakta bizzat halkın içinden bakan ve KILIÇDAROĞLU’nu yakından tanıyan bir göz olarak o gece Sözcü TV’deki röportajı en gerçekçi haliyle masaya yatırıyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte o “Ofansif Defans” taktiklerinin arkasındaki gerçekler ve bu yeni hamlenin, Genel Başkan Özgür Özel liderliğinde onlarca yıl sonra birinci parti olan CHP’nin yakaladığı o muazzam ivmeyi içeriden yıkma çabası.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Akın Gürlek Çelişkisi ve “Kötünün İyisi” Tuzağı</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Açık konuşalım: Bu Bay Kemal o koltuğa nasıl oturdu?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cevap net: Seçimle değil, tabanın iradesiyle değil; saray eksenli olduğunu defalarca söylediği bir mahkemenin verdiği usul kararıyla.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllarca meydanlarda “Yargı siyasallaştı, Akın Gürlek iktidarın aparatıdır, adalet can çekişiyor” diye bağıran kurumsal hafıza bizzat Bay Kemal’in kendisi değil miydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün ise aynı mekanizmanın ürettiği karara “Hukukun gereği, uymak zorundayım” diyerek sığınıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zekeriya Öz Paraleli: Dün FETÖ yargısının, Zekeriya Özlerin kumpas kararlarına haklı olarak “gayrimeşru” diyen ve Akın Gürlek’e günümüz Zekeriya Öz’ü diyen zihniyet, bugün kendi koltuğunu korumak için bugünün siyasallaşmış yargısını referans alıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanın aklına o yıkıcı soru geliyor: Eğer bu sistem gayrimeşruysa, seni getiren karar nasıl meşru oluyor?</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ben Olmasam Daha Kötü Olurdu” Sığınağı: Savunmasının merkezine koyduğu “Ben gelmeseydim partiye kaymakam (kayyum) atanacaktı” tezi, tam bir acizlik beyanıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yani diyor ki: “Ben en iyi seçenek değilim, en kötüyü engelleyen kişiyim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu mantıkla siyaset yapılır mı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplum bu söyleme inanmaz, arkasından gitmez; bunun tasarlanmış bir proje olduğuna inanır!</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Kurtarıcı Rolü ve Ekranda Patlayan Çelişkiler</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekranda izlediğim figür, ağır bir “kurtarıcı” saplantısı ve narsistik bir yarılma içindeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adam aynı anda üç çelişkili rolü birden oynamaya çalışıyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hem “Mahkeme karar verdi, uymak mecburiyetindeyim” diyerek pasif kurban oluyor hem “Partiyi bu bataktan ben çıkaracağım” diyerek Kahraman oluyor hem de “Rüşvetçileri temizleyeceğim” diyerek arındırıcı rolüne soyunuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kusura bakma ama bu üçü aynı anda hayatın olağan akışına aykırıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ucuz tiyatro, seçmenin ve Türk halkının zekasına hakarettir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mecbur olan kişi kurtarıcı olamaz, kurtarıcı olan kişi de kurallara mahkûm değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sorumluluğu üzerinden atmak için kurbanı oynayıp gücü elinde tutmak için kurtarıcı taklidi yapmak, bu milletin gözünde inandırıcılık krizinden başka bir şey üretmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gazeteciler (Barış Terkoğlu ve Aslı Kurtuluş Mutlu) halkın %90&#8217;ının bu geri dönüş yöntemini onaylamadığını anketlerle yüzüne vurduğunda ise doğrudan üste çıkma taktiğini devreye soktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Suçluyu medya ilan edip koca bir halkı da “manipüle edilmiş trol, gerçeği göremeyen bir yığın” yerine koydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gazetecilere “Siz gidin o genel başkan yardımcılarını sorgulayın, beni niye sorguluyorsunuz?” diye fırça atması, köşeye sıkışan bürokratın hedef saptırma kurnazlığıdır, başka bir şey değil&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>“Arınma” Maskesi Altında Çiğnenen Kadim Yol</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağzına doladığı o “arınma” kelimesi, aslında masum bir temizlik hareketi falan değil; kendisine biat etmeyen öz evlatlarını tasfiye etmenin ahlaki kılıfıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu söylem, bu toprakların, bizzat kendisinin de ait olduğu o kadim coğrafyanın ahlaki kodlarıyla taban tabana zıttır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk milleti için bir kural vardır: “Yol cümleden uludur.” Yani hiçbir şahsi hırs, hiçbir koltuk sevdası, o büyük bütünlüğün, ortak inancın önüne geçemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kurultay salonunda delege iradesiyle kaybettiğin meşruiyeti, devletin siyasallaştı / ceberrut dediğin yargı koridorlarından devşirdiğin sahte bir güçle geri almaya çalışmak, o inanç hafızasında tam bir “düşkünlük” (yoldan sapma, rızasızlık) hikayesidir&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dahası, kurultayda para dağıtıldığını iddia eden rüşvet itirafçısını sırf kendisine biat ettiği için el üstünde tutup oğlunu A takımına alırken suçu kanıtlanmamış muhalif isimleri tek kalemde “kirli” ilan etmek, yılların “Adaletli Kemal” imajının sahadaki feci iflasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisi daha bu çelişkiden aklanmamışken başkasını yargılamaya kalkması, “Önce kendi nefsini pak eyle” ilkesinin ayaklar altına alınması değil de nedir?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Büyük Umudun Katledilişi</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İşin en acı verici, en affedilmez tarafı ne biliyor musunuz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu “butlan” hamlesinin partinin geleceğinde yarattığı o devasa enkaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">CHP, baraj altında kaldığı o karanlık yıllardan sonra, ilk kez yerel seçimlerde muazzam bir dip dalgası yakalamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş gibi aktörlerin sahadaki devasa rüzgarıyla birinci parti konumuna yükselmişti. Millet ilk defa bir umut ışığı görmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte mahkeme kapısından çıkan bu zihniyet, o büyük yükselişi güdümlü bir füzeyle vurdu:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bay Kemal kendisini hâlâ seçimi kaybetmiş bir lider olarak görmüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ben içeride tasfiye edildim ama bak haklılığım ortaya çıktı” diyerek kendini acındırma ve pazarlama derdinde.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden vizyon değil, muhasebe konuşuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Röportajın %80’i geçmişi aklama çabası.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yerel seçimlerdeki o kolektif başarıyı, belediye başkanlarının yarattığı rüzgarı tek başına kendi hanesine yazma uyanıklığı, o büyük toplumsal ittifakı içeriden çökertme hamlesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsmail Cem referansıyla süslediği “Osmanlı coğrafyasında büyümeliyiz, Libya anlaşması değerlidir” çıkışı, ilk bakışta bir dış politika yorumu gibi görünse de aslında tamamen delege yapısını kendi lehine değiştirmek adına 4-5 ay zaman kazanmaya çalışmak için iç siyasi meşruiyet devşirme ve iktidar aklına selam durma hamlesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu söylem, kendisini o koltuğa oturtan yargı mekanizmasının arkasındaki statükoya, yani iktidara verilmiş bir “uyum” mesajıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Bu İhanetin Sonucu Nedir?</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplumun iktidara karşı biriktirdiği öfke ve değişim arzusu, CHP&#8217;yi birinci parti yaparak somut bir umuda dönüşmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıçdaroğlu’nun mahkeme koridorlarında başlattığı bu iç savaş, CHP&#8217;nin yönünü iktidardan ayırıp kendi içine çevirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hedef tahtasında artık saray değil, mevcut CHP yönetimi ve belediyeleri var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durum iktidarın ekmeğine yağ sürmekten başka neye yarar?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bay Kemal bugün CHP’nin geleceğini değil, tasfiye edilmiş bürokratik elitlerin koltuk sevdasını ve partinin geçmişteki yenilgi hafızasını temsil ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplumun önüne yeni bir Türkiye vizyonu koymak yerine, eski dosyaları ve parti içi intikam senaryolarını uygulamaya koyan bu zihniyet, partiyi yeniden seçim barajı altında konforlu ama iktidarsız bir karanlığa hapsetmeye çalışıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Sözün Özü: Yol Bitti, Maske Düştü</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir savaş fotoğrafçısı olarak en tarafsız gözle baktığımda o an, maske tamamen düştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">78 yaşında “Ben eşimle, çocuklarımla huzur içinde yaşamak istiyorum” dedikten hemen sonra o koltuğa yargı marifetiyle yapışan figür, demokrat bir dede falan değildir&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karşımızda, sırf “Ben haklıydım” diyebilmek ve tarih önünde şahsi bir aklanma yaşayabilmek uğruna, onlarca yıldan sonra ilk kez yakalanmış olan o tarihsel “birinci parti” meşruiyetini ve bu milletin geleceğini canlı yayında ateşe vermeyi göze almış hırslı bir bürokrat durmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bay Kemal, Ankara&#8217;daki soğuk bir genel merkez koltuğu için, bu toprakların vicdanındaki o büyük tarihsel “yol”u kurban etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sözcü TV ekranında gördüğüm çıplak gerçek tam olarak budur&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali ÖZOĞLU</p>



<p class="wp-block-paragraph">22 Haziran 2026</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1513</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sisin İçindeki Namlu: Gizli Savaşların Şifresi</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/06/14/sisin-icindeki-namlu-gizli-savaslarin-sifresi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2026 17:55:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[black cube intelligence]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[epstein]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[kemal kılıçdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[mutlak butlan]]></category>
		<category><![CDATA[özgür özel]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[slovenya]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1509</guid>

					<description><![CDATA[SİSİN İÇİNDEKİ NAMLU: GİZLİ SAVAŞLARIN ŞİFRESİ Havayı yırtan bir bombanın çıkardığı o sağır edici uğultuyu, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>SİSİN İÇİNDEKİ NAMLU:</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>GİZLİ SAVAŞLARIN ŞİFRESİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Havayı yırtan bir bombanın çıkardığı o sağır edici uğultuyu, beton binaları saniyeler içinde toza bulayan barutun genzi yakan kokusunu, enkaz yığınlarının altından yükselen o son çaresiz çığlıkları çok iyi bilirim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaşın vahşi ama görünen bir geometrisi vardır; yıkılan bir duvarı, duran bir kalbi fotoğraflayabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat bugün insanlığı, özgürlükleri ve demokrasileri kuşatan en büyük tehdit, siperlerde ya da namlunun ucunda karşımıza çıkmıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yeni nesil cephenin kurşunu yok, tankı yok, geride bıraktığı dumanı tüten bir harabesi yok&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece karanlık bir odada klavye başına geçmiş bir gölge, sahte bir gülüşün ardına gizlenmiş bir kimlik, sessizce çalışan bir kamera ve milyonlarca dolarlık kirli el sıkışmaları var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlık ve hedef ülkenin toplumları, hiç ses çıkarmayan bir silahla vuruluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Karanlığın Kolu: Black Cube</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Her şey, sahnede maskelerin büyük bir gürültüyle düşmesi ve gazetecilik dünyasının en korunaklı kalelerinde yankılanan o sarsıcı araştırmaların yayımlanmasıyla başladı. Dünyanın en muktedir isimlerinin, kendi kirli geçmişlerini örtbas etmek ya da karşılarındaki büyük engelleri tasfiye etmek için fısıldayarak telaffuz ettiği ortak bir adres vardı: 2010 yılında Tel Aviv’de kurulan özel istihbarat örgütü Black Cube.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dış dünyaya kendisini “hukuki ihtilaflar için veri toplayan, kanunlara saygılı sıradan bir araştırma kuruluşu” maskesiyle pazarlayan bu yapının arkasında, aslında devletlerin bile erişmekte zorlandığı devasa bir kurumsal hafıza yatıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tel Aviv, Londra ve Madrid gibi finans merkezlerinde üslenmiş olan şirketin 340’tan fazla uzmanının çok büyük bir kısmı, İsrail gizli servisleri MOSSAD, Shin Bet ve askeri istihbarat birimlerinin koridorlarında demlenmiş, operasyon yönetmiş emekli ajanlardan oluşuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İngiliz The Guardian gazetesinin “MOSSAD’ın özelleştirilmiş kolu” olarak nitelendirdiği bu şebeke, her ne kadar bu tanımı reddetmek için kurumsal açıklamalar yayınlasa da ortaya dökülen her yeni skandal, bu tanımın ne kadar yalın bir gerçek olduğunu yüzümüze vuruyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eski New York Times muhabiri Barry Meier’ın “Spooked” adlı başyapıtında altını çizdiği o tüyler ürpertici tespit gibi: “Bu yapılar politika, iş dünyası ve hiçbir şeyden haberi olmayan sıradan insanların yaşamları üzerinde orantısız, sinsi karanlık bir tehdit uygulamaya başladı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeler ve Hainler: İlmek İlmek Dokunan 6 Küresel Kumpas</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>1. New York&#8217;ta Bir Sahte Dost: Çemberin İçine Sızan Gölgeler</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">2016 yılının sonlarıydı. New York basını, modern zamanların en büyük skandallarından birini patlatmak üzereydi ama henüz kimse fırtınanın ne kadar büyük bir enkaz bırakacağının farkında değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hollywood’un en kudretli ismi, Gangs of New York (New York Çeteleri-2002) ve Inglourious Basterds (Soysuzlar Çetesi-2009) gibi sinema tarihine damga vuran dev yapımların arkasındaki isim olan Harvey Weinstein, onlarca yıl boyunca sistematik olarak sürdürdüğü tacizlerin ve cinsel saldırıların üstünü örtmek, arkasındaki kirli izleri temizlemek için Black Cube ile el sıkıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte o an, siber dünyanın en sinsi sızma operasyonlarından biri başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şirketin kadın ajanları New York sokaklarında aniden belirdi. Kendilerini “feminist aktivist” ya da “kadın hakları savunucusu” olarak tanıtıyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ajanlardan biri, Weinstein’a karşı sesini en çok yükselten “Conan the Barbarian” (Barbar Conan) ve “Grindhouse: Planet Terror” (Dehşet Gezegeni) gibi unutulmaz filmlerin oyuncusu Rose McGowan’ın çevresine girdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Haftalar hatta aylar boyunca McGowan’ın en yakınında durdu; onun dert ortağı oldu, güvenini kazandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir diğer ajan ise haberi ilk kez dünya gündemine taşımaya hazırlanan New York Times muhabiri Jodi Kantor’u hedef aldı; onunla da aynı maskeyle temas kurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Seth Freedman” adını kullanan bir başka ajan ise muhabir kılığına bürünerek taciz mağduru kadınlarla röportajlar yaptı, bilgi topladı ve her şeyi doğrudan Weinstein’a servis etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu olaylar sıradan birer iddia değil, Black Cube’ün tüm faaliyetleri tamamen doğrulandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Skandal patlak verip Ronan Farrow’un o Pulitzer ödüllü araştırması The New Yorker&#8217;da yayımlandığında, şirketin koruyucu duvarları yıkıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam bu noktada, skandalın arkasındaki küresel elit ağının en karanlık halkası da deşifre oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şirketin danışma kurulu üyesi olan Prof. Asher Tishler, İsrail televizyonuna çıkıp tüm dünyanın gözü önünde “Kadınlara zarar verdiysek üzgünüz, bugün olsa bu işi almazdık.” diyerek bu karanlık ortaklığı açıkça itiraf etmek zorunda kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu itirafı yapan Asher Tishler, sıradan bir profesör değil; yüzyılın en büyük küresel şantaj ve fuhuş ağının mimarı olan, hapishanede şüpheli bir şekilde ölen Jeffrey Epstein’ın en yakın dostlarından ve uzun yıllar birlikte çalışmış iş ortaklarından biriydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Trump için de çalıştığı ortaya çıkan Black Cube’ün tepe yönetimindeki bu isim ile Epstein arasındaki yakın ilişki ve ortaklık bağları, şirketin sadece ticari bir istihbarat firması olmadığını, küresel güç elitlerinin kirli sırlarını koruyan sinsi bir şantaj ve koruma kalkanı olduğunu da tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Weinstein&#8217;dan alınan kanlı paralar daha sonra mağdur kuruluşlarına bağışlandı ama geride kalan güvensizlik tortusu asla silinmedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>2. Başkent Koridorlarında İtibar Suikastı</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">2017 ve 2018 yıllarında operasyonun rotası bu kez Washington D.C.’ye, yani doğrudan siyasetin kalbine döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dönemin ABD Başkanı Donald Trump’a yakın siyasi çevreler, Obama döneminde imzalanan tarihi İran nükleer anlaşmasını tamamen baltalamak istiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlaşmayı yırtıp atmak kolaydı ama bunu kamuoyuna meşrulaştırmak gerekiyordu. Bunun için yine aynı adresle iş birliği yaptılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hedefte, anlaşmanın mimarları olan üst düzey diplomatlar Ben Rhodes ve Colin Kahl vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şirket bu isimleri yıpratmak için “Shell Productions” adında uydurma bir film yapım şirketi kurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Paravan şirket kimliğiyle diplomatların ailelerine hatta Colin Kahl’ın eşine kadar ulaştılar. Sinsi e-postalarla ve sahte tekliflerle aile mahremiyetinin sınırlarını zorladılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amaç, anlaşmayı imzalayan bu bürokratların hayatlarında bir açık bulup itibar suikastı düzenlemekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nitekim Trump anlaşmadan çekildi. ABD Kongresi resmi soruşturma açıp belge talep ettiğinde ise karşılarında yine İsrail’in cevaplamadığı aşılmaz bir gizlilik duvarı buldular.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>3. Sandık Başındaki Gizli El ve Rehin Alınan İradeler</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir savaş fotoğrafçısı olarak seçim meydanlarındaki dezenformasyon kampanyalarını çok gördüm ama Macaristan’da tüm dünyanın tanık olduğu süreç, siber dünyanın bir demokrasiyi nasıl rehin alabileceğinin en net kanıtıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başbakan Viktor Orbán’ın iktidarını korumak istediği 2018 ve 2022 seçimlerinde, sahne arkasındaki ipleri yine Black Cube örgütü göğüsledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2018’de sivil toplum liderleri, lüks restoranlarda sahte kimlikli ajanlar tarafından ağırlandı. Karşılarındakinin kim olduğunu bilmeyen bu muhalif isimlerin konuşmaları gizlice kaydedildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Orbán, seçim meydanlarında bu ses kayıtlarını sallayarak “Soros’un adamları ülkemizi ele geçiriyor” propagandası yaptı ve seçimi kazandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2022’de ise oyun daha da büyüdü; Reuters ve LinkedIn&#8217;in iç soruşturmalarıyla kanıtlandığı üzere, şirket LinkedIn üzerinden sahte iş ilanları açtı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">12 muhalif gazeteci ve aktivist gizli kameralarla mülakat tuzaklarına çekilip sinsice kaydedildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu montajlı ve cımbızlanmış kayıtlar, seçimden önceki iki hafta boyunca hükümet medyasında sürekli yayımlandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlar sandığa ne izlediklerini bilmeden gitti ve buna seçim dediler!</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>4. Başbakanın Cebindeki Casus: Pegasus Kuşatması</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İspanya&#8217;da yaşananlar, bu tehdidin sadece aktivistlerle sınırlı kalmadığını, bir ülkenin ulusal güvenliğini nasıl felç edebileceğini gösterdi. 2020 ve 2021 yılları arasında İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ve Savunma Bakanı Margarita Robles&#8217;ın telefonları, hiçbir iz bırakmayan “Pegasus” casus yazılımıyla hedef alındı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İspanya Ulusal Mahkemesi belgelerine göre, Başbakanın telefonu tam 5 kez hacklendi ve içerisinden 2,5 gigabayt veri çalındı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, devletin en gizli yazışmalarının, fotoğraflarının ve stratejilerinin yabancı bir gücün eline geçmesi demekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">EU Alive dergisinin Nisan 2026 tarihli raporu, bu siber takibin Yunanistan ve Kıbrıs ayaklarıyla paralel bir stratejiyle yürütüldüğünü ortaya koydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak İspanya’da açılan dava, İsrail devletinin uluslararası hukuki talepleri ve mahkeme mektuplarını ısrarla yanıtsız bırakması nedeniyle Ocak 2026&#8217;da ikinci kez askıya alındı. Hukuk, bir devletin koruma kalkanına çarparak durdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>5. Avrupa’nın Göbeğinde Egemenlik Suikastı</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Birliği’nin tam kalbinde, Yunanistan, Kıbrıs ve Slovenya ayaklarında yürütülen siber operasyonlar, uluslararası sistemin bu yeni tehdit karşısında ne kadar aciz olduğunu gözler önüne serdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yunanistan’da ana muhalefet lideri Nikos Androulakis dahil 87 siyasetçi ve gazeteci “Predator” yazılımıyla adım adım izlendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Slovenya’da ise durum çok daha sıcaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Seçimlerden hemen önce Başbakan Robert Golob, bu yapıların ülkeye sızdığını bizzat kamuoyuna duyurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Durumu Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e yazarak, “Egemenliğimize ve demokrasimize doğrudan bir saldırı var” dedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Parlamentosu raporlar hazırladı, öneriler sundu ama günün sonunda ne oldu biliyor musunuz? Hiçbir şey.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Birliği, kendi üye ülkelerindeki bu açık egemenlik ihlallerine karşı bugüne kadar tek bir resmi yaptırım kararı bile uygulayamadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>6. Yargıyı Teslim Alma Girişimi ve Suçüstü Sahnesi</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bu operasyonlar içinde sistemin suçüstü yakalandığı ve maskesinin tamamen düştüğü tek bir yer oldu: Romanya. 2016 yılında, ülkenin en güçlü ve tavizsiz yolsuzlukla mücadele savcısı hedef tahtasına oturtuldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amaç, savcı üzerinde psikolojik baskı kurmak, onu tehdit etmek ve yürüttüğü büyük yolsuzluk dosyalarından el çektirmekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak bu kez evdeki hesap çarşıya uymadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Romanya emniyeti ve yargısı operasyonu deşifre etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savcıyı yıldırmaya çalışan bir Black Cube çalışanı Romanya’da yakalandı, mahkeme önüne çıkarıldı ve kesinleşmiş hapis cezasına çarptırıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu dava, parayı veren herkesin adaleti bir oyuncak gibi yönlendiremeyeceğinin, bu karanlık yapının da hukuka toslayabileceğinin tek somut ve cezai belgesi olarak tarihe geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Türkiye’deki Metodik Benzerlikler ve Aynı Kalıp</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Analiz Kaynakları: Reuters, Bloomberg, Foreign Policy, Soufan Center</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada büyük ve net bir şerh düşmek, gazetecilik ahlakının gereğidir: Bu istihbarat şirketinin Türkiye’de doğrudan bir operasyon yürüttüğüne dair elimde belgelenmiş bir kanıt veya dosya bulunmamaktadır. Ancak bir savaş fotoğrafçısının tecrübesi bana şunu söylüyor: Dünyanın farklı ülkelerinde sahnelenen o kirli tiyatronun yol haritası ile bugün Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmeler arasında sarsıcı bir metodolojik benzerlik var.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Siyasi Sahnenin Yeniden Tasarlanması (2023 &#8211; 2026)</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Muhalefetin Sandık Başarısı: 2023 sonunda CHP genel başkanlığına seçilen Özgür Özel liderliğindeki muhalefet, 2024 yerel seçimlerinde tarihi bir başarı elde ederek onlarca yıl sonra sandıktan birinci parti olarak çıktı. Muhalefet, yeniden seçim kazanma formülünü bulmuş gibi görünüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">En Güçlü Rakibin Elenmesi: 2028 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçiminin en güçlü potansiyel adayı olarak gösterilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 2025 yılında yargı kararıyla hapis cezası alarak oyun planının dışına itildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mahkeme Eliyle Gelen Değişim (21 Mayıs 2026): Bir Ankara mahkemesi, Özgür Özel’in seçildiği tarihi kurultayı iptal etti. Anayasa hukukçularının “hukuki dayanaktan tamamen yoksun” olarak nitelendirdiği bir kararla, partinin başına 13 yılda 13 seçim kaybetmiş olan eski lider Kemal Kılıçdaroğlu iade edildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Genel Merkezde Biber Gazı (24-30 Mayıs 2026): Mahkeme kararının ardından çevik kuvvet polisleri biber gazı kullanarak CHP Genel Merkezi’ne girdi ve seçilmiş yönetimi binadan çıkardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hemen ardından Kılıçdaroğlu, parti içi rakiplerinin araçlarını “Satılık Haram Araç” afişleriyle sergiledi; ancak o araçların kendi döneminde alındığı ortaya çıkınca büyük bir iç kaos ve itibar kaybı yaşandı. Muhalefet tamamen donduruldu ve kendi içine gömüldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Dünyadaki Kalıplar Türkiye’ye Ne Anlatıyor?</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerikan Foreign Policy dergisi (28 Mayıs 2026) bu durumu şu çarpıcı cümleyle özetledi: “Erdoğan muhalefeti kapatmak yerine çok daha zekice bir şey yaptı; onu kendi amaçları için kullanılabilir hale getirdi. Muhalefet artık parlamentoda var olacak, demokrasinin işlediğini gösterecek ama asla gerçek bir tehdit oluşturamayacak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu analiz, yukarıda anlattığımız küresel operasyonlarla birebir örtüşüyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Macaristan’da seçim kazanma potansiyeli olan aktörler sahte kimlikler ve sızdırılan gizli kayıtlarla itibarsızlaştırılmıştı; Türkiye’de ise bu durum doğrudan yargı kararları kgerekçesiyle ve polis müdahalesiyle yapıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araçlar farklı ancak muhalefeti içten felç etme yöntemi aynı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Romanya’da yolsuzlukla mücadele eden savcılar hedef alınarak hukuk bir silah olarak kullanılmıştı, Türkiye’de ise anayasa ilkelerini hiçe sayan mahkeme kararlarıyla siyaset sahnesi yeniden dizayn edildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Masadaki Büyük Hesap</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu siyasi mühendisliğin arkasındaki asıl amaç, sadece parti içi bir koltuk değişimi değil. Uluslararası ekonomi ve siyaset basınının (Bloomberg ve Soufan Center, Haziran 2026) dikkat çektiği üzere: Önümüzdeki günlerde Meclis&#8217;e getirilmesi planlanan anayasa değişikliği için iktidar bloğuna gereken 35 ek oy, tam da bu mahkeme kararıyla koltuğuna dönen Kılıçdaroğlu’nun yanındaki 27 milletvekili ve çevresinden rahatlıkla sağlanabilir. Hedef muhalefeti tamamen yok etmek değil; onu iktidarın ömrünü uzatacak bir aparata dönüştürmektir&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Gözleri Açık Tutma Zamanı</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçmişte maruz kaldığımız hain FETÖ kumpaslarının o karanlık hücrelerinde geçen yılların, verilen o 12 idamlık hukuk mücadelemin ve çatışma bölgelerinde geçirdiğim otuz yılı yan yana koyduğumda bana ömrümün öğrettiği tek bir şey var: En büyük tehlikeler, kitlelerin “bize kadar uzanmaz” dediği o koyu ve sessiz anlarda gelir&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Black Cube ve türevleri kurşun sıkmıyor, bomba patlatmıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat doğru bütçe ve doğru hedefle, kitlelerin iradesini çalabiliyor, başbakanları dinleyebiliyor, gazetecileri susturabiliyor ve yargıyı diz çöktürebiliyor. Küresel güç dengeleri ve devlet korumaları, bu yapıların hesap vermesini neredeyse imkânsız kılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir savaş fotoğrafçısının ve gazetecinin tek bir misyonu vardır: Perde arkasında dönen oyunu, henüz kimse fark etmemişken olduğu gibi kadraja almak ve tarihe not düşmek. Görünmez silahlar, ancak sizi vurana kadar görünmez kalır. Bu yazı, o kurşun bizi vurmadan önce, gözlerinizi açık tutmanız için yazıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAYNAKÇA:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Uluslararası Basın:</em></strong> Reuters · Bloomberg (2 Haziran 2026) · Foreign Policy (28 Mayıs 2026) · Soufan Center (3 Haziran 2026) · The New Yorker (Ronan Farrow) · The Guardian / The Observer · Politico · NPR · Times of Israel · Euronews.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Resmi Belgeler ve Raporlar:</em></strong> İspanya Ulusal Mahkemesi Gerekçeli Kararları · ABD Kongresi Resmi İstihbarat Soruşturması Tutanakları · AB Parlamentosu Pegasus ve Predator Araştırma Raporu · Institude Turkey Haftalık Bülteni (25 Mayıs 2026).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Literatür:</em></strong> Barry Meier, Spooked: The Secret Rise of Private Spies (2021) · LinkedIn / Cyberwarcon Siber Güvenlik Konferansı Verileri.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Önemli Yasal Not:</em></strong> Black Cube şirketi tüm bu operasyonel iddiaları reddetmiş veya yanıtsız bırakmıştır. İsrail devleti uluslararası mahkemelerin hukuki yardım taleplerine yanıt vermemiştir. Bu makaledeki tüm veriler açık kaynaklardan ve resmi mahkeme kayıtlarından derlenmiş olup Türkiye&#8217;ye yönelik doğrudan bir Black Cube operasyonuna dair belgelenmiş bir kanıt bulunmadığı metin içinde açıkça belirtilmiştir. Sadece metodolojik bir karşılaştırma yapılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Özoğlu</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaş Fotoğrafçısı</p>



<p class="wp-block-paragraph">14 Haziran 2026</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1509</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Ad Astra Per Aspera&#8221;</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/06/05/ad-astra-per-aspera/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 11:56:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[abdurrauf fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[ad astra per aspera]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet telli]]></category>
		<category><![CDATA[ali özoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[anton çehov]]></category>
		<category><![CDATA[battal mehetoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[maksim gorki]]></category>
		<category><![CDATA[nazım hikmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1505</guid>

					<description><![CDATA[“Ad Astra Per Aspera&#8230;” “Karanlığın içinden yıldızlara doğru&#8230;” Aleksey Maksimoviç Peşkov, 5 yaşındayken babasını kaybetti. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>“Ad Astra Per Aspera&#8230;”</strong></p>



<p class="has-text-align-right wp-block-paragraph"><em>“Karanlığın içinden yıldızlara doğru&#8230;”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aleksey Maksimoviç Peşkov, 5 yaşındayken babasını kaybetti. Annesi yeniden evlenince babasızlığın zorluğu arttı. 11 yaşındayken annesini de kaybetti. Zaten sekiz yaşından beri çalışıyordu, sadece birkaç ay okula gidebilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Limanda ve fırında işçi, gemide bulaşıkçı olarak çalıştı. Gemide bulaşık yıkadığı günlerde okuma merakına kapıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">19 yaşındayken ölmek istedi. Silahı kalbine dayadı, yine talihsizdi. Kurşun, kalbine gelmedi ama akciğerlerine hasar verdi. Böylece hayatı boyunca çekeceği yeni bir acı daha eklendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çocukken babaannesinin anlattığı masallar, ona ilk zamanlar fark etmediği bir kalem yeteneği kazandırmıştı. Büyük bir yazar, büyük bir fikir adamı oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisine yakışan takma ad, Rusçada “acı” anlamına gelen “Gorki”ydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Maksim Gorki karanlığın içinden yıldızlara doğru yükseldiğinde yıl 1936’ydı. Ölümü, kalp ve akciğer yetmezliği olarak kayıtlara geçti. 1938 yılında Buharin, Moskova Duruşmaları sırasında Gorki’nin NKVD ajanları tarafından öldürüldüğünü iddia etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anton Çehov, hayatı boyunca Verem hastalığıyla boğuştu. Savaşı bıraktığında henüz 44 yaşındaydı. Büyük maddi zorluklar içinde yetişti, buna karşın mücadeleyi bırakmadı ve geride birçok eser bıraktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çehov’un meşhur “Martı” oyunun hikâyesi ilginçtir. Oyun ilk St. Petersburg Alexandrinsky Tiyatrosu’nda sergilendi. Yeniliklerle dolu olan oyunun metnini rejisöründen oyuncusuna kadar kimsenin anlamadığı söylenir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geleneksel oyunlardan hoşlanan seyirci, oyunu hiç anlamadı ve salonda ıslık sesleri, protesto alkışları yükseldi. Nina rolünü oynayan Vera o kadar korktu ki sesini kaybetti. Çehov, utancından son iki sahneyi izleyemeyerek kulise gitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neyse ki Tiyatrocu Vladimir Danchenko oyunu çok beğendi, Yönetmen Konstantin Stanislavski’ye gönderdi. Stanislavski oyunun hakkını verdi, oyun bu kez büyük ses getirdi. Öyle ki oyunun sergilendiği Moskova Sanat Tiyatrosu’nun amblemi “martı” oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çehov da karanlığın içine itilmiş ama yıldızlara yükselmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İdeolojisi ne olursa olsun hemen her büyük insan mutlaka dikenli yolları görmüştür. Bu dikenler bazen yoksulluk, bazen anlaşılamamak, bazen dışlanmak, bazen kıskanılmak, bazen değersizleştirilmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mesele yıldızlara uzanan yolculuğa devam edebilmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir tarlada karga kovalayan çocuk, bir vatandan düşmanları kovalayan Mustafa Kemal olmuştur. Kıskanıldı, anlaşılmadı, ihanete uğradı ama yıldızlara yükselip Türkiye’yi ebediyen aydınlatacak bir güneş oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Annesi Zübeyde Hanım da önce eşini, sonra birçok çocuğunu kaybeden bir Türk kadınıydı. Karanlığın içinden yıldızlara doğru yükseldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Abdurrauf Fıtrat, Türkistanlı bir aydındı. İstanbul’da dilim karpuz satıyor, yazdıklarıyla Türkistan’ı ayağa kaldırıyordu. Bir gün evinden aldılar, sonra yıllarca haber alınamadı. Ta ki Sovyetler yıldızlarla barışmak isteyene kadar, infaz edildiğini bilemedik.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıldız Teknik Üniversitesi’nin bir yıldızı, Battal Mehetoğlu, 14 Ağustos 1922’de öldürüldüğünde 22 yaşındaydı. Mehetoğlu’nun babası at arabacısıydı. Önce bir gözünü, sonra hayatını kaybetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Battal’ın anası İnsaf ana, “gece çamaşırcısı” idi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oğlunun cenazesinde, “Vay ki oğlumun emeğini elime verdiler!” diye feryat ediyor ve şöyle diyordu: “Gece hasır ördük, gündüz sattık. Damımı 10 bin liraya ipotek ettim ki Battal okuya, bizi de kurtara! Ben yürekli bir Battal yetiştirmiştim. Vatanı kurtaracak, ekmek parası kazanacak. Hani ya Battal’ın katili?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsaf ana, oğlunun acısına 6 yıl dayanabildi. Karanlığın efendilerine lanet okuyup yenip yıldızlara yükseldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karanlık, adam seçmez. Sadece boğmak için vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nazım Hikmet Ran, Bursa Cezaevi’nde hem dayak yiyor hem de psikolojik işkenceye maruz kalıyordu. Aynı Nazım Hikmet, bu cezaevinde marangozluğa başladı. Dayak yiyor, psikolojik işkence görüyor, Piraye’ye ceviz ağacından çanta yapıyor, “Memleketimden İnsan Manzaraları&#8221;nı, “Ferhat ile Şirin”i yazıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şair Ahmet Telli, “sakıncalı yazar” olarak 12 Eylül 1980 Darbesi’nden sonra tutuklandı. Karakola giderken çakmakla bıyıklarını yaktılar, sürekli olarak sopalarla dövdüler. Öğretmenlikten ihraç ettiler ama Telli’nin birçok dizesi yıldızlara yükseliyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir tufan olurum sustuğun her yerde.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hüseyin Nihal Atsız, tabutluklara kapatıldı. Tabutluk dile kolay, bedene zordur. En fazla 40 cm genişliğinde, 50 cm uzunluğundadır. Ne kadar ilginçtir ki tabutluklar, her görüşten insanı buluşturan bir yerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Atsız, sürgünlerle ve hapislerle geçen hayatı sona erip yıldızlara ulaşırken arkasında çok sayıda eser bıraktı. Şöyle diyordu:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Gidiyorum gönlümde acısı yanıkların&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve günümüz&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ergenekon kumpaslarında 6 yılını cezaevinde savaşarak geçiren Ali Özoğlu, onca iftirayla ve psikolojik baskıyla mücadele ederken bir yandan ebru sanatıyla uğraşıyor; resim çiziyor, şiirler ve yazılar yazıyor, kitap okuyor, mahkemeye çıkınca FETÖ’cü hâkim ve savcılara kumpasları dar ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şöyle diyordu Özoğlu, cezaevinden çıktığı gün:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Hayatımı 6 yıl boyunca haram ettiler bana, sevdiklerime. Bugün helalleşme günüdür, o haramı helal edeceğiz mutlaka.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte böyle&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün bilhassa sosyal medyadan umutsuzluk saçanlar, kanaat önderi pozlarına girip sadece karanlığı yüceltenler bilsinler ki yıldızlara giden bütün yollar dikenlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıldız, barış demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O yüzdendir ki ona ulaşmak isteyenler daima savaşmak zorundadırlar. Bu da sonuna kadar dik duruş gerektirir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Sen donanımlısın, okudun, şunu yaptın, bunu yaptın ama az para kazanıyorsun veya işsizsin” diyenlerin fısıltıları, yoldan döndürmeye çalışan şeytanların fısıltısı gibidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıldızlara giden yolda herkes kendi merdivenini kendi inşa eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşarken övgü için yaşayana öldüğü zaman çok söverler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve aynı acıları, aynı sıkıntıları, aynı zorlukları yaşayanlar nerede olurlarsa olsunlar birbirlerini anlarlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Despotluğa, karanlığın efendilerine göstereceğimiz direnci yine onların karanlığına karşı savaşımız besleyecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, ebedi bir savaştır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1505</post-id>	</item>
		<item>
		<title>La Grande Aquila&#8217;nın İradesi</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/05/29/la-grande-aquilanin-iradesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2026 10:24:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[doğu roma]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[la grande aquila]]></category>
		<category><![CDATA[mustafakemalatatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1501</guid>

					<description><![CDATA[La Grande Aquila’nın İradesi Batılıların “Grande Aquila” ve “Grand Turco” olarak andığı II. Mehmet, 3 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>La Grande Aquila’nın İradesi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Batılıların “Grande Aquila” ve “Grand Turco” olarak andığı II. Mehmet, 3 Mayıs 1481’de Hünkar Çayırı denen yerde ansızın öldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihteki en enteresan hastalık “ansızın öldü” olsa gerektir. Osmanoğullarında bolca bulunur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük Fatih’in son seferinin nereye olacağı belli değildir. Kimine göre Roma’ya yürüyecekti ancak Anadolu’ya geçişi soru işaretidir. Kimine göre Anadolu’ya geçişi Memlükler içindir ancak bunun da kanıtı yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç itibariyle -birkaç hastalığına rağmen- tarihi kaynaklar ele alındığında birçok araştırmacı için II. Mehmet’in zehirlendiği kesindir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Venedik elçisi, Venedik’e o meşhur cümleyi yazdı: “La Grande Aquila ê morta!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Büyük Kartal öldü!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">II. Mehmet, bilindiği üzere iki defa tahta geçti. Romantik kaynakların aksine her ikisinde de tahtta olmayı istiyordu çünkü Osmanlı saltanatında bir gerçek vardır: Padişah, tahtını korumak zorundadır; şehzade, tahta geçmek zorundadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başarısızlığın bedeli ise çoğu zaman “ansızın öldü”dür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">II. Mehmet, Varna Savaşı’ndan iki yıl sonra bir yeniçeri isyanıyla tahttan indirildi. II. Murat, Varna’dan iki yıl sonra tahta geçebildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük dahilerin hayatta kalabilmeleri için büyük irade sahibi olmaları gerekir. Mehmet’in bir şansı da vardı ki iki ağabeyi kendinden önce ölmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mehmet’e bir başarı lazımdı, İstanbul’u hedefe koydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Lucas Notaras’ın fetihten sonra II. Mehmet’e anlattıklarına göre Doğu Roma’dan rüşvet yiyen Çandarlı Halil Paşa, başından itibaren fethe karşıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konstantinopol onun ve babasının başından beri ekmek kapısıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fetret Devri’nde Musa Çelebi’nin yanında yer alan Çandarlı İbrahim, şehzadenin emriyle haraç istemeye gittiği Konstantinopol’de Doğu Roma’nın müttefiki Mehmet Çelebi’nin tarafına geçmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fetihçi bir anlayışa sahip olan Musa Çelebi, birbiri ardınca kendisini satan adamlarının ihanetiyle taht mücadelesini kaybetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi ise oğlu Çandarlı Halil’in bunu devam ettirmiş olduğu açıktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstanbul’un fethi, ordunun kahramanlığından ziyade II. Mehmet’in kırılmaz iradesinin eseridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çandarlı Halil güçlü bir fraksiyonun başında olmasına, kuşatma boyunca II. Mehmet’e direnmesine rağmen başarılı olamadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türklere karşı birçok başarı elde eden Yanoş Hünyadi’nin İstanbul’u kurtarmaya geldiği söylentisini yayanlara karşı orduyu harekete geçirmeyi başaran yine II. Mehmet’in aklı iradesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlk nutkunda atalarını anan, milliyetçi denilebilecek bir söylemle orduyu teşvik eden Mehmet; orduyu harekete geçirebilmek için ikinci nutkunda ganimet ve bakire kızlar vadediyordu. Üstüne bir de Eyüp Sultan’ı rüyasında görerek kabrini buluveriyor, fetih yanlısı Akşemseddin’le ordunun manevi gücünü artırıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük adamların irade ve aklı, gerektiğinde ölüyü diriltir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">II. Mehmet, çok sevdiği İstanbul’un üç gün boyunca yağmalanmasına müsaade etmek zorunda kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yağma olmayınca cihat olmuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tanınmaz hâle gelen İstanbul’u, Latin vahşetinden önceki görkemli günlerine kavuşturmasını sağlayan da yine Mehmet’in iradesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sultan Mehmet ne yaptığını biliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İmparatorluğu gayet bilinçli şekilde kurdu. Roma söylemi de Truva söylemi de çok zekiceydi. Batı’yı önemsiyor, oradaki yeniliklere ve kültüre ilgisiz kalmıyor ama Truva üstünden Asyalı bilinci oluşturuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hristiyan dünyasında dinsiz sayılan yazarları dahi sarayına almaktan ve okumaktan çekinmiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Miskin tekkelerin elinde bulunan toprakları alıp kamulaştırdı. Her birini tımar olarak vererek işlemesini sağladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tekkeleri, tarikatları üzdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fetihten fetihe koşuyor, savaşmaktan asla hoşlanmayan yeniçerileri her fırsatta hizaya getiriyordu. Boğdan’da yenilirken bile atını sürüp ön saflara ilerlemekten çekinmiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğulu bir sultanın saraya heykel ve resim sokması, birçok kafaların kesilmesi demektir. Merhametli olmasına karşın birçok kelleyi de uçurmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ölümünden sonra ise bir karşı devrim gerçekleşmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha şehzadeliğinden itibaren içkiye düşkünlüğüyle bilinen ve bir taraftan da aşırı dindar olan II. Beyazid, babasının ani ölümünden sonra karşı devrim yaptı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heykelleri, resimleri saraydan attırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Matematikçi ve Şair Molla Lütfi’yi dinden çıktığı iftiralarını bahane ederek astırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tekkelerden, tarikatlardan alınan toprakları aynen iade ettirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sarayındaki Batılı isimlere babası hakkında “müstebit” ve “dinsiz” dediği söyleniyor ki yaptıklarına bakılırsa bunları söylemesine gerek yok.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türklerin düşmana karşı cesareti bilinir. Büyük Türk olmanın yolu, içeriye karşı irade göstermektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstanbul’un fethine inanmayanlara karşı II. Mehmet, Milli Mücadele’ye inanmayanlara karşı Mustafa Kemal; irade ve akıllarıyla hem kurmuş hem de kurtarmışlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu vatana hizmet etmek isteyenler, her durumda irade sahibi olmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İradesi olmayan lider, oyuncak liderdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İradesi olmayan lider, kukla liderdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İradesi olmayan lider, ancak ve ancak zavallı liderdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İradesizlikten meşruiyet doğmuyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1501</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Paralı Asker I: Catalan Company</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/05/26/parali-asker-i-catalan-company/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 12:11:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[çapulcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[despot]]></category>
		<category><![CDATA[taht]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1498</guid>

					<description><![CDATA[Paralı Asker I: Catalan Company Aragon Krallığı ile Anjou Hanedanı arasındaki savaş bittiğinde yıl 1302’ydi. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Paralı Asker I: Catalan Company</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aragon Krallığı ile Anjou Hanedanı arasındaki savaş bittiğinde yıl 1302’ydi. İspanya Kralı Ferdinand Dragon, savaş boyunca yararlandığı paralı asker şirketinden kurtulmak istiyordu. Şirketin kurucusu eski bir Tapınak Şövalyesi olan Roger de Flor’du.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaş bitince işsiz kalan Flor, Doğu Roma İmparatoru ile görüşerek kendine yeni bir iş bulmuştu: Konstantinopol’ü korumak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kral Ferdinand Dragon, Flor’un yeni ekmek kapısı bulduğunu duyunca çok memnun oldu. 39 gemiyi emrine vererek Flor’u Anadolu topraklarına yolladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eski haydutlardan, yağmacılardan, fedailerden oluşan “Catalan Company”; Anadolu topraklarına geldiği zaman Aydınoğlu, Menteşe, Karesioğlu, Germiyanoğlu ve Karamanoğlu Beyliklerine karşı başarılı savaşlar verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konstantinopol’ü korumak için gelen Flor’un paralı asker şirketi, Anadolu’yu Toroslara kadar yağmalıyor ve sadece Türklere değil Greklere de zarar veriyordu. Flor’un vahşete dayalı serveti artarken giderek bağımsız hareket ettiğini gören İmparator, çareyi onu zehirletmekte buldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Flor’un ölümü akan kanı durdurmadı. Öfkelenen Katalan savaşçılar Edirne ve İstanbul arasında yağmalanmadık yer bırakmadılar. Geçtikleri her yerden geriye kan ve gözyaşı bıraktılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Edirne’deki bu paralı asker ordusuna karşı harekete geçen IX. Mihail, sayıca üstün olmasına rağmen yenildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1311 yılına gelindiğinde “Catalan Company”, Frank asıllı bir idarecinin yönettiği Atina Dükalığını fethetti. 70 yılı aşkın bir süre burada egemenlik kuran paralı askerler, bir başka paralı asker grubu olan Navarra Şirketine kaybettiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düzeni tesis etmek için başıbozuklara koşturacak kadar acizleşen idareciler, hem kendi saltanatlarının çöküşünü hızlandırdılar hem de olan masum insanlara oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir çapulcu için “taht”, yağmanın sürekliliğine dair bir rehinden başka bir şey değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eteğinde vahşetle gezen hükümdarsa kendine ve halkına kandan, esaretten başka ne sunabilir ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve kendi ülkesine çapulcu ayağı sokanda, kendi ülkesini yağmalatanda namus olur mu?</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1498</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Acının Coğrafyası</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/05/24/acinin-cografyasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2026 20:00:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[despot]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[glasnost]]></category>
		<category><![CDATA[gorbaçov]]></category>
		<category><![CDATA[kremlin]]></category>
		<category><![CDATA[lubyanka]]></category>
		<category><![CDATA[neoliberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[oligarşi]]></category>
		<category><![CDATA[perestroyka]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sscb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1493</guid>

					<description><![CDATA[Acının Coğrafyası Bir savaş fotoğrafçısı için en zor an, ölüm anını yakalamak değildir.En zor an; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Acının Coğrafyası</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir savaş fotoğrafçısı için en zor an, ölüm anını yakalamak değildir.<br>En zor an; karşında duran toplumun henüz ölmediğini ama artık yaşamadığını da fark ettiğin — ve bu sessiz cinayeti gösterecek tek bir kanlı gövde, somut bir yara bulamadığın o çaresizlik anıdır. Ruhun ve vicdanın çürümesi, en sinsi kameradan bile gizlenmeyi başaran görünmez bir zehirdir çünkü.<br>Fotoğraf makinemi aldım ve otelden çıktım. Saat sabahın dördüydü.<br>Moskova&#8217;nın o saatte insanı boğan tekinsiz bir kokusu vardı: Lağım, kalitesiz linyit kömürü ve ıslak, rutubetli beton birbirine karışmış, insanın üzerine kalıcı bir utanç gibi yapışıyordu. Nefes aldığımda akciğerlerim bir an direniyor, sonra bu ağır infaza teslim oluyordu. Yürürken ayak seslerim buz tutmuş karın üzerinde çıtırdıyordu; sanki koca bir şehrin kemikleri kırılıyordu ayağımın altında.<br>Arbat Caddesi… Puşkin&#8217;in yürüdüğü, Tolstoy’un soluk aldığı ve Nazım Hikmet’in memleket hasretiyle yandığı o taş döşeli uzun yol, Moskova&#8217;nın yüzyıllardır kendine anlattığı en zarif masaldı; şehrin hafızası, onuru ve şiiriydi.<br>O sabah ise burası, haysiyetin yağmalandığı bir mezat alanına dönmüştü. Kaldırımın her iki yanına dizilmiş insanlar, elleri soğuktan ve utançtan titreyerek önlerine serdikleri geçmişlerinin başında duruyorlardı. Eski gümüş kaşıklar, çerçevesi çatlamış aile fotoğrafları, altı çizilmiş eski kitaplar, anneanneden kalma porselen fincanlar kirli bir gazete kağıdının üzerine birer ceset gibi bırakılmıştı.<br>Bir kadın gördüm. Altmış küsur yaşındaydı. Üzerinde, o dondurucu kışa hiçbir hayrı dokunmayan, besbelli ki çok daha güzel günlerden kalma solgun, çiçekli bir palto vardı. Elinde kristal bir vazo tutuyordu. Vazoya öyle bir sarılmıştı ki, sanki elindeki cam parçası değil, toprağa vermeye kıyamadaki son evladıydı. Satmak zorundaydı ama bırakamıyordu.<br>İçimdeki o mesafeli, profesyonel fotoğrafçı makinayı kaldırdı. O an kadının buğulu bakışlarıyla karşılaştım. O gözlerde açlığın değil, dürüst kalmış bir ömrün hırsızlar karşısında diz çöküşünün o korkunç mahcubiyeti vardı.<br>Makinayı usulca indirdim. İçim ezildi. Sanki o an zehirli bir uyarı saplandı göğsüme: Başkasının acısına sadece bakamazdım, onu bir tiyatro gibi izleyip çekip gidemezdim. Bazen en gerçek fotoğraf, o acıyı metalaştırmamak ve sömürmemek için hiç çekilmeyendir. Çünkü trajediyi sürekli bir vitrin ürünü gibi sergilemek, zamanla onu izleyenleri dilsiz birer dikizciye dönüştürür, vicdanı köreltirdi.<br>Kadının o bakışları ve sessizliği o sabah Arbat&#8217;ı yuttu.<br>Arbat&#8217;ın sonunda, sisin içinden kibirli bir dev gibi beliren Metropol Oteli hareketsiz bıraktı beni. Taşa işlenmiş Art Nouveau çiçekleri ve kubbelerinin altındaki freskleriyle bu bina, bir zamanlar Rus dehasının zarafet resmiydi. Şimdi ise kapısından siyah, zırhlı BMW&#8217;ler çıkıyordu.<br>İçinden inen adamlara baktım; üzerlerinde devasa vizon kürkler, parmaklarında kaba altın yüzükler, ağızlarında pahalı purolar… Yüzlerini tanımıyordum ama o bakışı çok iyi biliyordum. Dünyanın her çağında ve her coğrafyasında değişmeyen o bakış: Dokunulmaz olduğunu bilen, hesap sorulmayacağından emin olan, başkasının hakkını çalarken bile kibirle yürüyen muktedirlerin bakışı.<br>Tarih, her zaman galip gelenlerin zafer alayıydı ve o şatafatlı saraylar, aslında arkada ezilenlerin üzerine kurulmuş birer barbarlık belgesiydi. Dünün o sözde eşitlikçi parti bürokratları, bugünün o kirli yağmacı oligarkları olmuştu; sadece tabelalar değişmişti.<br>Biri diğerine eğildi, bir şeyler fısıldadı yardakçısına ve kaba bir kahkaha patlattı. O arsız kahkaha, Arbat&#8217;taki yaşlı kadının kristal vazosuna çarptı, o kadının asil sessizliğini ezip geçti.<br>Krasnaya Presnya Caddesi&#8217;ne saptım. &#8220;Kırmızı Pınar&#8221; demekti adı. 1905&#8217;te işçilerin barikat kurup boyun eğmeden kurşuna dizildiği o kutsal sokak taşlarının altında, tarihin isyankâr onuru yatıyordu hâlâ. Geçmiş, sadece resmi kitapların yazdığı düz bir çizgi değildi; ezilenlerin biriken öfkesiydi.<br>Karşıdan vardiyası biten ZİL (Zavod imeni Likhachyova) fabrikasının işçileri geliyordu. Dün Kızıl Ordu&#8217;nun o canavar gibi askeri kamyonlarını, Politbüro&#8217;nun kurşun geçirmez limuzinlerini üreten, bu ülkenin en gururlu, omuzları dik sanayi devleri…<br>Şimdi ise kafaları göğüslerine gömülmüş, nasırlı ellerini bomboş ceplerine saklamış, evde yollarını gözleyen aç çocuklarına tek bir somun ekmek bile götürememenin o ağır kamburuyla yürüyorlardı. Aylardır tek kuruş maaş alamamışlardı. Bir adam durdu yanımda. Yüzü taş gibi donmuştu. Ceketinin yaka düğmesi kopuktu; dondurucu Moskova ayazı o delikten içeri sızıyordu ama adam üşümüyordu bile. Ruhunu öyle bir çaresizlik uyuşturmuştu ki, etindeki soğuğu çoktan unutmuştu.<br>Biraz ileride, duvarın dibine birer çöp torbası gibi fırlatılmış gencecik askerleri gördüm. Üzerlerinde o ağır, koyu yeşil askeri üniformalar, omuzlarında şerefli rütbeler vardı. Göğüslerinde ise Afganistan&#8217;dan, Çekoslovakya&#8217;dan kazandıkları onur madalyaları asılıydı. Canlarını siper ederek aldıkları o madalyaları satıyorlardı şimdi. Kemerler, kalpaklar, nişanlar üç kuruşluk votka ve ekmek parası için yabancılara uzatılıyordu.<br>Yirmi iki yaşlarında bir çocuk döndü bana, elindeki madalyayı uzattı. Bir şey söylemek için ağzı açıldı, dudakları titredi ama kelimeler boğazına düğümlendi. Gözleri doldu, başını utançla yere eğdi. Vatanı koruyan o yiğidin kendi vatanının sokaklarında dilenci durumuna düşürülüşü, bir rejimin sadece ekonomik değil, asıl yürekte bitişinin resmiydi.<br>Vizörün arkasına saklanıp o çocuğun utancını bir &#8220;çöküş estetiğine&#8221; çeviremezdim; deklanşöre basmadım. Kamerayı indirdim, karın ortasında, o genç askerin yanında öylece durdum. İkimiz de sustuk. O an anladım; en büyük esaret silahlarla değil, insanların içindeki o kutsal gururu kırarak ve o kırılmış onuru uzaktan izlenen bir tiyatro sahnesine çevirerek kuruluyordu.<br>Ve o genç askerin arkasında, sisin içinden o uğursuz, kanlı heybetiyle yükseliyordu: Lubyanka. KGB’nin o karanlık, binlerce muhalifin çığlığını bodrumlarındaki ses geçirmez dehlizlerinde saklayan meşhur ana karargahı ve hapishanesi…<br>Binanın önündeki meydanda, KGB&#8217;nin kurucusu &#8220;Demir Felix&#8221; Dzerzhinsky&#8217;nin o devasa heykeli daha birkaç ay önce, o meşhur ağustos darbe girişiminin ardından vinçlerle devrilmişti. Hani o devlet televizyonunda saatlerce Çaykovski&#8217;nin Kuğu Gölü balesinin yayınlandığı, halkın ekranlarda o kuğuları gördüğü an bir şeylerin bittiğini, bir liderin öldüğünü anladığı resmi yasın müziği eşliğinde… Kalabalıklar meydana inmiş, heykeli iplerle aşağı çekmiş, sokaklar kısa bir özgürlük sarhoşluğuyla nefes almıştı.<br>Alışkanlıklar ve tabelalar değişmişti, Komünist Parti kapatılmış ve Sovyetler Birliği resmen dağılmıştı ama o bina yerinde duruyordu.<br>İçeride dönen kirli çark hiç değişmemişti; değişen sadece sahiplerdi. Mihail Gorbaçov’un o Batı stüdyolarında alkışlanan &#8220;Demokratikleşme, Şeffaflık ve Dünya ile Entegrasyon&#8221; masalları kitleleri uyuştururken, Lubyanka’nın yeni sahipleri fabrikaları, devletin tüm kamusal varlıklarını kamyon kamyon arka kapılardan kaçıran o mafyatik parti elitlerinin, politbüro üyelerinin ve bürokratların muhafızı olmuştu.<br>Yargı, halk açlıktan kırılırken kendi idari bölgelerini birer derebeyi gibi parselleyen, her ihaleden rüşvetini alan o ceberut &#8220;Obkom Sekreterlerinin&#8221; (Bölge Komitesi Birinci Sekreterlerinin) değil; kaldırımda gümüş kaşık satan o yaşlı kadının, çocuğuna patates bulamadığı için feryat eden komşusunu teselli eden o çaresiz annenin peşindeydi.<br>Resmi tarih, hep egemenlerin sürekliliğini yazar; tabelaları değiştirir ama zulmün kurumsal devamlılığını gizlerdi. Çürümenin en büyük günahı, insanları sadece yoksulluğa mahkum etmesi değildi; onlara her sabah sahte reform müjdeleri enjekte ederek işkenceyi uzatmasıydı. Umudu uzatmak, o çaresiz insana her gün kendi celladının ipini yeniden yağlatmaktan başka neydi ki?<br>Gece Gorki Parkı’na girdim. Moskova Nehri’ne uzanan, daha birkaç ay öncesine kadar insanların dans ettiği o canlı park şimdi lambaları sönük, ıssız bir mezarlık gibiydi. Karla kaplı bankların arkasından çocuk sesleri duydum. Yaklaştım.<br>Dokuz-on yaşlarında birkaç çocuk oyun oynuyordu. Ama kozmonot oynamıyorlardı; pilot, doktor ya da bilim insanı değil… O lüks otellerin önünde siyah camlı arabalara binen, hukukun dokunamadığı o mafya liderlerini oynuyorlardı. Biri dondurucu havaya doğru bağırdı: &#8220;Sen kaçıyorsun ama ben seni yakalamıyorum çünkü sen güçlüsün!&#8221; Diğeri arsızca güldü. Donup kaldım.<br>Onlara bunu kimse öğretmemişti; sadece şehri izleyerek, büyüklerin sinmişliğini, adaletin güce tapışını görerek öğrenmişlerdi. Güç kazanır, hukuk güçlünün yanındadır, yakalanmak ise sadece zayıfların kaderidir…<br>Sürekli adaletsizliğe ve cezasızlığa maruz kalan kitleler, bir süre sonra zulme öfkelenmeyi bırakır; sinsi bir psikolojik mutasyonla zalimin gücüne hayranlık duymaya başlardı. Toplum, korkuyla öyle bir teslim alınmıştı ki, ahlaki felç çocukların zihnine kadar sızmıştı. Halk artık adaletsizliğe öfkelenmiyordu; sadece o rüşvet çarkından kendilerine pay düşmediği için, o siyah arabaların içinde kendileri oturmadığı için hayıflanıyordu. Bu, bir toplumun yaşayabileceği en dip ruhsal ölümdü; insanın tamamen felç olduğu o kör andı.<br>Otele döndüm. Kör ışıklı odada oturup dışarıya, o karanlık Moskova gecesine baktım.<br>Ve o an, bu devasa trajedinin baş aktörleri olan o iki lideri düşündüm; Gorbaçov’u ve Yeltsin’i. Koca bir halkın onurunu Batı&#8217;nın sahte alkışlarına meze edenlerin, yarın tarihin önüne fırlatılacak o kaçınılmaz sonlarını görmemek imkansızdı. Sokaktaki bu çiğlik, geleceğin utanç vesikalarını o geceden fısıldıyordu sanki.<br>Gorbaçov, o dünyayı değiştiren &#8220;büyük vizyoner&#8221; edalarıyla, Batı salonlarında alkış toplarken aslında neye dönüştüğünün farkında bile değildi. Halkını çöpten ekmek toplamaya mahkum eden o kibirli &#8220;reform&#8221; yalanları, çok değil birkaç yıl içinde onu küresel bir panayırın en ucuz figüranı yapacaktı; bunu görebiliyordum. Kendi trajedisini, yıktığı ülkenin milli onurunu yabancı şirketlerin reklam masalarında bir Pizza Hut’ın reklam yüzü olarak bir dilim pizzaya, Fransız markası olan Louis Vuitton çantalarının reklamında lüks bir çanta fotoğrafına meze edip satacağı o çiğ, o haysiyetsiz gelecek, o gece giydiği şık takımların altından sırıtıyordu. Arbat&#8217;taki yaşlı kadın da elindekini satmıştı, o da… Ama kadın mecburiyetten satıyordu, o ise kibrinden ve halkına ihanetinden.<br>Ya onun açtığı o kirli gedikten büyüyerek çıkan, meydanlarda tankların üzerine fırlayan Boris Yeltsin? Ülkeyi mafya bozuntularına ve çetelere parça parça yağmalatan o adamın akıbeti, kendi vicdan azabının ve alkolün bataklığında çürümek olacaktı. Dünya ekranları karşısında sarhoşluktan sendeleyerek şuursuzca maskaralıklar yapacağı, bir halkın gururunu küresel ölçekte paspas edeceği o utanç sahneleri kaçınılmazdı. Kurduğu rüşvet imparatorluğunun içinde boğulurken, canını ve servetini koruyacak gizli bir dokunulmazlık anlaşması karşılığında koltuğu KGB’den gelen yeni bir güce devredip, sarayının odalarında yaşayan bir hamam böceği gibi saklanarak bitirecekti ömrünü.<br>İkisi de büyük sandılar kendilerini. Gorbaçov tarihin kahramanlık sayfasına geçeceğini sandı; ama adı bir fast-food kutusunun üzerinde kaldı. Yeltsin sistemi kontrol edeceğini sandı; ama sistem onu yuttu, geriye sadece titreyen, etrafındaki kadınlara sarkıntılık eden sarhoş bir gölge bıraktı. Egemenlerin adları tarihin yaldızlı sayfalarına yazılsa da, o yazılar aslında arkalarında bıraktıkları yıkımın gizlenemeyen izleriydi.<br>Arbat&#8217;taki o çiçekli paltolu kadın… Sabah yine erkenden kalkacaktı. Eşyalarını, o gümüş kaşıkları yeniden dizecekti kaldırıma. Kristal vazoyu tekrar çıkaracak, tekrar gazeteye saracak ve dondurucu soğukta beklemeye başlayacaktı. Kimse onun adını bilmiyordu, kimse onu hatırlamayacaktı. Bizler, acıyı uzaktan izleyen güvenli seyirciler olduğumuz sürece, o insanların gerçeğine asla dokunamazdık zaten. Bazı insanlar tarihin şovunu yapar, bazıları ise o tarihin altında diri diri ezilir. Tarih ise her zaman yanlış olanları ve hainleri lanetle hatırlar.<br>Şehir akıp gitmeye devam etti. Arbat devam etti, Lubyanka devam etti. Metropol&#8217;ün önünde arabalar durdu, kahkahalar yükseldi. Her şey sanki olması gerektiği gibi, hiçbir şey değişmemiş gibi yerli yerindeydi.<br>Yıkımın en sinsi hali bu işte: Bomba sesi yok, enkaz yok. Sadece bir sabah kalkıyorsun, caddelerde yürüyorsun, binalar yerinde duruyor… Ama o toplumun içindeki insani, ahlaki o kutsal şey çoktan gitmiş. Ve sen onun ne zaman, hangi yalanlara kurban edildiğini asla bilemiyorsun…<br>Bizlere&#8221;ilerleme&#8221;, &#8220;büyük dönüşüm&#8221; ya da &#8220;yeni çağ&#8221; diye anlattıkları o süslü vitrin, aslında arkada biriken devasa bir insani yıkıntı dağının üzerini örten kirli bir örtüden ibaretti. Sistem o yıkıntıları parlatıp sattıkça, kitleler kendi felaketlerini bir başarı hikayesi gibi alkışlamaya devam ediyordu.<br>Her şey sonsuza dek sürecek gibi görünüyordu…<br>Ta ki o çürümenin yarattığı gaz bir gecede tüm ülkeyi havaya uçurana, o tahtlar ve o tahtların arsız sahipleri aileleri ile birlikte tarihin çöplüğünde un ufak olana kadar!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Özoğlu<br>23 Mayıs 2026</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1493</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ruhun Çürüme Noktası</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/05/22/ruhun-curume-noktasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 12:46:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[dağılma]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[diktatör]]></category>
		<category><![CDATA[sovyetler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1489</guid>

					<description><![CDATA[Ruhun Çürüme Noktası Bir savaş fotoğrafçısı için en zor an, çatışmanın ortasında kalmak değildir.En zor [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ruhun Çürüme Noktası</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir savaş fotoğrafçısı için en zor an, çatışmanın ortasında kalmak değildir.<br>En zor an; vizöründen sızan o evlat acısının, o çaresiz yoksulluğun ve sessiz çığlığın, insanların akşam yemeği yerken televizyonda öylesine izleyip geçeceği sıradan bir &#8220;haber&#8221;e dönüştüğünü anladığı o andır…</p>



<p class="wp-block-paragraph">1991 yılının o zemheri kışında, Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde, koca bir imparatorluğun un ufak olduğu o coğrafyanın tam kalbindeydim.<br>Sovyet rejiminin o son demlerinde, yenilmez denilen devasa Kızıl Ordu ve koskoca bir sistem (hem de o ülkenin başında bulunan Mihail Gorbaçov tarafından) dünyanın gözü önünde parça parça dökülüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mağaza vitrinleri bomboştu; insanlar dondurucu soğukta bir kalıp sabun ya da bir paket sigara alabilmek için kilometrelerce uzayan kuyruklarda bekliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama bu sefaletin içinde beni en çok çarpan şey, toplumsal ve kültürel düzeyin o inanılmaz yüksekliğiydi. Dünyanın en çok kitap okuyan, tiyatro kuyruklarında bekleyen o eğitimli, entelektüel halkı bir gecede açlığa mahkum edilmişti…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadrajıma; dondurucu soğukta elinde Dostoyevski veya Tolstoy kitaplarıyla bir kalıp sabun ya da bir paket sigara alabilmek için kilometrelerce uzayan kuyruklarda bekleyen üniversite mezunları takılıyordu. Kimisi doktor kimisi sanatçı ve bazılarıda profesördü…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pazar tezgahlarının arkasında, çöp konteynerlerinin diplerinde pazar artıklarını, çürük patatesleri toplayan yaşlı Sovyet emeklilerini, madalyalarını üç kuruşa ekmek parası için satan eski Kızıl Ordu askerlerini fotoğraflıyordum.<br>Evine tek bir somun ekmek götüremeyen babaların sessiz, kambur açlığı sokakların resmi manzarasıydı..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama aynı esnada, Sovyet bürokrasisindeki devasa yolsuzluklar ve rüşvet ağları artık gizli kapılar ardında fısıldanmıyor, her şey herkesin gözü önünde yaşanıyordu.<br>Kara borsayı elinde tutan çeteler, mafyatik yapılar ve komünist elitler lüks içinde yaşarken, yargı mekanizması sadece bu güç sahiplerini koruyordu..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devlet televizyonu VREMYA ise her akşam pembe tablolar çiziyor, kollektif tarımın (kolhozların) sözde üretim rekorlarından, sahte istatistiklerden bahsediyordu.<br>Gazeteciler Politbüro’nun yalanlarını parlatıyor, halk onların yalan yazdığını biliyor, ama sistem bu absürt sahteliği toplumun kılcal damarlarına kadar öyle bir enjekte etmiş ki, toplumsal çürüme &#8220;hipernormal&#8221; hale gelmişti..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Politbüro rejimi, kitlelerin ruhunu elinde tutan muhalif rock müzisyenlerini, sanatçıları, şairleri ve Sovyet aydınlarını &#8220;anti-sovyet yaşam tarzı&#8221; veya uyuşturucu gibi uydurma gerekçelerle periyodik olarak gözaltına alıyor, bir süre sonra serbest bırakıyordu..<br>Bu, onlara suç ortaklığı teklif etmek, toplum gözünde itibarsızlaştırmak ve sokaktaki sıradan insana &#8220;En çok sevdiklerinizi, o hayran olduğunuz ikonları bile bir gecede harcarız, ayağınızı denk alın&#8221; mesajı vermek için uygulanan kusursuz bir psikolojik harpti…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Politbüro’nun muhalif siyasi yapılara yönelik baskıları, hukukun tamamen bir sopa gibi kullanılması, gücü elinde tutanın tüm kuralların üstüne çıkması… Her şey, insanları aynı anda hem öfkeden delirtmek hem de hiçbir şey yapamayacak kadar yorgun düşürmek için tasarlanmış devasa bir SENKRONİZE GÜÇ gösterisiydi…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadrajıma her gün başka bir dehşet sızıyordu.<br>Birlikten ayrılmak isteyen cumhuriyetlerde, Kafkaslar&#8217;da patlayan etnik çatışmaların ortasındaydım.<br>Sokak ortasında infaz edilen insanların, bombalanan evlerin içinden çıkarılan kadın ve çocuk feryatlarının fotoğraflarını çekiyordum.<br>Afganistan&#8217;dan her gün trenlerle dönen gencecik askerlerin tabutları o meşhur “ÇİNKO TABUTLAR&#8221; Sovyet istasyonlarına yığılıyordu..</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte o an fark ettim ki, bu yoğun acı bombardımanı toplumu daha duyarlı kılmıyordu. Aksine, inanılmaz bir “TOPLUMSAL EMPATİ ÖLÜMÜ&#8221; yaratıyordu..</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlar yan dairedeki komşusunun KGB tarafından götürülmesine, sokaktaki sefalete ya da cepheden gelen o gencecik bedenlere bakıyor ama hiçbir şey hissetmiyor gibi yaşıyorlardı…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Susan Sontag’ın o meşhur uyarısı sokaklarda sanki ete kemiğe bürünmüştü: İnsanlar o yaralara artık sadece televizyon ekranında iki kanal arasında zap yaparken öylesine bakıyorlardı; anlık bir &#8220;tüh&#8221; deyip kendi güvenli odalarına kapanıyor, vicdanlarını anlık bir üzüntüyle aklayıp hayatta kalma refleksine sığınıyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Korku herkesi esir almıştı, ses çıkaranların başına gelenler ortadaydı ve bu sinmişlik toplumu kendi cehenneminde zulme, acıya ve açlığa karşı duygusuzlaştırmıştı..</p>



<p class="wp-block-paragraph">O günlerde o meydanlarda, o sokaklarda yürürken Anton Çehov’un Martı oyunu kafamda dönüp duruyordu. Bu oyunun ilk gösteriminde başrol oyuncusu öyle başarılı oynamıştı ki oyunun ilk perdesi daha bitmeden salondaki izleyiciler sanki kendisine düşman bir ordu birliğine dönüşmüştü.<br>Başrol oyuncusu kadının tepkiler karşısında korkudan sesi kısılmıştı.<br>Çehov da bu düşmanlaşan izleyicilerin tepkisinden korkmuş ve oyunu perde arkasından izlemek zorunda kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anton Çehov Martı oyununda Sovyet toplumunun psikolojik gerçekçiliğini izleyicinin suratına hiç beklenmedik bir an da koca bir yumruk gibi indirmişti ve izleyicinin düşmanca tepkisi oyunun ve oyuncunun kötü olmasına değil, yüzleştiği kendi gerçeğineydi…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zulmün en büyük zaferi insanları sokağa dökülmekten alıkoyması değildir; evlerinde oturanların kalbini tamamen sağırlaştırmayı başarmış olmasıdır..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihin o en kırılgan ve Sovyetlerin dağılmasının ilan edildiği o an da deklanşöre basarken fısıldadığım o cümle, bugün hala kulaklarımda çınlıyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her şey sonsuza dek sürecek gibi görünüyordu…<br>Ta ki bitene kadar!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Özoğlu<br>21 Mayıs 2026</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1489</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Neoliberal Örümceğin Sistemi: Eğitim Değil Eleme!</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/05/18/neoliberal-orumcegin-sistemi-egitim-degil-eleme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 12:04:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[neoliberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1484</guid>

					<description><![CDATA[Neoliberal Örümceğin Sistemi: Eğitim Değil Eleme! Milli bir eğitim sistemimiz var mıdır? Eğitim sistemimiz var [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Neoliberal Örümceğin Sistemi: Eğitim Değil Eleme!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Milli bir eğitim sistemimiz var mıdır?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğitim sistemimiz var mıdır?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sistemimiz var mıdır?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Soruyu kırpmıyoruz aslında ya da soruların sayısını artırmıyoruz. Her soru birbirinin cevabıdır, son sorunun cevabı ise “evet”tir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sistemimiz, neoliberal dünyanın Post-Orta Çağ hedefiyle uyumlu vahşi kapitalizm sistemidir. Bu sistemde ibadet, çılgınca tüketimdir. Bu sistemde vatandaşın yerinde sömürülmeye razı sendikasız işçi, sendikaların içinde siyaset eli, bürokrasinin yerinde şirketokrasi, devletin yerinde holdingler, holdinglerin derininde ise bankalar vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devletimizin parasının bankada rehin olduğunu söylemek ölümcül bir suçtur. İktidarsanız geçmiş olsun, iktidar potansiyeliniz varsa milletimizin başı sağ olsun.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle bir sistem içinde eğitim sistemi olmaz; çünkü eğitim sisteminin amacı insan yetiştirmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eleme sistemi bambaşka bir sistemdir. Eleme sisteminde at yarışı gibi yarıştırılarak yetiştirilenler, çocukluklarını ve gençliklerini bu sistem içinde heba ediyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eskimiş, pörsümüş argümanlarla dolu bir eğitim anlayışımız vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir taraftan sanayinin ülke kalkınmasındaki etkisini konuşuruz, diğer taraftan sanayiyi mitolojik bir cehennem gibi anlatırız:</p>



<p class="wp-block-paragraph">‒ Çalışmazsan sanayiye gidersin!</p>



<p class="wp-block-paragraph">‒ Hocan haklı, çalışmazsan sanayiye gidersin!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanayiye dönüp bakarız:</p>



<p class="wp-block-paragraph">‒ Ustamız bizi böyle yetiştirdi, para konuşmak yok! İstersem döverim! Çok çalış, az kazan, şükret!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ezilmeyi daha baştan kabul eden ya da çok çalışmayı, emek vermeyi, ter dökmeyi ezilmek olarak gören bir anlayışa eğitim denilebilir mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Memleketi iyileştirmek istiyorsak her alanda insanı iyileştirmeliyiz. Sömürü düzeninde insan yetişmez. Haksızlığa uğradığında tepki gösteremeyen veya kapıyı çarpıp çıkamayan kişi kendini iyi ve güvende hissedemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devletin varlığı, insanın kendini çaresiz hissettiği anda anlaşılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devlet, savaştan savaşa hatırlanan ve barış zamanında sömürülmek üzere kullanılıp kaldırılacak bir put değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Milli değerler, vatandaşı uyutmak için değil yetiştirmek için vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir başka argümanımız ise “Çağ, teknoloji çağıdır. Çocukları telefondan, bilgisayardan uzaklaştırmayalım.&#8221; şeklindedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu genelde ebeveyn söyler. Bu, üstünden sorumluluk atma yoludur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her çocuk teknolojiye yatkın olmak zorunda değildir. Teknolojiyi kullanmakla yazılım geliştirmek çok başka şeylerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha bunun ayırdına varamıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüketim çağında yok diye bir şey yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Borç içinde yaşamak olağan hale geldiğinden her şeye kolayca ulaşabilen çocukların “Okumazsan&#8230;” diye başlayan uyarılara kulak asacağını sanıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biraz daha borçlanıyoruz, bir telefon alıyoruz. Belki bir yıl sonra sadece “üst model” olarak geçtiği için yenisi istenecek ve onu da alacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Varken bile “yok”u bilmek gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öğrencilerin uyku düzeni yoktur. Az uyuyan da çok, çok uyuyan da çok.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beslenme düzeni, az denetlenen ama çok tüketilen gıdanın kalitesizliği, düzensiz uyku derken öğrenme güçlüğü açısından Afrika’nın yoksul ülkelerine yaklaşacağız. Belki de çoktan Afrika’dayızdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Etrafı danışman ordusuyla çevrili, kendisi halktan uzakta duran hiçbir siyasetçinin bu gerçekleri görmesine imkân yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlar Türkiye’yi kendi çevrelerinden ibaret sanıyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kısmı ise neoliberal dünyanın mimarlarına hak verip kendilerini soylu kişiler olarak görüyorlar. Dolayısıyla halka sürü muamelesi yapıyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yetişmiş insanlar milleti, kafası boşaltılmış insanlar sürüleri oluşturur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette nicelikle muzaffer olunmaz ama nicelikle mağlup olunabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye, sivil örümceklerin boş fakat süslü söylemlerle ördükleri ağı parçalayıp Kemalizm’e dönmek zorundadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer bu ülkenin basını ve medyası bağımsız olsaydı, Asya’yı uyandırmakta olan Mustafa Kemal aklını daha iyi görebilirdik.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yazık ki alt metinde tüketmeyi, tükenmeyi telkin eden yayınlarla kasvet dolu bir dünya izlemeye devam ediyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söz konusu eğitim olunca kendini yetiştirmek bedavadır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1484</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Despotlukta Cezaevi ve Saray</title>
		<link>https://demiryolculuk.com/2026/05/15/yeni-despotlukta-cezaevi-ve-saray/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan GÜZELSOY]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 15:28:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[cezaevi]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolcu]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[despotluk]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demiryolculuk.com/?p=1481</guid>

					<description><![CDATA[Yeni Despotlukta Cezaevi ve Saray Yeni despotluklarda cezaevileri birer terbiye yuvası oluyor. Okullardan, sanat dünyasından, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yeni Despotlukta Cezaevi ve Saray</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni despotluklarda cezaevileri birer terbiye yuvası oluyor. Okullardan, sanat dünyasından, siyasetten, üniversiteden, belediyeden, sokaklardan ve her yaştan insan akın akın cezaevlerine koşuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sokaklardan gelenler mutludurlar. Geliyorlar, bağlantılarını geliştiriyorlar, racon ve birkaç numara öğreniyorlar, gururdan gözleri dolan boş beyinli ebeveynleriyle yaptıkları görüntülü konuşmalarda hasımlarına selam gönderiyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrı ayrı gelen çete oluyor, çete olarak gelen mafyaya terfi ediyor, en kısa sürede mezun olup sevenlerine tamamen kavuşuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyasetten ve belediyeden gelenler şanssızdırlar. Son derece kötü namlı bir dünyadan gelmenin dezavantajını yaşıyorlar. Suça koşturan çocuklar kadar şanslı değiller. Aileleri görüşmeleri zordur hatta ailelerini görebilmeleri için atılı suçları kabul etmeleri şarttır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni despotluk düzenini tehdit etmeyenler ve düzeni tehdit edenlerin aleyhine konuşmayı tercih edenler, terbiyeyi tamamlayıp mezun olmayı başarıyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanattan, üniversiteden gidenler çok daha şanssızdırlar. Bağlantıları zayıftır, medyada ve basında yer bulmakta zorlanıyorlar ama basını, medyayı kontrol eden gizli güçlerin adamı ilan ediliyorlar. Durumlarını anlatmaları çok zordur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gençlerin ailelerine haber veriliyor. Vahşi kapitalist düzende aile, çocuklar sokağa indiği zaman hatırlanır. Sanatçı ise muhalefet etmediği sürece özgürdür. Onun da terbiyesi tamamen susturulunca tamamlanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kafasının içinde özgür olan insan, hücrede de özgürdür. Kafası, ruhu esir olan insan; köşkte yaşasa yine esirdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni despotlukta cezaevleri terbiye yuvasıysa saraylar gerçek cezaevleridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sarayda insan ruhları esirdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir sıradan vatandaşın gözünden sarayın ihtişamı, görenleri etkilemek içindir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saray sahibi için sarayların ihtişamı, karşısındakinin ruhu esir etmek içindir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güler yüzlü görevliler, açılan kapılar, cömertçe ikram edilen yiyecek ve içecekler, rahat koltuklar, yüksek tavanlar&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ruhunu olgunlaştırmadan saraya giden bir kimse, saraya nasıl girdiyse öyle çıkamaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden milletin davasını üstlenen bir kişi, karakter bakımından kendini yetiştirip zihnini sağlama almadan hiçbir sarayda hiçbir davayı temsil edemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyasi partiler ise iktidara gelmek için vardır. Kesin ve nihai amaç iktidara gelmektir. İktidara gelmeyi değil seçimi etkilemeyi hedefleyen parti ise parti değildir, saray aparatıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi kişiliğine inanmayan, kendi azmine güvenmeyen adamların liderlik davası tamamen tiyatrodan ibarettir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Davasına inanan, ona iktidarı layık görür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sürekli olarak imkânsızlıktan bahseden bir lider, sürekli olarak maddiyatsızlıktan şikâyet eden bir baba gibidir. Böyle bir baba nasıl evladını eziyorsa böyle bir lider de kendisine inananları kaybeden taraf olmaya alıştırıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görevi budur çünkü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun sözün kısası&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Despotlukta terbiyeyi cezaevi verir, saraylar ise esarethanedir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1481</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
