Noel Baba ve FETÖ’nün Ortak Yüzü: “Blackbird” ve Diğerleri!

Ergenekon Kumpas tezgahında yabancı istihbarat servislerinin fark edilmeyen operasyonlarından birinin de, FETÖ’nün koçbaşlarını alıp Türk toplumuna yön verecek şekilde çeşitli yerlere yerleştirmek olduğunu yazmıştım.

Bu koçbaşları akıl ve ahlak bakımından çok zayıf ve her birinin hastalık derecesinde zaafları bulunduğu için sinsice tezgahlanmış bir oyunla Türk milletine kurulan Ergenekon kumpasında onlar da içeri alındılar.

Her casus ve sızıntı gibi onların da kendilerini tanıtacak parolaları vardı. Bilinçli olarak dramatize edilen tutuklamalarda kahraman edasıyla poz verirken emniyette ya da savcılıkta parolaları ağızlarından düşüverdi: “Askerler bana işkence yaptı.”, “Ben zaten darbeye karşıydım.”, “Eskiden solcuydum. Vb.”

Bu cümleler hem casusların hem de devşirilmeyi kabul edenlerin ortak parolasıydı sanki. Bu cümleleri kurduktan birkaç ay sonra sessiz sedasız tahliye edildiler.

KKTC’de 3 sabıkası bulunan Noel Baba’nın cini Muammer KARABULUT da sözde barış köyü projesi için “CHP darbecidir.” diye dilekçe verirken iktidara yanaştığı gibi içeri alınırken de FETÖ’ye sinyal çakmıştı.  

Emniyet ifadesinde, 1980’de solcularla birlikte gözaltına alındığını ve askeri sıkıyönetim zamanında Mamak cezaevinde kaldığını iddia etti. (17 gün!)

Noel Babacılarla ilgili yazıları takip edenler, diyalog konusunda FETÖ’ye atıf yaptığımızı hatırlayacaklardır. Bu, öyle basit bir atıf değildir ya da iki farklı diyalogçunun birbirine benzetilmesi değildir.

Noel Baba, özbeöz FETÖ imalatıdır!

Nasıl olduğunu kendi belgeleri ve sözleriyle anlatayım size.

KARABULUT, emniyet ifadesinde, Noel Baba Barış Konseyi Derneğini 1996 yılında Cengiz ÇANDAR, İsak ALEVA, Niyazi ÖKTEM, Ahmet MUMCU ile birlikte kurduğunu açıkça söyledi.

“Yetmez ama evet”in mimarı Cengiz ÇANDARı zaten tanıyorsunuz. Tuncay GÜNEYden bile önce “Türkiye ya büyüyecek ya küçülecek” diye yazan, 15 Temmuz’da FETÖ’yü aklamak için darbe girişiminin devlet içinden planladığını öne süren sözde yazardır. ABD ve CIA’yla olan ilişkilerini anlatmaya gerek bile yok.

Noel Babacı cinler sözüm ona Tanrıya ve paraya dayanan küresel güçlerle mücadele ediyorlardı, değil mi?

Yerseniz!

Ancak buradaki asıl isim Niyazi ÖKTEM’dir.

ÖKTEM, bilhassa FETÖ’nün dinlerarası diyalog projesi için kitaplar yazmış etkin bir FETÖ’cüdür.

İnanç Sarmalında Batı Dünyası ve Karşılaştırmalı Gülen Hareketi” isimli kitabının tanıtım yazısında aynen şu ifadeler yer alıyor:

“Opus Dei gibi Gülen Cemaati de inanç boyutunun geliştirdiği bir baskı grubu, bir tür sivil toplum kuruluşudur. Güçlenmiş ve globalleşmiştir. Mensupları arasında genelde hizmet bilinci yaygındır. Ancak, belli bir dönemde menfaat güdüsüyle cemaate yaklaşanlar, sıkıştıkları zaman saf değiştirebilirler. Bu tür saf değiştirmelere sadece Gülen Cemaati’nde değil başka yerlerde de tanık olmaktayız.”

(Şimdi Opus Dei hakkında çok kısa bir hatırlatma yaparak geçeceğim. Bu karanlık örgütün vazgeçilmez tek ilkesi “kaostan düzen yarat”tır. Yani ÖKTEM’in dediği gibi hizmet, din, iman, yardım falan filan değildir.)

ÖKTEMe göre Türkiye “açık toplum”, “şeffaf devlet”, “çoğulcu demokrasi”, “karşılıklı saygı ruhuyla”, barış içinde bir arada yaşamalıdır.

Açık toplum, şeffaf devlet, çoğulcu demokrasi… Burada sizinde burnumuza bir Soros kokusu geliyor mu?

ÖKTEMin bir diğer kitabı “Çağımız Hristiyan – Müslüman Diyalog Önderleri” isimli kitabı da hayli bombadır. KARABULUT gibi cinlerin sözde barış çağrısına kaynak olan kitapta çağımızın diyalog önderleri olarak ele alınanlardan iki tanıdık isim: Fetullah GÜLEN ve Said-i Nursi!

ÖKTEMin bir diğer kitabı da “Diyalog Yazıları”dır. Buradan bir şeyler yazmaya gerek yok. Sanki iyi bir halt etmiş gibi utanmadan CIA projesi bir kavrama dair yazılarını bir araya getirmiş ve yayınlamış.

Evet…

Şimdi KARABULUTun adını tekrar Ergenekonla, Muzaffer TEKİNle, ulusalcılarla yan yana anmaya çalışın bakalım.

Mutlaka bir mide kasıntısı hissedersiniz.

KARABULUT gibiler Ergenekondan önce ve sonra iki görev gördüler:

1- Koçbaşları; ulusalcı, Kemalist, milliyetçi; sivil, asker; yazar, akademisyen… birçok kişiyi toplumun ruhunu okşayacak çeşitli uç söylemlerle öne çıkardılar. Onlarla fotoğraf çektirdiler. Onlarla yayınlara çıktılar ve onların yanındayken bağırıp çağırarak hizmet ettikleri veya yanaşmak istedikleri cephelerden görünecek aret fişekleri attılar.

Sonuç ne mi oldu? Muzaffer TEKİN 2014 yılına kadar hastalığı yüzünden acılar içinde hücrede yastığını ısırırken KARABULUT kısa bir süre yattıktan sonra tahliye oldu!

2- CIA ve MOSSAD gibi istihbarat servislerinin sadık hizmetkarı FETÖ bu koçbaşlarını alıp Ergenekondan sonra bir nevi kanaat önderi yapmaya çalıştı. Bu şahısların birçoğu -örneğin bal porsuğuErgenekon mağduru gibi davranarak, Ergenekonda korkusuzca savaşanların karakterini kopyalayarak insanların duygularına oynadılar.

Ancak uydurulmuş maske olsa dahi KARABULUTa mağdur maskesi uymuyorsa diğer koçbaşlarına da öyle uymuyor. Yani görmek isteyene maskenin ardındaki gerçek nal gibi sırıtıyor.

Bu yazıları okumadan önce birileri kulağınıza dinci Abdurrahman DİLİPAK, Cengiz ÇANDAR, Niyazi ÖKTEM gibileri ve Türk Ortodoks Patrikanesi Basın Sözcüsü Sevgi ERENEROLun, diyalog çatısı altında KARABULUTun sözde vakfında kurucu ve yöneticiler arasında birlikte yer alıdığını fısıldasa inanmazdınız, değil mi? 

İşte tam bu noktada sinsice kurumsallaşmış kötülüğe geliyoruz!

Aklımızı zorlayan bu bilgiler okuyanlara fazla gelebilir; okuyanları üzebilir. Aslında içinde bulunduğumuz durumu çok iyi özetleyen ve gözünüzü açacak, sizi rahatlatacak bir film repliğiyle devam etmek istiyorum.

Johnny Depp’in başrolünde oynadığı “Sleepy Hollow” filminde şöyle bir replik vardır: “Zor dünyanın zor dersi… Sen de öğrensen iyi edersin. Kötülük pek çok maske giyebilir. Hiçbiri iyilik maskesi kadar tehlikeli değildir.

Şimdi tekrar konumuza dönelim ve devam edelim.

Kemalizm ancak cesur ve temiz bir yürekte, açık ve işleyen bir akılda yaşar.

Yüreği ancak para, mal mülk, ün, makam sesiyle çarpan, aklında yalnızca zenginlik  hırsı yaşayan, güce tapan kimselerin en sinsi taktiği, maske giyerek kalabalıkların arasına karışmaktır.

Böylece malvarlıklarını koruyacaklardır.

Bilirsiniz ki Mustafa Kemale açıktan veya gizli düşman olan herkesin bir kuyruk acısı vardır.

Kimisi padişahlara kul olmak varken vatandaş olmaya tepkilidir. Kimisinde ise eskisi gibi rahat din tüccarlığı yapamayacak olmanın acısı vardır.

Bilirsiniz, mesela Fener Rum Kilisesinin “Burada bir Türk asılıncaya kadar…” dedikleri ve açılmayacağı iddia edilen kin kapısı vardır.

Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi ERENEROL, mübadele konusunu kendisine kin kapısı mı yapmıştır vebu söylemler üstünden Mustafa Kemal’e sinsice saldırmak veya saldırı alanı açmak için mi “Mustafa Kemal’in mübadele kararının yanlış olduğunu ve Türklerin Yunanistan’a gönderildiğini” iddia ediyor?

Oysaki Yunanistan’a gönderilenler Bizans’tan kalan Rumlardır ve karşılığında Türkler oradan alınarak vatanımıza getirilmiştir.

Papa Eftim ve ailesi için, Büyük Millet Meclisi tarafından çıkartılan özel bir yasa ile Türk topraklarında kalmaları sağlanmıştır. Kısacası mübadeleyi dinsel bir durum gibi propaganda malzemesi ederek sinsi bir kin mi besleniyor veya gizlenmek istenen başka bir şey yoksa bu ne anlama geliyor?

Akıl süzgecinizden bir geçirin bakalım ve şu soruyu sorun; Yunanistan sadece Hristiyan diye Türkiye’den gönderilen Türkleri mi yoksa Ayasofya’da ibadet yapamayacak olan Bizans’ın Rumlarını mı kendi ülkesine aldı?

Bu topraklarda Türk’ü uyandıran, kulluktan çıkarıp vatandaş yapan, emperyalizme en büyük darbeyi Türk adında devlet kurarak vuran, Türk’ü hayata döndüren adamdır Mustafa Kemal!

Türklük şuurunu layığıyla yaşayan ve “Ya istiklal ya ölüm!” emrini tereddütsüz yerine getiren her Türk, o gün de bugün de Ebedi Başkomutan “Git!” diye emir verse cehenneme gider!

Ama gel gelelim Mustafa Kemal, Türk’ü cehennemden çıkaran adamdır!

Ona “Türk’ü gönderdi, Türk olmayanları aldı.” kabilinden türlü iftira atanları biz siyasal İslamcı iltisaklı bilirdik.

Meğer dincinin her türlüsü, Türk’ün Mustafa Kemaline sinsice düşmanmış.

Gerçeklerin önünde sonunda ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.

Gün gelir mübadeleden yırtanlar, yarın nereyi vatan biliyorlarsa oraya kaçarlar.

Son söz:

Bulunduğun yeri cennet edemiyorsan kaçtığın her yer cehennemdir!

NOT: Vereceğim adresteki üyeler listesini bir inceleyin bakalım: https://www.stcpc.org/uyeler-asya/

NOT: Bir sonraki yazımızda şaşıracağınız fotoğraf ve belgeler geliyor.