İsveç’in NATO üyeliğini onaylamayan iki ülke vardı. Bu ülkelerden biri Türkiye, diğeri Macaristan’dı. Türkiye, İsveç’in NATO üyeliğini TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı oylamayla kabul etti. Macaristan’da ise Orban, en kısa zamanda parlamentonun üyeliğe onay vereceğini açıkladı.

Yine zamanı geri saralım.

SSCB 1949’da kurulan NATO’ya 1954’te Varşova Paktı’yla karşılık verdi. 8 ülkenin katıldığı Varşova Paktı askeri ve siyasi bir birlikti. SSCB, imparatorluklar mezarlığı Afganistan’da toprağa verilirken Varşova Paktı da Baba Bush’un verdiği sözler karşılığında sona erdi.

Verilen söz ise şuydu: Gorbaçov, SSCB’yi hayata döndürmek için “açıklık ve yeniden inşa” (glasnost ve perestroyka) politikalarını uygulayacaktı. Buna karşılık ABD, NATO’yu Rusya’nın güvenliğini tehdit edecek bir mesafeye yaklaştırmayacaktı.

Hayata döndürmek denen şey de ABD öncülüğündeki kapitalist sisteme uyum sağlamaktan başka bir şey değildi.

İki büyük devletten biri diğerine söz veriyor, diğeri verilen sözü yazılı bir anlaşmaya çevirmiyor. Küçük gibi görünen ihmaller herkes için arıza çıkarır.

ABD neoconların güdümünde olduğu müddetçe asla sözünü tutmadı. SSCB dağıldı, başta Rusya olmak üzere eski Sovyet ülkeleri hayata dönme noktasında başarısız olunca kapitalist dünyaya adeta birer zombi gibi uyandılar. Uzun süre Sovyet ideolojisiyle yaşayan ve dünyanın Doğu Bloku’nda yer alan ülkeler kelimenin tam anlamıyla afalladılar.

Birkaç kez yazdığım gibi bir devletin yaşayacağı en onursuz, en acınacak günleri yaşadılar. Yahudi kökenli oligarklar eski SSCB’yi idarelerine alırlarken Aslan Usoyan (Ded Hasan) gibi bölücü terör örgütüyle ilişkili mafya liderleri de yeraltı dünyasını ele geçirdiler. Türk cumhuriyetlerinde eskisi kadar olmasa da bugün de devam eden akrabalık, oymak ve mafya etkisi aldı başını gitti.

ABD’li stratejist Mackinder’ın “Heartland” (Kalpgah veya Candamarı) olarak adlandırdığı Avrasya, dünyanın kalbiydi ve ona hâkim olan dünya adasına, dünya adasına hâkim olan da dünyaya hâkim olacaktı. Henry Kissinger, Zbigniew Brzezinski gibi ABD derin devletinin önde gelen diplomat ve stratejistleri bu anlayışa aynen bağlı kaldılar.

Ama Mackinder’ın teorisinden tavizler vererek bunu yaptılar.

Brzezinski’nin açıkça “Birbirleriyle iş birliği engellenmeli.” diye yazdığı Doğu Avrupa ülkeleri arasında sürekli olarak kaos çıkarıldı. Bu kışkırtılan ülkelere Türkiye de dahildir. Suriye; Türkiye ve Rusya’nın sahada kapıştırılmak istendiği yerlerin başında geldi. Küçük enişte Ahmet Davutoğlu döneminde Şam’da Emevi Camisinde namaz kılmak hayaliyle yanıp tutuşan takkeli neoliberaller, Halep’ten girip Kremlin’den çıkabileceklerini zannedecek kadar cahildiler.

Sırtı sıvazlı Davutoğlu gibi siyasetçiler yanağa da bir şefkat tokadı yiyince bu gerçeği öğrendiler.

SSCB’yle imzalanan ve özellikle nükleer silahları kontrol altına alan anlaşmalardan 2001’de çekilen Amerikalı neoconlar Avrupa’yı bir füze üssü hâline getirdiler. Rusya’ya verilen söze rağmen ateşle oynamaya devam ederek NATO’yu adım adım Doğu Avrupa’ya yani Kalpgah’a getirdiler.

Kalpgah’ı fethetmek isteyenlerin hayalindeki “Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi”, bir “ABD İmparatorluğu” hayaline dayanır. Bugüne kadar ABD’nin resmi olmayan bir imparatorluk olup olmadığı tartışıladursun Brzezinski, Kagan ailesi, Robert Kagan’ın dişi Hitler diyebileceğimiz eşi Victoria Nuland ve daha niceleri gerçek bir imparatorluğu Neocon-Siyonist eliyle inşa etmeye çalışıyor.

Nuland, “Ukrayna’daki savaş ne pahasına olursa olsun devam etmeli.” demekten de “AB’nin canı cehenneme!” demekten de çekinmedi. Basın ve medya benim güdümümde olsa ben de böyle rahat konuşur, böyle şeytanca işler yapardım.

Nuland’ın Ukrayna’daki devrimde ve Rusya-Ukrayna arasındaki savaşta emekleri çoktur. Bu emekleri yıkacak herhangi bir şeyin karşısında olacağı tartışmasızdır.

Bu arada birkaç gün önce Rusya’ya ait İl-76 tipi uçak Rusya’ya ait Belgorod bölgesine düştü. Uçakta bulunan 74 kişinin tamamı öldü. 74 kişinin 65’i ise takas için götürülen Ukraynalı askerlerdi!

Zelenski en az Nuland kadar rahat bir şekilde Rusya’yı suçlasa da Harkiv’den atılan füzelerden birinin uçağa isabet ettiği anlaşıldı.

Ne zaman ABD’nin menfaatine aykırı uçaklar uçsa hepsi de anlaşılmaz nedenlerle düşer. Eşref Bitlis’in ruhu şad olsun.

Birçok kez yazdığım için sıkılmış olabilirsiniz ama yazmak zorundayım: Brzezinski’nin “tebaa” olarak bahsettiği Batı Avrupalılar bu bakış açısından ne kadar rahatsız olsalar da askeri açıdan NATO olmadan Rusya’yla rekabet etmeleri mümkün değil. Tarihe bakacak olursak geçmişte de bugün de bir Rusya korkusunun Batı Avrupa’da yaşadığını görürüz.

ABD bunu kullanarak hem para kazanıyor hem kendisine karşı kımıldanan Batı Avrupa ülkelerini kucağına alıyor hem de Rusya’yı olası bir Çin savaşından önce indirebildiği kadar sahaya indiriyor.

Maalesef oynanan sayısız tehlikeli oyun var. Bunlardan birisi nükleer savaş konusudur. Daha önce yazdığım gibi 2024’te nükleer savaş, salgın vb. konularda bolca film izleyecek, bolca bilgisayar oyunu oynayacağız. Zihinlerimizde yaratılan sanal dünyanın rengi distopik bir havaya bürünecek. Nazizm, uyuşturucu bağımlılığı, toplumun psikolojisini bozan cinayetler, LGBT üzerinden pedofiliyi meşrulaştırma vb. girişimler artış gösterecektir.

Bu arada ABD’nin zenci savunma bakanı, İngilizlerin Hintli başbakanı, Arjantin’in Yahudi yancısı başkanı, Ukrayna’nın Yahudi Zelenski’si tesadüfen bu görevlere gelmiş değildir. Her biri, kendini dünyaya medeniyet getiren hayali ırk Aryanların (gerçekte dini bir cemaatti) soyundan gelen şövalyeler gibi gören küresel aktörlerin şaklabanıdır. Her biri, Nazi zihniyetini kamufle eden cambazdan başka bir şey değildir.

Bunlar ancak büyük savaşların hazırlıklarıdır.

Çin’in ekonomide ABD’yi solladığı gibi askeri açıdan da sollamak üzere olması, Mackinder’ın denizlere hâkim olma konusundaki düşüncelerini ABD’den daha fazla uygulaması, buna karşılık ABD’nin giderek hantallaşan ve yozlaşan yapısı, mevcut hegemon devletin dünyayı kendisiyle birlikte hareket etmeye ya da kendisiyle birlikte batmaya zorlamasına yol açıyor.

Mesela Türkiye komşu bir devlete yaptırım uygulamadığı için müttefik bir devletten F-16 alamıyor!   

Tabii Sam Amca pek fırlamadır.

Hükümet yanlısı TV ve gazeteler “Kılıçdaroğlu İsveç’in NATO’ya girmesini sağlayacak!” diye haber yapmış olsalar da F-16 alacağız diye İsveç’in NATO’ya üyeliğinin kabulünü yine dünya liderliğine bağlayacaklardır.

Çünkü dün Gorbaçov’a söz veren, bugün Türkiye’ye söz veriyor. Üstelik sadece İsveç’in NATO üyeliğine onay almadılar. Hükümet yine hummalı bir özelleştirme faaliyetine girdi. Ukrayna’da bolca para kaybeden şirketleri başka ne kurtarabilirdi? Ekonomisi bitmiş bir ülkede bunun sorumlusu olarak da muhalefeti gösteren iktidar başka ne yapabilirdi?

Ah bu Kılıçdaroğlu!

İktidara gelemiyor ama memleketi yönetiyor!

Sam Amca ise girdiği her yerde oligarşi yaratmaya devam ediyor. Memlekette bu kadar kara para aklayan “hacı”nın olmasına şaşmamalı. Kıblesi Washington olanın beyninde tavaf ettiği tek yer de Sam Amca’nın sarayı oluyor çünkü.

Konuyu sonlandıralım.

İsveç ve Almanya’nın Rusya’yla savaşa hazırlanalım, şeklindeki beyanları ya da Baltık’ta gerçekleştirilecek tatbikatlar bazı şeylerin tersine döndüğünü gösteriyor. Soğuk Savaş boyunca nükleer silah ve füze alanında ilk vuruş için hazırlanan ABD, günümüzde bu ilk vuruş için Rusya’yı zorluyor.

Rusya bu ilk vuruşu yapabilir ama son aşamada buna mecbur kalırsa Neocon-Siyonist şeytan bizzat kendisi ilk vuruşu yapacaktır.

İlk vuruş kimden gelecek bilinmez ama küresel aktörler için küçük, insanlık için büyük bir vuruş olacağı kesindir.