Vatanı için savaşmak isteyen bir kimseye sorulması gereken ilk soru şu olmalıdır: Yok olmaya hazır mısın?

Her savaş yıkım getirir. Düşman sana ait olanları yıkmadan sen onları gözden çıkarmaya hazır mısın?

Bu yolda herkes şahsi çıkarları ya da ihtirasları için seni satabilir. Yalnız savaşmaya hazır mısın?

Milleti için mücadele eden insanların birçoğu yokluk içinde ölmüştür. Tesadüf mü?

Bu insanların birçoğu sarayların, köşklerin kalabalığında yalnız kalmıştır. Tesadüf mü?

Büyük işler, erdemle yücelen ruhların işidir. Bunun içindir ki eski bir Türk geleneği şöyledir: Tanrı, kut verdiğini tepesinden tutup göğe kaldırır. Onlar hem bu dünyada hem de ölümün dünyasında yücedirler.

Seneca, “Zenginlik bilgeye göre köle, budalaya göre efendidir.” der.

Tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunmak için mücadeleye girdiğini söyleyenler, tüyü bitmemiş yetimin geleceği üstüne villalar diktiler. Onlar, dünyanın hakikatini anladıklarını sanmışlardı. Kendilerini hak ettikleri şeyleri aldıkları yalanıyla avuttular.

Tüyü bitmemiş yetim, hep yetim kaldı.

“Nasılsa herkes yiyor, biraz da biz yiyelim” diye ahlâktan vazgeçenler, sayıları kalabalık diye kötülerden oldular.

Oysa sarayda imparatorun en yakınına kadar yükselen Seneca yine şöyle söylemişti: “Ne sayıları kalabalık diye kötülerden ol ne de sana benzemiyor diye birçoğuna düşman ol.”

Oysa sayıları kalabalık diye kötülerden olanlar, kendi insanlarını hakir gördüler.

Kucaktan kucağa koşan bir piç değil, karşılık beklemeden cepheden cepheye koşan bir hiç olmaya hazır mısın?

Tarihten Küçük Bir Not

Emir Timur’un veziri Emir Atlamış, Mısır’da üç yıl dilencilik yapmıştır.

Hayli de kazançlı çıkmıştır.

Geri döndüğünde bir dünya istihbarat raporunu Emir Timur’a sunmuştur çünkü…

Dilenciliğin tek makbulü budur.