Tek Kutuplu Dünya

Sovyetler Birliği’nin Afganistan bataklığına saplanması, sonu gelmekte olan büyük bir devletin idam fermanıdır. Çamura saplanan koca bir ordu saplandığı yerden çıkamamış, ABD parası ve mühimmatıyla savaşan Taliban tarafından mağlup edilmiştir. 1991 yılına gelindiğinde Sovyetler artık yoktur, Rusya da parçalanma sürecine girmiştir. Bu dönemde Amerika tek kutuplu dünyanın kutbu olmuştur. O dönem Çin bugünkü durumunda olmadığı için rakipsiz kalan ABD’nin ulusal güvenlik kurumlarında da hâliyle bir gevşeme meydana gelmiştir. Öyle ki ABD’li istihbaratçı Henry Crumpton, o dönemde Amerikalılar arasında istihbarat kuruluşlarının bütçesinin kısıtlanması hatta neredeyse istihbaratın lağvedilmesi üzerine tartışmalar olduğunu ifade eder.

ABD ve Dünya İçin Birkaç Kırılma Noktası

21. yy. başlarında İkiz Kuleler ve Pentagon’a yapılan intihar saldırılarıyla dünya yeni bir döneme girmiştir. Saldırılardan sonra ilk hedef Afganistan ve Irak olmuştur. Bir zamanlar Sovyetlere karşı para ve mühimmatla beslenen “mücahitler”, ABD’nin yeni hedefi olmuştur. Önce Afganistan, ardından Irak işgal edilmiştir. ABD açısından her iki işgal de tam bir fiyaskodur. Tek kutuplu dünyada imparatorluk hayaliyle yanıp tutuşan birtakım Amerikalı stratejistler, çok kutuplu dünyanın önünü açmışlardır. Afganistan’da Taliban giderek güçlenmiş, nihayet yıllar sonra ABD burayı terk etmiştir. Diğer yandan Irak’ın işgalinde sık kullanılan kimyasal silah argümanları boşa çıkmış, birçok Amerikan askeri ve Iraklı sivil canından olmuştur. Üstelik Irak’ın zayıflaması İran’ın bölgede etkinliğini artırmasına yol açmıştır. Demokrasiyle tanıştırılmak istenen Irak belki de ebediyen istikrarını kaybetmiştir. Toprak bütünlüğü daima tehlikededir.

Türkiye İçin Birkaç Kırılma Noktası

90’lı yıllar ve 2000’li yılların başları Türkiye için kırılma noktalarıdır. Tek kutuplu dünyanın hâkimi ABD elbette Türkiye’ye de rol biçmeye kalkmıştır. Türkiye’nin ulus devlet yapısı daima ABD’nin hedefindedir. Esasında siyasetçiler üstünde etki bırakan veya onları doğrudan kontrol eden bu emperyalist devlet, Türk Silahlı Kuvvetleri üstünde aynı etkiyi sağlayamamış, onu Irak’ta, Suriye’de yaptığı işgallerde yanına çekemediği gibi Türkiye’nin iç yapısının değiştirilmesine de ikna edememiştir. Laikliğin ve ulus devletin teminatı olan TSK, ABD merkezli askerî casusluk operasyonuyla çökertilmeye çalışılmıştır. Bu askerî casusluk operasyonlarının adı “Ergenekon” ve “Balyoz” konulmuştur.

Belki ABD’nin yaşadığı en büyük hayal kırıklığı yine Türkiye’dir. Ülkemizdeki diplomatlarının cebine 400 milyon dolar para koyup kumpas davalarını organize etmiş, neredeyse bütün medya ve basını yanına çekmiş, büyük bir psikolojik harekât uygulamış ama bütün hamleleri boşa çıkmıştır. Kendini “ılımlı İslamcı” olarak nitelendiren bir iktidarın döneminde “camiler bombalanacaktı” diye manşet atan gazeteler toplum tarafından dışlanmış, geniş kesimlerin muhafeletiyle karşılaşmıştır. Amerika’nın bizzat organize ettiği FETÖ, 17-25 Aralık’ta siyasî ortağına dalaşınca işler hepten tersine gitmiştir. 15 Temmuz 2016 ise başka bir kırılma noktasıdır.

Ergenekon ve Balyoz’dan sonra TSK, Türkiye’nin her yanında baş gösteren terör saldırılarına karşı başarılı operasyonlar icra etmiş, açılım sürecinde palazlanan terör örgütüne ve onun arkasındaki güçlere çok ağır darbe vurmuştur. 15 Temmuz’dan 1 ay sonra Suriye’de Amerika’nın milis güçleri durumunda olan YPG’yi imha etmek, Türkiye’nin bir kısmını da kapsayan sözde Kürdistan planlarını tarihe karıştırmak için Suriye’ye girmiştir. Türk ordusunun tüm bu girişimleri bile Amerika’nın ve onun yerli iş birlikçilerinin neden ordumuza düşman olduklarını daha yi açıklamaktadır.

Türk ordusunu dönüştürmek, gerekirse lağvederek Amerikan güdümünde ılımlı İslam ordusu kurmak isteyen ABD, bu konuda başarısız oldukça dış politikada daha fazla Türkiye’nin aleyhine konumlanmaya başlamıştır. ABD’nin Ege ve Doğu Akdeniz’de attığı her adım, Suriye ve Irak’taki her politikası Türkiye’nin aleyhinedir ve ülkemizi kuşatma amacı güder. Silahsız olması gereken Ege’deki adaları Yunanistan lehine silahlandıran ABD, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki savaşta da tarafını Ermenilerden yana seçmiştir.   

Rusya-Ukrayna Savaşı

Rusya-Ukrayna savaşında iki ülke ağır yaralanmıştır. Savaşı kaşıyanın ve sürdürmek isteyenin ABD olduğuna şüphe yoktur. İlginç bir şekilde hem Rusya hem de Ukrayna’da “  Nazi” ideolojisine bağlı askerî birlikler veya orduya bağlanmış paramiliter güçler öne çıkmıştır. Bu güçlerin öne çıkması savaşın sürdürülmesinin kolaylaşması demektir.

Savaş sürdükçe ne oluyor? Mesela Rusya, Avrupa’ya gazı kesince ABD çok daha yüksek fiyatlarla kaya gazını Avrupa ülkelerine getirip satıyor. Emekli Amiral Cem Gürdeniz’in ifade ettiği üzere şu anda kaya gazı Amerika’da patlama yapmış durumdadır. Gladio yapılanmasının gücü bakımından Amerika’nın daima yanında yer aldığını gördüğümüz İtalya’da ise Ukrayna’ya silah satan Leonardo grubu da AB’nin en büyük savunma şirketi durumuna gelmiştir. Ayrıca Rusya’nın nükleerle ilgili açıklamaları, okları Rusya-Ukrayna savaşına çekerken Amerika, İtalya’ya ilk F-35A sevkiyatını gerçekleştirmiştir ki bu uçağın mühimmatları nükleer bombalar olacaktır. Bir dikkat çekici nokta da şudur: İtalya’da da aşırı sağcı olarak nitelendirilen Meloni iktidara gelmiştir.

Rusya-Ukrayna savaşı, Rusya’yı ne kadar zayıflatırsa Amerika’nın Çin’le yapacağı olası sıcak savaş o kadar kolay olacaktır. Amerika, savaşacak insan gücü bakımından zayıf durumda olduğu için dünyanın her yerinde kendine müttefik kazanmaya çalışmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD güdümünde kurulan Avrupa Birliği’nin dağılma işaretleri verdiği bir dönemde Rusya ile Avrupa’yı karşı karşıya getirmekteki maksat Avrupa’nın ABD ile beraber Çin’e karşı hareket etmesini güvence altına almaktır.

Türkiye, Türk Dünyası ve Çok Kutuplu Dünya

Türkiye ve Türk dünyası için çok kutuplu dünya bir fırsattır. Biz bunun işaretlerini ilk olarak Karabağ’da almaktayız. Rusya, Ukrayna ile olan savaşından ötürü Orta Asya ve Ermeni meselesinde Türk dünyasının aleyhine tutum sergileyemiyor. Şahsi görüşüme göre Türk dünyasında yakın gelecekte öne çıkacak iki güç Türkiye ve Çin’dir. ABD, AB ve İran buralarda etkin olmaya çalışıyorsa da başarılı olamıyorlar.

Çin’in İpek Yolu projesinin artıları çoksa da dikkatli olmak gerekir. Çin devleti az gelişmiş ülkeleri para ve altyapı yatırımlarıyla kontrol altına almaya çalışıyor. Bunun en güzel örneği Sri Lanka’daki Hambantota Limanı’dır. Sri Lanka altından kalkamayacağı borç yükü altına sokulmuş, Hambantota’nın kontrolü Çin’de kalmıştır. Bu yüzden Türk cumhuriyetlerinin dikkatli olması şarttır.

Zengezur Koridoru, Hazar geçişli ulaşım projeleri açısından bakarsak Türk cumhuriyetleri için istikrarlı bir dönem yakındır, diyebiliriz. Tabii bu süreçte olumsuz olaylar da meydana gelecektir. Örneğin, Kırgızistan-Özbekistan arasındaki toprak alışverişi ve bu konudaki sorunların çözümü nasıl olumluysa bölgede istikrar istemeyenlerin kışkırttığı Kırgızistan-Tacikistan çatışmaları da o kadar olumsuzdur. Kazakistan’ın uluslararası gözlemcileri davet ederek seçime gidecek olması da iç istikrar açısından çok önemlidir.  

27 Ocak 2022’de Kırgızistan, Özbekistan ve Kazakistan’da aynı anda elektrik kesintisi meydana gelmiştir. Bu elektrik kesintisi 1 gün kadar sürerken bazı yerlerde elektriğin gelmesi daha uzun sürmüştür. Üç ülkenin yetkilileri bir yandan birbirlerini suçlarken diğer yandan Sovyet döneminden kalma eskimiş ortak elektrik üretim merkezine değinmişlerdir. Böyle bir sıkıntı çok büyük güvenlik zaafiyetleri doğurabilir. Üç ülkede birden elektriğin kesilebilmesi, bu ülkelerin aynı anda askerî harekâta maruz kalabilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla altyapı projeleri ve bu projelerin millîlik düzeyi büyük önem arz etmektedir. Rüşvet, yolsuzluk başta olmak üzere pek çok konunun üzerine gidilmeli, kirli ilişkilere sahip nüfuzlu deputantların etkisizleştirilmesi sağlanmalıdır. Aksi takdirde Türk cumhuriyetlerinin istikrarı iç isyanlarla, ihtilâllerle zarar görmeye devam edecektir.

Tüm bunların yanında Çin’in girdiği tüm topraklarda “Ben burada herkesten eskiyim” anlayışına dayalı uydurma tezleri vardır. Daha eski olduklarını iddia ettikleri toprakların büyük çoğunluğu Türklere aittir. Dolayısıyla Çin’in alacaklarını alamaması durumunda vb. durumlarda Türk cumhuriyetlerine askerî harekât düzenlemesi ihtimali her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Çin, uzak olmayan bir zamanda Tacikistan’dan alacaklarının bir kısmı karşılığında toprak almıştır.

KKTC’nin tanınması için doğru adımlar atılabilirse son gerilimlerden yine kârlı çıkılabilir. Kıbrıs’ta yapılan Türkiye karşıtı propagandanın dozu bir miktar artsa da Türkiye buradaki gücünü her zaman koruyacaktır.