Bir ülkenin gelişmesi için en çok neye ihtiyacı vardır? Kaliteli bir eğitim ve hukuk sistemine ihtiyacı vardır. Kaliteli eğitim ve hukuk sistemine sadece gelişmek için mi ihtiyaç vardır?

Hayır.

Bir ülkenin ekonomisinin kötüye gittiği, dış politikasının başarsızlığa uğradığı, mağlubiyet yaşadığı savaş zamanında kendisini toparlamasını sağlayacak olan yine kaliteli bir eğitim ve kaliteli bir hukuk sistemidir. İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelere bakalım. Bu ülkeler çok yakın zamanlı iki dünya savaşı yaşadı. Galip gelen de mağlup olan da büyük yıkıma uğradı. Kaliteli eğitim, kaliteli hukuk bu ülkelerin yardımına yetişti. Yeri geldi bu ülkelerin ekonomileri bozuldu ama eğitim sayesinde “yapıcı”, hukuk sayesinde “üretici” ve “kurucu” oldular.

Bir ülkede hukuk sistemi kalitesizse veya kanunlar insanlara eşit uygulanmıyorsa o ülkede çok derin bir karanlık vardır. Yine bir ülkede eğitim sistemi kalitesiz ve çürükse o ülkede bilen ve bilmeyen bağnazlar var demektir. Eğitimsizliğin doğurduğu bağnazlık, hukuksuzluğun doğurduğu karanlığın bekçisidir.

Ekonomi bozulabilir. Onu düze çıkarmak imkânsız değildir. Bunun için de ülkedeki siyasetçilerin, bürokratların aydın fikirli, üretken, anlayışlı, liyakata ve hukukun üstünlüğüne inanan kimseler olması gereklidir. Ne yazık ki bizim ülkemizde genele bakıldığında böyle bir siyasetçi ve bürokrat profili yoktur.

Her gün üzücü haberler alıyoruz.

İnsanlarımız intihar ediyorlar, ülkeden gidiyorlar, isyan ediyorlar, karamsarlık içerisinde yaşıyorlar. Bu, beceriksiz siyasetçilerin korkak bürokratlarla beraber oluşundan kaynaklıdır. Bu karanlığın bir sebebi daha vardır ki o da cehalet ve yoksulluk yaratarak hükmetme sevdasıdır.

“Beklenti” yaratmak, kitleleri itaat altına almanın en kolay yollarından biridir. Bu yol aynı zamanda en eski siyaset yollarından biridir. O yüzden eskiden beri pek çok inanç topluluğunda Mehdi, Moşiah, Mesih, Krishna vb. beklenenler ortaya çıkmıştır. İnsanlar pek bunları beklediklerini zannederken aslında bunları bekletenleri Mehdi veya Mesih yaptıklarını fark etmiyorlar.

Beklenti yaratmak sadece inanç üstünden olmaz. Mesela hırsızlara, mafyalara, çetelere yol verirseniz ve bunlara karşı mücadele eden güvenlik güçlerinin elini kolunu bağlarsanız o zaman asayiş bozulur. Asayişin bozulduğu bir toplumda huzur olmaz. Kalantör tipleri koruma altına alırsanız kanunun eşit uygulanması mümkün olmaz. Kanun eşit uygulanmayınca toplumda korku hâkim olur. Böylece otoriter bir yönetim beklentisi artar.

Otoriter yönetim kurma aşamasında ilk darbeyi “muhalefet” yer. Muhalefetin olmadığı yerde fikir yoktur. Dolayısıyla herkes aynıdır. Fikir yoksa kafa denen makineden bir şey çıkmıyor demektir. Makineden bir şey çıkmıyorsa makinenin sistemi yani beyin çalışmıyor demektir. İnsan beyni, insan olmayanlarla insan arasındaki belki en kritik farktır. Bu fark sayesinde özgür olduğunuzu unutursanız özgürlüğünüzü kaybedersiniz. Bu da demektir ki özgürlüğünü kaybetmiş bir kimse veya bir toplum ne yazık ki insan olamaz.

Bize ne yapmaya çalıştıklarını görüyor musunuz?

Mustafa Kemal, “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” demiştir. O, Türk’ün ruhunun beden bulduğu bir dehaydı. Özgürlüğe, bağımsızlığa boşuna önem vermemiştir zira hiçbir işi de boşuna değildir.

Türk ne kadar özgürse o kadar Türk’tür.

Bu yüzden Türk’e, Türk’ün ulus devletine, ulus devletin kurucusuna saldırıyorlar. Bu yüzden her türlü oyunu çeviriyorlar. Bu yüzden her türlü ahlâksız yollara başvuruyorlar. Karanlıktan beslenenler yalnızca karanlık kimselerdir. Ülkeye zarar veren karanlık kimselerin kimliği ise önemsizdir, onlar her zaman tehlikedirler ve yok edilmeleri gerekir. Bunun yolu ise şiddetten değil akıldan, bilgiden, vicdandan, adaletten geçer. Bunların yolundan ayrılmayanların zaferi ebedidir. Mustafa Kemal’in zaferi böyle bir zaferdi ve Türk’ün ulus devleti böyle bir temel üzerine kuruldu.

Zenginlerin fonuyla beslenen beslemelerin ezberinin aksine önümüzdeki yıllar ulus devletin yılları olacaktır. Dünyanın her yerinden gelişmeler buna işaret ediyor. Dünya savaşları sonunda düzeni kuranlar ulusçu değillerdi; bütün dünyada giderek büyüyen muhalif tepki de işte bu düzen kuruculara karşı olduğuna göre geldiğimiz noktada hemen her olay ulus devletlerin yükselişi gerçeğine işaret etmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlamlığını buradan anlayabilirsiniz. Cumhuriyetimizin vücudunda bir kanser hücresi gibi bulunan, ona aşılanmış bir zehir olarak varlığını sürdürenlere rağmen Mustafa Kemal’in devleti dimdik ayaktadır. Bu noktada eğitim sisteminin yüzeysel anlayıştan derine inmesi, cumhuriyetimizi ve her türlü millî değerlerimizi yüzeysellikten uzaklaşarak benimsetmesi çok önemlidir çünkü bu değerleri benimseyen nesiller Türkiye Cumhuriyeti’nin bekçisi olacaklardır. Ebedi Başkomutan’ın, “Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yüceltecek ve yaşatacak olanlar sizlersiniz” sözünü unutmayalım.

Gençlik “gelecek” demektir. Türk gençliği bu karanlığın üstüne güneş gibi doğacaktır.

Türk gençliği daima ümitli olacaktır.

Türk gençliği daima çalışkan olacaktır.

Türk gençliği, kendisine yapılan övgülere aşağılayıcı sözlerle yaklaşanları da layık olduğu karanlığa gömecektir.

Türk gençliği eğitimli, vicdanlı, kültür insanların yaşadığı ülke kuracaktır.

Türk gençliğinde bunları ve daha fazlasını yapacak güç, sorumluluk, azim vardır. Onun arkasında Mustafa Kemal vardır, Mustafa Kemal Atatürk’le bugüne gelen şanlı Türk mazisi vardır. Türk gençliğinde aydınlık bir gelecek vardır.

Hayatını bomboş geçirmiş ve bugün artık okumuş insanlara karşı duyduğu aşağılık kompleksiyle gençliğe kin ve intikam duygusuyla yaklaşır hâle gelmiş kimseler, Türk gençliğinin önünde duramazlar.

Kılıcın döktüğü kan bir gün mutlaka kurur ama mürekkebin yazdığı yazı temiz zihinler aracılığıyla nesiller boyu yaşar. Bu yüzden karanlık, aydınlığa karşı mutlaka kaybedecektir.