Ağaçta Yetişen (!) Milletler

Sosyal bilimlere ait alanlarda çalışan bilim insanlarının pek azı bir fikre ve duyguya bağlı kalmadan hareket eder. Kimi fikriyatını, duygusunu terimlerle süslü çalışmaların arkasına saklar. Kimi açıkça hamasî şeyler yazar ama bir şekilde ünvan elde etmiştir; ünvanı onu ne kadar yüceltiyorsa o da o kadar insana tepeden bakacaktır. Sonuçta her iki türlüsü de ahkâm kesmeyi, kestirip atmayı, sansürlemeyi, yok saymayı, aşağılamayı sever. Gerçek şudur: Ünvan, fikri ve duyguyu maskeler. Fikir ve duygu ise zayıf insanların özlerini gizlemek için arkasına sığındıkları maskelerdir. Asıl hedef olabildiğince yükselmek, tanrılaşmaktır. Tanrı olunca ne mi oluyor? Mesela, bir hoca, bir öğrencisine “Bizim zamanımızda bize çok yaptılar” diyerek psikolojik baskı uygulayabilir. İşte zayıf bir insanlığın tanrılığı bu kadardır.

Konumuz bu değil.

Konumuz, sözde tanrıların alimliğinin beş para etmediğidir. Tanrılıklarındaki “sözdelik”, gerçeğin gizlenmesine dayanır. Gerçeği ise pek az kimse bilir. Çoğu insan nefsinin tapıcısıdır. İşlenmemiş bilgilerin sonucudur bu. İşlenmemiş bilgi kontrolsüzlük yaratır. Kontrolsüzlük, yoldan çıkarır. Yoldan çıkan “oldum” sanır. Olmuştur ama ne olmuştur? Melek mi? Şeytan mı?

Bilim dünyasındaki şeytanlar insanın aklına daima Türk düşmanlığını aşılarlar. Her zaman yalan üstüne yalan söylenir; Türklere dair gerçeklerin üstü örtülür. “Yok saymak” ve “yok etmek” aynı şey sanılır. Hele bir de Türklerin arasından birilerini şeytanlaştırdı mı… İşte o zaman şeytanların keyfine diyecek yoktur.

Bizi sözde bilim tezleriyle yurtsuzlaştırmak istediklerinin, Türklüğü inkâr ettiklerinin kaç kişi farkındadır?

Bilim, sanat, kültür, düşünce dünyasının bilimsiz, sanatsız, kültürsüz, fikirsiz insanları her zaman şeytanlara yaranmak, onları memnun etmek istedikleri için Türk toplumunun önünde sanal bir dünya vardır. Türk’ün önüne konan tarih de sanallığın bir parçası, biraz da kaynağıdır.

Bakın… Türkiye’ye sonradan geldiğimizi, Kafkasya’ya gitmemiz gerektiğini söylerler. Kafkasya’ya gideriz, aynı şeyi burası için söylerler. “Gidin Orta Asya’ya” derler, orası için de aynı şey söylenir sonra: “Sizden önce burada başka medeniyetler vardı, siz onların üstüne kondunuz. Buradan da gidin.” Sibirya’ya, Çin’e gidersiniz ve yine aynı şeyi buralar için de söylerler. Aslında olan şey Türklüğün inkârı ve bu yolla olabilecek en sinsi şekilde Türk’ü yok etmektir.

Türk’ten başka her millet ağaçta yetişiyor gibi… Sanki Kürtler topraktan, Rumlar denizden, Ermeniler gökyüzünden, Yunanlılar taştan fırlamış gibi… Onlar, her zaman yaşadıkları topraklarda olmuşlardır. Dersim, Amed Kürtçe değildir ama yoğun psikolojik harp uygulanarak öyleymiş gibi yansıtılmıştır. Amed, Dersim adlarını sahiplenirsen ne âlâ, oranın ezelî ve ebedî sahibi sen olursun.

Güzel, pratik, kolay yol…

İşte şeytanların yarattığı sanal dünyanın küçük bir kısmı budur. Bütün bu şeytanlara hak ettikleri cevabı zamanı geldiğince vereceğim. Atamın demiri dövdüğü gibi fikir silahını dövüp zihin Ergenekon’undan çıkacağım.